Genişletilmiş İl Başkanları Toplantısında Yaptıkları Konuşma

26.07.2019

AK Parti Merkez Yürütme Kurulumuzun Kıymetli Üyeleri,

Değerli İl Başkanlarımız,

Kadın ve Gençlik Kollarımızın Kıymetli İl Başkanları,

Değerli İl Genel Meclis ve İl Belediye Başkanlarımız,

Sevgili Yol ve Dava Arkadaşlarım,

Sizleri en kalbi duygularımla, hasretle, muhabbetle selamlıyorum. Toplantımızın ülkemiz, milletimiz, demokrasimiz için hayırlara vesile olmasını Rabbimden niyaz ediyorum.

Sizlerle en son seçimlerden önce Ocak ayında biraraya gelmiştik. 31 Mart seçimlerinde ve hemen ardından yapılan 23 Haziran İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlığı yenileme seçimlerinde gösterdiğiniz gayret için her birinize teşekkür ediyorum.

Yüksek Seçim Kurulu’nun ilan ettiği resmi sonuçlara göre ülkemizdeki 1389 belde, ilçe, il, büyükşehir belediyesinden 755’ini, yani yaklaşık yüzde 54’ünü AK Parti adayları kazandı. Oy oranı olarak da, yüzde 44 gibi önemli bir netice elde ettik. Cumhur İttifakı olarak baktığımızda ise rakamlar oy oranı olarak yüzde 51’e, kazanılan belediye başkanlığı sayısı olarak 990’a, belediye oranı olarak da yüzde 71’in üzerine çıkıyor.

Bir önceki seçime göre kazandığımız-kaybettiğimiz yerler oldu. Büyükşehrinden iline, ilçesinden beldesine kadar bunların hepsinin de değerlendirmesini yaptık, yapıyoruz. İllerimizde 24 Haziran 2018 milletvekili seçimlerinde ortaya çıkan tabloyu da göz önünde bulundurarak, teşkilatlarımızdan adaylarımıza kadar tüm eksiklerimizi, hatalarımızı tespit edeceğiz.

Biliyorsunuz bundan sonraki ilk seçim 2023 Haziran’ında yapılacak. Bu tarihe kadar her düzeyde kapsamlı çalışmalar yürüteceğiz. İnşallah dört yıl sonraki seçimlerde milletimizin karşısına kurulduğu günkü heyecanıyla ve artık 22 yılı bulacak tecrübesiyle bambaşka bir AK Parti olarak çıkacağız. Yunus Emre’nin “Her dem yeniden doğarız” mesajına uygun şekilde kendimizi sürekli yenileyerek, sürekli tazeleyerek, maziden atiye kurduğumuz köprüyü daha da güçlendireceğiz. İnci, sancı mahsulüdür derler. Biz de AK Parti olarak Genel Başkanı’ndan belde yöneticisine kadar tüm kademelerimizle sancımız öyle bir sancı ki bu sancıyı çekeceğiz, seçimlerde sandıktan inciyi, yani arzu ettiğimiz neticeyi de alabilelim.

Siyasi partiler, özellikle de AK Parti millete hizmet kapısıdır. Bunun için de partimizin kapısı millete hizmete talip olan herkese sonuna kadar açıktır. Hep birlikte davamıza ve ülkemize hizmet için çıktığımız bayrak yarışında nöbeti devrede devrede bugünlere geldik. AK Parti kurulduğunda Gençlik Kollarında görev alan arkadaşlarımız, hamdolsun bugün ilçe ve il başkanlıklarımız, milletvekillerimiz, belediye başkanlarımız olarak çalışmalarını sürdürüyorlar.

Bugün AK Parti’nin kapısından içeri giren herkese bu yol sonuna kadar açıktır. Bu makamlar kimsenin tapulu malları değildir. İhtirasları, hırsları veya kifayetsizlikleri yüzünden yollarını kaybedenleri bir kenara bırakacak olursak, adeta AK Parti’de gözünü açan ve hayatının en verimli yıllarını bu çatı altında geçiren bir nesil siyasette yetiştirdik.

Unutmayınız, dünyamız ilk insandan beri toprak kültürü ile ateş kültürü arasındaki kavgaya şahitlik eder. Hazreti Adem’in Aleyhissalatu Vesselam insanın yaratıldığı toprak tevazudur, verimdir, berekettir, üretkenliktir buyuruyor. Buna karşılık Rabbine başkaldıran İblis’in yaratıldığı ateş ise kibirdir, yakıcılıktır, yıkıcılıktır. Bizim medeniyetimiz ve kültürümüz hep toprak karakteri üzerinde yükselmiştir. Bugün de bölgemizde ve dünyada tüm çalışmalarımızı toprak fıtratına uygun şekilde yürütmenin gayreti içindeyiz. AK Parti’nin siyaset mayası da, insan mayası da işte budur. Maya sağlam olunca hamdolsun ortaya çıkan kadro da inançlı, ahlaklı, birikimli, verimli velhasıl kaliteli oldu. Hep birlikte inşa ettiğimiz bu parti inşallah önümüzdeki çeyrek asırda da, yarım asırda da ülkemize ve milletimize hizmet edecektir.

Değerli Kardeşlerim,

Her müessese gibi siyaset ve partiler de insanla var olur, insanla yürür, insanla son bulur. Öncelikle AK Parti’nin kuruluşundan beri bu davaya emek vermiş, maddi ve manevi katkı sağlamış, hasbi ve harbi şekilde koşturmuş her bir kardeşime şükranlarımı sunuyorum. Dar-ül bekaya irtihal eden kardeşlerime Allah’tan rahmet diliyorum.

Unutmayın, AK Parti Türkiye’nin partisidir. AK Parti’nin birikimi de Türkiye’nin birikimidir. Buradan tüm teşkilat yöneticilerimize, özellikle de il ve ilçe başkanlarımıza bir hususu hatırlatmak istiyorum. Sizlerden hiç vakit kaybetmeden şehirlerinize döner dönmez hemen 2001 yılından bugüne kadar partimizde görev almış veya gönül vermiş her bir kardeşimize mutlaka ulaşmanızı istiyorum. Bu kardeşlerimizin gönüllerini almanızı, varsa dertleri, sıkıntıları onlara çözüm aramanızı, daha önemlisi kendileriyle irtibatı asla kesmemenizi özellikle talep ediyorum. Kendi teşkilatına, kendi teşkilat mensubuna vefa göstermeyen, şehrine, ülkesine ve milletine de vefa gösteremez. Zaten AK Parti’ye gönül verenleri kucaklamak demek, milletimizin yarıdan fazlasını peşinen bu dairenin içine almak demektir. Bu kardeşlerimiz üzerinden toplumun kalan kısmına ulaşmak çok daha kolay, çok daha hızlı, çok daha etkili olacaktır. Meclis tatile girdiğine göre milletvekillerimizin seçim bölgelerindeki faaliyetlerini bu doğrultuda yoğunlaştırmaları gerekiyor.

Kapısını çalmadığımız hane, elini sıkmadığımız vatandaş, kalbine dokunmadığımız birey bizim değildir. Bu anlayışla vaktimizin büyük bir bölümünü bu hedefe ulaşmak için ayırmamız şarttır.

AK Parti, sırça köşklerde siyaset yapan, halka tepeden bakan, kendi çıkarından başka bir şey düşünmeyen, milletin derdiyle dertlenmeyen siyasetçilerin yeri değildir, hiçbir zaman da olmamıştır. Aksini düşünen varsa, yanlış yerde olduğunu bilmeli ve derhal kendini sigaya çekmelidir.

Her dem yeniden doğmak demek; bıkmadan, usanmadan, “öf” bile demeden milletle birlikte olmak, millete hizmet etmek demektir. Kendinde hamallığını üstlendiğimiz mukaddes yükü taşıma mecali bulamayan, kimseden ikaz beklemeden bayrağı derhal bir sonraki dava arkadaşına bırakmalıdır. Çünkü bu kadro bin bir başlı kartalı taşımaya talip kanarya misali dünyanın en ağır imtihanını veren kadrodur. Seferle mükellef olduğumuz bu davayı zafere ulaştırana kadar nesiller boyu mücadelemizi sürdüreceğiz. Adeta paramparça edildiğimiz 19. Asır medeniyetimizin ve bizim en zor asrımızdır. Geçtiğimiz bir asır boyunca da sürekli yeni arayışların peşinde koştuk. İnşallah 21. asır yeniden yükselişimizin, yeniden dirilişimizin, yeniden Rabbimize ve kendimize dönüşümüzün asrı olacaktır. Şayet bizler AK Parti kadroları olarak bu büyük şahlanışa öncülük edebilirsek, ne mutlu bize. Gelecek nesillerin hayırla yâd ettiği bir kadro olmanın onuru ve ödülü başka hiçbir kıymetle kıyaslanamaz. Bugüne kadar yaptıklarımızla Türkiye’yi demokrasiden ekonomiye, altyapıdan dış politikaya kadar her alanda kendi ayakları üzerinde duran, gerçek anlamda bağımsız bir ülke haline getirmeye çalıştık. Asıl büyük zaferler ise şu anda önümüzde duruyor. Bu zafer levhasına ismini yazdırmak isteyenlerin yapmaları gereken ise, çalışmaktır, daha çok çalışmaktır, daha hasbi çalışmaktır.

AK Parti teşkilatlarında görev alan veya göreve talip olan her arkadaşımda işte bu heyecanı, bu şevki, bu kararlılığı görmek istiyorum. Rabbim ömür, sağlık ve imkân verdikçe kendim de bu yolda tüm gücümle yürümeye devam edeceğim. Hiç şüphe yok ki Allah doğruların yardımcısıdır.

Kardeşlerim,

Seçimlerden iki ay önce 31 Ocak 2019 tarihinde memleket işi gönül işi diyerek mahalli seçimlerde milletimize olan taahhütlerimizi bir manifesto mahiyetinde –hatırlayın- kamuoyuna ilan ettik. Gönül belediyeciliği ile milletimizin hizmetine talip olan AK Parti’nin yeni dönemde insan merkezli yürüteceği hizmetlerin temel ilkelerini içeren bu belge 11 başlıktan oluşuyordu.

Şöyle bir hatırlatma yapacak olursak: Bu belge ile milletimize şehir planlarını uzun vadeli ve hakkaniyete uygun şekilde hazırlama sözümüz var. Altyapı ve ulaşım sorunlarını tüm şehirlerimizde tamamen çözme taahhüdünde bulunduk.

Kentsel dönüşüm çalışmalarını bölgelerin özelliklerine ve vatandaşlarımızın ihtiyaçlarına göre yürütme konusundaki kararlılığımızı ifade ettik. Benzersiz şehirler anlayışıyla şehirlerimizi kendi hikâyelerine uygun şekilde geliştirme niyetimizi milletimizle paylaştık.

Akıllı şehirler uygulamalarıyla teknolojinin tüm imkanlarını insanımızın ve şehirlerimizin emrine sunmak için çaba göstereceğiz dedik, çevreye saygılı şehirler ile belediye hizmetlerinde tabiattaki canlı veya cansız tüm varlıklarla uyum gözetme sözü verdik.

Sosyal belediyecilik çalışmalarına önem vererek doğrudan insana dokunan hizmetleri ve projeleri yaygınlaştıracağımıza ahdettik. Yatay şehirleşmeyle tabiatla bütünleşen aile, mahalle ve komşuluk kültürünü ihya eden örnek yerleşim anları kurmayı taahhüt ettik.

Halka birlikte yönetim ilkesiyle şehirle ilgili tüm önemli kararları orada yaşayanlarla birlikte alacağımızı beyan ettik. Tasarruf ve şeffaflık hassasiyetiyle belediyelerin kaynaklarını hem doğru, hem de açık şekilde kullanmaktaki kararlılığımızın altını çizdik.

Değer üreten şehirlerle kültür ve ekonomi başta olmak üzere her alanda hayat kalitesini yükseltecek yaklaşımlar geliştirme sözü verdik.

Seçime milletimizin yönetimini emanet edeceği AK Partili belediyelerimizde işte bu 11 başlıkta ifade ettiğimiz ilkeler çerçevesinde hizmet vereceğimizin sözüyle gittik. Milletimiz de bize itibar etti ve tam 755 belediyede AK Partili kadroları yönetime getirdi.

AK Parti kurulduğu günden beri sözünün eri olmuş bir partidir. Biz muhalefet adaylarının yaptığı gibi hiçbir zaman seçimlerde atıp-tutup da sonra bunun üzerine yatmadık, sözümüzü yutmadık, taahhütlerimizi imkan etmedik. Bakın şu anda hemen inkara başladılar, birçok verdikleri söz şu anda sanki verilmemiş gibi konuşmaya başladılar. Sanki kasada ne var-ne yok bunları bilmiyormuş gibi konuşmaya başladılar. Daha durun bakalım önümüzde daha çok önemli süreç var, ne yapacağınızı, ne yaptıklarınızı hep göreceğiz. Ama şunu unutmayın ki; AK Parti’nin belediye meclis üyeleri bulundukları her yerde denetim görevini en iyi şekilde yapacaklardır.

Yani İstanbul gibi bir ilde kahir ekseriyet AK Partili belediye meclis üyelerinde, Ankara gibi bir yerde kahir ekseriyet, AK Partili belediye meclis üyelerinde, onların herhangi bir karara karşı veya herhangi bir talebe karşı düşünceleri veyahut da tavrı eleştiriye tabii, aynı şekilde İstanbul, Ankara her biri veya başka yerler. Ama Parlamento’da bakıyorsunuz böyle bir kahir ekseriyet filan da söz konusu değil, ama AK Parti’nin Parlamentoya getirmiş olduğu herhangi bir yasa tasarısı, Cumhur İttifakı’nın birlikte getirdiği yasa tasarısı, bunu engellemek için elinizden geleni yapıyorsunuz, bu sizin için meşru, ama yerel yönetimlerdeki bu duruş gayri meşru; nasıl bir anlayış bu? Onun için, demokrasinin gereği neyse AK Parti’nin Parlamentoda da, belediye meclislerinde de mensupları, üyeleri bütün görevlerini milletin hayrına olacak şekilde devam ettirecektir ve bunun için de şerde firen, ama hayırda destek, yöntemimiz bu olacaktır.

Ne aldanan olacağız, ne aldatan düsturuyla seçim meydanlarında verdiğimiz her sözü yerine getirmenin gayreti içinde olduk. Mücbir sebeplere dayalı istisnalar dışında her dönemde verdiğimiz sözlerin çok daha fazlasını yerine getirdik, getiriyoruz.

Belediye başkanlarımızın tamamından önümüzdeki dönem çalışmalarını 31 Ocak’ta milletimize ilân ettiğimiz bu ilkeler çerçevesinde yürütmelerini istiyorum. Bu taahhütlerin önemli bir bölümü Türkiye’nin ekonomide ve hayat kalitesinde ulaştığı seviyenin ürünü olarak ortaya çıkmıştır.

Vatandaşlarımız dün sadece başını sokacak ev istiyordu, bugün ise altyapısıyla, ulaşımıyla, yeşiliyle, parkıyla ve diğer pek çok unsuruyla daha yüksek standartlarda yerleşim alanları talep ediyor. Dolayısıyla bu ilkeler AK Parti’nin hizmette ve vizyonda kendisiyle yarışıyor olmasının ifadesidir.

Göreve geldiğimizde 18 yıl önce evinde arabası dahi olmayan benim halkım, benim vatandaşım, bugün bırakın bir arabayı, birçok yerlerde artık bir araba, iki araba evlerimizde var.

Çiftçiyi devamlı istismar ediyorlar; şu anda benim çiftçimin Anadolu’da, köylerimizde dün traktörü yokken, biçerdöveri yokken, artık Anadolu’nun her yerinde dün ortak kullanırken veya kiralama yöntemine giderken şimdi her evin bahçesinde bakıyorsunuz traktör var Anadolu’da, bakıyorsunuz biçerdöver var, bütün bunlarla beraber şu anda güçlü bir; biraz sonra örnekler de vereceğim, zaten bugün inşallah Polatlı’da tarım sezonuyla ilgili açılış yapacağız, orada burada detaylarıyla vereceğim, yalana dayalı değil, gerçeğe dayalı olarak vereceğim, çünkü Bay Kemal’in işi sürekli yalan, başka bir şey yok.

Değerli Kardeşlerim;

Bunlar konuşuyor olabilir, ama bizim söylediklerimizi yapma mecburiyetimiz var. Bu sebeple her bir belediye başkanımızın, il başkanımızın, ilçe başkanımızın bu ilkeleri yazıya döküp masasının üzerinden eksik etmemesi gerekiyor. Genel Merkez Mahalli İdareler Başkanlığımızla bu konunun sıkı takipçisi olacaktır. Biz de her belediye ve il başkanları toplantımızda bu konunun takipçisi olacağız. Şehirlerimize yaptığımız ziyaretlerde yürütülen faaliyetleri yine bu ilkeler çerçevesinde değerlendireceğiz. Amacımız, 2024 belediye başkanlığı seçimlerine kadar şehirlerimizde bu ilkeler doğrultusunda köklü bir değişimi gerçekleştirmiş olmaktır.

Değerli Arkadaşlar,

Her karış toprağı şehit kanlarıyla sulanan bir ülkede yaşıyoruz. İstiklal Marşı’mızın ifadesiyle, mabedimizin göğsüne namahrem eli değmemesi için son 17 yıldır tüm gücümüzle mücadele ediyoruz. Şimdiye kadar Gezi Olaylarından 15 Temmuz ihanetine kadar milli bekamıza yönelik pek çok saldırıyı hamdolsun püskürttük. Ülkemizi güney sınırları boyunca bir terör koridoruyla kuşatma projesini Suriye sahasındaki operasyonlarımızla Afrin-Cerablus hattında bozduk. Buna rağmen, Fırat’ın doğusunda hala aynı gayret sürüyor.

1984 yılından beri ülkemize yönelik terör saldırılarının merkezi olan Kuzey Irak sınırlarımızda Pençe-1 ve Pençe-2 harekâtlarıyla ilk defa kalıcı çözümler bulma yolundayız. Amacımız, teröristleri sınır hattındaki sarp dağlar yerine, sınırımızın hemen ötesindeki düz ovada karşılayıp engelleyecek bir güvenlik hattı oluşturmaktır. Bunu başardığımızda inşallah Kandil diye bir meselemiz de kalmayacaktır.

Yine bu harekatla Fırat’ın doğusundaki terör gruplarıyla Kuzey Irak’taki teröristlerin irtibatlarını da kesmiş olacağız. Böylece hem doğudan, hem batıdan bu terör koridorunu kıskaca alma ve imha etme imkanına kavuşacağız.

Erbil’deki Konsolosluk görevlimize yapılan saldırı harekâtımızın ne kadar isabetli olduğunun teyididir. Konsolosluk görevimizi şehit eden teröristlerin tamamını da yakaladık, başarılı bir operasyonla diğerlerini de inlerinde etkisiz hale getirdik.

Biz PKK denen çıbanbaşını Kuzey Irak’tan tümüyle kopartıp atmadığımız süre bu tür saldırılar ülkemiz içinde ve dışında hep devam edecektir. Irak ve İran yönetimleriyle de bu konuda önemli ölçüde görüş birliği içindeyiz.

Amerika ile Suriye sınırlarımız boyunca yaklaşık 30-35 kilometre derinliğinde ülkemiz kontrolünde bir güvenli bölge oluşturmaya yönelik görüşmelerimiz sürüyor.

Türkiye’nin tamamen kendi güvenlik ihtiyaçları için Rusya’dan satın aldığı S-400 Hava Savunma Sistemleri konusunda Amerika’nın aklıselimle hareket edeceğini umuyorum. Rusya’dan aldığımız S-400 sistemleri ülkemize gelmeye devam ediyor. Montaj ve eğitim safhalarının ardından önümüzdeki baharda, inşallah Nisan 2020, bu sistemleri aktif olarak kullanmaya başlayabileceğiz.

F-35 projesinden dışlanma tehditleri başta olmak üzere, bu konuda Türkiye’ye yöneltilecek hiçbir tehdidinin ve yaptırımın ülkemizi güvenlik önceliklerini hayata geçirmekten alıkoyamayacağını buradan bir kez daha ifade etmek isterim. Bu meselede Türkiye’ye daha fazla adaletsizlik yapılmamalıdır.

Biz bağcıyı dövmenin değil, üzüm yemenin peşindeyiz. Güvenlik ihtiyaçlarımız neyi gerektiriyorsa onu gerçekleştireceğiz. Kendi hava savunma sistemlerimizi ve yeni nesil savaş uçaklarımızı geliştirme, konvansiyonel silah ve elektronik harp altyapımızı güçlendirmek konusundaki çalışmalarımızı hızlandırıyoruz. Karada, denizde ve havada kendisinin ve dostlarının ihtiyaçlarını karşılayabilecek seviyeye sahip Türkiye’ye ulaşmaya az kaldı, bunu da ifade etmek istiyorum. İnşallah birkaç yıl sonra bu konuda bambaşka bir Türkiye manzarasıyla karşılaşacağız.

Ne pahasına olursa olsun, Türkiye gemisinde delik, Türkiye kalesinde gedik açtırmayacağız. Türkiye’nin verdiği demokrasi, ekonomik ve güvenlik mücadelesinden rahatsız olanların teşviki ve hatta bilfiil operasyonuyla bu tür niyetler içerisine girenlere milletimizle birlikte cevaplarını da vereceğiz.

Bu millet eşsiz irfanıyla, kimin kendi bağrından neşet ettiğini, kimin de oraya bir hançer gibi saplanmak istediğini hep bilmiş, ona göre de tavrını ortaya koymuştur. İçinden geçtiğimiz şu tarihi dönemde saflarımızı ne kadar sıkı tutar, birliğimizi, beraberliğimizi, kardeşliğimizi ne kadar yüceltirsek, geleceğimizi o kadar güvenle inşa edebiliriz.

Cumhur İttifakı’nın lokomotifliğini yaptığı, AK Parti’nin gövdesini oluşturduğu büyük ve güçlü Türkiye hedefine doğru kararlılıkla ilerliyoruz. Bu kutlu yürüyüşü durdurmak için kurulan tuzaklar Rabbimin inayetiyle hazırlayanların başına geçecektir bundan hiç endişeniz olmasın.

Biz hiçbir zaman layüsel olduğumuz iddiasında bulunmadık, elbette eksiklerimiz, hatta hatalarımız da olabilir, ama hiç kimse samimiyetimizden, gayretimizden, ülkemize ve milletimize olan muhabbetimizden şüphe edemez. Bugüne kadar elde ettiğimiz tüm başarıların gerisinde de işte bu anlayışla hareket etmemiz vardır. Önümüzdeki dönemde de eksiklerimizi gidererek, hatalarımızı düzelterek aynı şekilde yolumuza devam edeceğiz. Medeniyetimizin ve mazlumların son ümidi olan bu ülkeyi, müstevlilerin ve onlara figüranlık yapanların ellerine bırakmayacağız.

Değerli Arkadaşlar,

Amerika ile Suriye sınırları boyunca güvenli bölge oluşturmaya, bütün bunlara yönelik görüşmeler ne şekilde sonuçlanırsa sonuçlansın, biz Fırat’ın doğusundaki terör koridorunu paramparça etmekte kararlıyız. Şu ana kadar bunu başarıyla yürüttük ve ülkemize yönelik artık gizlenemez hale gelen Avrupa-Amerika ambargoları, ne de bölgeye yığılan on binlerce tır dolusu silah ve malzeme bizi bu sorunu çözmekten alıkoyamayacaktır. Seyir mi edelim? Ne yapılması gerekiyorsa bunu yapıyoruz ve yapacağız. Bunun için de bir yerlerden izin almamıza ihtiyacımız yok. Daha önce dedik ya, biz kendi göbeğimizi kendimiz kesmesini biliriz.

Bugün bölgedeki yabancı güçlere güvenerek kabadayılık yapanlar, yarın ya toprağın atına girecek, ya da zillete razı olacaktır. Onun için buradan Suriye’nin kuzeyindeki tüm aklıselim sahibi Kürt, Arap, Türkmen kardeşlerime sesleniyorum, gelin hep birlikte bu PYD denen iş birlikçi zalim örgütü bir an önce tasfiye edelim. Suriye’nin huzura, güvenliğe, felaha kavuşmasının ilk ve önemli şartı, PYD denen bu kiralık katil sürüsünün ortadan kaldırılmasıdır.

Türkiye’de yaşayan Suriyeli kardeşlerimizden 330 bini ülkemizin güvenlik altına aldığı bölgelere geri döndüler, artık oralarda kapasitenin dolduğunu biliyoruz. Daha fazla Suriyeli kardeşimizin evlerine dönüşünü sağlamak için Münbiç ve Fırat’ın doğusunu süratle güvenli hale getirmemiz gerekiyor.

Aynı şekilde İdlib’de de istikrarı sağlamak mecburiyetindeyiz. Ne rejimin, ne Amerika’nın, ne de Avrupa’nın böyle bir derdi olmayabilir, ama bizim buna acil ihtiyacımız var.

Dünyanın hiçbir ülkesi kendi nüfusunun yüzde 5’i kadar sığınmacıya yıllar boyunca ev sahipliği yapmamıştır, yapmaz. Türkiye dışarıdan ciddi hiçbir destek almamasına rağmen bu fedakârlığı sergileyerek, tüm insanlığın vicdanını ve ahlakını kurtarmıştır. Bunlar lafa geldiği zaman, çok iyisiniz, tebrik ederiz, bu kadar mülteciyi hakikaten Türkiye’de besliyorsunuz. Tamam da, bizim lafa değil, siz de yapabileceğiniz söz verdiğiniz parasal destekleri verin. Verdik, veriyoruz, vereceğiz, hep böyle, Batı bu. Ama biz Batı değiliz, biz farklıyız. Özellikle Avrupa’nın bu konuda Türkiye’ye çok büyük borcu olduğunu kimse inkar edemez.

Bu gerçeklere rağmen, PYD’ye verilen destekle, on binlerce tır dolusu bütün silah, mühimmat, her şeyi ücretsiz veriyorlar. Kime veriyorlar? Terör örgütüne, PKK ve yandaşlarına. Kim veriyor? Bizim stratejik müttefikimiz olarak görünenler veriyor. Ya biz paramızla almamız gerekeni alamıyoruz, ama terör örgütlerine bunlar silahları veriyor.

Şimdi F-35’le ilgili biz 1 milyar 400 milyon dolar ödeme yapmışız, şu ana kadar 4 taneyi Amerika’da pilotlarımıza teslim ettiler ve ülkemize gelmesine müsaade etmiyorlar. Ondan sonra ‘Patriot’u niye bizden almadınız da gittiniz S-400 aldınız’, diyorlar. Ya biz yaptığımız sözleşmeye uyarız. Ama biz ta Sayın Obama döneminde bize verilmesi gerekenleri alamadık, ‘Kongre müsaade etmedi’ dediler.

Buradan ben tabii şimdi Amerika’nın Kongresi’ne de sesleniyorum, diyorum ki, biz Obama döneminde Patriot almayı arzu ettiğimiz zaman siz vermediniz, Sayın Trump döneminde şimdi yine engel olmaya çalışıyorsunuz. Biz paramızla alıyoruz, paramızla vermiyorsunuz. O zaman biz ne yapacağız? Kim verirse ona gideceğiz. Rusya’yla her tür anlaşmamızı yaptık, işte verdiler. Biz size, bak aldık, alıyoruz, ama siz yine de vereceksiniz biz sizden de Patriot alırız, dedik, ama yine vermediniz, hala vermiyorsunuz, farklı farklı öneriler getiriyorsunuz ve ‘Kongre müsaade etmiyor’ diyorsunuz. Kusura bakmayın, biz şu anda bütün tedbirlerimizi en ideal şekilde almak durumundayız ve alacağız.

 F-35, vermiyor musunuz? Peki, kusura bakmayın, biz o konuda da yine tedbirlerimizi alırız, başka yerlere döneriz. Bu konuda da çalışmalarımızı ayrıca yaptık, yapıyoruz ve yapacağız, çünkü biz eli bağlı duramayız. Biz 82 milyon vatandaşı olan Türkiye’yiz ve Türkiye’de Bay Kemal veya dirsek temasında olan adamları yok, Türkiye’de AK Parti var. Türkiye’de Cumhur İttifakı var ve Cumhur İttifakı olarak da biz güçlü bir şekilde yolumuza devam ediyoruz, edeceğiz.

Doğu Akdeniz’deki meşru haklarımızı kullanmamızı engellemeye yönelik akıl ve hukuk dışı girişimlerde Avrupa’nın bize bakışı konusundaki tereddütlerimizi artırıyor. İşte görüyorsunuz, artık kendimize ait sondaj gemilerimiz var iki tane, bir taraftan yine orada aramaları yapan gemilerimiz var bize ait ve şu anda onlar bölgede çalışıyor, beyler rahatsız. Niye? Burada biz uluslararası hukuk neyi gerektiriyorsa bu deniz hukukuna göre atmamız gereken adımları attık ve atıyoruz. Kıbrıs’ta bizim soydaşlarımız var. Ve Kıbrıs’ta biz sıradan bir ülke değiliz, Kıbrıs’ta biz garantör ülkeyiz Türkiye, Yunanistan garantör ülke, İngiltere garantör ülke. Avrupa Birliği adeta bir gözlemci, ama hiçbir zaman da üzerine düşeni yapmamıştır.

Unutmam Bürgenstock görüşmelerini, Bürgenstock görüşmelerinde Avrupa Birliği gözlemci olarak orada görüşmelerde bulundu ve kamuoyu araştırmasıyla ilgili, referandumla ilgili oradan karar çıktığında da, Kıbrıs’ta yapılan bu referandumda Türkler orada yüzde 65 evet dedi Bürgenstock kararına, karşı taraf da yüzde 75 hayır dedi. Yüzde 75 hayır diyeni Avrupa Birliği’ne aldılar, Kuzey Kıbrıs’taki kardeşlerimizi dışarıda bıraktılar. Mali destek sözleri vardı, onu da yerine getirmediler; siz busunuz busunuz, hiçbir zaman sözlerinizi tutmadınız. Aynı şeyi şu anda maalesef F-35 konusunda da sürdürüyorlar. Böyle bir adım atılırsa, biz bir kabile devleti değiliz, bir kabile hiç değiliz. Biz 2 bin yıllık tarihe sahip bir Türkiye Cumhuriyeti Devleti’yiz. Dolayısıyla da geldiğimizde savunma sanayinde yüzde 20 gibi bir imkâna sahipken bugün elhamdülillah yüzde 70 gibi bir imkâna yerli ve milli olarak sahibiz. Bunu yeterli görüyor musunuz? Haşa. Hedef, yüzde 100’e doğru ilerlemek, bunu yapacağız. Ve şu anda savunma sektöründe gerek devlet olarak, gerek özel sektör olarak yoğun bir çalışmanın içerisindeyiz. Düne kadar kapılarında bizi hep böyle adeta dilenci gibi beklettiler. Bir İHA mı alacağız, bir SİHA mı alacağız, ‘bugün git yarın gel’ dediler, vermediler. Bunları yaşadığım için söylüyorum. Sayın Bush bir gün bana dedi ki; Sayın Başbakan, size bu yapılanı ben kabul etmem dedi. Çağırdı ve o zaman Dışişleri Bakanı Colin Powell, ona dedi ki; böyle olmaz, hiç olmazsa 24 saat, bilemedin 48 saat İHA’ları vereceksiniz. Ondan sonra böyle bir süreç başladı. Bu yeter mi? Biz terörle Doğuda-Güneydoğu’da yoğun bir mücadelenin içerisindeyiz, herkesin dünyada sözü var terörle mücadelede, eee? Terörle mücadelede bizi yalnız başına bırakan stratejik ortaklar var. Biz NATO üyesiyiz. NATO üyesi olmamıza rağmen bizi nasıl oluyor da meydanda bırakıyorsunuz? Ama bu komşular sağ olsun bizi mal sahibi yaptılar. Şimdi İHA’mız var, SİHA’mız da var, bunların mühimmatları da burada üretiliyor. Akıllı bomba alacağız, Sayın Obama’yla Antalya G-20 Toplantısında konuştuk konuştuk konuştuk, tamam dedi, halledeceğiz. Hala halledecekler. Ama ne oldu? Akıllı bombayı biz ürettik, şimdi bizde var. Yani bunların bu yönde de faydası var, onu söyleyeyim. Şimdi SİHA’nın ötesine inşallah geçiyoruz, onun bir üst sınıfı ki dünyada yani yok gibi bir şey, o üretiliyor. Şöyle bir-iki ay içerisinde inşallah onun test çalışmaları başlayacak ve böylece bu konu da çok daha farklı bir yere geldik, geliyoruz. Kendi savaş uçağımızı da yapacağız, yapıyoruz. Başka çaremiz yok. Ve bu adımları atıyoruz ve bu süreç içerisinde de gerçek dostlar ortaya çıkıyor.

Sayın Trump’a Osaka’da onu söyledim, dedim bakın biz sizden her ne kadar Patriot şu ana kadar almadıysak da, ya sizden biz bak 100 tane yeni nesil Boeing uçağı alıyoruz. Bunun anlaşmaları yapıldı. Bu bir alışveriş değil mi? Patriot almayız da, bakın Boeing alıyoruz, ama yine de verecekseniz verin. Ve bu şu anda bu yeni nesil Boeing bir tanesi geldi mesela, biz de ödememizi yapıyoruz, biz iyi müşteriyiz. Ama böyle giderse biz bu konuda da bitirmek zorunda kalacağız ister istemez. Yani bu noktada biz istiyoruz ki bizim stratejik ortaklarımız bize stratejik ortak olarak davransınlar ve ondan sonra biz de gereğini yapalım.

İsrail’in Filistin’de pervasızca sürdürdüğü devlet terörüne karşı sessiz kalınmasını da asla kabul etmiyoruz. İsrail’in yanında kimler yer alıyorsa, herkes bilsin ki biz onların karşısındayız. Doğu Kudüs’te evleri başlarına yıkılan ve Gazze’de açlığa mahkum edilen Filistinlilerin feryatlarına kulaklarını tıkayanlar, Mescid-i Aksa’nın mahremiyetine saygı duymayanları cesaretlendirenler, kendi değerlerini kendi elleriyle yıkanlardır.

Biz Avrupa Birliği’ni en büyük ticaret ortağımız, insani ve tarihi müşterekleri paylaştığımız yol arkadaşımız olarak görüyoruz, görmeye devam etmek istiyoruz. Bu hüsnüniyetimizin sürmesinin yolu, Avrupa Birliği’nin de bize aynı anlayışla yaklaşmasıdır. Tam üyelik müzakerelerinde Avrupa Birliği’nin ülkemize verdiği sözleri açıkça çiğnediğini unutmadık. Mülteci meselesiyle ilgili yükümlülüklerimizi yerine getirmemize rağmen karşı tarafın maddi katkıdan, vize muafiyetine kadar verdiği sözlerin üzerine yattığını da biliyoruz. Bunun bir defa kesinlikle onlar tarafından gözden geçirilmesi ve yerine getirilmesi lazım.

Suriye ve Doğu Akdeniz politikamıza yönelik aleni saldırlar, adeta bunların üzerine tuz-biber ekmiştir. Avrupa ülkelerinde giderek yükselen ırkçılık, İslam düşmanlığı, Türk düşmanlığı ve bunların tezahürü olan saldırılar bu yaşlı kıtanın geleceğini tehdit ediyor. Türkiye, hala Avrupa’nın en yakın, en güçlü, en karlı, her bakımdan potansiyeli en yüksek dost adayıdır. Öyle de kalmak istiyoruz, yeter ki Avrupalıların da aynı niyette olduğunu görelim, bize bir adım gelene biz 10 adım gideriz.

Önümüzdeki dönemde Suriye’deki ve Doğu Akdeniz’deki hassasiyetlerimiz başta olmak üzere bölge politikaları konusunda Avrupa Birliği ile daha geniş bir uzlaşma zemini yakalayacağımızı ümit etmek istiyorum. Bu doğrultuda üzerimize düşenleri yapmayı sürdüreceğiz.

Değerli Arkadaşlar,

Savunma sanayinde işte Fransa, işte İtalya, bakın aramızda EMASYA denilen bir anlaşma var. Hızlandıralım diyoruz, ama bakıyorsunuz çok ağırdan alınıyor. Biz hızlıyız, ekiplerimiz çalışıyor, hadi siz de çalışın, hızlandıralım. Ama ağırdan ağırdan gidiyorlar. Ondan sonra niçin böyle, niye böyle, yani hep biz markajdayız, markaja alıyoruz, iş bitirelim.

Günümüzde ekonomisi güçlü olmayan ülkelerin egemenlik haklarını istedikleri gibi kullanabilme imkanları giderek daha da zorlaşıyor. Bunun için biz ekonomiyi en az güvenliğimiz kadar mühim görüyor, sıkıntıların çözümü için var gücümüzle çalışıyoruz.

Bilindiği gibi bundan tam 1 yıl önce tarihimizin en sinsi ve büyük finansal saldırısına uğradık. Amaç; kur etkilerini yıllarca sürdürmek, devleti daha çok borçlandırmak, özel sektörü iflas ettirmek, çarkları durdurmak, halkımızı yoksullaştırmak ve böylece Türkiye’yi tamamen kontrol altına almaktı. Benzer bir saldırıya maruz kalan Rusya Federasyonu rezervlerinin erimesine, para birikiminin üç kata yakın değer kaybetmesine, faizlerinin iki kat artmasına rağmen durumu 4 yılda ancak kontrol altına alabilmişti. Biz ise güçlü ekonomik altyapımız ve kurumlarımızın etkili mücadelesi sayesinde 1 yılda bu saldırının etkilerini önemli ölçüde giderdik. Aynı şekilde 31 Mart seçimlerine birkaç gün kala gerçekleştirilen ikinci saldırıyı da süratle etkisiz hale getirmeyi başardık. İşte o günlerde kredi derecelendirme kuruluşlarının bize karşı nasıl tavır aldıklarını, takındıklarını hatırlayın. Bunların bir kıymeti harbiyesi yok ha, onu da söyleyeyim. Bunlar kendilerine göre Türkiye hakkında bu kararları alıyorlar. Bu kararlar siyasi, samimi değil. Aldılar da ne oldu? Hiçbir şey. Biz yolumuza kararlı bir şekilde devam ediyoruz. Özellikle saldırı kanalları hızlı bir şekilde kapattık. Finansal alanda Türkiye’ye karşı art niyetli girişimlerin gerçekleştiği swap piyasasına ilişkin bazı düzenlemeler gerçekleştirdik. Türk Lirası işlemlerinde ülkemizin öncelik haline gelmesini sağlayacak adımları hızla hayata geçirdik. Böylece birtakım kötü amaçlı girişimlere karşı gerekli tedbirleri almış olduk. Swap işlemleri Borsa İstanbul bünyesine alınarak bankalarda bulunan Türk Lirası ve döviz likiditesinin yurt içinde kalması sağlandı. Bu sayede önemli ölçüde işlem yurt içinde gerçekleşti ve bu konudaki kararlılığımız devam ediyor ve bunu başaracağız.

Piyasa şartları içerisinde karşılıklı güvene dayalı ortam güçlendirilirken ülkemize bu işlemler kapsamında önemli bir kabiliyet kazandırıldı. Sermaye piyasalarında da önemli adımlar atıldı. Varlığa dayalı menkul kıymet ihracı ile sermaye piyasalarına daha önce olmayan bir ürün kazandırıldı. Bu şekilde son 10 yılda yapılan varlığa dayalı menkul kıymet ihraç tutarı ikiye katlanarak, ülkemize 4 milyar liranın üzerinde bir finansman sağlandı. Attığımız tüm bu adımlarla kuru 9 liraya, 10 liraya çıkarma çabası içinde olanların heveslerini kursaklarında bıraktık.

Uzun zamandır yüzde 24 oranındaki faizlerin ülkemiz için oldukça yüksek olduğunu savunuyorduk. Tabii yüzde 24’ün üzerine çıktığı zamanlar da oldu. Bundan ne kadar rahatsız olduğumu uzun yıllardır hep söyledim. Ama bunu maalesef o dönemlerin Merkez Bankası başkanlarına ulaştıramadım. Ne dediysek hep böyle oyalama taktikleriyle gittiler. Her dile getirdiğimizde birileri çıkıyordu, faiz oranlarındaki dramatik düşüşlerin ekonomiyi tepetaklak edeceğini öne sürüyordu. Dün Merkez Bankası faizlerde 425 baz puanlık bir düşüşe gitti. Peki, ne oldu? Battık mı, bittik mi, her şey yerle yeksan oldu mu? Hayır, piyasalar bu durumu gayet normal karşıladı. Zira olması gereken zaten buydu. Bu bile yeterli değil, yılsonuna kadar bunun kademeli bir şekilde devamı gerekir. Biz bu konularda nereye bakacağız? S&P’ye mi bakacağız, JPMorgan’a mı bakacağız? Dünyaya bakacağız ya. Bugün Amerika’da faiz oranları nedir, Japonya’da faiz oranları nedir, Avrupa’da faiz oranları nedir, İsrail’de faiz oranları nedir? buralara bir bakalım. Böyle bir faiz oranı var mı? Yok. Öyleyse bunu usturuplu bir şekilde indireceğiz ki unutmayın bakın tekrar söylüyorum, bunu hep söylemişimdir, faiz düştükçe enflasyon düşer, faiz çıktıkça enflasyon da çıkar, diğerleri yan unsurlardır. Üretimin ve yatırımın önünü kesen, ülkemizin potansiyelini sınırlayan yüksek faiz oranları Türkiye ekonomisinin önündeki en büyük engeldir.

Şimdi bugün yüksek faizle Hükümetimizi, Kabinemizi devamlı sigaya çeken Bay Kemal, şimdi de faizlerin bu şekilde indirilmesinden rahatsız olmuş, Merkez Bankası Başkanı’nın alınmasından rahatsız olmuş ve Merkez Bankasıyla alakalı olarak bunun itibarı sıfırdır diye bir açıklamada bulunuyor. Anlamak mümkün değil. Ya biz sana mı sorup da adım atacağız? Kararlarımızı senin beyanlarına göre mi vereceğiz?

Bakın yeni yönetim sisteminden çok rahatsız beyefendi, niye rahatsız? İlla parlamenter demokrasiye geçmek gerekiyormuş. Yahu tek adam tek adam tek adam, diye bugün nakarat yapıyor ve bu tek adam benmişim. Yahu tek adamlığı biz sizden öğrendik, ama biz tek adam değiliz. Ve egemenlik kayıtsız şartsız milletindir, ancak Cumhuriyet Halk Parti eliyle yönetilir; ya bunu diyen sizsiniz, biz değiliz. Ya siz değil misiniz, bu ülkede il başkanlarınıza illerin valiliğini verenler siz değil misiniz ya, Halk Partisi değil mi? Siz devleti böyle yönettiniz, onun için batırdınız, bitirdiniz. Yani bu ülke maalesef güdümlü demokrasiyi CHP’den öğrenmiştir. Ve CHP’nin yönetimlerinde ne yazık ki il başkanları valilik de yapmıştır, bunları gördük, tarih bunun açık şahididir.

Biz tabii yolumuza devam edeceğiz ve şu ifadeye bakın: Havaalanı yaptıkları için övünüyorlar, kaça yaptıklarını ben bilmiyorum, şehir hastanelerini kaça yaptınız bilmiyorum. Ya sen o işlerden pek anlamazsın, sen yalana devam et. Bunları benim halkım biliyor, o havalimanından gelip geçenler biliyor, bu şehir hastanelerine gidenler-gelenler biliyor. Bay Kemal, biz bu hastaneleri bak sana yine anlatayım; yap-işlet-devret mekanizması diye bir mekanizma var, bunu kafana koy öğren bunu, nedir bu. Bu mekanizmayı öğren, ha biz bu mekanizmayla yaptık. Ve şu anda dünya G-20’de vesaire bunu bizden öğreniyor. BOT sistemi nedir, BO nedir, bunu bizden öğreniyor: Sen de herhalde bunu bizden öğrenme niyetin yok, ama biz icraatımızla zaten ortadayız, bunu iş bilen adamların varsa onlara sor, onlar sana anlatsın.

Küresel ekonominin yavaşladığı şu dönemde büyüme bizim için her zamankinden daha kıymetli hale gelmiştir. Faiz oranlarının düşmesi, bir süredir yavaşlayan ekonomimizin yeniden canlanmasını, potansiyel büyüme hızına ulaşmasını sağlayacaktır. Şu anda Merkez Bankası’nın, Para Politikası Kurulu’nun dün aldığı kararı ben hayati bir dönüm olarak görüyorum ve inşallah bununla birlikte enflasyonun da süratle düşmeye başladığını hep birlikte göreceğiz.

Şu anda Bay Kemal, Türkiye’de yüzde 63 faizle Hükümeti devralan biziz, ama oradan onu yüzde 4 civarında faize düşüren biziz. Ve enflasyon yüzde 30’du, onu yüzde 7 küsura düşüren yine biziz. Ama senin de katıldığın Gezi Olaylarıyla bir anda Soros’un Türkiye temsilcilerinin başı çektiği o maalesef ülkemizi karıştırmak isteyenlerle bir anda faiz ve enflasyonun tırmanmaya başladığını gördük, çift haneli rakama öyle çıktı. Bunun içinde hep siz varsınız, siz zaten bu ülkede adeta miksersiniz mikser, yaptığınız hep bu. Ülkenin hayrına hiçbir şeyiniz zaten yok, öyle bir niyetiniz de yok.

Türkiye, serbest piyasa ekonomisi ilkelerinden taviz vermeden aynı yolda kararlılıkla ilerlemeyi sürdürecektir ve faizin de, enflasyonun da nasıl düştüğünü izlemeye devam edeceğiz. Yatırımların arttığını göreceksiniz, istihdamın arttığını göreceksiniz bu süreç içerisinde ve benim girişimcimin yatırım gücünün nasıl arttığını göreceksiniz. Ve bununla birlikte piyasalardaki hareketlenmenin nasıl olduğunu göreceksiniz. Faiz oranlarındaki düşüş üretim maliyetlerini aşağıya çekecek ve enflasyonda düşüşün güçlenerek devam etmesini sağlayacaktır.

Esasen kur saldırıları sebebiyle bozulan fiyatlama algısına karşı kurumlarımız, bankalarımız, firmalarımız hemen tarihi bir duruş geliştirdi. Devreye aldığımız enflasyonla topyekun mücadele programı bu anlayışın eseridir. Enflasyon beklentilerinde oluşturulmak istenen olumsuz havayı dağıtarak, inşallah bunun ikinci ayağını da kırdık. Hatırlarsanız o günlerde hep bunların elinde oyuncak şuydu: Patates-soğan. Bu fiyatlar üzerinden algı operasyonları yapmaya çalıştılar. Tanzim satış noktaları uygulamasıyla bu algı operasyonlarını da boşa çıkardık. Gıda fiyatları başta olmak üzere tüm alanlarda suni olarak artan fiyatları düşürmek amacıyla gerekli önlemleri süratle aldık. Piyasaları rahatlatmak için bazı sektörlerde KDV ve ÖTV indirimleri yaptık. Yaz aylarının da etkisiyle fiyatlar iyice normalleşti. Özellikle seracılıkta aldığımız tedbirlerle bir daha benzer spekülasyonların yapılmasına izin vermeyeceğiz.

Değerli Kardeşlerim,

Bütün bunlarla beraber gerek bu önlemler, gerek sıkı para ve maliye politikamız sayesinde birilerinin yüzde 40’ı bulacak, dediği enflasyonda Haziran ayı itibariyle yüzde 15,7’yi şu anda yakaladık. Gelişmeler enflasyonun önümüzdeki aylarda çok daha düşük seviyelere gerileyeceğine ve yılın ikinci yarısında tek haneli seviyeleri göreceğimizi işaret ediyor.

Değerli Arkadaşlar,

Bay Kemal, Türkiye Cumhuriyeti’nin emir alır hale geldiğini söylüyor. Nerede? Tek adam rejiminde. Bay Kemal, Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti bizim dönemimizde asla ve kata emir alan bir hükümet olmamıştır. O sizin cibilliyetinizde var. Sizin geçmişinizde olanların Amerika’daki liderler karşısında nasıl el-pençe divan durduğunu biz çok iyi biliriz. Biz bugüne kadar kimseden emir almadık, masada oturduk ve konuştuk ve hiçbir zaman da asla ve kata ecdadımızdan nasıl öğrendiysek, bundan sonra da yolumuza öyle devam ederiz. İşte bunun önemli adımlarından bir tanesi de S-400’dür, Doğu Akdeniz’dir, emir alıyor muyuz-almıyor muyuz? Kuzey Suriye’dir, emir alıyor muyuz-almıyor muyuz göreceksiniz. Ama sen alırsın, senin cibilliyetinde o var. Senin o güvendiğin teröristler seni kurtaramayacaktır. Onlarla el ele, kol kola dirsek temasında Ankara’dan İstanbul’a yürümen seni kurtarmayacaktır. İşte onları şimdi inlerinde vuruyoruz, vurmaya devam edeceğiz. Ama sen onlarla berabersin, beraber yürüyorsun. Ve senin adamların onların tabutlarını taşıyadursun. Biz şerefli ecdadımızın şerefli insanlarının tabutuna omuz veririz, başka kimsenin değil. Ve utanmadan emir alma noktasına geldik diyor. IMF’e borcu biz mi yaptık? Siz yaptınız. IMF’e göreve geldiğimizde 23,5 milyar dolar borcumuz varken, 2013’ün Mayıs’ında biz IMF’e olan borcu sıfırladık, bunu biz yaptık, siz yapmadınız. Aynı şekilde Merkez Bankası’nın döviz stoku bürüt olarak 27,5 milyar dolar iken elhamdülillah şu anda 100 milyar dolara ulaştı, böyle bir konuma geldi. Bunları biz yaptık.

Tutturmuş, yeni nakaratı o, tek adam tek adam. Benim öyle bir derdim yok, biz bu milletin efendisi değiliz, hizmetkârıyız hizmetkârı. Ve Türkiye’nin dünyada itibarı zedelenmiş gibi böyle saçma sapan şeyler söylüyor. Ya sen dünyada kaç ülkeyi gezdin, nerede hangi itibarı gördün de bunu konuşuyorsun ya? Senin dünyada ne itibarın var ya? Ha var var, Sosyalist Enternasyonal filan var ya, oralara arada sırada bir bunları çağırıyorlar, orada burada bunlar işte itibar gördük diye zannediyorlar. Bizim derdimiz o değil. Çünkü bu benim Birleşmiş Milletler Genel Kurulu’nda yaptığım konuşmaları saptıracak kadar buralarda da maalesef her türlü yalana yanlışa başvuruyor. Bak izle, bu sene de Birleşmiş Milletler Genel Kurulu’nda nasıl bir konuşma yapacağım, onu da bir izle.

Değerli Kardeşlerim,

İnşallah yılın ikinci yarısında belirsizliğin azalması, yapısal reformlara devam edilmesi ve baz etkisinin desteğiyle daha güçlü bir toparlanma bekliyoruz. Elbette ülke ve hükümet olarak zayıf yönlerimizin farkındayız. Önümüzdeki zorlukları ortadan kaldırmak için yeni ekonomi programımız ile yol haritamızı ve önceliklerimizi ortaya koyduk.

Cari açığın düşürülmesi amacıyla, enerji, maden, petrokimya, ilaç, turizm, otomotiv ve bilişim sektörleri gibi öncelikli yatırım yapılabilir alanları belirledik. Yüksek teknoloji ürünlerinin üretileceği büyük ölçekli yerli ve yabancı yatırımların yer alacağı etkin yönetim modeline sahip endüstri ve teknoloji bölgeleri inşallah kuruyoruz, kuracağız. Ülkemizde üretilmeyen 20 biyoteknolojik ilacın yerli üretimini teşvik edecek, biyoteknoloji alanında yetkinliklerimizi artıracağız. Petrokimya önemli bir alan, ama bu alandaki kümelenmeyi ve Ceyhan Endüstri Bölgesini bunun için hayata geçireceğiz. Güvenlik hizmetlerinde kullanılan araç-gereç ve teknik ekipmanda yerli üretimin payını artıracağız. Avrupa Birliği’yle Gümrük Birliğinin güncellenmesine yönelik çalışmaları tamamlayacağız. Yerli ürünlerin görünürlüğünü ve farkındalığını artıracağız. Bu tedbirlere yönelik yapısal reform adımlarını kamuoyuyla da paylaştık.

Özellikle hedefimiz, yüksek katma değeri ve teknolojik üretimi odak noktasına alan bir ekonomik yapıyı tesis etmektir. Aldığımız tedbirler sayesinde 2019 yılının ilk çeyreğinde büyüme bir önceki çeyreğe göre yüzde 1,3 oranında arttı; bu durum ekonomimizin durgunluktan çıktığını gösteriyor. Türkiye küçülecek diyerek milleti korkutmaya çalışanlar bir kez daha hüsrana uğradı.

Belirsizliklerdeki azalma, enflasyonun ve faiz oranlarının gerilemesiyle ekonomideki toparlanma eğiliminin yılın 3’üncü çeyreğinde güçlenerek devam edeceğini gösteriyor.

Ekonomide yürüttüğümüz etkin mücadelenin meyvesini Türkiye’nin en büyük sorunu olan cari açık alanında da alıyoruz. Yılın ilk yarısında açıklanan veriler ihracattaki ve turizm sektöründeki pozitif görünümün devam ettiğini gösteriyor. Bu olumlu gelişmeler sayesinde, geçtiğimiz yıl Mayıs ayında yaklaşık 58 milyar dolar ile zirve yapan yıllık cari açığımız, bu yılın Mayıs ayı itibarıyla 2,4 milyar dolara kadar geriledi, böylece yıllık cari açık Ocak 2004’ten bu yana en düşük seviyesine indi. Haziran ayında 17 yıllık AK Parti iktidarı boyunca ilk defa yıllık cari fazla vermeye başlayacağız.

Reform ajandamızı sonuna kadar uygulayacak, ülkemizin ihtiyacı olan tüm düzenlemeleri en kısa sürede hayata geçireceğiz. Şimdi önümüzde 4 yıllık kesintisiz bir icraat dönemi var. En zor kısmı geride bıraktık, bundan sonrası inşallah çok daha kolay olacaktır. Düşen faizler, kur ve ülke risk priminin etkilerini sanayide, ticarette, tarımda, velhasıl her alanda çok net bir şekilde göreceğiz.

Değerli Kardeşlerim,

Ülkemizin en önemli tarım ürünlerinden ve ihracat kalemlerinden biri yaklaşık 500 bin çiftçimizin gelir kaynağı olan fındıktır. Bay Kemal, burayı iyi dinle, çünkü senin yanındakiler sana çok yalan haberler getiriyor. Sen zaten fındığı da görsen tanımazsın. Bak şimdi sana fındıktan bir müjde veriyorum; Türkiye, Azerbaycan ve Gürcistan dünya fındık üretiminin yüzde 80’ini gerçekleştiriyor, 3 ülke olarak fındıkla ilgili zirai mücadele, verim, kalite artışı ve pazarlama konularında iş birliği çalışmalarını başlattık, böylece önümüzdeki dönemde fındığın dünya piyasalarında hak ettiği değeri sürekli kılmak amacıyla önemli bir adım atmış olduk. Biz fındık üreticilerini geçen yıl başta olmak üzere hep destekledik, çünkü oralarda da maalesef bu işin soygununu yapanlar var, tedbirlerimizi aldık, TMO’yu bu noktada devreye soktuk. Ve bugüne kadar fındık üreticimize 8,5 milyar lira, yani eski parayla 8,5 katrilyon lira destekleme ödemesi yaptık Bay Kemal.

Ayrıca, fındık hasat döneminde üreticiler aleyhine gelişmeler olduğunu gördüğümüz anda Toprak Mahsulleri Ofisi’ni görevlendirerek piyasada bir taban fiyat oluşmasını sağladık. Mesela geçen yıl ilk başlarda fındık fiyatları iyi düzeydeydi, ama ne zaman fırsatçılar devreye girdi ve fiyatlar aşağı yönlü seyretmeye başladı, işte hemen orada Toprak Mahsulleri Ofisi vasıtasıyla duruma müdahale ettik, böylece fiyatlar olması gereken seviyeye çıktı. Ya biz çiftçimizin yanındayız, biz köylümüzün yanındayız, müstahsilimizin yanındayız, hiçbir zaman 18 yıldır biz onları yalnız bırakmadık.

Bu sezon fındık verimi maşallah geçen yıla göre daha yüksek, yaklaşık 700 bin ton civarında bir rekolte bekleniyor. Oralarda birçok afetler de oldu biliyorsunuz, ama hamdolsun toparladı. Bu durum karşısında Toprak Mahsulleri Ofisi’ne hububat ve bakliyatta olduğu gibi, hasat dönemi başlamadan fındık alımı için görev verme kararı aldık. Ofisin alım yapacağı taban fiyatlar sayesinde spekülatörlerin önünü peşinen keserek fındık pazarında üreticilerimiz aleyhine oluşacak fiyat belirsizliklerini ortadan kaldırmayı hedefliyoruz.

Şimdi buradan Toprak Mahsulleri Ofisi’nin taban fiyatlarını açıklayarak fındık üreticilerimize müjde vermek istiyorum.

Yüzde 50 randıman esasına göre Giresun kaliteli kabuklu fındık için taban fiyat kilogramda 17 lira. Levant kaliteli kabuklu fındık için de taban fiyat kilogramda 16,5 liradır. Buna kilogram başına yaklaşık 2 lira olan mazot, gübre desteği ve alan bazlı desteği de eklediğimizde kilogram fiyatları fiilen 19 lira ile 18,5 lira arasına gelmiş oluyor. Hazırlıklarını tamamlayan Toprak Mahsulleri Ofisi hasat başlangıcına denk gelen Kurban Bayramının hemen akabinde hemen alıma geçiyor. 

2019 yılı fındık hasat sezonunun bereketli geçmesini, bu fiyatların da üreticilerimize ve ülkemize hayırlı olmasını Allah’tan diliyorum.

Değerli Kardeşlerim,

Görüldüğü gibi yapacak çok işimiz var. Tabii bugün Polatlı’daki hasat mevsimini açışımız inşallah o da çok çok farklı olacak. Tabii bütün bu görevlerin hepsi de bizi, yani AK Parti kadrolarını bekliyor. Ülkemizin ve milletimizin önündeki gündeme ne kadar hazırlıklı olursak, süreçleri kendi hedeflerimize uygun şeklide yönetme imkanımız o kadar artar.

AK Parti, dünyada hiçbir siyasi partide olmayan bir teşkilat ağına, ruhuna ve heyecanına sahiptir. Şayet bazı teşkilatlarımızda tıkanmalar oluşmuşsa bunun üzerinde durmaktan, bununla yüzleşmekten de kaçınmayız. Kurulduğumuz günden beri teşkilatlarımız ülkemizdeki dönüşümün de taşıyıcısı olmuştur. Ülkeyi dönüştüren bir partinin kendi bunun dışında tutması düşünülemez. Amacımız, bugüne kadar olduğu gibi bundan sonra da şahsiyetli, söyleyecek sözü olan, iddia sahibi, milletimizin değerleriyle kuşanmış kadrolarla AK Parti ailesini genişletmektir. Önümüzdeki dönemde teşkilatlarımızın kadrolarını güçlendirmenin yanında, geleneksel siyaset usullerine yeni yöntemler de ekleyeceğiz. Gerekirse yeni birimler ihdas etmek suretiyle teşkilatlarımızı siyaset yapım sürecinde daha aktif hale getireceğiz.

İnşallah milletvekillerimizle yapmakta olduğumuz biliyorsunuz bizim sürekli istişare toplantısı var. Bize tek adam diye hitap edenlere sesleniyorum, biz bütün kararlarını istişareye dayalı olarak alan bir siyasi partiyiz. Şimdi bunu inşallah kadın kollarımızla müstakil yapacağız, gençlik kollarımızla müstakil olarak ayrıca devam ettireceğiz, dolayısıyla istişare halkasını genişletmiş olacağız.

Sokağın kokusunu, dokusunu, havasını teşkilatlarımıza daha çok yansıtacağız.

Toplumun her kesiminin, ülkedeki her bir bireyin ilgili alanlarını kucaklayacak şekilde siyasetimizi güncelleyeceğiz.

Dünyadaki en çok üyeye sahip parti olarak üyelerimizle daha yakın temas içinde bulunacağız. Teşkilat anlayışımızı bu teması daha dinamik bir zemine oturacak şekilde geliştireceğiz.

Sandık temsilcilerimizle belde, köy, mahalle teşkilatlarımız partimizin tabanındaki en önemli birimleridir. İl-ilçe yönetimlerimiz ve Genel Merkezimizle bu teşkilatlarımızın daha uyumlu hareket etmesini, daha yakından çalışmasını sağlayacağız. Bunun için eğitim faaliyetlerimizi artıracak, istişare mekanizmalarımızı daha da etkinleştireceğiz.

İşte tüm bu hususlarda harekete geçireceğimiz çalışmalarımızı en üst organımızda, Büyük Kongremiz ve bunu da inşallah sizlere 7. Olağan Büyük Kongre sürecimizi son baharda başlatacağımızın müjdesini vermek istiyorum. Önce delege seçmen listelerini oluşturacak, ardından da belde, ilçe ve il kongreleriyle yola devam edeceğiz. Büyük Kongre sürecimizin şimdiden partimize ve ülkemize hayırlı olmasını özellikle diliyorum.

Önümüzdeki haftalarda söz verdiğim şekilde 31 Mart seçimlerinde en yüksek oyları aldığımız şehirlerimize teşekkür ziyaretlerine başlayacağım. İllerde Rize, büyük şehirlerde Konya ile başlayacağımız bu ziyaretleri sırasına göre sürdüreceğim.

Değerli Kardeşlerim,

Sağda-solda birçok dedikodular var. AK Parti’nin mensupları dedikodularla amel eden değildir. Hiç bunlara kafanızı takmayın, biz işimize bakalım. Ama hep söyledik ya, bir olalım, iri olalım, diri olalım, kardeş olalım, hep birlikte Türkiye olalım.

Ve birileri parti kuruyormuş, şunu yapıyormuş, bunu yapıyormuş filan hiç bunları kafanıza takmayın. Çok içimizden ayrılıp da parti kuranları gördük, şu anda sorsam adını, sanını bilmezseniz. Bu iş böyledir, çünkü bu tür ihanetlerin içerisinde olanlar bu işin bedelini de ağır öderler.

Ben inanıyorum ki, siz değerli kardeşlerim de zaten özellikle beldelerinizde, ilçelerinizde, illerinizde en sağlam şekilde dimdik durmak suretiyle bu tür adımlara zaten yer vermeyeceksiniz, bunlara imkan da tanımayacaksınız ve ona göre yolumuza da biz devam edeceğiz.

Hepinizi bu duygular içerisinde bir kez daha toplantımızın hayırlara vesile olması dileğiyle selamlıyorum. Allah yar, yardımcımız olsun, Cuma’nız mübarek olsun, kalın sağlıcakla.