15 Temmuz

 

10 Soruda FETÖ

 

 

 

Cumhurbaşkanı Erdoğan, Harp Akademileri Komutanlığını Ziyaret Etti

19.03.2015
Cumhurbaşkanı Erdoğan, Harp Akademileri Komutanlığını Ziyaret Etti

Harp Akademileri Komutanlığını ziyaret ederek subaylara hitaben bir konuşma yapan Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Ülkemizin merkezinde yer aldığı coğrafya tarihî bir değişim döneminin sancılarını yaşıyor. Türkiye, bu sorunların hiçbirine sırtını dönme, buralarla ilgilenmeme lüksüne sahip değildir. Bugün sınırın ötesi dediğimiz yerlerle aramızdaki fark, dün, iki vilayetimiz arasındaki fark kadardı. Bu konuda milletimizin ve devletimizin hafızası gayet nettir” dedi.


Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Harp Akademileri Komutanlığını ziyaret ederek subaylara hitaben bir konuşma yaptı.

Cumhurbaşkanı Erdoğan konuşmasına, “Bugün burada Türk Silahlı Kuvvetlerimizin değerli komutanları ve kahraman subaylarıyla bir arada olmaktan büyük memnuniyet duyuyorum. Sizlerin nezdinde Türk Silahlı Kuvvetlerimizin tüm mensuplarına, Mehmetçiklerimizin her birine, şahsım, ülkem ve milletim adına şükran duygularımı ifade ediyorum” şeklinde başladı. 100’üncü yıl dönümüne ulaştığımız Çanakkale Savaşlarının, 1877-1878 yıllarında yaşanan 93 Rus Harbi ve 1912 Balkan Harbi ile birlikte değerlendirilmesi gerektiğine işaret eden Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Gerçekten de, 93 Rus Harbi ve 1912 Balkan Harbi, milletimizin hafızasında çok derin izler bırakmış, gönlünde çok derin yaralar açmıştır. Bu iki savaş sonunda, Rumeli’deki anavatanımız olan Balkanları, hem toprak olarak, hem de nüfus olarak, neredeyse tamamen kaybettik. Bu sürecin sonunda Balkanlarda sembolik düzeyde bir Türk ve Müslüman nüfusu kalmıştı. İşte Çanakkale Savaşları, 93 Harbi ve bilhassa 1912 Balkan bozgununa karşı, askeriyle, siviliyle, milletimizin topyekûn bir başkaldırısıydı, isyanıydı, yeminiydi” dedi.

ÇANAKKALE’DEKİ DESTANSI MÜCADELE

Cumhurbaşkanı Erdoğan, Çanakkale’de destansı bir mücadelenin verildiğini vurgulayarak şunları söyledi: “Şüphesiz, Çanakkale Savaşında düşmanın asıl hedefi İstanbul’u ele geçirmekti. Çanakkale’de ordularımızı ezip İstanbul’a ulaşmak, buraya dönemin en modern, en güçlü, en donanımlı ordularını yığanların 500 yıllık rüyasıydı. Bu rüya, 1915’te önce denizde, sonra karada bir kâbusa döndü. 1918’de, savaşsız, zahmetsiz İstanbul’u işgal eden düşman kuvvetleri için, bu, bir zafer değil, sadece buruk bir teselliden ibaretti. Çünkü, Çanakkale ruhu Anadolu’da alev alev yanıyordu. Bu özgürlük ateşinin İstanbul’u kendilerine yar etmeyeceğini gayet iyi biliyorlardı. Nitekim, 1923 yılında, bu buruk teselliyi de geride bırakarak İstanbul’u terk etmek zorunda kaldılar.”

“ÜLKEMİZİN MERKEZİNDE YER ALDIĞI COĞRAFYA, TARİHÎ BİR DEĞİŞİM DÖNEMİNİN SANCILARINI YAŞIYOR”

Cumhurbaşkanı Erdoğan konuşmasını şu sözlerle sürdürdü: “Ülkemizin merkezinde yer aldığı coğrafya tarihî bir değişim döneminin sancılarını yaşıyor. Bu sancılar kimi yerlerde siyasi kriz, kimi yerlerde sosyal çalkantı, kimi yerlerde fiili çatışma olarak ortaya çıkıyor. Pek çok yerde de hepsi birden tezahür ediyor. Güneyimizdeki Suriye’den başlayan sorunlar geriye doğru Irak’la, İran’la devam ediyor. Doğumuzda Ermenistan ve Gürcistan, kuzeyimizde Rusya ve Ukrayna’ya bu sıkıntılı çemberi sürdürüyor. Balkanlar hiçbir zaman azalmayan gerilimli ortamıyla buraya ekleniyor. Kıbrıs meselesi, sorun ajandamızın daimi gündem maddesi olarak, yerini muhafaza ediyor. Çemberi biraz genişlettiğimizde de ortaya çıkan manzara farklı değil. Mısır, Libya ve Yemen başta olmak üzere Kuzey Afrika, aynı şekilde çatışma haberlerinin eksik olmadığı bir coğrafya... Afganistan’daki, Kafkasya’daki, Orta Afrika’daki sorunlar bitmiş değil. Avrupa ülkelerinde yaşayan vatandaşlarımız, yabancı düşmanlığı ve İslamofobya kampanyalarının en başta gelen hedefleri durumunda. Türkiye, bu coğrafyaların hiçbirine sırtını dönme, buralarla ilgilenmeme lüksüne sahip değildir. Bu salonda, bu bölgelere çeşitli vesilelerle gitmiş, görev yapmış olan çok sayıda arkadaşımız olduğunu tahmin ediyorum. Harp Okulu yıllarından başlayarak, Akademi safhası da dahil olmak üzere, her aşamada aldığı eğitimle, tüm subay arkadaşlarımın, bu coğrafyalarla olan ilişkilerimiz konusunda çok kapsamlı bir birikime sahip olduğunu biliyorum. Türkiye’nin zor yıllarında, sıkıntı zamanlarında bu coğrafyaların ihmal edilmiş olması, devletimizin de, milletimizin de buralara sırtını döndüğü, unuttuğu, gönül bağlarını kopardığı anlamına kesinlikle gelmiyor. Biz, 100 yıl önce tüm bu coğrafyalardan askeri olarak çekilmiş olabiliriz. Aramıza sınırlar, tel örgüler, mayınlı araziler, gümrük kapıları girmiş olabilir. Ama bizim bu coğrafyalardaki insanlarla kalplerimizde, yüreklerimizde, hatta zihnimizde hiçbir zaman sınırlar olmadı. Her şeyden önce bu coğrafyalardaki insanların büyük bölümüyle aramızda akrabalık ilişkileri var. Bugün sınırın ötesi dediğimiz yerlerle arasındaki fark, dün, iki vilayetimiz arasındaki fark kadardı. Bu konuda milletimizin hafızası da, devletimizin hafızası da gayet nettir.”

“KURUMLARIMIZIN İÇİNDE ÖRGÜTLENMİŞ BİR YAPININ, TÜRKİYE’Yİ ELE GEÇİRME TEŞEBBÜSÜNE MARUZ KALDIK”

Cumhurbaşkanı Erdoğan konuşmasında, “Bunların bir kısmı iyi niyetle yapılırken, bir kısmı da kötü niyetin, ülkemize ve milletimize gizli-açık düşmanlığın tezahürü olarak ortaya çıkıyor. İşte Süleyman Şah Türbesinin ve oradaki karakolumuzun taşınması konusunda yürütülen tartışmaları hep birlikte takip ettik, hep birlikte yaşadık. Şah Fırat Operasyonu, askeri bakımdan gerçekten çok başarılı bir şekilde icra edildi. Bu vesile ile harekâta katılan tüm personelimizi canı gönülden kutluyorum. Şah Fırat Operasyonu, devletin ilgili tüm kurumlarının örnek düzeyde işbirliği ile gerçekleştirilmiş olmasıyla da ayrıca takdire şayandır. Bu vesileyle, harekâta ilişkin iki önemli noktayı da burada vurgulamak istiyorum. Öncelikle, herhangi bir vatan toprağı terk edilmemiş, sadece uluslararası anlaşmalardan kaynaklanan haklarımız çerçevesinde, Süleyman Şah Türbesinin Suriye toprakları içerisinde yer değişikliği yapılmıştır. İkinci olarak, bazı basın yayın organlarında iddia edildiği gibi geride herhangi bir askeri silah, araç ve teçhizat ile kutsal emanet de bırakılmamıştır. Bu operasyonla ilgili oluşturulmak istenen ve kesinlikle ülkemizin, milletimizin hayrına olmayan algının gerisindeki niyeti gayet iyi biliyoruz. Süleyman Şah Türbesi hadisesinden önce Suriye’deki Türkmen kardeşlerimize yardım götüren MİT tırlarına yapılan operasyona şahit olduk. Hatta daha da ileri giderek ifade ediyorum; komutanlarımıza, subaylarımıza, askerlerimize yönelik operasyonları da ben aynı kapsamda değerlendiriyorum. Suçluyla suçsuzun, gerçekle yalanın, doğruyla yanlışın aynı torbaya konularak yürütüldüğü bu operasyonlarla, şahsım başta olmak üzere, tüm ülke yanlış yönlendirildi, aldatıldı. Kurumlarımızın içinde örgütlenmiş, güçlü medya desteğiyle teçhiz edilmiş bir yapının, Türkiye’yi ele geçirmek için yürüttüğü bir kumpasa, bir darbe teşebbüsüne hep birlikte maruz kaldık. Samimiyetle ifade ediyorum; eski Genelkurmay Başkanımız başta olmak üzere, birlikte mesai sarf ettiğim için yakından tanıdığım pek çok komutanın tutuklanmasına şahsen gönlüm hiçbir zaman razı olmadı. Tereddütlerimi, itirazlarımı o dönemde bu işin sorumlularına ifade ettim, hatta kamuoyu önünde de dile getirdim. Ama o zaman önümüze konan, ancak çoğunun sahte ve çarpıtılmış olduğu daha sonra ortaya çıkan belgeler, bilgiler karşısında, hukuka saygı gereği, yapacak bir şeyimiz kalmadı. Bu süreçte, Başbakan ve Hükümet olarak bizim de, Genelkurmay Başkanımızın ve Türk Silahlı Kuvvetlerimizin de, hukuk devleti ilkesine saygının gereğini yerine getirmek dışında bir duruşumuz olmadı. Uzun süredir temkinle yaklaştığım, faaliyetlerini takibe aldığım bu yapı, biliyorsunuz, 17-25 Aralık 2013’de doğrudan hükümeti devirmeye ve adeta Türkiye’ye topyekûn el koymaya yönelik bir teşebbüse girişti” ifadelerini kullandı.

“CAYDIRICI BİR GÜCE SAHİP OLMAZSAK, KENDİ GELECEĞİMİZİ RİSKE ATARIZ”

Cumhurbaşkanı Erdoğan konuşmasını şu sözlerle tamamladı: “Güçlü bir orduya, güçlü bir savunma sanayine sahip olma isteğimiz, asla kimsenin toprağında gözümüz bulunduğu, kimseye saldırmak gibi bir niyetimiz olduğu anlamına gelmiyor. Tam tersine, kimse toprağımıza gözümüzü dikemesin, kimse tarihî ve coğrafi olarak bin yıllık beraberliğimizin olduğu kardeşlerimize zarar veremesin diye bunu istiyoruz. Biz güven içinde olmazsak, biz caydırıcı bir güce sahip olmazsak, kendi geleceğimizi riske atmakla kalmaz, 100 yıllık bir aranın ardından kardeşlerimizle aramızda açılan kapıları da yeniden kapatmış oluruz. Ben bu yöndeki tüm çalışmalarında Türk Silahlı Kuvvetlerimizin, Komutanlarımızın yanında oldum, olmaya devam edeceğim. Kara, hava, deniz; Silahlı Kuvvetlerimizin tüm unsurlarının en modern araçlarla, en eğitimli birliklerle donatılması için projeleri hayata geçirmeyi hep birlikte sürdüreceğiz.”


Konuşmanın tam metni

Tüm Haberler