15 Temmuz

 

10 Soruda FETÖ

 

 

 

“Küresel Barış ve İstikrar İçin Çatışma Yerine Uzlaşı, Nefret Yerine Hoşgörü Şarttır”

10.02.2015
“Küresel Barış ve İstikrar İçin Çatışma Yerine Uzlaşı, Nefret Yerine Hoşgörü Şarttır”

Bogoto Externado Üniversitesi ve Ankara Üniversitesi’nin iş birliğiyle düzenlenen “1915: Osmanlı İmparatorluğu’nun En Uzun Yılı Sempozyumu”nda konuşan Cumhurbaşkanı Erdoğan, Birinci Dünya Savaşı’nın sadece Orta Doğu’nun değil neredeyse tüm dünyanın kaderini etkilediğini kaydederek, “İsrail, 1967 öncesi sınırlarına çekilmeli ve Filistinlilerin egemenlik haklarına saygı göstermelidir. Bunu yapmadığı sürece İsrail, bölgenin zalim, terörist devleti olmaya, bütün bölgeyi kan gölüne çeviren bir sorun olmaya devam edecektir” dedi.

Bogoto Externado Üniversitesi ve Ankara Üniversitesi’nin iş birliğiyle düzenlenen “1915: Osmanlı İmparatorluğu’nun En Uzun Yılı Sempozyumu”nda konuşan Cumhurbaşkanı Erdoğan, Birinci Dünya Savaşı’nın sadece Orta Doğu’nun değil neredeyse tüm dünyanın kaderini etkilediğini kaydederek, “İsrail, 1967 öncesi sınırlarına çekilmeli ve Filistinlilerin egemenlik haklarına saygı göstermelidir. Bunu yapmadığı sürece İsrail, bölgenin zalim, terörist devleti olmaya, bütün bölgeyi kan gölüne çeviren bir sorun olmaya devam edecektir” dedi.

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Bogoto Externado Üniversitesi ve Ankara Üniversitesi’nin iş birliğiyle düzenlenen “1915: Osmanlı İmparatorluğu’nun En Uzun Yılı Sempozyumu”nda katılımcılara hitaben bir konuşma yaptı.


Cumhurbaşkanı Erdoğan, sempozyumun açılışı vesilesiyle hitap etmekten memnuniyet duyduğunu dile getirdi. Konuşmasında, Externado Üniversitesi rektörüne, öğretim üyelerine ve öğrencilere gösterdikleri misafirperverlikten dolayı en kalbi teşekkür eden Cumhurbaşkanı Erdoğan, "Birinci Dünya Savaşı'nın, savaşın geçtiği kıtalardan binlerce kilometre uzakta, Kolombiya'da ele alınıyor olmasını son derece değerli, son derece anlamlı olduğunu burada özellikle ifade etmek istiyorum" dedi.

Bundan 100 yıl önce vuku bulan Birinci Dünya Savaşı'nın, sadece savaşa dâhil olan ülkeleri ve kıtaları etkilemekle kalmadığını anımsatan Cumhurbaşkanı Erdoğan, "Üç kıtanın, yani Asya, Avrupa ve Afrika'nın yanında, Avustralya kıtası ve Amerika kıtası da bu savaşta rol almıştı. Savaş sonrasında yeni bir dünya kurulurken, elbette, Amerika kıtası da bütünüyle savaşın sonuçlarından etkilenmişti" diye konuştu.

Cumhurbaşkanı Erdoğan, özellikle Osmanlı coğrafyasından Latin Amerika'ya yönelik göç dalgasının, Latin Amerika'nın savaştan sonra yeniden şekillenmesinde önemli rol oynadığını dile getirerek, "Dolayısıyla, Birinci Dünya Savaşı'nın burada, Kolombiya'da, Externado Üniversitesi'nde ele alınıyor olması çok manidardır" dedi.

“EĞER BUGÜNÜ ANLAMAK İSTİYORSAK MUTLAKA BİRİNCİ DÜNYA SAVAŞI’NI İYİ ANALİZ ETMELİYİZ”

Konuşmasında, "Eğer, bugünü anlamak, bugünün dünya siyasetini doğru yorumlamak istiyorsak, mutlaka Birinci Dünya Savaşı'nı iyi incelemek, iyi analiz etmek zorundayız" değerlendirmesinde bulunan Cumhurbaşkanı Erdoğan, şunları söyledi: "İkinci Dünya Savaşı, belki insanlık tarihinin en kanlı savaşlarından biridir. Ancak, etki bakımından, inanın, Birinci Dünya Savaşı'nın gerisindedir. Bugünkü dünya siyaseti, özellikle de bugün birçok ülkenin sahip olduğu sınırlar, Birinci Dünya Savaşı sonrasında şekillenmiştir. Bugün, tüm dünyayı ilgilendiren birçok uluslararası meselenin kökeninde, Birinci Dünya Savaşı vardır. Filistin meselesi, bugün can alıcı bir noktada bulunan Irak ve Suriye meseleleri, Yemen, Mısır, Kuzey Afrika, Kafkasya ve Balkanlardaki sorunlar, Birinci Dünya Savaşı'nın sonucunda ortaya çıkmış, ne yazık ki 100 yıldır devam eden sorunlardır. Afganistan meselesi, Somali başta olmak üzere Afrika'daki yoksulluk, bugün bütün dünyayı tehdit eder hale gelen terör meselesi, aynı şekilde Birinci Dünya Savaşı'nın ürettiği sorunlardır."

“OSMANLI DEVLETİ, BİRİNCİ DÜNYA SAVAŞI’NIN MERKEZİNDEKİ VE HEDEFİNDEKİ BİR ÜLKEYDİ”

Cumhurbaşkanı Erdoğan, "Türkiye, yani 100 yıl önceki ismiyle Osmanlı Devleti, Birinci Dünya Savaşı'nın merkezindeki ve hedefindeki bir ülkeydi" diyerek, Osmanlı Devleti'nin sınırlarının, 100 yıl önce, tüm Kuzey Afrika'yı ve bugün Orta Doğu denilen bölgenin hemen tamamını kapsadığını hatırlattı. Batı Afrika, Kafkasya ve Balkanlar'ın, 100 yıl önce Osmanlı Devleti'nin bakiyesi olan, aynı zamanda Osmanlı Devleti’nin etkisinin halen devam ettiği bir coğrafya olduğuna dikkati çeken Cumhurbaşkanı Erdoğan, "1918 yılında, Birinci Dünya Savaşı sona erdiğinde, Osmanlı Devleti'nin elinde, bugün bulunduğumuz başkent Ankara ve çevresi dışında toprak parçası kalmamıştı. İstanbul başta olmak üzere Türkiye'nin batısı ve güneyi tamamen işgal altındaydı" diye konuştu.

ORTA DOĞU’DAKİ ŞİDDETİN KÖKENLERİ

Cumhurbaşkanı Erdoğan, Osmanlı Devleti'nden geriye kalan topraklarda ise yapay şekilde çizilen sınırlarla etnik, dinî ya da mezhebi unsurlara dikkat edilmeksizin, yeni ülkelerin ihdas edildiğini belirterek, "Öyle tahmin ediyorum ki Kolombiya'daki dostlarımız, özellikle de genç arkadaşlarımız, öğrenci arkadaşlarımız, Orta Doğu'nun neden bu kadar çalkantılı bir bölge olduğunu merak ediyorlardır" dedi. Bölgeden, her gün çatışma ve savaş haberlerinin geldiğini kaydeden Cumhurbaşkanı Erdoğan, "Hemen hemen her gün bir katliamın, toplu kıyımın, bir saldırının haberi buralara kadar ulaşıyor. Terör denilince, maalesef en önce Orta Doğu akla geliyor" ifadesini kullandı. "Peki, neden böyle" diye soran Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Biliyorum ki Kolombiya da şu anda bir terör belasıyla içi içe. Onlar da teröre karşı bir mücadele veriyorlar. Biliyorum ki Kolombiya'da 300 bin insan terörle mücadelede, onlar da ölmüş durumda. Bunlar bir vaka” diye konuştu.

“ORTA DOĞU, 100 YIL ÖNCE SAVAŞI KAZANANLAR TARAFINDAN, BİR ÇATIŞMA VE KRİZ BÖLGESİ OLARAK TASARLANMIŞTIR”

Cumhurbaşkanı Erdoğan, Birinci Dünya Savaşı'ndan sonra ortaya çıkan düzenin iyi anlaşılması gerektiğine dikkati çekerek, şunları söyledi: "Orta Doğu ismi verilen bölge, Birinci Dünya Savaşı sonrasında, işte tam da böyle bir bölge olmak üzere kurgulanmıştır. Orta Doğu, bundan 100 yıl önce, savaşı kazananlar tarafından, bir çatışma, bir kriz bölgesi olarak tasarlanmış ve bu tasarım, 100 yıl boyunca tam da hedeflendiği şekilde muhafaza edilmiştir. Orta Doğu'daki sınırlara baktığınızda, sınırların cetvelle çizilmiş gibi dümdüz olduğunu görürsünüz. Araplar, aralarındaki hiçbir hassasiyet gözetilmeksizin, farklı ülkeler olarak parçalanmışlardır. Hatta akrabalar, aynı şekilde köylerinden geçen sınırlar nedeniyle birbirlerinden koparılmışlardır. Türkiye'nin sınırları dahi, köylerin, kasabaların içinden geçmiş, akrabalar, kardeşler iki farklı ülkenin vatandaşları olarak birbirlerinden ayrılmışlardır." Cumhurbaşkanı Erdoğan, "Sınırlar, sadece topraklara değil, aynı zamanda zihinlere, kültürlere, inançlara da zorla empoze edilmiş, halklar arasında yapay sınırlar oluşturulmuş, kardeşler, birbirlerine hasım hale getirilmişlerdir" dedi.

“İSRAİL, BUGÜN HALA SINIRLARINI GENİŞLETMENİN VE FİLİSTİNLİLERİ O COĞRAFYADAN SİLMENİN GAYRETİ İÇİNDE”

Cumhurbaşkanı Erdoğan, bugün, İsrail ve Filistin'in bulunduğu toprakların, Birinci Dünya Savaşı öncesinde Osmanlı Devleti'nin egemenliğinde olduğunu, Osmanlı Devleti'nin, tesis ettiği mükemmel idare sistemiyle, bu bölgeyi adaletle yönettiğini, huzurlu ve güvenli bir bölge olarak muhafaza ettiğini söyledi. Müslümanların, Hristiyanların ve Musevilerin özgürce ibadetlerini yaparak, kutsal mekânlarına özgürce giderek, birbirleriyle barış ve hoşgörü içinde yaşadıklarını kaydeden Cumhurbaşkanı Erdoğan, Birinci Dünya Savaşı'nın hemen öncesinde, Osmanlı Sultanı 2. Abdülhamit'e, Kudüs ve Filistin'de toprak satması ve buralara göçmenlerin yerleştirilmesi için çok ağır baskılar yapıldığını ifade etti. Cumhurbaşkanı Erdoğan, "Sultan 2. Abdülhamit, bölgeye yönelik ölçüsüz bir göç akımının, buradaki nüfusun huzuru, dengesini bozacağını biliyordu. Onun için bu teklifi kabul etmedi, böyle bir duruma asla izin vermedi. Sultan Abdülhamit düşürüldü, Birinci Dünya Savaşı yapıldı, Osmanlı Devleti bu topraklardan çekildi ve işte o andan itibaren, bu bölge kanla, gözyaşıyla, zulümle anılmaya başlandı. Filistin'e çok yoğun bir göçü oldu, demografi değişti. Biliyorsunuz, 1948 yılında da İsrail devleti kuruldu. Tabii, İsrail Devleti, 1948'de kurulduğu sınırlarda kalmadı. İsrail, bugün hala sınırlarını genişletmenin, Filistin topraklarını daha fazla işgal etmenin, Filistinlileri o coğrafyadan tamamen silmenin gayreti içinde" dedi.

“İSRAİL, 1967 ÖNCESİ SINIRLARINA ÇEKİLMELİDİR”

“Biz Türkiye olarak, İsrail devletinin genişleme politikalarına ve bu yönde yaptığı ağır zulümlere, ağır katliamlara itiraz ettiğimizde, bunu dünyada çok farklı yerlere çekmeye çalışıyorlar” diyen Cumhurbaşkanı Erdoğan sözlerini şöyle sürdürdü: “Bizim Türkiye olarak bu konuda tavrımız çok nettir. İsrail, 1967 öncesi sınırlarına çekilmeli, Doğu Kudüs'ün başkent olduğu bir Filistin devletinin kurulmasına, Filistinlilerin egemenlik haklarına saygı göstermelidir diyoruz. Bunu yapmadığı sürece İsrail, bölgenin zalim, terörist devleti olmaya, bütün bölgeyi kan gölüne çeviren bir sorun olmaya devam edecektir.”

“DARBECİLERİN DEĞİL, SANDIKTAKİ İRADENİN YANINDA OLMAYA MECBURUZ”

Cumhurbaşkanı Erdoğan, "İsrail zulmü ve İsrail terörü devam ettikçe de hem Orta Doğu'da hem de tüm insanlığın vicdanında kanama hiçbir zaman durmayacaktır. Bakın biz, Türkiye olarak, Filistin-İsrail meselesinde, Suriye, Irak meselesinde, Mısır, Libya meselesinde insani ve vicdani bir duruş sergilediğimizde, dünyada bazıları bundan ciddi şekilde rahatsız oluyorlar. Mısır'da biz rahatsız olduk. Niye? Halkın oylarıyla seçilip iş başına gelmiş olan, yüzde 52'yle, Mursi'ye karşı, onun kabinesinde Millî Savunma Bakanı olan şu andaki Sisi, darbe yapmak suretiyle onu Cumhurbaşkanlığından indirip hapse atıyor ve şu anda da maalesef naylon iddianamelerle onun hakkında idam kararı verdiriliyor. Burası anlamlıdır, eğer biz insani ve vicdani olarak bir şeye karar vereceksek, biz bu dünyada darbecilerin değil, sandıktaki iradenin yanında olmaya mecburuz. Türkiye'ye yönelik, son derece ağır, haksız ve gerçekten ahlak dışı ithamlarda bulunanlar işte bunu hazmedemeyenlerdir" diye konuştu.

“BÖLGEMİZDE BARIŞ, DOSTLUK, KARDEŞLİK VE ADALET İSTİYORUZ”

Türkiye'nin, hiçbir ülkenin sınırlarında, hiçbir ülkenin topraklarında ve içişlerinde gözü, niyeti olmadığını vurgulayan Cumhurbaşkanı Erdoğan. Türkiye, teröre çok ağır bedeller ödemiş bir ülke olarak, her türlü terörün ve terör örgütünün kesin ve net şekilde karşısındadır. Türkiye, 100 yıl önce Birinci Dünya Savaşı'nda yapılan çatışma ve kriz tasarımlarının da karşısında olan, buna çok haklı, çok makul ve seviyeli itirazlar getiren bir ülkedir. Çünkü biz bölgemizde barış istiyoruz, dostluk, kardeşlik istiyoruz, adalet istiyoruz. Bundan başka bir talebimiz asla yoktur" dedi.

“TÜRKİYE, BÖLGESİNDE DEMOKRASİSİ EN İLERİ STANDARTLARA SAHİP OLAN ÜLKEDİR”

Özellikle bugünlerde, bazı uluslararası gazete, dergi veya televizyonlarda ya da sosyal medyada, Türkiye hakkında çıkan haberlere herkesin temkinli ve dikkatli yaklaşması gerektiğini vurgulayan Cumhurbaşkanı Erdoğan, "Bizim insani çağrılarımızdan, adalet ve barış çağrılarımızdan rahatsız olanlar, medya yoluyla bizi karalamaya çalışıyorlar" dedi. Cumhurbaşkanı Erdoğan, Türkiye'nin, bölgesinde demokrasisi en ileri standartlara sahip ve demokrasisini her gün daha da güçlendiren bir ülke olduğunu, Türkiye'de Irak ve Suriye'den 2 milyon sığınmacının bulunduğunu, bunun 1 milyon 700 bininin Suriye'den, 300 bininin Irak'tan geldiğini söyledi. Sığınmacılara topraklarını açan, sağlık, eğitim, giyim gibi her türlü ihtiyaçlarını gideren ve onlara bakan bir Türkiye bulunduğunu belirten Cumhurbaşkanı Erdoğan, sığınmacıların 1 milyonunun Lübnan'da, 500 bininin de Ürdün'de olduğunu dile getirdi.

Cumhurbaşkanı Erdoğan, "Bütün Avrupa ne kadar Suriyeli göçmeni kabul etmiş bunu biliyor musunuz?130 bin. Peki, o dünyanın diğer ülkeleri ne aldılar, bunu biliyor musunuz? Adeta hiç yok. Şimdi mesele burada. Uçaklarla bombalamak suretiyle siz gelip Irak'ı halledemezsiniz, siz gelip Suriye'yi halledemezsiniz. Eğer buralarda bir çözüm arayacaksak yapılması gereken şey şudur; 'benim istediğim kişi o ülkenin başına gelsin' mantığıyla bir defa siz demokrasiyi veya halkın iradesini iş başına getiremezsiniz. Ne yapacaksınız? Yapacağınız iş şudur; önce bu diktatörleri işin başından alıp, devlet terörü estiren bu kişileri oralardan alıp, oralara sandığı halkın önüne getireceksiniz. Halk kimi istiyorsa işi ona teslim edeceksiniz. Olayın aslı budur. Aksi takdirde bu ülkelere barış gelmez" dedi.

“TÜM İNSANLIĞI 5 TANE ÜLKEYE MAHKÛM ETMEYE KİMSENİN HAKKI YOK”

Türkiye'nin, "dünyanın 5'ten büyük olduğu" iddiasının bulunduğunu hatırlatan Cumhurbaşkanı Erdoğan, BM Güvenlik Konseyi'nde ABD, Rusya, Çin, Fransa ve İngiltere'nin daimi üye olduğunu söyledi. Cumhurbaşkanı Erdoğan, "Peki, biz bu 5 tane ülkeye mahkûm muyuz? Birinci Dünya Savaşı'nın sonrasındaki şartlarda oluşmuş bir yapıyla dünyayı idare edebilir misiniz?" diye konuştu. Bu 5 ülkenin Asya, Amerika, Avrupa kıtalarından oluştuğunu ve aralarında 2 inanç grubunun yer aldığını ifade eden Cumhurbaşkanı Erdoğan, aralarında Müslüman ülke bulunmadığına dikkati çekti. "Böyle bir anlayış, böyle bir yaklaşım olabilir mi" diye soran Cumhurbaşkanı Erdoğan, şunları söyledi: "Müslüman da olsun Hristiyan da Musevi de Budist de olsun. Ve diyoruz ki '5 ülke olmasın, gelin burayı 15 ülke, 20 ülke yapalım. Hepsi bunların daimi ülke olsun ve iki yıllık arayla dönerli bir şekilde bu ülkelerin hepsi dünyayı yönetmede karar sahibi olsun, yetki sahibi olsun, bunun adımını atalım'. Tüm insanlığı 5 tane ülkeye mahkûm etmeye kimsenin hakkı yok. Bir ülkenin iki dudağının arasından çıkacak bir karar her şeyi bağlıyor. Böyle bir dünyayı özgür bir dünya olarak tanımlayamazsınız, demokrat bir dünya olarak tanımlayamazsınız."

Cumhurbaşkanı Erdoğan, Türkiye'nin basın özgürlüğü, ifade özgürlüğü, bir arada yaşama kültürü boyutuyla, bölgesinde örnek ve parlayan bir yıldız olduğunu belirterek, Avrupa'nın, basın ve ifade özgürlüğü ile farklılıklara hoşgörü kültüründe geriye gitme sinyalleri verirken ve çok kötü bir sınavdan geçerken Türkiye'nin tam tersine özgürlüklerini daha da genişleten bir ülke konumunda bulunduğunu vurguladı.

“TÜRKİYE, EKONOMİK ALANDA SON 10 YILDA BEŞ KAT BÜYÜDÜ”

Cumhurbaşkanı Erdoğan, Türkiye'nin ekonomik alanda son 10 yılda bire beş büyümesini artıran ve geliştiren, standartları her geçen gün gelişen demokrasisiyle, 21. yüzyılın en güçlü ülkelerinden biri, aynı zamanda da 21. yüzyıl barışının teminatı olan ülkeler arasında yer aldığını söyledi. İktidara geldikleri 2003'ün başında, 230 milyar dolar olan milli gelirin şu anda 820 milyar dolara, ihracatın ise 36 milyar dolardan 160 milyar dolara yükseldiğini anlatan Cumhurbaşkanı Erdoğan, yılda Türkiye'ye gelen turist sayısının 13 milyondan 42 milyona, turizmden elde edilen gelirin ise 8-8,5 milyar dolardan 40 milyar dolara çıktığını kaydetti. Cumhurbaşkanı Erdoğan, bunun halklarla olan iletişimden ve ülkenin destinasyonu ile deniz, kum ve güneşin yanı sıra bütün kültürel ve tarihi zenginliklerinden kaynaklandığını belirtti.

“TARİH, MUZAFFERLER YA DA EGEMEN GÜÇLER TARAFINDAN YAZILMIŞTIR; BUNA ŞİDDETLE İTİRAZ EDİYORUZ”

Birinci Dünya Savaşı’ndan, dünyanın hemen her ülkesinin az ya da çok etkilendiğini, özellikle cereyan ettiği bölgedeki halklara derinden tesir ettiğini anlatan Cumhurbaşkanı Erdoğan, "Burada şu noktanın altını kalın çizgilerle çizmek isterim. Tarih, maalesef her zaman, muzafferler ya da egemen güçler tarafından yazılmıştır. Buna şiddetle itiraz ediyoruz. Tarihin, muzafferler ya da egemen güçler tarafından değil, tarihçiler tarafından yazılması gerektiğini düşünüyoruz. Bunu bu şekilde bilmemiz lazım. Muzafferler ve egemenler, tarihi doğru yazamazlar, tarihi gerçekleri doğru şekilde aktaramazlar. Tarihe, 1915 olayları olarak geçen acı hadiseler, maalesef bugüne kadar muzafferler ve egemenler tarafından yazılan bir tarih gözlüğüyle okunmuştur" dedi.

“ERMENİ DİASPORASI SAMİMİYSE, BİZ BÜTÜN ARŞİVLERİMİZİ AÇIYORUZ, ONLAR DA AÇSINLAR”

Bu yılın 1915 olaylarının 100. yılı olduğunu hatırlatan Cumhurbaşkanı Erdoğan, 100 yıl boyunca, Ermenilerin Türklere ve Türklerin Ermenilere yaptıklarının, sağlıklı şekilde konuşulmadığını, tartışılmadığını ve doğru şekilde kaleme alınmadığını söyledi.  Propaganda, algı operasyonları ve kirli siyasetin 100 yıl boyunca tarihin ve tarihi gerçeklerin önünde olduğunu ifade eden Cumhurbaşkanı Erdoğan, konuşmasına şöyle devam etti: "Eğer Ermeni diasporası samimiyse, dürüstse biz bütün arşivlerimizi açıyoruz. Şu ana kadar incelemesi yapılmış belge sayısı 1 milyonun üzerindedir. Biz bunları açtık. Ermenistan'ın bu tür bilgileri, belgeleri varsa onlar da açsınlar, üçüncü ülkeler de varsa onlar da açsınlar. Görevlendirelim tarihçileri, görevlendirelim siyaset bilimcileri, hukukçuları, yapsınlar çalışmaları. Hazırlıkları bitirsinler, gelsinler siyasetçilere bunu sunsunlar. Bundan sonra çalışarak nihai kararı verilim, bu işi neticelendirelim. Tarih, parlamentolarda siyasi kararlar alınarak, gerçek dışı hadiselere gerçekmiş nazarıyla bakılarak doğru yazılamaz, doğru okunamaz. Tarih, duygusallığın, yaşanmış acıların etkisiyle, objektif bir biçimde ele alınamaz. 100. yıl dönümü vesilesiyle 1915 olaylarıyla ilgili olarak, Ermeni diasporasının son derece olumsuz bir kampanya yürüttüğünü biliyoruz. Biz, Türkiye olarak, propaganda ya da algı operasyonu peşinde değiliz. Böyle bir derdimiz yok. Her zaman açık yüreklilikle, samimiyetle, 1915 olaylarının doğru şekilde araştırılmasını ve doğru şekilde anlatılmasının peşinde olduk."

Cumhurbaşkanı Erdoğan, 1915 olaylarına ilişkin arşivleri daha da genişletmenin peşinde olduklarını dile getirerek, Ermenistan'a kendilerinin el uzattığını belirtti.  Geçen yıl 23 Nisan'da yazdığı mektubu, bu işi takip edenlerin gayet iyi bileceğini dile getiren Cumhurbaşkanı Erdoğan, "İlişkileri düzeltmenin, yeni bir sayfa açmanın gayreti içinde olduk. Ne yazık ki, Ermeni diasporasının da etkisiyle bizim elimiz her seferinde havada kaldı. Bu yıl, 100. yıl dönümünde, biz yine samimi, içten çağrılarımızı tekrarlıyoruz. Gelin, bu meseleyi siyasetin alanından çıkaralım, bilime ve bilim insanlarına havale edelim" diye konuştu.

“24 NİSAN’DA ERMENİSTAN’IN DA ÇANAKKALE’DE OLMASINI İSTERDİK”

Cumhurbaşkanı Erdoğan, bu yıl, 24 Nisan'da Çanakkale Savaşları'nın 100. yıl dönümünde, Türkiye’de büyük bir uluslararası merasim düzenleneceğini, birçok ülkeye davet gönderildiğini, bazılarının şu ana kadar katılacaklarını teyit ettiklerini ve yeni teyitler de beklediklerini söyledi. Ermenistan devletini de davet ettiklerini hatırlatan Cumhurbaşkanı Erdoğan, "Biz isterdik ki gelsinler, 24 Nisan’da Çanakkale’de bulunsunlar, o atmosferi teneffüs etsinler, bizim oradaki yüz binlerce şehidimizin arasında yaşananları anlamaya çalışsınlar. Ama bunu yapmadılar. Nezaket kurallarını çiğneyen açıklamalarla, bir kez daha barışın, diyaloğun önünü kapattılar. Biz, 1915 olayları konusunda da barış ve diyalog çabalarımızdan vazgeçmeyeceğiz. Biz propagandayla, algı operasyonlarıyla, uluslararası siyaseti çirkinleştirerek değil, tarih biliminin ışığında bu meseleyi ele almaya devam edeceğiz" dedi.

“TARİHÎ OLAYLAR KENDİ DÖNEM VE ŞARTLARI İÇİNDE DEĞERLENDİRİLMELİ”

Birinci Dünya Savaşı'nın hemen öncesinde Balkanlar'da sayıları milyonlarla ifade edilen bir Müslüman nüfusun, çatışmalarda ve sürgün yollarında hayatını kaybettiğini hatırlatan Cumhurbaşkanı Erdoğan, şunları söyledi: "Ama biz bundan hareketle kimseyi soykırımla suçlamıyoruz. Tarihî olayların kendi dönemleri ve şartları içinde değerlendirilmesi gerektiğini ifade ediyoruz. Kayıpları anmak, onların hatıralarını yaşatmak başka bir şeydir, bunun üzerinden siyasi ve diplomatik sonuçlar devşirmeye çalışmak başka bir şeydir. Biz, hatıralara saygı duyulmasına varız ama bunun üzerinden ülkemize ve milletimize yönelik bir düşmanlık kampanyası yürütülmesine asla izin veremeyiz."

Cumhurbaşkanı Erdoğan, Türkiye'nin Latin Amerika'dan Asya'ya, Afrika'dan Avustralya'ya ve Amerika kıtasına kadar her yerde, her koşulda toplumlara barış dolu yarınlar için umut vermesi gerektiğini, tarihin ve güncel gerçeklerin, küresel barış ve istikrar için çatışma yerine uzlaşının, nefret yerine hoşgörünün şart olduğunu gösterdiğini bildirdi.

“ÇANAKKALE ÖRNEĞİNDEKİ GİBİ, TARİHTEN HUSUMET ÇIKARMAK YERİNE BARIŞ VE DOSTLUĞA ODAKLANMALIYIZ”

"100 yıl önce yaşanan Çanakkale örneğinde de görüldüğü gibi, tarihten husumet çıkarmak yerine barış ve dostluk unsurlarına odaklanmak bizi daha aydınlık bir geleceğe taşıyacaktır" diyen Cumhurbaşkanı Erdoğan, Türkiye'nin, Kolombiya’nın da arasında bulunduğu Latin Amerika ülkeleriyle işbirliğini daha da artıracaklarını ve yoğunlaştıracaklarını, Kolombiya ile kültür ve eğitim alanlarındaki işbirliğinin derinleştirilip, geleceğin çok daha güçlü kılınmasını istediklerini aktardı.

Cumhurbaşkanı Erdoğan, Kolombiya'da Türkiye’ye, Türk kültürüne ve diline son dönemde gösterilen ilgiden çok mutlu olduğunu, Ankara Üniversitesi'nde 2009'da kurulan Latin Amerika Çalışmaları Araştırma ve Uygulama Merkezi'nin (LAMER) çalışmalarını yakından izlediğini belirterek, bu tür kurumların, her iki ülkede de karşılıklı olarak sayılarının artırılması için gayret gösterilmesi gerektiğini ifade etti.

Tüm Haberler