15 Temmuz

 

10 Soruda FETÖ

 

 

 

“Büyük Milletlerin Büyük Dertleri Olur; Aynı Zamanda Büyük Güçleri ve Hedefleri de Olur”

17.02.2015
“Büyük Milletlerin Büyük Dertleri Olur; Aynı Zamanda Büyük Güçleri ve Hedefleri de Olur”

10 ilden gelen 382 muhtarla Cumhurbaşkanlığı Sarayı’nda bir araya gelen Cumhurbaşkanı Erdoğan, terör meselesinin çözümünde mesafe kat ettikçe Türkiye’nin önüne yeni engellerin çıkarıldığını belirterek, “Gezi olayları bu çabanın bir ürünüydü, o tutmadı, bu defa 17-25 Aralık darbe teşebbüsünü tezgâhladılar, yolsuzlukla savaşıyoruz görüntüsü altında Türkiye’nin tüm birikimine ve imkânlarına saldırdılar, ancak tüm bu saldırılar bertaraf edildi” dedi.

 

10 ilden gelen 382 muhtarla Cumhurbaşkanlığı Sarayı’nda bir araya gelen Cumhurbaşkanı Erdoğan, terör meselesinin çözümünde mesafe kat ettikçe Türkiye’nin önüne yeni engellerin çıkarıldığını belirterek, “Gezi olayları bu çabanın bir ürünüydü, o tutmadı, bu defa 17-25 Aralık darbe teşebbüsünü tezgâhladılar, yolsuzlukla savaşıyoruz görüntüsü altında Türkiye’nin tüm birikimine ve imkânlarına saldırdılar, ancak tüm bu saldırılar bertaraf edildi” dedi.

Sözlerine, "Milletin evine, Cumhurbaşkanlığı Sarayı'na hoş geldiniz" diyerek başlayan Cumhurbaşkanı Erdoğan, 27 Ocak’ta, 17 ilimizden gelen 406 muhtarla burada bir araya geldiğini, önümüzdeki hafta Çarşamba günü de yine bir grup muhtarla bir araya geleceğini ve bu şekilde 50 bin muhtarın tamamını Cumhurbaşkanlığı Sarayı’nda ağırlayarak, muhabbet etmeyi hedeflediklerini söyledi.

Muhtarlık kavramının siyasi hayatında ayrı bir yeri ve anlamı olduğunu belirten Cumhurbaşkanı Erdoğan, 1998 yılında, Milli Eğitim Bakanlığı’nca tavsiye edilmiş bir şiiri okuduğu için hapis cezasına çarptırıldığında kendisi için “muhtar bile olamaz” dediklerini hatırlatarak, “Aslında bu rastgele bir ifade değil, muhtarlık, seçimle, doğrudan milletin iradesiyle, tercihiyle gelinen görevlerin ilk basamağıdır, temelidir. Muhtarlık başlayan milletin tercihiyle görev alma silsilesi artık Cumhurbaşkanlığı’na kadar uzanıyor. Bundan önce cumhurbaşkanı Parlamento’da seçilirdi, ama şimdi millet direkt olarak kendisi Cumhurbaşkanı’nı yani cumhurun başkanını seçiyor. Milletin tercihlerine karşı olanlar için muhtarla Cumhurbaşkanı’nın bir farkı yok. Çünkü onlar bu işin ruhuna karşı. İstiyorlar ki, Türkiye hep kendi kurdukları, kendi kontrolleri altında olan vesayet düzeni ile yöneltilsin. Millet sadece çalışsın, üretsin, koştursun sonra getirsin her şeyi kendilerine teslim etsin, onlar da diledikleri gibi bunları kullansın” dedi.

“MİLLET, VESAYET DÜZENİNİN KARŞISINDA KİM VARSA ONUN YANINDA YER ALDI”

Milletin, Rahmetli Menderes’ten itibaren bu vesayet düzenin karşısında kim varsa, kendi sağında kim varsa onun yanında yer aldığını belirten Cumhurbaşkanı Erdoğan, kendisinin İstanbul Büyükşehir belediye Başkanlığı’nın da, İstanbul halkının şehirdeki vesayet düzenine itirazının ifadesi olduğunu söyledi.

Cumhurbaşkanı Erdoğan, aynı şekilde 12 yıllık Başbakanlığı ile son olarak üstlendiği Cumhurbaşkanlığı görevinin de milletin kendi iradesini hiçe sayanlara, küçümseyenlere, hatta alenen hakaret edenlere karşı bir başkaldırı olduğunu söyledi.

Konuşmasında Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Bir taraftan duvarlara ‘Egemenlik kayıtsız, şartsız milletindir’ diye yazacaksın, sonra egemenliği millete vermemek için her yola başvuracaksın” dedi.

"Muhtar, belediye başkanı, milletvekili ne demektir, bunları bilmezler" diyen Cumhurbaşkanı Erdoğan, milletin değerlerine, inancına, kültürüne, tarihine, kılığına, kıyafetine savaş açanların demokrasiden, egemenlikten, eşitlikten ve özgürlükten söz etmeye hakkı olmadığını vurguladı.

Cumhurbaşkanı Erdoğan, "Önce bunlara şunu söylememiz lazım, 'Siz millete saygı duymayı öğreneceksiniz, milletin tercihlerine saygı göstermeyi öğreneceksiniz'. 'Ne olacak bu köy muhtarı, ne olacak bu mahalle muhtarı' diyemezsin arkadaş, diyemezsin. 50 kişi de 100 kişi de 30 bin kişi de 20 milyon kişi de seçse seçilmiştir, saygı duyacaksın. Bunun başka izahı yok.  Bakınız, ben bu aralar, ben 'başkanlık sistemi' diyorum, onlar 'diktatörlük' diyor. Daha düne kadar başkanlık sistemini savunanlar dahi ben bunu gündeme getirince 180 derece dönüp aksini söylemeye başladılar. Geçmişte tek parti döneminin Milli Şef’ine itaati vatandaşlık borcu olarak görenler, şimdi kalkmış diktatörlükten bahsediyorlar. Bu nasıl bir diktatörlük ki ülkemizde faal durumda 87 parti var.7 Haziran seçimlerine de bunlardan 31’i katılıyor, bu nasıl diktatörlük. Diktatörlükte 37 tane parti seçime girebilir mi? Bu kadar parti olabilir mi?” diye konuştu.

“MİLLET İRADESİNİN KARŞISINDA DURULMAZ”

Bu ithamın, ‘bir türlü milletin yanında, milletin safında olmayı beceremeyenlerin dolayısıyla onun teveccühüne mazhar olamayanların sayıklamasından öte bir anlamı’ olmadığını belirten Cumhurbaşkanı Erdoğan şunları söyledi: “Muhtardan diktatör olabilir mi? Tevessül eden çıkarsa ilk seçimde köy halkından, mahalle halkından cevabını alır, vatandaş onu alaşağı eder. Öyleyse cumhurbaşkanından da devlet başkanından da böyle bir şey olmaz, olamaz. Bunlar, işin ruhuna karşı. Ülkenin millet iradesiyle yönetilmesine karşı. Kendileri bilirler. Siyaseti sadece karşıtlık, bir şeylere, birilerine karşı çıkmak değil milletin yanında yer almak olarak görene kadar sandıkta derslerini almaya devam edecekler. Çıkmış diyor ki bir tanesi, 'Ben burada olduğum sürece bu ülkeye başkanlık sistemi gelemez'. Bu millete saygısızlıktır, ayıptır. Sen kimsin ya? Milletin iradesinin karşısında durulmaz. Millet istediği zaman, milletin istediği olur. Sen kimsin ya? İşte gücün yetiyorsa gel başbakan ol, olamıyorsun. Yetiyorsa belediye başkanı ol, olamıyorsun."

Muhtarlarla birlikte milletten aldığı güçle, millet için çalışmayı sürdüreceğini vurgulayan Cumhurbaşkanı Erdoğan, muhtarların bulundukları yerlerde valilik, kaymakamlık, belediye ve vatandaş ile el ele vererek, en önemli köprü vazifesi gördüklerini söyledi.

“MAHALLENİZE HİZMET ETMEK GİBİ BİR SEVDANIZ YOKSA İMKÂNLAR NE OLURSA OLSUN ORADAN BİR ŞEY ÇIKMAZ”

Böylesine kritik görevler üstlenen muhtarların imkânlarının da buna uygun olması gerektiğini söyleyen Cumhurbaşkanı Erdoğan, "Bu iş her şeyden önce gönül işi, bir aşk işidir. Eğer mahallenize hizmet etmek gibi bir sevdanız yoksa, imkânlar ne olursa olsun oradan zaten bir şey çıkmaz. Ama hizmet etmek isteyenlere de gerekli şartların, imkânların oluşturulması şarttır" dedi.

Cumhurbaşkanı Erdoğan, 2002'de hükümeti devraldıklarında 97 lira olan muhtar maaşının, bugün 904 liraya ulaştığını, 10 kata yakın bir artış sağlandığını söyledi.

Muhtarlıklara, 2005'te yaptıkları yasal düzenlemeyle belediyelerden desteğin yolunu açtıklarını hatırlatan Cumhurbaşkanı Erdoğan, "İnanıyorum ki tüm belediye başkanları bunu samimi olarak yapmaktadır, yapmalıdır" dedi.

Muhtarlık için bina yapan belediyeler de olduğunu söyleyen ve onlara teşekkür eden Cumhurbaşkanı Erdoğan, "Bir muhtarlığa gittiğin zaman, orada da bir şeylerin olması lazım. En ufak bir birim. Belediye başkanlarımızın bir kısmı bu işte hassas, dikkatli, desteği veriyor" dedi. Muhtarların şikâyetlerini aktarmaları üzerine Cumhurbaşkanı Erdoğan, İçişleri Bakanlığınca bu konularla ilgili bir form hazırlanıp, dağıtılacağını, belediye başkanlıkları ve ilgili bakanlıkların gerekli desteği sağlayacaklarını söyledi.

Cumhurbaşkanı Erdoğan, "Destekleri sağlamayanları da ifşa ederiz. Millet de bunları bilsin. Demokrasi halkın kontrolünün endirekt değil, direkt olduğu sistemdir. Demokrasinin güzelliği budur" dedi.

“MAKAMLAR, ONLARI KULLANANLARIN BECERİSİNE VE AZMİNE GÖRE HİZMET VERİR”

Konuşmasında, "At sahibine göre kişner" atasözünü hatırlatan Cumhurbaşkanı Erdoğan, makamların da, onları kullananların becerisine, azmine, çalışkanlığına göre hizmet vereceğini, ister cumhurbaşkanı ister başbakan ister bakan ister belediye başkanı ister muhtar olsun, herkesin bu makamları gerçekten şanına yakışır şekilde kullanması gerektiğini bildirdi.

Cumhurbaşkanı Erdoğan, "Örneğim şu anda bulunduğum makam. Burada hiç bir şey yapmadan, hiç bir işe karışmadan, oturup etrafı seyretmeniz, önünüze gelen evrakları imzalamanız, sadece protokol işleriyle meşgul olmanız mümkün. Peki, yine aynı şekilde, protokol işleri yanında ülkenin ve milletin her meselesi için çalışmanız, çabalamanız, yeni hizmetler peşinde koşmanız mümkün mü, o da mümkün. Ama zorlu, sıkıntılı bir yol. Biz işte bu yolu seçtik.  Sizlerden muhtarlıklarınızda aynı şekilde davranmanızı bekliyorum. Mahallenizin, mahalle halkınızın, köyünüzün, köy sakinlerinin ihtiyaçları doğrultusunda, kurumları, valilik, kaymakamlık, belediye hepsini harekete geçirmeniz gerekiyor. İnşallah bu formlar bu işe yarayacak. Mahallenizdeki garipleri, mağdurları, ihtiyaç sahiplerini tespit edip, onlara sahip çıkmanız, sahip çıkılmasını temin etmeniz şart. Cumhurbaşkanı olarak benim en ücra köşedeki elim, ayağım, kulağım, gözüm sizler olmalısınız. Bu formlar İçişleri bakanımıza gelmeli ve bizler, İçişleri Bakanımız, Başbakanımız, bu sıkıntıları gidermeliyiz" diye konuştu.

MUHTARLARIN SORUMLULUKLARI

Devletin ve sivil toplum kuruyuşlarının bu konuda çok başarılı çalışmaları olduğunu dile getiren Cumhurbaşkanı Erdoğan, onlarla uyum içinde iş birliği içinde hareket edildiğinde meselelerin hızlı bir şekilde çözüm yoluna konulabileceğini anlattı. Türk insanının onurlu, gururlu olduğunu, ihtiyaç sahiplerinin kendi kapısını kapatıp, kimseye el açmadan, kendi dünyasında yaşıyor olabileceğine işaret eden Cumhurbaşkanı Erdoğan, muhtarların bu kişileri teker teker tespit edip, ilgili kurumların yardım etmesini sağlamak zorunda olduklarını vurguladı.

Aynı şekilde esnaftan zora düşenler olabileceğini, öğrencilerden, hanımlardan, yaşlılardan farklı sıkıntılar yaşayanlar olabileceğini, dargınlar, küskünler olabileceğini muhtarların bunların hepsine de vakıf olmaları gerektiğini anlatan Cumhurbaşkanı Erdoğan,  “Sıkıntıların çözümü için gerekiyorsa ilgili kurumları harekete geçirmeli, gerekiyorsa kendiniz bizzat devreye girmelisiniz. Çok açık söylüyorum, mahallesine avucunun içi gibi hâkim olmayan, hangi evin bacası tütmüyor, hangisi tütüyor bunu bilmeyen muhtar şahsen benim nazarımda görevini hakkıyla, layıkıyla yapmıyor demektir" diye konuştu. Cumhurbaşkanı Erdoğan, buradaki muhtarların, görevini hakkıyla yaptığına, bunun gayreti içinde olduğuna inandığını da dile getirdi.

TÜRKİYE’DE SON DÖNEMDE YAPILAN YATIRIMLAR

2002'den itibaren Türkiye'nin büyük bir dönüşüm geçirdiğini, büyük bir sıçrama gerçekleştirdiğini, bunu da en iyi muhtarların bildiğini belirten Cumhurbaşkanı Erdoğan, 26 havalimanı olan bir Türkiye'den, şu anda 52 havalimanı olan bir Türkiye'ye gelindiğini söyledi.

Cumhurbaşkanı Erdoğan, 79 senede 6 bin 100 kilometre bölünmüş yolu olan Türkiye'ye, 12 yılda 17 bin 500 kilometre yol ilave ettiklerine dikkati çekti.

Cumhurbaşkanı Erdoğan sözlerini şöyle sürdürdü: “Köylerimiz, beldelerimiz, bunların yollarını düşünün. Geldik, KÖYDES, diye bir uygulama başlattık, BELDES, diye bir uygulama başlattık ve buralara ayrıca bütçeler çıkarmaya çalıştık ki, buralarda köylerimizin, beldelerimizin yollarını süratle daha iyi hale getirebilelim. Geldiğimiz nokta elbette önemli, ama yeterli değil, daha önümüzde yapacak çok işimiz, kat edecek çok mesafemiz var. Her şeyden önce 2023 hedeflerimiz var. Bu süreçte önümüzde aşmamız gereken çok önemli engeller bulunuyor, bunlardan biri çözüm sürecidir. ‘Milli birlik ve kardeşlik projesi’, böyle başladık, ‘demokratik açılım’ diye başladık, ‘milli birlik ve kardeşlik’ dedik, şimdi de ‘çözüm süreci’ diyoruz. Bu nedir? Bu bizi birbirimize bağlayan en önemli bağ olacak. Biz kardeşiz, bu kardeşliğimizi çekemeyenler var, hazmedemeyenler var, Türkü’yle, Kürt’üyle, Laz’ıyla, Çerkez’iyle, Gürcü’süyle, Abaza’sıyla, Boşnak’ıyla, Arnavut’uyla, Roman’ıyla biz kardeşiz, bunu çekemeyenler var. Nedir bu düşmanlık, nedir bu kin, nedir bu nefret; bunu anlamakta zorlanıyoruz. Ve bunun bedelini de, bu ülkeye 35 yıldır çok ağır ödettiler, çok ağır ödedik, on binlerce insanımızı, yavrumuzu kaybettik, milyarlarca dolar bu konuda paralar kaybettik ve bunlarla neler ihya olurdu, ne köprüler, ne yollar, ne okullar, ne hastaneler yapılırdı. Bunların böyle bir derdi var mı? Yok. Teröristin böyle bir derdi olur mu? Yok. Halâ şu veya bu şekilde konuşup duruyorlar. 78 milyonu bulan insanıyla, 780 bin kilometrekare vatan toprağıyla Türkiye’nin ortak hedefler, ortak idealler etrafında birliğini, beraberliğini sağlamak, kardeşliğini güçlendirmek zorundayız. Bunun en alt, en dinamik ayağı siz muhtar kardeşlerimsiniz. Ama korkmayacağız, yılmayacağız, muhtar korktuğu gün ülke biter, o kadar önemlisiniz.“

“VİCDANLARI YARALAYACAK HİÇBİR GİRİŞİMİN İÇİNDE OLMADIK”

Cumhurbaşkanı Erdoğan, bu süreci, vatan topraklarının bölünmesine göz yummak, vatandaşlarımız arasında etnik temelli derin uçurumlar oluşturulmasını seyretmek için değil, tam tersine, hak, adalet, refah ve demokrasi çerçevesinde her vatandaşımızın bu ülkeye aynı derecede kuvvetli, aynı derecede samimi hislerle bağlanmasını temin için başlattıklarını anlattı.

Bir yandan geçmişin yanlışlarını ve ihmallerini telafi ederek, bir yandan geleceğin altyapısın kurarak, süreci önemli bir noktaya getirdiklerini söyleyen Cumhurbaşkanı Erdoğan,  “Elbette bunun kolay olmayacağını biliyorduk, bunu suhuletle, sükûnetle, çelik gibi bir sinirle yürütülmesi gereken gerçekten çok hassas bir süreç olarak görüyoruz. Dedim ya, siz varsınız, size güveniyoruz, el ele veriyoruz. Bir yandan herkesin hakkını, hukukunu teslim ederken, diğer yandan hiç kimsenin rencide olmamasını sağlamak mecburiyetindeydik. Bilhassa şehitlerimizin aziz ruhunu muazzep edecek, gazilerimizi üzecek, onların ailelerinin, sevenlerinin, arkadaşlarının vicdanlarını yaralayacak hiçbir girişimin içinde olmadığımızı bilmenizi istiyorum. Hamdolsun, milletimiz hem Doğu ve Güneydoğu Anadolu’muzda, hem de diğer bölgelerimizde sürece sahip çıktı. Tahrikler, provokasyonlar, sabotajlar ve bin bir türlü farklı hesaplar içinde bir yol aralayarak bugünlere ulaştık. Önümüzdeki günlerde, önümüzdeki aylarda tüm bu çabaların nihai neticelerini görmeye başlayacağımızı ümit ediyorum. Türkiye bu meseleyi geride bıraktığında inanın 2023 hedeflerini de aşıp artık 2053, 2071’i konuşmaya başlayacağız“ dedi.

CUMHURBAŞKANLIĞI SARAYI TARTIŞMALARI

Meselenin torunlara önemli bir miras bırakmak olduğuna işaret eden Cumhurbaşkanı Erdoğan sözlerini şöyle sürdürdü: “Nasıl ecdadımız bize bıraktıysa, biz de şimdi onu bırakmanın gayretindeyiz. Şu milletin evi geleceğe bir mirastır, ama hala bunu anlamayanlar var, istemiyorlar. Bakın buraya diyor ‘böyle bir saray mı gerekiyordu’ diyor. Şimdi burası milletin evi ya, burası Cumhurbaşkanlığı Külliyesi. Ve Ankara’da Cumhuriyet tarihinde Cumhurbaşkanlığı makamı için yapılmış bir yer yoktu, ilk defa böyle bir şey yapılıyor; düşünebiliyor musunuz? Şimdi burası yapıldı, ama biz dedik ki, bununla da olmaz, burayı külliye yapmamız lazım. Şimdi bir tarafta kongre merkezi inşaatı devam ediyor, onun alt tarafında camimiz yapılıyor, bunların hepsi halka açık, sadece buraya ait değil. Hemen onun altında yine büyük birçok amaçlı toplantı salonları, sergi salonları yapılacak. Hemen onun altında da Türkiye’nin en büyük inşallah Cumhurbaşkanlığı Kütüphanesi’ni yapacağız, o da asgari 4 milyon cilt kitap olan, azami 5 milyon olarak düşündüğümüz bir kütüphane, burada gençlerimiz gelip 24 saat ders çalışabilecek, kitap okuyabilecek vesaire. Bu ilk defa olacak. Şimdi bundan rahatsız oluyor, ya bundan niye rahatsız oluyorsun? Bununla övünmen lazım, hamdolsun Türkiye böyle bir yere sahip oldu, diye övünmen lazım. Her türlü bakıyorsunuz yakıştırmayı yapıyorlar, yok kaçak saray, yok şu, yok bu, her şey. Biz bu millete layık olanı yaptık, yapıyoruz ve en ince hassasiyetiyle yapıyoruz. “

Cumhurbaşkanı Erdoğan, İngiltere‘de, Westminster Sarayı’nın sadece restorasyonu için, 3 milyar dolar harcandığını hatırlatarak; burada onun 3’te 1’yle Cumhurbaşkanlığı Sarayı’nın inşa edildiğini söyledi.

“HERKES ÇÖZÜMÜN BİR PARÇASI OLMALIDIR”

Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Cumhurbaşkanlığı makamına bu ülkenin muhtarları bugüne kadar gelememişti. Şimdi biz diyoruz ki, hepsini de bu makamda ağırlayacağız. Burada akademisyenlerimizi ağırlayacağız, sanatçılarımızı ağırlayacağız, sporcularımızı ağırlayacağız, halkımızı ağırlayacağız, ağırlamaya devam edeceğiz, milli günlerimizde, bayramlarımızda ağırlayacağız, ağırlamaya devam edeceğiz. Yani burası cumhurun makamı olduğuna göre, cumhurun Başkanı cumhurla devamlı el ele olacak, bunu yapıyoruz; bundan kimse rahatsız olmasın. Şimdi ben buradan herkesi elini taşın altına koymaya çalışıyorum, herkes çözümün bir parçası olmalıdır, bunun için çalışmalıdır. Dürüstlük ve samimiyet olmadan bu işin hepimizin arzu ettiği şekilde sonuca ulaşması mümkün değildir. Çözüm sürecini başarıyla neticelendirip bu meseleyi ebediyen geride bıraktığımızda ise, hiç şüpheniz olmasın Türkiye’nin önünde yepyeni bir dönem başlayacaktır. İşte o zaman yeni Türkiye, terörsüz, çatışmasız, kavgasız, gürültüsüz bir Türkiye olacaktır. Yeni Türkiye, kardeşliğin, hakkın, hukukun, refahın hâkim olduğu bir Türkiye olacaktır. Bu konuda en büyük desteği sizlerden, muhtarlarımızdan bekliyoruz. Yeni Türkiye’yi inşallah sizlerle birlikte inşa edeceğiz” dedi.

TÜRKİYE’YE KURULAN TUZAKLAR

Türkiye, terör meselesinin çözümünde mesafe kat ettikçe önüne yeni engeller, yeni bariyerler çıkarma çabaları da arttığına işaret eden Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Gezi olayları bu çabanın bir ürünüydü, o tutmadı, bu defa 17-25 Aralık darbe teşebbüsünü tezgâhladılar, ‘yolsuzlukla savaşıyoruz’, görüntüsü altında Türkiye’nin tüm birikimine, tüm imkânlarına saldırdılar. Dikkat ediniz, adı, rengi, mahiyeti ne olursa olsun, her saldırıda önce ülkemizin istikrarı ve ekonomisi hedef alınıyor. Yolsuzlukla savaş diyenler bu ülkede milletin, esnafın dükkânını, arabasını, her şeyini yağmaladılar.  Bu mu yolsuzlukla mücadele ya? Bunları yaptınız. Vatandaşı, insanları öldürdünüz, bunları yaptınız. Güveni, huzuru, bu ortamı bozarak insanların geleceğe ilişkin umutlarını karartarak demokrasiyi veya ekonomiyi çökertme çabaları bugüne kadar hep sonuçsuz kaldı. Düşünün, yol yapıyoruz millete yol, yolu yapan müteahhitlerin iş makinelerini yakanlardan daha yolsuzluk yapan kim olabilir? Düşünün, havalimanı yapıyoruz ya, havalimanı, havalimanını yapan müteahhidin iş makinelerini yakanlardan daha yolsuzluk yapan kim olabilir? İşte Hakkâri, şu ana kadar çoktan Hakkâri’nin havalimanı bitecekti, ama sürekli engelliyorlar. Biz diyoruz ki, engellemenize rağmen Hakkâri’de de hava limanını yapacağız. Cizre’yi yakıp yıktılar değil mi? Silopi’yi yakıp yaktılar değil mi? Biz Cizre’de havalimanını yaptık. Şu anda orada Şerafettin Elçi Havalimanı var, bunu yaptık, ona rağmen yaptık; ama bunlar kadir kıymet bilmez. Onun için Hakkâri de olacak, Iğdır, Ağrı, Kars, hepsinde yaptık. 10 yıl, 15 yıl önce kimin aklına gelirdi buralarda havalimanı olacak? Biz şu anda bakın 17 ayrı merkezden ambulans helikopterlerle gidip hasta taşıyoruz, paletli ambulanslarla dağlara tırmanıyoruz, karda, kışta vesaire. Bunlar kimin aklına gelirdi? Bunları sizler gayet iyi biliyorsunuz” diye konuştu.

Cumhurbaşkanı Erdoğan, tüm bu saldırıların bertaraf edildiğini ancak bu oyunların, bu saldırıların bitmediğini belirtti.

“BÜYÜK MİLLETLERİN BÜYÜK DERTLERİ OLUR”

Cumhurbaşkanı Erdoğan,  “Büyük milletlerin büyük dertleri olur. Aynı zamanda büyük milletlerin büyük güçleri, büyük imkânları, büyük hedefleri, büyük vizyonları da olur. Biz demokrasimizi güçlendirdikçe, ekonomimizi güçlendirdikçe önümüze çıkan sorunları aşmamız da kolaylaşıyor. 15 yıl önce 3-5 milyar dolarlık manipülasyonla ekonomik kriz çıkartılabilen bir Türkiye’den, bugün yılda, 4,5 milyar dolar fakir fukara, garip gureba en az gelişmiş ülkelere dış yardım yapabilen bir Türkiye’ye geldik, buradayız” dedi.

IMF kapasında kredi dilenen bir ülkeden, IMF’ye borç verme görüşmeleri yapan bir Türkiye’ye gelindiğine dikkat çeken Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Göreve geldiğimizde 23,5 milyar dolar IMF’ye borcumuz vardı, şimdi yok.  Merkez Bankası’nın döviz rezervi, 27,5 milyar dolardı, bir ara 135’e kadar çıktık, şu anda zannediyorum 125 milyar dolar civarında. 27,5 milyar dolardan buraya geldik, daha iyi olacak. Dün, birkaç gün sonrasını, birkaç ay sonrasını göremeyen bir Türkiye vardı, bugün tüm hesaplarını 2023 hedeflerine göre yapan bir Türkiye var” diye konuştu.

1999 depreminde, Düzce, Sakarya, Kocaeli, Bolu’da devletin tam anlamıyla yıkıntıların, molozların altında kaldığını hatırlatan Cumhurbaşkanı Erdoğan, bugün dünyanın dört bir yanındaki felaketlerde ihtiyacı olan herkesin yardımına koşan bir Türkiye Cumhuriyeti Devleti bulunduğuna işaret etti.

“BU TREN ARTIK RAYDAN ÇIKMAZ”

Van depreminde devletin, 24 saatte bütün ekibiyle orada olduğunu ve 1 yılda, adeta Van’ın yeniden inşa edildiğini anlatan Cumhurbaşkanı Erdoğan, “İkinci yılda artık evleriyle, her şeyiyle yepyeni bir Van merkez, diğer tarafta bir Edremit, diğer tarafta bir Erciş inşa ettik. Ben Van Gölü demiyorum, Van Denizi’ne nazır adeta orada bir şehir inşa ettik, bunu iktidarımızla yaptık ve yapmaya devam ediyoruz. Ve bunlar 1 yıl gibi bir zaman içerisinde inşa edildi, ikinci yıl hamdolsun artık hemen hemen hiçbir şey kalmadı. Burada, huzurlarınızda küçük hesaplar peşinde koşanlara, 3-5 sokak eylemiyle 3-5 molotofla ülkenin istikametini değiştirebileceğini sananlara seslenmek istiyorum; başaramayacaksınız, beyhude uğraşıyorsunuz. Bu tren artık bu raydan çıkmaz. Bu çomaklar bu tekeri yolundan alı koyamaz. Geçti o alacakaranlık günleri, geçti o fetret devri. Elinde molotof kokteyliyle, demir bilyeyle sapanıyla yüzü zaten aydınlık olmasa niçin maske takıyorsun, değil mi? Aydınlık değil, karanlık, onun için maske takıyor. Ve bunları savunanlar var bu ülkede. Onların önünde yürümeyi millete vadedenler var. Ben de diyorum ki; bu ülkede molotof kokteyli en ileri derecede bir suç aletidir. Ve buna karşı en büyük önleyici tedbir neyse bunların alınması lazım. O molotof kokteylinin atılması neticesinde şehit olan Serap kızımızı biz bir kenara koyamayız. Bunun hesabını, bunun bedelini kim ödeyecek? Bana göre bu geç kalınmış bir adım zaten” diye konuştu.

“İÇ GÜVENLİK YASASI SÜRATLE ÇIKMALI”

Cumhurbaşkanı Erdoğan, iç güvenlikle ilgili yasanın süratle çıkması ve bir an önce de bunun uygulamaya girmesi gerektiğini vurgulayarak, “İşlerine gelmeyenler dikkat edin bağırıyor, niye? Oradan nemalanıyorlar, oradan nemalanıyorlar. Sokakları o şekilde karıştırıyorlar. Cam, çerçeve, bütün esnafların dükkânları böyle yakılıyor yıkılıyor, onun için de bunu istemiyorlar. Arabaları böyle yaktılar, böyle yıktılar. Belediye otobüsü senin neyine ya, neresi seni rahatsız ediyor? Belediye otobüslerimizi yaktılar, ambulanslarımızı yaktılar, otomobiller, taksiler, bunları yaktılar. Ve bunları yakanların arkasında duranların kimler olduğunu siz muhtarlarımdan daha iyi kimse bilebilir mi?” dedi.

Anadolu’nun birçok yerinde muhtarların nasıl tehdit edildiğini de bildiğini de söyleyen Cumhurbaşkanı Erdoğan sözlerini şöyle sürdürdü: “Kısa süre siyaset yapmış birisi değilim, 40 yılım siyaset içinde geçti. Anadolu’nun ilçelerini tek tek bilen birisiyim, nerede ne var, ne yok bunları bilen birisiyim. Damdan düşen birisiyim. Damdan düşen birisi olduğum için biliyorum. Ama şunu da biliyorum. Artık büyük Türkiye var, artık güçlü Türkiye var, artık yeni Türkiye var. Önümüzdeki seçimler bu bakımdan kritik öneme sahip. Ben 7 Haziran seçimlerinin Türkiye’nin önünü açacak şekilde neticeleneceğine inanıyorum.  Onun için de diyorum ki, evet yeni Türkiye için iktidara 400 milletvekili lazım. Diyorum ki; yeni anayasa değil mi, hep bunu engellediler. Başbakan olarak bunun ıstırabını çok çektim. Hem yeni anayasa diye söz vereceksin, engellemek için de elinden geleni yapacaksın. Başbakan olduğum dönemde düşünün diğer 4 partinin toplamının milletvekili sayısı, bizim milletvekili sayımızın çok altında olmasına rağmen onlar uzlaşma komisyonunda 9 kişiyle temsil edildi, biz 3 kişiyle temsil edildik. Niye? Meyveyi yiyelim, derdimiz meyveyi yemek, ama hep engellediler ve yarıda kaldı. Şimdi millete gitmek zorundayız. O zaman diyorum ki iktidara 400 milletvekilini milletimiz inşallah versin ve bu yeni anayasa inşallah bu Parlamento’dan geçsin ve bununla birlikte başkanlık sistemi inşa edilsin, ihya edilsin ve bu prangalardan bu ülke kurtulsun.”

CUMHURBAŞKANI ERDOĞAN’IN LATİN AMERİKA ZİYARETİ

Geçtiğimiz hafta, gerçekleştirdiğini Latin Amerika ziyaretine işaret eden Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Geçen hafta Kolombiya’daydık, Küba’daydık, Meksika’daydık, oraları dolaştık. Şimdi bu ülkede bazıları diyor ki; ‘ne işi var orada, turistik seyahate gitti’ diyor. Bakınız değerli kardeşlerim, 4 günde 3 ülke. Yanımda kimler var? Teknokratlarım var, bakan, milletvekili arkadaşlarım, bürokratlarımız var ve DEİK denilen Dış Ekonomik İlişkiler Konseyi var ve burada ülkemizin ileri gelen iş adamları var. Ne yaptık? O ülkelerdeki iş adamlarıyla görüşmeler vesaireler yaptık ve oralarda ne gibi yatırımlar Türkiye olarak yapabiliriz. 10 yıl önce o ülkelerle ilişkilerimiz neredeydi, şimdi nerede, ona bakıyorsun; yani 10-12 milyon dolardan şimdi gelmişiz 1 milyar 200, 1 milyar 400 milyon dolarlara. Burada oturarak, yatarak bunları yapamazsın. Gideceksin, geleceksin ve bu ülkelere ilk defa Türkiye Cumhurbaşkanı gidiyor, ilk defa. Gidemediğin yer senin değildir, gidersen. Bu iş böyledir. Dün Müteahhitler Birliği’nde ödül törenine katıldım, elhamdülillah dünyada ikinci sıradayız. Niye? İşte bunlar olursa olur. Oralarda yol yapacaksın, inşaatlar, altyapı, üstyapı, köprüler vesaire metrolar, bunları yapacaksınız. Bunları görerek, tanışarak, konuşarak yapacaksın. Gitmeden, konuşmadan bunların hiçbiri olmaz. Ama bunlar hayatta buralara gitmiş değil, görmezler, bilmezler. Sadece eleştirirler, hakaret ederler” dedi.

“DÜNYA VE BÖLGEMİZ DEĞİŞİYOR; MEVCUT SİSTEM ARTIK TÜRKİYE’YE DAR GELİYOR”

Cumhurbaşkanı Erdoğan, başkanlık sisteminin Türkiye’yi şaha kaldıracağını düşündüğünü belirtti.  Bu meselenin şahsi meselesi olmadığını, bunun ihtiyaç ve milletimizin binlerce yıllık devlet geleneğinin tabi bir sonucu olduğunu kaydeden Cumhurbaşkanı Erdoğan sözlerini şöyle sürdürdü: “Mevcut sistem artık Türkiye’ye dar geliyor, yetersiz geliyor. Dünya değişiyor, bölgemiz değişiyor, her yer değişiyor. Bizdeki birtakım çevreler ısrarla, inatla yerinde sayıyor. Demokrasi başkanlık sisteminde yok mu? Var. Dünyanın en ileri demokrasisi nerede? Amerika. Peki, ekonomi? Dünyanın en ileri ekonomisi Amerika, orada da Başkanlık sistemi var. İlla orayı tıpa tıp mı yapacaksın? Hayır. Uygun gördüğün şeyleri oradan alırsın, Fransa’dan, Avrupa’nın herhangi bir yerinden ne alacaksan onu da alırsın, Güney Amerika ülkelerinden de alırsın, adeta bir arının hassasiyeti içerisinde her çiçekten nasibini alır, balını yapar ortaya koyarsın, olay budur. Bu da bize özgü olur, bizim geleneğimize, göreneğimize özgü bir başkanlık sistemi olur. Şimdi Amerika’da çift kameralı sistem var diye biz de çift kameralı sistem yapacağız diye bir şey yok, biz tek kamaralı, yani şu andaki sistemimizi aynen şu andaki parlamentomuzu aynen uygularız.  Mevlana ne diyor? “Dünle beraber gitti cancağızım. Ne kadar söz varsa düne ait, şimdi yeni şeyler söylemek lazım”; mesele bu. Evet, halkımıza yeni bir şeyi olmayanlar söyleyecek eskiye sıkı sıkıya yapışmış durumdalar. “

ÖZGECAN ASLAN CİNAYETİ

Mersin’de yaşanan, yüreklere ateş düşüren vahşeti, muhalefet partisinin siyaset yapmak adına işsizliğe bağladığını belirten Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Yahu adam cani, bu adamın inancıyla, etnik kökeniyle, sosyal statüsüyle bir ilgisi yok, adam cani işte. İşsizlik caniliği temize çıkarır mı? İşi var, adam minibüs şoförü, işsiz değil. Adam minibüsün başındayken, şoförlüğünü yaparken bu vahşeti, bu alçaklığı orada uyguluyor ya. Bunun işsizlikle ne alakası var? Adam kalkıyor orada bile siyaset yapıyor. Kalkıyor bakıyorsunuz kendi mensupları dans ediyor, dansla bunu kutlamaya kalkıyor. Ya böyle bir şey olabilir mi? Yandan medyaları da hala onları savunuyor, neymiş? Kadına tacizin yıldönümüymüş, bu yıldönümü vesilesiyle bunları yapıyorlarmış; geç o işi geç. Biz bu tür vahşetlerin olduğu günlerde biz kendi medeniyetimizde, kendi inancımızda, kendi kültürümüzde kalkarız Fatiha’larımızla kalkarız bunlara rahmet dilemek suretiyle bu işi anarız, yâd ederiz. Ben kalkıyorum, kadının Allah’ın erkeklere bir emaneti olduğunu söylüyorum, bu feministler falan var ya, bunlar da çıkıyor; ne demek kadın emanetmiş diyor, bu bir hakarettir diyor. Ya senin bizim medeniyetimizle, bizim inancımızla, bizim dinimizle ilgin yok ki. Biz Sevgililer Sevgilisinin o Veda Hutbesindeki hitabına bakıyoruz. Allah’ın bir emanetidir diyor, o emanete saygı duyun, o emanete sahip çıkın diyor ve onu incitmeyin diyor. Ortada bu varken onu alıp farklı yerlere çekmenin hiçbir anlamı yok ve bunu rahatlıkla tartışabiliyorlar. Aslında bunların her işi böyle. İşte onun için yeni anayasa ve başkanlık sistemi meselesinde de ufuksuzluklarını, vizyonsuzluklarını ortaya koyuyorlar. Ama ben buradan Özgecan’ımızın babasına da, annesine de gerçekten şahsım, milletim adına şükranlarımı sunuyorum, bütün muhtarlar adına şükranlarımı sunuyorum. Gerçekten bu vahşet karşısında her babanın, her annenin böyle bir vakur duruş ortaya koyması mümkün değil. Ve adeta Mehmet Efendi gerçekten Türkiye’ye değil tüm insanlığa bir ders verdi. Fakat o, o dersi verirken, biz de Türkiye Cumhuriyeti Devleti olarak ve bugün de Adalet Bakanımla görüşmem olacak, kardeşlerim sonuna kadar bu vahşilere almaları gereken en ağır cezayı almaları noktasında elimizden geleni sonuna kadar yapacağız“ dedi.

“ÖZGECAN’IN BABASI KADAR DUYARLI OLACAKSINIZ”

Bu konudaki tepkiler üzerine Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Duygusal olmayacağız, en azından Özgecan’ın babası kadar duyarlı olacaksınız. Ondaki metaneti gördünüz değil mi, onun söylediklerini dinlediniz değil mi, bu şekilde duyarlı olacağız. Ve duygularımızın irademize hâkim olduğu değil vicdanımızın ve irademizin, ilmimizin duygularımıza hâkim olduğu bir geleceği inşa etmemiz lazım” diye konuştu.

Milli iradenin olduğu yerde diğer kavramları kullanmanın, zihin sapmasına işaret edeceğini kaydeden Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Bu başkanlık sisteminde başkanı kim seçecek? Millet seçecek. Meclisi, millet seçecek. Bu iki kurum birbiriyle uyum içinde, dayanışma içinde ülkeyi yönetecek. Burada diktatörlük nerede, padişahlık nerede? Tabii biz onların asıl derdini biliyoruz. Hani bir söz var ya; şu mektepler olmasaydı Maarifi ne güzel idare ederdim diye. Onlar da; şu millet olmasa, şu milli irade olmasa ülkeyi ne güzel yönetiriz diyorlar, onun derdindeler“ dedi.

“ÜLKEMİZ VE MİLLETİMİZ İÇİN NEYİN DAHA İYİ OLDUĞUNA İNANIYORSAK ONU SAVUNMAYI SÜRDÜRECEĞİZ”

Konuşmasında Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Milletin desteğini alarak ülkeyi yönetmekten o derece umutlarını kesmiş durumdalar. Biz siyasete girdiğimiz günden bu yana hep milletin gönlünü kazanarak yolumuza devam ettik, bugünlere geldik. Bundan sonra da her ne olacaksa yine milletin gönlünü kazanarak desteğini, tasvibini alarak yola devam olacak. Biz yolumuza milletimizle birlikte, muhtarlarımızla birlikte devam edeceğiz. Ülkemiz için, milletimiz için neyin daha iyi olduğuna inanıyorsak onu söylemeyi, onu savunmayı, bunun için mücadele etmeyi sürdüreceğiz” dedi.

Cumhurbaşkanı Erdoğan, şu sözlerle konuşmasını tamamladı: “Niyet hayır, akıbet hayır. Bir kez daha geldiğiniz için, sofranızı, soframızı şereflendirdiğiniz için hep birinize ayrı ayrı teşekkür ediyorum. Muhtarı olduğunuz köylerdeki, mahallelerdeki vatandaşlarımıza selamları iletmenizi rica ediyorum. Çalışmalarınızda başarılar diliyor, hepinizi sevgiyle, saygıyla selamlıyorum. Allah’a emanet olun.”

Tüm Haberler