Ak Parti Genişletilmiş İl Başkanları Toplantısında Yaptıkları Konuşma

05.09.2019

Kıymetli İl Başkanları,

Değerli İl Genel Meclis ve İl Belediye Başkanlarımız,

Sevgili Yol ve Dava Arkadaşlarım,

Sizleri en kalbi duygularımla, hasretle, muhabbetle selamlıyorum.  Toplantımızın ülkemiz, milletimiz, demokrasimiz için hayırlara vesile olmasını Rabbimden niyaz ediyorum.

Son toplantımızdan bu yana her alanda yoğun çalışmalar içerisinde olduk. Milli Güvenlik Kurulu, Yüksek Askeri Şûra, Kabine toplantılarına başkanlık ettik. Jandarma ve Sahil Güvenlik Akademisiyle Harp Okullarımızın mezuniyet törenlerine, adli yıl açılışına, 26 Ağustos ve 30 Ağustos zaferlerimizin kutlama törenlerine, çeşitli ödül ve açılış törenlerine bu arada katıldık.

Bursa, Artvin-Yusufeli, Rize, Trabzon, Muş, Malazgirt, Bitlis-Ahlat, Konya ve dün Sivas şehirlerimizde vatandaşlarımızla buluştuk, kucaklaştık. Buralarda hem milletimizle ve teşkilatlarımızla biraraya geldik, hem de tamamlanan yatırımların açılışlarını gerçekleştirip devam eden projelerle ilgili bilgiler aldık. Merkez Karar ve Yönetim Kurulu ve Merkez Yürütme Kurulu toplantılarında partimizin gündemindeki konuları arkadaşlarımızla istişare ettik.

Partimizin 18. kuruluş yıl dönümünde geçmişten bugüne bir muhasebe yapma imkanı bulduk. Cumhurbaşkanı olarak uluslararası ilişkilerimizle ilgili görevlerimizi de kesintisiz bir şekilde sürdürdük. Bu çerçevede Ukrayna Cumhurbaşkanını ülkemizde misafir ettik. Güven mektubu törenleri vesilesiyle çok sayıda büyükelçiyi, Malezya Başbakanını, Özbekistan Dışişleri Bakanını, FIFA ve UEFA başkanlarını, Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti Başbakanı’nı, Çekya Başbakan’ını kabul ettik.

Bayramlaşma için çok sayıda liderle telefon görüşmeleri gerçekleştirdik. Rusya Federasyonu ve Amerika Birleşik Devletleri başkanlarıyla gündemlerimizdeki konularla ilgili çok önemli telefon görüşmelerimiz oldu. Ayrıca, Rusya’daki Havacılık Fuarı’nın açılışına da katılarak, bu ülkenin geliştirdiği önemli savunma sanayi ürünlerini yerinde inceleme imkânı bulduk.

Bunların dışında da ülke ve millet meseleleriyle ilgili kamuoyuna yansıyan veya yansımayan pek çok kabulümüz, toplantımız, görüşmemiz oldu.

Türkiye’nin büyümesi, güçlenmesi, her alanda hedeflerimize doğru ilerlemesi için gece-gündüz çalışıyoruz. Milletimizden aldığımız güçle, teşkilatlarımızın desteğiyle, dostlarımızın hayır duasıyla durmak yok, yola devam, diyerek mücadeleyi sürdürüyoruz. Sizlerin de kendi illerinizde ve görev alanlarınızda benzer bir mücadelenin içinde olduğunuza inanıyorum. Buradaki her bir arkadaşımın en büyük meselesi, sorumluluğunu üstlendiğimiz kutlu davaya hizmet etmek, şahsiyetimizle, siyasetimizle, duruşumuzla, icraatımızla milletimizin gönlünü kazanmaktır. Herhangi bir arkadaşımız kendi özel işi ve ilişkileri dair şayet herhangi bir konuyu davasına, hizmetin önüne koyuyorsa üstlendiği görevin hakkını veremiyor demektir. İstisnasız her birimiz önce ülkem, önce milletime hizmet, önce partim, diyerek işlerimize dört elle sarılmak mecburiyetindeyiz. Aksi halde sadece milletimize mahcup olmakla kalmaz, aynı zamanda hizmetkarı olduğumuz kutlu davaya da zarar veririz. Allah göstermesin hiç kimsenin böyle bir vebalin altına bilerek ve isteyerek girebileceğine ihtimal vermiyorum. Her zaman söylediğimiz gibi, AK Parti milletimiz tarafından kurulmuş ve bugüne kadar da milletimizin desteği, duası sayesinde ayakta kalmış bir partidir. Bizim Rabbimizden başka yönelecek hiçbir mabudumuz, milletimizden başka yaslanacak hiçbir dayanağımız yoktur.

Mahallemizde, beldemizde, ilçemizde, ilimizde, ülke genelinde bu anlayışla hizmet eden dava adamlarının emeğini kibirleri boylarını aşanların kaprislerine feda etmedik, etmeyeceğiz. Hiçbir şehrimizin fitne fücur tacirlerine prim vermeyeceğine inanıyorum. Biz dedikodulara asla kulak asmadan kendi işimize bakacağız. Milletimiz bizden atalet değil, hizmet bekliyor. Hakk’ın ve halkın rızasını kazanacak işler yapmaya devam ettiğimiz sürece Allah’ın izniyle hiç kimse AK Parti’nin bileğini bükemez.

Değerli arkadaşlar,

Bilindiği gibi Merkez Karar ve Yönetim Kurulumuz 7. Olağan Büyük Kongre sürecimizin 7 Ekim tarihi itibariyle başlamasına karar vermiştir. Bu çerçevede üye listelerimizi güncelliyor, ölümler ve diğer sebeplerle kayıtları düşenleri belirliyoruz. Üye sayımızda yüzde 95’ten fazlası vefatlardan kaynaklanan yaklaşık 290 bin kişilik bir eksilme olduğunu gördük. Yeni üye kazandırma çalışması, AK Parti Teşkilatları için hiçbir zaman bitmeyecek daimi bir görevdir. İl, ilçe ve belde başkanlarımızın yeni üye kayıt işlemlerini aksatmadan sürdürmeleri önemlidir. Kongre hazırlıkları çerçevesinde delege listelerinin yenilenmesi, beldelerden başlayarak ilçe ve il kongrelerinin yapılması, bunlara paralel şekilde Kadın ve Gençlik Kollarımızın da kongrelerini gerçekleştirmesi gerekiyor.

Şu an itibariyle malum partimizin 10 milyonun üzerinde üyesi var. Ve böyle büyük bir üye kaydına mensup bir başka parti söz konusu değil. Tüm bu çalışmaların önümüzdeki Temmuz ayına kadar bitirilmesini hedefliyoruz. Ondan sonra da büyük kongre tarihimizi belirleyecek ve milletimizle paylaşacağız.

AK Parti’nin en büyük özelliği, sürekli kendini yenileme, tazeleme, büyütme, geliştirme kabiliyetine sahip olmasıdır. Her kongremizi, her milletvekili ve belediye başkanlığı seçimini, her görevlendirmeyi işte bu özelliğimizin yeni bir tezahürü olarak gerçekleştirdik. 7. Olağan Büyük Kongremize de aynı anlayışla gideceğiz. AK Parti ailesini daha da büyütecek, saflarımızı hem genişletecek, hem de daha da sıklaştıracağız. Kuruluşundan bugüne partimize hizmet etmiş hiçbir arkadaşımızı bu safın dışında bırakmayacak, ahde vefayı asla ihmal etmeyeceğiz.

Buna ilave olarak yeni isimlerle, yeni değerlerle, yeni hizmet erleriyle kadrolarımızı tahkim edeceğiz. Her şehrimizde oranın en itibarlı, en gayretli, en birikimli, en azimli, en dinamik isimlerini partimizin yönetim kademelerine kazandıracağız; beldede, ilçede, ilde ve Genel Merkezde. Gerek Genel Merkezimizin yapacağı çalışmalar, gerek teşkilatlarımızdan gelecek teklifler, gerekse diğer destekleyici faaliyetlerle bu isimleri bulup çıkartmakta kararlıyız. Ana Kademe, Kadın ve Gençlik Kolları olarak şehirlerimizde ne kadar güçlü olursak, seçim dönemlerinde o kadar başarılı oluruz. Milletvekillerimize buldukları her fırsatta seçim bölgelerine gitmeleri, teşkilatlarımızla birlikte milletimizle kucaklaşmaları konusunda gerekli talimatları verdik, veriyoruz. Aynı şekilde belediye başkanlarımıza milletimize sadece klasik belediyecilik hizmetleri vermekle yetinmemeli, her bir insanımızın gönlüne dokunacak çalışmalar yapmaları gerektiğini ifade ediyoruz.

Tüm bu çalışmaların ahenk içinde yürütülmesi sorumluluğu teşkilatlarımıza düşüyor, yani şu anda bu salonda bulunan tüm kardeşlerime. Teşkilatlarımız her zaman en önde olacak ki diğer kademelerdeki arkadaşlarımız onları takip edebilsin ve daha büyük bir şevkle, aşkla çalışabilsin. Eğer bir şehirde teşkilatımız aksarsa, tökezlerse, işini yapmazsa, Allah göstermesin diğer her kademe adeta çöker. Bunun için özellikle il başkanlarımızın tek önceliği ve mesaisinin parti olması gerektiğini söylüyorum. Şartları buna uymayan kişiler ya il başkanlığına talip olmayacak ya da tüm işlerini buna göre ayarlayacak. Bu işin başka yolu yok. Üstat ne diyor, Necip Fazıl:

“İnsandır sanıyordum mukaddes yüke hamal.

Hamallık ki, sonunda, ne rütbe var, ne de mal,

Yalnız acı bir lokma, zehirle pişmiş aştan;

Ve ayrılık, anneden, vatandan, arkadaştan.”

Evet, biz büyüklerimizden böyle gördük, kendimiz böyle çalıştık, sizlerden de aynı şekilde hareket etmenizi özellikle bekliyorum.

İşte bu anlayışla teşkilatlarımızda göreve getirilen Ömer’lere, Hatice’lere, Ali’lere ihtiyacımız var. Sizlerden partimizi ve temsilcisi olduğumuz davanın bayrağını en yukarıya taşıyacak isimlerle kongrelerimizi yeniden diriliş şölenlerine çevirmenizi istiyorum.

Değerli Kardeşlerim,

Partimizin bugün geldiği yeri ve geleceğini değerlendirirken son yıllarda yaşadığımız tarihi önemi haiz gelişmeleri asla göz ardı edemeyiz. Bu çerçevede özellikle 15 Temmuz özelinde önemle durmamız gereken bir milattır. 15 Temmuz kanlı darbe teşebbüsünün yaşandığı gece omuz omuza, gönül gönüle vererek darbeye direnen ülkemizdeki tüm kesimleri Türkiye ortak paydasında bir araya getirmek için çalıştık. Siyasi görüş ve meşrep farklılıklarına bakmadan terörle ve şiddetle arasına mesafe koyan herkesle iş birliği zeminimizi güçlendirmek istedik. Hatta millet ihanete direnirken darbecilerle anlaşıp tankların arasından kaçan CHP yönetimine bile el uzattık. 7 Ağustos’ta Yenikapı Meydanı’nda sergilediğimiz dayanışma tablosu bunun ilk adımını oluşturdu. Yenikapı’da muhalefeti ve iktidarıyla Türkiye olarak gerçekten tarihi bir dayanışma tablosu sergiledik. Tankların arasından kaçıp gidenleri de biz buraya davet ettik. Son ana kadar yine kaçıyordu, ama biz buna rağmen son anda geleceğini bildirmesi üzerine onu da kabul ettik. Biz ülkemizin birliği, beraberliği için elimizden geleni yapıyoruz. Sadece FETÖ ihanet çetesine değil, onların arkasındaki kirli ellere de orada çok anlamlı bir mesaj verdik. Ancak bizim iyi niyetli tüm çabalarımıza rağmen o tabloyu devam ettirmek mümkün olmadı. Yenikapı ruhuna ilk darbe kontrollü darbe söylemiyle bizzat CHP Genel Başkanı tarafından vuruldu. CHP FETÖ’nün tezlerini, FETÖ’cülerin argümanlarını sahiplenerek kısa sürede fabrika ayarlarına geri döndü. Bununla kalmayan CHP tarihimizin en büyük ihaneti karşısında anayasal çerçevede devreye aldığımız OHAL uygulamasına saldırdı. Daha pek çok söylemi ve eylemiyle bu parti ülkemiz için kritik bir dönemde FETÖ ile mücadeleyi zaafa uğratmaya çalıştı. 17-25 Aralık girişiminden bu yana CHP ve şürekasına maalesef terörle mücadelenin siyaset üstü bir konu olduğunu, ülkemiz ve milletimiz açısından bir beka meselesi olduğunu anlatamadık. Milli meselelerin günlük siyasetin tartışmalarına kurban edilmemesi gerektiğini bunlara bir türlü öğretemedik. Milletin safında yer almak varken, artık diyet borçlarından mı, siyaset hırslarından mı, basiretsizliklerinden mi bilmiyoruz, CHP ekibi hep milli irade düşmanlarıyla yol yürümeyi tercih etti. Bugün de aynı tavırlarını sürdürüyorlar. Geldiğimiz noktada CHP’nin FETÖ diye, bölücü terörle mücadele diye, egemenlik haklarımızı korumak diye bir derdinin olmadığı açıkça ortaya çıkmıştır. CHP’nin ilkesizliği, yalpalamaları, tutarsızlıkları, karşısında biz de AK Parti olarak, Milliyetçi Hareket Partisiyle Yenikapı’da başlattığımız iş birliğini yeni bir safhaya taşıdık.

Cumhur İttifakı 15 Temmuz direnişinin siyasi alana yansımasıdır. Cumhur İttifakı Yenikapı ruhunun çelikleşmiş halidir. Cumhur İttifakı milletimizin her bir ferdinin parçası olduğu 82 milyonluk büyük Türkiye ittifakının lokomotifidir. Cumhur İttifakı milli güvenliğimizin tahkimi yanında, Türkiye’nin demokratikleşmesi, Türk demokrasisine vurulan vesayet zincirlerinin kırılması yönünde de tarihi adımlar atmıştır. 16 Nisan halk oylamasında aziz milletimizin onayından geçen, 24 Haziran seçimlerinden sonra da tüm kurum ve kurallarıyla devreye giren cumhurbaşkanlığı hükümet sistemi bu adımlardan sadece bir tanesidir. Bu yeni yönetim sistemiyle milletimiz geleceği ve demokratik hakları adına büyük kazanım elde etmiştir. Siyasetin vesayet karşısında gücü artmış, bürokratik oligarşi ciddi oranda geriletilmiş, millet egemenliğinin önündeki birçok engel kaldırılmıştır. Cumhurbaşkanlığı hükümet sistemi 1961 ve 1982 darbe anayasalarıyla daraltılan siyasi alanı da genişletmiştir. Sivil siyasetin üzerinde yıllardır Demokles’in Kılıcı gibi duran yapılar kendi görev alanlarına çekilmiştir. Milletimizin beklentilerine maziden atiye giden tarihi yürüyüşüne en uygun yönetim modelini ülkemize kazandırdığımıza inanıyoruz. CHP’nin yeni sistemden hazımsızlık duymasının sebebi sistemin getirdiği işte bu büyük demokratik dönüşümdür. CHP ve şürekası imtiyazlarını kaybettikleri için bu kadar rahatsız oluyorlar. Ancak CHP ve ortakları içinde sindirse de, sindirmese de artık cumhurbaşkanlığı hükümet sisteminden geriye dönüş yoktur.

Milletimiz uzun mücadeleler sonucunda elde ettiği bu kazanımın elinden alınmasına hiçbir zaman müsaade etmeyecektir. Elbette her yenilikte olduğu gibi cumhurbaşkanlığı hükümet sisteminde de uygulamadan veya eski alışkanlıklardan kaynaklanan bazı eksiklikler olabilir. Cumhurbaşkanlığı bünyesinde yürüttüğümüz kapsamlı bir çalışmayla tüm eksiklikleri belirledik ve çözüm yollarını ortaya koyduk. Sorun alanlarının çoğunun sistemden değil, uygulamadan kaynaklandığını tespit ettiğimiz için işimizin nispeten kolay olduğunu görüyoruz. Bu sonuçları yakında milletimizle paylaşacağız, nereden nereye geldik bunu milletimizle paylaşacağız. Ardından da yürütmeye ilişkin kısımları Cumhurbaşkanlığı olarak biz, yasamaya ilişkin kısımları Meclis’imiz, siyasi alana dair kısımları da Genel Merkezimiz hayata geçirecek. Teşkilatlarımızdan da bu süreci yakından takip ederek milletimizle paylaşmalarını bekliyorum.

Kardeşlerim,

Türkiye’nin karşılaştığı her meselenin elbette ülkemize bir maliyeti var, ama aynı zamanda üstesinden geldiğimiz her meselenin, ülkemizin önünde yepyeni bir pencere açtığını da görüyoruz. Mesela Kıbrıs Barış Harekatı sebebiyle ülkemize uygulanan askeri ambargolar bizi savunma sanayiyle ilgili ilk adımları atmaya yöneltmişti sene 1974, oradan buraya aldığımız mesafe ortada. Ülkemizin sanayisini ve ticaretini bitireceği gözüyle bakılan Gümrük Birliği anlaşması rekabet gücümüzü küresel çapta arttırdığımız bir sürece dönüşmüştür. Hiç şüphesiz ülkemiz bu çerçevedeki en büyük atılımları AK Parti döneminde yaşamıştır. Türkiye’yi tüm taahhütlerini çiğneyerek Avrupa Birliği tam üyeliğinden mahrum bırakanların tavırlarına cevabımızı, Afrika’dan Güney Amerika’ya kadar geniş bir coğrafyada yeni açılımlar yaparak verdik. Ülkemize gizli, açık ambargolarla köşeye sıkıştırmaya çalışanlar bizi sanayiden teknolojiye, tarımdan enerjiye her alanda kendi potansiyelimizi en üst seviyede değerlendirmeye yöneltti. Özellikle savunma sanayinde adeta ülkemizi terör örgütleri karşısında çaresiz bırakma çabalarını dünyanın en ileri ürünlerini geliştirerek boşa çıkardık. Terörle mücadelede ihtiyaç duyduğumuz insansız hava araçlarını, güdümlü mühimmatları, gözetleme ve işaretleme sistemlerini bizden esirgeyenler, bugün ürettiğimiz ürünleri şaşkınlıkla takip ediyor.

Aynı şekilde bugün Doğu Akdeniz’deki hidrokarbon arama faaliyetlerinde söz sahibi bir konuma gelmişsek, bunu vakitlice edindiğimiz sondaj ve sismik araştırma gemilerimize borçluyuz. Bundan önce kiralama yöntemleriyle gidiyor, dileniyor ve büyük rakamlarla sondaj gemileri, sismik araştırma gemileri alıyorduk, ama şimdi artık kendimize ait iki adet sondaj gemimiz, iki adet de sismik araştırma gemimiz var. Bir ihtimal belki üçüncü bir sondaj gemimizin de gelme durumu söz konusu olabilir.

Bütün bunlarla beraber, Doğu Akdeniz’de biz şu ne diyor, bu ne diyor değil, biz ne diyoruz, biz buna bakıyoruz. Şu anda gemilerimiz bölgede, bütün firkateynlerimiz, korvetlerimiz, hepsi yanlarında, uçaklarımız her an hazır. Kimse burada bizim hakkımız olan konularda bizi mahrum etmeye kalkamaz. Burada Kuzey Kıbrıs’taki bizim soydaşlarımızın hakları var. Bizim garantör ülke olarak söz söyleme haklarımız var ve bütün haklarımızın sonuna kadar savunucusu olacağız ve onları yerinde de aynı şekilde takibini devam ettireceğiz. Ve Akdeniz’de şu anda faaliyet yürütüyor değil, sadece kıyılarımızdan olup bitenleri seyrediyor olduk.

Elbette hâlâ ciddi sıkıntı yaşadığımız konular var, özellikle hava savunma sistemleri, yeni nesil savaş uçakları, yüksek teknolojiye dayalı kimi ürünlerin tedariki konusunda ülkemizin önüne sürekli engeller çıkartılıyor. Hiç şüpheniz olmasın, önümüze çıkartılan her engeller bir süre sonra aynı teknoloji ve ürünü kendimizin geliştirmesiyle anlamsız hale gelecektir. Ülkemize yönelik yaptırım tehditleri bizi korkutmaz, geri adım attırmaz, tam tersine sadece yürüdüğümüz yoldaki kararlılığımızı perçinler.

Öyle diyor Akif: “Allah'a dayan, sa'ye sarıl, hükmüne râm ol, yol varsa budur bilmiyorum başka çıkar yol.” Evet, biz bu yolda böyle yürüyeceğiz. Eğer biz sürekli birilerinden korkar halde yaşarsak, bilesiniz ki yaşama hakkınız olmaz, hakkımız olmaz. Önümüzdeki dönem bu bakımdan yeni ve gerçekten tarihi önemde gelişmeleri hep birlikte yaşayacağımız bir dönem olacaktır. Biz bu yolda yürürken birçok korkakları da tanıdık yani, onu da bilesiniz. Bize korkaklık noktasında nasihatte bulunanları da iyi biliriz, bunu da biliniz. Bugün Parlamentoda olan siyasi partilerin içinde de bu korkaklarını boyunu, postunu, her şeyini gayet iyi biliriz. Bize, “Ortadoğu’da ne işiniz var” diyenlerin bunu niye söyledikleri belli. Ama ne işimiz olduğunu onlara da gösterdik, gösteriyoruz, göstereceğiz. Evet, Gazi Mustafa Kemal’in manda kabul etmeme anlayışı karşısında, vallahi bizimle dün Sivas’ta olanların manda kabul edip, etmediğini orada da gördük, her yerde de zaten görüyoruz. Bunlar mandacı mandacı, bunlarda bu noktada yürek yok. Cudi’de, Gabar’da, Tendürek’te, Beslerderesi’nde olan kahramanların bunlar aynen savunucusu değil, tam aksine onların önünü kesmeye çalışanlardır. Geri planda bunların ne olduğunu gayet iyi biliyoruz. Bunların içerisinde dış politikadan yanlarına aldıkları kişilerin de ne durumda olduğunu gayet iyi biliyoruz. Ve bunlar hiçbir zaman onurla, gururla bu milletin şahsiyetini korumadılar, koruyamadılar, tam aksine ürkeklik, korkaklık gösterdiler, dik durmadılar. Ama biz her zaman şunu söyledik: Dik duracağız, dedik, ama dikleşmeyeceğiz dedik.

AK Parti’nin güçlü olması ve güçlü kalması, Türkiye’nin verdiği bu büyük mücadelenin istikrar içinde yürümesi bakımından da önemli. Sizler AK Parti’ye yaptığınız hizmetlerle aynı zamanda ülkemizin geleceğini de inşa ediyorsunuz. İnşallah tarih her birinizin hizmetlerini altın harflerle kaydedecektin hiç endişeniz olmasın.

Değerli Kardeşlerim,

 Bir diğer önemli gündem konumuz da malum Suriye’deki gelişmeler. Ülkemizde bulunan ve sayıları üç milyon 650 bini bulan Suriyeli sığınmacıya sekiz 8 yıldır ev sahipliği yapıyoruz. Muhalefet ne diyor? Geldiğimiz anda bunları kovacağız. Bazı illerde de hatta bu tür Suriyeli sığınmacıları illerden kovanları da görüyoruz değil mi? Hangi zihniyet bu? İşte bunlar mandacı zihniyet. Biz ensar olmaya talip olduk, Allah göstermesin muhacir de olabilirdik, ama biz şu anda böyle bir makamdayız ve varil bombalarından kaçıp da bize sığınan insanlara biz kucak açtık. Biz Batıdaki bazı ülkelerin yaptığı gibi 50 tane, 100 tane, 200 tane mülteciye ancak kapı açabilenler değil, tam aksini yaptık. Ha bize şimdi bazı yerlerde bunlar teşekkür ediyorlar vesaire. Teşekkür edilen olmak da hiçbir destek vermeseler bile bizim için büyük onurdur. Şu ana kadar bizim yaptığımız harcamalar 40 milyar doları buldu. Ha bize şu ana kadar Avrupa Birliği’nden bizim bütçemize gelmiyor, gelenler nereye geliyor? Uluslararası kuruluşlar vasıtasıyla AFAD’a, Kızılay’a geliyor. Ne kadar? İşte 3 milyar Avro gibi bir destek şu ana kadar geldiği ifade edildi, ama bizimki şu anda çok daha farklı bir konumda. Verilen sözlerini bunlar tutmadılar, biz ise verseler de, vermeseler de bu adımı atmaya devam edeceğiz.

Güvenli hale getirdiğimiz bölgelere dönen Suriyeli kardeşlerimizin sayısı bakın 350 bini buldu, ama biz bunu yeterli bulmuyoruz. Biz diyoruz ki, öyle bir güvenli bölge oluşturalım ki, bunu Sayın Trump’la da konuştum, Sayın Putin’le de konuştum, aynı şekilde Almanya’da Merkel’le konuştuk, İngiltere’yle bunları aynen konuştuk, böyle bir güvenli bölgede gelin dedik buralarda bizler, Türkiye’de çadır kentler var ve biz burada adeta konut yapalım ve bu konutlara da bu güvenli bölgede bunları taşıyalım. Eğer böyle bir şeyi yapacak olursak Türkiye olarak biz de rahatlamış oluruz. Şimdi düşünün, bizde konteyner kentler, çadır kentler, bunlar var, ama buralarda insanca yaşama, diye bir durum söz konusu değil. Bir taraftan insanca yaşamak ve yaşatmaktan bahsedeceksiniz, diğer yandan güvenli bölge teklifimize, çok güzel bir teklif, -bunu Sayın Obama’ya da söylemiştim- çok güzel bir teklif.  Tamam, güzel bir teklifse gelin biz konutların yapımını sağlayalım, sizler bize mali destek verin, bir taraftan lojistik destek verin, buraları hemen süratle yapmak suretiyle Suriye bölgesinde, Suriye’nin kuzeyinde, işte Sayın Trump’ın 20 mil dediği, 30 kilometre derinlik o bölgede ve bizim sınır boyunca, ki 910 kilometre biliyorsunuz, buralara bu konutları yapalım ve böylece insanca yaşama imkânını onlara sağlayalım. Yani 250 metrekarelik yerel mimarisi onlara konutlar yapsak, 300 metrekare olabilir vesaire, bir de çevresinde şöyle bir ufak 100-150 metre bahçesi olsa, onu da ekip biçse bu insanlar hiç olmazsa hazır balık değil, balık tutmayı bir orada öğrenmiş olur, bunu yapalım. Çok güzel bir teklif; tamam, güzel teklifse hadi verin, başlayalım bu işe, ama yok. Biz tabi yine kovalamaya devam edeceğiz. Niçin? Ülkemizde artık, yani 3 milyon 650 bin, şimdi İdlib tehdidi var, biraz sonra ona da geleceğim, bunun dışında Afganistan’dan gelenler var vesaire, bir taraftan geliyor bir taraftan geri gönderiyoruz, bunlar var.

Ama bu yolculuk bizi farklı yere doğru götürebilir, onu da söyleyeyim. Farklı yer nedir? Böyle oldu oldu, olmadı biz de kapıları açmak zorunda kalırız, kapıları açmak zorunda kalırız. Yani ya destek verecekseniz verin, vermeyecekseniz kusura bakmayın, bir yere kadar bu işi katlandık, katlanıyoruz. Bu yükü sadece biz mi çekeceğiz? Ve bu insanlara bu tür zulme, kusura bakmayın biz vesile olamayız. Siz de bakalım nasıl taşınırmış bunu bir görün. Misafir ettiğimiz sığınmacıların yükünün paylaşımı konusunda Avrupa Birliği başta olmak üzere, bugün buradan söylüyorum, dünyadan olması gereken desteği alamadık, almak için de bunu yapmak zorunda kalabiliriz, bunu söylüyorum. Tabii bu işleri yoluna koyana kadar biz bu desteğimizi vermeye devam edeceğiz.

İdlib’deki gelişmeler, ülkemize yönelik ve sayıları milyonları bulacak yeni bir sığınmacı akını tehlikesini ortaya çıkardı. Rusya ile yakın iş birliği içinde İdlib’i güvenli halde tutarak buradaki insanların kendi evlerinde yaşamalarını temin etmeye çalışıyoruz. Diğer taraftan, ülkemizdeki Suriyeli kardeşlerimizin önemli bir bölümünün yaşadığı Fırat’ın doğusu ile Irak sınırı arasındaki Suriye topraklarını da güvenli hale getirecek adımlar atıyoruz. Amerika’yla bu konuda bir mutabakata varmanın çabası içindeyiz. Geçmişteki tecrübelerimiz bu tür konularda bizi ihtiyatlı davranmaya itiyor. Nitekim tüm gelişmeler bizim istediğimiz güvenli bölge ile muhataplarımızın kafasındaki güvenli bölge arasında çok ciddi farklar olduğunu gösteriyor. İdlib tarafında milyonlarca yeni sığınmacı tehditle karşı karşıya bulunan Türkiye’nin Fırat’ın doğusundaki duruma daha fazla seyirci kalma şansı yoktur. Geçtiğimiz günlerde de ifade ettiğim gibi, Eylül’ün son haftasına kadar Fırat’ın doğusundaki güvenli bölge oluşumunu kendi istediğimiz şekilde fiilen başlatmakta kararlıyız. Bunu Amerikalı dostlarımızla birlikte yapmak hepimiz için en ideal yoldur. Ama böyle bir zemin oluşmazsa, hazırlıklarımız tamam, kendi imkanlarımızla bu işe başlayacağız.

Hedefimiz; ülkemizdeki Suriyeli kardeşlerimizden en az 1 milyonunu 450 kilometrelik bu sınır hattı boyunca oluşturacağımız güvenli bölgede iskan etmektir. Gerekirse dostlarımızdan alacağımız desteklerle yeni şehirler inşa ederek bu bölgeyi Suriyeli kardeşlerimiz için yaşanabilir hale getirmektir. Önümüzdeki günler ve aylar bu çerçevede vereceğimiz büyük mücadeleyle geçecektir. Teşkilatlarımızdan bu mücadeledeki haklılığımızı milletimize en güzel şekilde anlatmanızı ve kamuoyu desteğini en yüksek seviyede tutmanızı istiyorum.

Değerli Kardeşlerim,

Bu duygularla bir kez daha Genişletilmiş İl Başkanları Toplantımızın ülkemize, milletimize, partimize hayırlar getirmesini diliyorum. Bu ayın son haftası malum Birleşmiş Milletler Genel Kurulu vesilesiyle Amerika’da olacak ve orada da birçok ikili görüşmeler, bunun yanında çeşitli konferanslar vermek suretiyle Ekim ayının başında Meclisimizin yeni yasama yılının açılışını gerçekleştireceğiz. İnşallah 4-6 Ekim tarihleri arasında yine Kızılcahamam’da tüm milletvekillerimizle genişletilmiş istişare toplantımızda bir araya geleceğiz.

Rabbim yar ve yardımcımız olsun. Hepinize sevgilerimi, saygılarımı sunuyorum. Kalın sağlıcakla.