15 Temmuz

 

10 Soruda FETÖ

 

 

 

“Milletin, Uğruna Azimle Mücadele Verdiği ‘Yeniden Büyük Türkiye’ Sevdası Hiçbir Zaman Kaybolmadı”

26.12.2014
“Milletin, Uğruna Azimle Mücadele Verdiği ‘Yeniden Büyük Türkiye’ Sevdası Hiçbir Zaman Kaybolmadı”

Memur-Sen tarafından düzenlenen “Yeniden Büyük Türkiye Sempozyumu”na katılan Cumhurbaşkanı Erdoğan, kökü mazide olan bir büyük davanın bugün “yeniden büyük Türkiye” olarak tezahür ettiğini ve milletin tüm engellere rağmen davasına sahip çıktığını kaydederek, “İnanıyorum ki gençler, dava sancağını yürekleriyle tutacaklar ve hak, hukuk, emek ve ekmek mücadelesini iftiharla taşıyacaklardır. Bu dava sancağı, bu mücadele ruhu asla yere düşmeyecektir” dedi.

 

Memur-Sen tarafından düzenlenen “Yeniden Büyük Türkiye Sempozyumu”na katılan Cumhurbaşkanı Erdoğan, kökü mazide olan bir büyük davanın bugün “yeniden büyük Türkiye” olarak tezahür ettiğini ve milletin tüm engellere rağmen davasına sahip çıktığını kaydederek, “İnanıyorum ki gençler, dava sancağını yürekleriyle tutacaklar ve hak, hukuk, emek ve ekmek mücadelesini iftiharla taşıyacaklardır. Bu dava sancağı, bu mücadele ruhu asla yere düşmeyecektir” dedi. 

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Memur-Sen tarafından düzenlenen “Yeniden Büyük Türkiye Sempozyumu”na katıldı. 

Ankara’da düzenlenen sempozyumda yaptığı konuşmada Cumhurbaşkanı Erdoğan, Memur-Sen Genel Başkanı Ahmet Gündoğdu’ya ve Memur-Sen camiasına gerçekleştirilen program dolayısıyla teşekkür etti. Memur-Sen’in coşkulu, dinamik, heyecanlı, davalarına âşık olmuş gençlerini de selamladığını ifade eden Cumhurbaşkanı Erdoğan, Memur-Sen’in kurucusu, “Yedi Güzel Adam”dan biri olan Akif İnan’ı rahmetle andığını belirtti. 

“MEMUR-SEN’İN KURUCUSU AKİF İNAN, BUGÜNE ULAŞAN BİR BÜYÜK DAVANIN SANCAKTARIDIR”

Akif İnan’ın yaklaşık 15 sene önce 6 Ocak 2000’de hayatını kaybettiğini belirten Cumhurbaşkanı Erdoğan şöyle konuştu: “‘Kim demiş her şeyin bitişi ölüm, destanlar yayılır mezarımızdan’ dizelerini miras bıraktı. İnan, 15 yıl önce aramızdan ayrıldı ama hayatından nasıl destanlar yayıldıysa işte görüyoruz ki mezarından da destanlar yayılıyor. O destanlardan biri, belki de en önemlisi hiç kuşkusuz Memur-Sen’dir. Akif İnan ağabeyimiz toprağa öyle bir tohum attı ki o tohum işte bugün Türkiye’nin en büyük sivil toplum örgütlerinden birine, en büyük memur sendikaları konfederasyonuna dönüştü. Allah ondan razı olsun, mekânı inşallah cennet olsun, geride bıraktığı eserleri daim olsun ve inşallah bu eserleri sayesinde amel defteri hep açık kalsın.” 

Cumhurbaşkanı Erdoğan, Akif İnan’ın, kökü mazide olan, tarihin derinliklerinden bugüne ulaşan bir büyük davanın sancaktarı olduğunu ifade ederek, “O sancağı büyüklerinden, kendisinden önceki nesillerden devralmıştı. Üzerine düşeni, sorumluluğunu hakkıyla yerine getirdi. Devraldığı sancağı onurla, gururla, şerefle taşıdı ve o sancağı kendisinden sonra gelenlere emanet etti. Şu anda Memur-Sen’in değerli başkan ve yöneticileri, sendikaların başkan ve yöneticileri işte o dava sancağını taşıyorlar. Yarın o sancağı gençlere, belki de genç Memur-Sen’in yiğitlerine emanet edecekler. İnanıyorum ki o gençler dava sancağını yürekleriyle tutacaklar ve hak mücadelesini, hukuk mücadelesini, emek ve ekmek mücadelesini iftiharla taşıyacaklar. Şunu bilmenizi isterim gençler, bu dava sancağı, bu mücadele ruhu, asla ve asla yere düşmeyecektir. İçimizden birileri umutsuzluğa düşse, yorulsa da, yılsa da o dava ve mücadele sancağı el değiştirecek ama asla kirlenmeyecektir. Birileri umursamasa da, birileri omuzlarındaki mesuliyetin gereğini yapmasa da güneş doğup battığı müddetçe bu dava ve mücadele sancağını taşıyacak yiğitler her zaman ama her zaman olacaktır. İşte yeni Türkiye’nin, yeniden büyük Türkiye’nin özü, ruhu, manası da tam buradadır” diye konuştu. 

“HAK MÜCADELESİ SANCAĞININ YERE DÜŞMESİNE BU AZİZ MİLLET MÜSAADE ETMEDİ”

Osmanlı’nın 100 yıl önce dağıldığını vurgulayan Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Bir cihan devletini yıktılar. Onun toprakları üzerinde 64 yeni devlet kuruldu. Bununla da yetinmediler, yurdumuza, anavatanımıza, her karışı şehitlerimizin kanıyla sulanmış vatan topraklarımıza dahi kastettiler. Anadolu’yu, Trakya’yı dâhil, bütün gayretlerini işgal güçleriyle ortaya koydular. O büyük dava sancağını, o büyük hak mücadelesi sancağını bu aziz topraklardan tamamen silmek, tamamen yok etmek istediler. İşte bu millet o sancağın yere düşmesine müsaade etmedi. 100 yıl önce Sarıkamış’ta direndi, Çanakkale’de direndi, Kut’ül Ammare de direndi, Sakarya’da, Dumlupınar’da direndi ve o mübarek sancağın yere düşmesine izin vermedi” dedi. 

Cumhurbaşkanı Erdoğan, 23 Nisan 1920’de yeni bir Türkiye kurulduğunu, yeniden güçlü Türkiye’nin temellerinin atıldığını belirterek, “Ne yazık ki o temel üzerinde, 23 Nisan 1920’de varılan o büyük ittifak üzerinde, yeniden güçlü bir Türkiye’nin yükselmesine yine de mani olundu” dedi. 

“BİRLİĞİMİZE, BİR ARADA YAŞAMA KÜLTÜRÜMÜZE VE KARDEŞLİĞİMİZE TAARRUZLAR YAPILDI”

Milletin öz değerlerine saldırıldığını vurgulayan Cumhurbaşkanı Erdoğan, “İnançlarımıza, kutsallarımıza, kitaplarımıza, camilerimize, ezanımıza taarruzlar yapıldı. Dilimize, kelimelerimize, cümlelerimize binlerce yıllık ilim hazinemize taarruzlar yapıldı. Birliğimize, dayanışmamıza, bir arada yaşama kültürümüze, kardeşliğimize taarruzlar yapıldı. Silah zoruyla indirilemeyen sancağımıza, zorla zorbalıkla indirilemeyen sancağımıza, tarihin, ecdadın, kültürün, dilin, kardeşliğin inkârıyla çok acımasızca suikastlar tertip edildi. İşte böyle zor zamanlarda dahi hak davasının sancağı, hak mücadelesinin sancağı yere düşmedi, yere düşürülmedi” diye konuştu. 

Cumhurbaşkanı Erdoğan, nice kahramanların o sancağın kirlenmesine ve kirletilmesine asla müsaade etmediklerini, hapse atıldıkları, sürgüne gönderildikleri halde vazgeçmediklerini kaydederek, konuşmasını şöyle sürdürdü: “Takip edildiler, komplolara, kumpaslara maruz bırakıldılar, tehdit edildiler ama vazgeçmediler. Âlimler, kanaat önderleri, gönül insanları, milletin kendi oyuyla tayin ettiği başbakanlar, bakanlar idam edildi ama o yiğitler, o kahramanlar yine de vazgeçmediler. Belki birçoğunun ismi bilinmiyor ama bunlar vazifelerini, davalarını, mücadelelerini büyük bir sessizlik, büyük bir vakar ve tevazu içinde ifa eden insanlar. Kimi zaman bir yoksulun elinden tuttular, kimi zaman bir talebenin cebine harçlık koydular, kimi zaman bir okulun, bir öğrenci yurdunun harcına alın teri koydular. İşte o yiğitler, o kahramanlar sayesinde onların fedakârlıkları sayesinde dava sancağı yere düşmedi.” 

“YENİDEN BÜYÜK TÜRKİYE MÜCADELESİ BUGÜN MEYVELERİNİ VERMEYE BAŞLADI”

Yeniden büyük Türkiye sevdasının hiçbir zaman kaybolup gitmediğini vurgulayan Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Yeniden büyük Türkiye, 23 Nisan 1920’de Ankara’da, Büyük Millet Meclisi’nde bir araya gelen Polatlı’daki top seslerine rağmen Kurtuluş Savaşı’nı idare eden mebusların hayaliydi. Yeniden büyük Türkiye Gazi Mustafa Kemal’in hayaliydi. Yeniden büyük Türkiye merhum Adnan Menderes’in, merhum Turgut Özal’ın, merhum Necmettin Erbakan’ın hayaliydi. Mehmet Akif de, Necip Fazıl da, Akif İnan da, işte bu yeniden büyük Türkiye’nin hayaliyle yaşamışlardı. Şehitlerimiz, gazilerimiz yeniden büyük Türkiye için, bu umutla bu heyecanla bu hayalle canlarını seve seve milletlerine ve Allah’a feda etmişlerdi. Şunu bilmenizi isterim ki yeni Türkiye ve yeniden büyük Türkiye mücadelesi, bu milletin 10 yıllardır azimle devam ettirdiği bir mücadeledir. İşte o mücadele bugün artık meyvelerini veriyor. O sancak bugün daha yüksek burçlarda dalgalanıyor” dedi. 

Türkiye ekonomisinin yıllık ortalama yüzde beş büyüyerek yeniden büyük Türkiye hayalini gerçeğe dönüştürmeye başladığını vurgulayan Cumhurbaşkanı Erdoğan sözlerine şöyle devam etti: “Yasaklarla, yoksullukla, yolsuzlukla mücadele eden Türkiye küresel projelerin, yatırımların adeta şantiyesi olmuştur. Özgürlükler her alanda daha da genişleyerek yeniden büyük Türkiye hedefini güçlendirmiştir. İnkâr, red, asimilasyon, son bulmuş, devletle millet muhabbetle kucaklaşmaya başlamıştır. Devletle millet, daha bir samimiyetle kucaklaşmış. İnsanı yaşatma gayesiyle hareket eden devlet, milletini, ülkesini, Türkiye’yi daha da büyütmüştür. İnançların, değerlerin, ilkelerin üzerindeki baskılar tek tek kaldırılmıştır. Başörtüsü yasağı, katsayı engeli, Kuran-ı Kerim’e, Siyer-i Nebi’ye giden yoldaki engeller, eski Türkiye’nin acı birer hatırası olarak artık sadece hafızalarda kalmıştır. Yeniden büyük Türkiye, tıpkı geçmişte olduğu gibi, tarihî misyonuna sahip çıkmış, sadece topraklarında değil, tüm dünyada her adaletsizliği adalete tahvil etmenin mücadelesini vermeye başlamıştır.” 

“HİZMET MASKESİ ALTINDA VATANA İHANET EDENLERİN KİRLİ MÜCADELESİ, ESKİ TÜRKİYE’Yİ DİRİLTME MÜCADELESİDİR”

Yeniden büyük Türkiye’nin, mazlumun sesi, mağdurun umudu olduğunu anlatan Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Yeniden büyük Türkiye, Filistin davasının, Suriye davasının, Somali-Afganistan davasının, yılmaz ve sarsılmaz savunucusu olmuştur. Kardeşlerim, şunu da hatırınızdan lütfen hiç çıkarmayın. Bu aziz millet, yüz yıldır yeni Türkiye için yeniden büyük Türkiye için mücadele verirken, birileri de boş durmamış, eski Türkiye’yi diri tutmak, her daim canlı tutmak için mücadele vermiştir. Millet, yeni Türkiye dedikçe milletten haz etmeyenler, eski Türkiye’de ısrar etmiştir. Sanmayın ki bu ısrarlarından vazgeçtiler, sanmayın ki eski Türkiye özlemlerinden gayretlerinden vazgeçtiler. Türkiye büyüdükçe, Türkiye daha fazla refaha, huzura kavuştukça, işte o aktörler, eski Türkiye’yi diriltmek için gayret sarf ediyorlar. Terör, eski Türkiye’yi diriltme çabasında, darbe girişimleri, eski Türkiye’yi diriltme çabasıdır. Ekonomiye yönelik, içeriden ve dışarıdan yapılan saldırılar, eski Türkiye’yi o faizin yüksek, enflasyonunun yüksek ve bu noktada da onu tahrik eden bu çalışmalar, aynı şekilde eski Türkiye’nin o lobilerinin gayretidir. Değerli kardeşlerim, hizmet maskesi altında vatanına ihanet edenlerin kirli mücadelesi, unutmayın eski Türkiye’yi diriltme mücadelesidir. Ulusal ve uluslararası medyada, ortak bir dille, ortak bir üslupla, ortak manşetlerle yapılan algı ve bu algı operasyonları, eski Türkiye’yi diriltme çabasıdır. Eskinin halktan, milletten, Türkiye’nin gerçek sorunlarından kopuk, darbelerden medet uman siyaseti hem eski Türkiye’nin alışkanlığı, hem de eski Türkiye’yi diriltme çabasıdır. İşte bunun için, bizim, hepimizin mücadelesi, hiçbir zaman, nihayete ermiyor. Nerede erecek, son nefesi verdiğimiz anda. Hiçbir zaman menzile ulaştık, misyonumuzu tamamladık, hedefimizle, hayallerimizle kucaklaştık demeyeceğiz. Rehavete, yeise, umutsuzluğa ve yılgınlığa asla mahal vermeyeceğiz. Bizden öncekiler nasıl ki son nefeslerine kadar hak mücadelesine kalplerini koydularsa Allah’ın izniyle bizler de son nefesimize kadar, bu mücadelenin neferi olmayı sürdüreceğiz. Eğer bir an bile rehavete kapılırsak, eğer bir an bile ihmalkârlık yaparsak, o pusuda bekleyen eski Türkiye sevdalıları istiklalimizi ve istikbalimizi esir almaktan asla çekinmeyecektir. Bir an bile olsa, dava şuurunu kaybedenler, hak mücadelesi sancağını yoruldum deyip bir kenara bırakanlar, okçular tepesini terk edip ganimet peşine koşanlar, ülkenin ve milletin yeşeren umutlarına haksızlık ederler. İşte gördünüz, saldırının nereden geleceğini tahmin edemezsiniz, öyle mi? İhanetin nereden geleceğini kestiremezsiniz. Sizi sırtınızdan kimin hançerleyeceğini göremezsiniz. Yiğit ne diyor, ya karşından gelerek beni vursa gam yemeyeceğiz. Ve ona diyeceğim ki erkekçe beni geldi öldürdü. Ama arkadan hançerleyerek vurduğu zaman, işte o alçağı hazmedemiyorum, mesele bu. Siz dost zannedersiniz ama dost bildiğinizin iradesini, idrakini, inancını, vatanını ve milletini karanlık odaklara pazarladığını bilemeyebilir, fark edemeyebilirsiniz. Bunları yaşıyoruz. Önemli olan her an uyanık olmak. Her ihtimal karşısında dimdik, sabırla sebat edebilmektir. Ha açık konuşayım, öz eleştiri, biz de bu konuda maalesef yanıldık, yanıltıldık. Ve şu anda biraz da daha erken netice alabilecekken gecikmesinin sebebi bu olmuştur. Şimdi önemli olan, gerekirse canını ortaya koyup, istiklal ve istikbal mücadelesini verebilmektir. Hep birlikte, biz üzerimize düşeni yaparsak, inanın millet arkamızda olacak. Yaradan samimiyetimizi gayretimizi görecek ve mutlaka bizimle olacak. İşte son bir yıldır yaşananları gördünüz”. 

“HAK MÜCADELESİNDEN TAVİZ VERMEDİĞİ İÇİN MEMUR-SEN’E TEŞEKKÜR EDİYORUM”

Cumhurbaşkanı Erdoğan, konuşmasında Memur-Sen’e bir kez daha teşekkür ettiğini belirterek sözlerini şöyle sürdürdü: “İhaneti gördüğü ve karşı durduğu için özellikle teşekkür ediyorum. İstiklaline ve istikbaline yönelen saldırıyı görüp, millî iradeye sahip çıktığı için teşekkür ediyorum. Aramıza sızan hainleri fark ettiği için, o hainlerle mücadelemizde, her an yanımızda olduğu için teşekkür ediyorum. Sancağı düşürmediğiniz için, hak mücadelesinden taviz vermediğiniz için, şahsım, ülkem ve milletim adına sizlere teşekkür ediyorum. Siz oyunu fark ettiniz. Tuzağı fark ettiniz, kumpası fark ettiniz. Eski Türkiye’yi diriltmek için yazılan senaryoyu fark ettiniz. Aziz milletimizle birlikte, o tuzağı bozdunuz o senaryoları yırtıp attınız. Milletin seçtiği bir başbakan, sabık başbakan denilerek tutuklandı, hapsedildi, idam edildi. Bakın senaryo aynı, değişen bir şey yok. Şimdi bugün de senaryoyu yazmışlardı, aynı senaryoyu yazdılar. O eski senaryoları getirdim, baktım ki mevcut senaryoyla bayağı örtüşüyor, tıpatıp. Aynen tıpkıbasım. Ve şimdi de elimize geçenlere baktığımız zaman şunu görüyoruz, seçilmiş başbakana, bu defa da dönemin başbakanı diyorlar. Ama siz buna müsaade etmediniz. 17 Aralıkta, 25 Aralıkta bunu yapmak istediler. Ama maskeleri birlikte düşürdük. Ulusal güvenliğimizi tehdit edenlere karşı, sizinle birlikte mücadele verdik. 30 Martta bu mücadeleyi başarıyla birlikte verdik. 10 Ağustos’ta bu mücadeleyi başarıyla birlikte verdik. Dönemin başbakanı diye fezleke hazırlayanlar, şu anda dönemin haşhaşileri oldu. Ve çok da tabi ilginç, şu anda bakıyorsunuz hâlâ beddua seansları düzenliyorlar. Mart öncesinde de düzenlediler, şimdi de düzenliyorlar. Bu defa yer değiştirdi, artık Pensilvanya’da düzenliyorlar. Ve bu beddua seanslarında akla hayale gelmez sıfatlar yakıştırmaya çalışıyorlar.” 

“PARALEL YAPIYI BİR MAŞA OLARAK KULLANAN ÜST AKIL, BAŞKA YOLLARA DA TEVESSÜL EDECEK”

Konuşmasında “Ne yakıştırırsanız yakıştırın, bilin ki sizin tuzaklarınızın üzerinde Allah’ın tuzağı vardır, bunu böyle bilin. Yakın tarihimizdeki bütün karanlık noktaları, hukuksuzlukları, mağduriyetleri, tuzaklara, sahtekârlıkları aydınlığa kavuşturmak için daha çok çalışmalıyız. 40 yılın tezgâhını, tuzağını, takdir edersiniz ki bir yılda silip süpürmek mümkün değil. Sabırla ama kararlılıkla bu işin üzerine gidiyoruz ve gideceğiz” diyen Cumhurbaşkanı Erdoğan sözlerini şöyle sürdürdü: “Memur olabilmek için gece gündüz ders çalışan, sınava hazırlanan, yıllarca memur olmanın hayalini kuran ama çalınan sınav soruları nedeniyle, hayalleri gasp edilen gençlerin hesabının sorulması için daha çok gayret edeceğiz. Himmetleri, sadakaları, zekâtları, kurbanları, bağışları çalınan esnaf için, tüccar için, sanayici için, yoksul vatandaş için, bunların hesabını sormak için daha çok mücadele edeceğiz. Şantajları, tehditleri ortadan kaldırmak için, mağduriyetleri gidermek için, kurulan tuzaklarla mahkûm edilenlerin özgürlüğüne kavuşabilmesi için, hukuk mücadelesine her aşamada destek olacağız. Ama en çok da uyanık olacağız. Zira paralel yapıyı bir maşa olarak kullanan üst akıl, kullandığı maşa beceriksiz çıkınca başka yollara da tevessül edecek.” 

“SUÇ İŞLEYEN GAZETECİLER, HUKUK İÇERİSİNDE BUNUN BEDELİNİ ÖDEMEK DURUMUNDADIR”

Yeni Türkiye’den rahatsız olanların eski Türkiye’ye dönmek isteyenlerin, yeni maşalar, yeni kuklalar arayacaklarına işaret eden Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Tuzaklara düşmeden, milletin istikametinden ayrılmadan bu mücadeleyi sürdürecek, Türkiye’nin istiklaline el uzanmasına izin vermeyeceğiz. Kardeşlerim, inlerine girilince, hesap sorulmaya başlayınca, kirli işleri ve ilişkileri ortaya dökülünce, feryadı figan ortalığı gürültüye vermeye başladılar. En iyi yaptıkları işi yapıyorlar. Bu konuda çok başarılılar. Gidiyor, ağlama duvarlarında mazlum ve mağdur edasıyla gözyaşı döküyorlar. Bunların da bir ağlama duvarı var, biliyorsunuz. Türkiye’de gazetecilerin tutuklandığını, basının susturulduğunu iddia edecek kadar, bunu da dünyaya ağlayarak şikâyet edecek kadar ilkesizler, pervasızlar ve maalesef ahlaktan yoksunlar. Şimdi dikkat ediyorum, bir grup eli kalem tutan gazete ilanı vermişler. Gazeteciler tutuklanmış, içeri atılmış vs. Değerli arkadaşlar, biliyorsunuz şu anda bizim cezaevlerimizde yedi tane mahkûm gazeteci var. Bunu bu önemli toplantıda açıklamam lazım. Bunların bir grubu terör örgütleri ile ilişkilidir. Bir grubu öldürme, maalesef suçu ile bunlar yakalanmıştır mahkûm edilmiştir. Polis öldüren bunların içinde, bekçi öldüren var bunların içinde. Bunların içinde terör örgütlerinin ismini vermeme gerek yok. Onlarla iltisaklı, evlerinde silah bulunduranlar vesaire bunlar var. Yani bunlar gazeteciliği sadece kendileri için bir zırh olarak kullanmışlar. Şimdi son olarak bu operasyonda içeri alınan gazeteci de, işte legal görünüm altında illegal bir yapının şekillenmesinde, evet gayreti olanlar arasında. Ama onun dışında alınan üç kişi emniyet görevlileridir. Nerede bu gazeteciler. Ha belki onunla beraber başka alınanlar da olacaktır, olabilir. Şimdi ben soruyorum. Ey eli kalem tutanlar, acaba gazeteciler suç işlemez mi, böyle bir şey var mı? Suç işliyorsa o da bunun bedelini ödemek durumundadır. Gazetecilerin eli sadece kalem tutmuyor ki. Yeri gelir silah da tutar. Yeri gelir çok daha farklı suç sayılan birçok işlemi o da işleyebilir. İşlediği zaman o gazetecilik zırhı altında bunlar masumdur diyebilir miyiz? Hukuk neyse bu hukuk içerisinde onlar da karşılığını görecektir.” 

“DÜNYANIN HİÇBİR YERİNDE MEDYA, TÜRKİYE’DEKİ KADAR SERBEST DEĞİLDİR”

Özgürlükler konusunda ise; göreve geldikleri ana kadar cezaevlerinde olan yazar-çizerlerin sayısı ile şu anda cezaevlerindekilerin karşılıklı mukayesesini yapılmasını isteyen Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Uluslararası medyadan da bazıları bunlara inanarak, bunlarla yol arkadaşı oldukları için, bu yalanlara itibar ediyor ve Türkiye aleyhine kampanyalar yapıyorlar. Aynı şekilde AB’nin bazı yetkilileri de bu tuzağa düşüyor. Araştırmadan öğrenmeden ya da art niyet içinde bu iftiraların sözcülüğünü yapıyorlar. Bakın buradan tüm dünyaya açık açık ifade ediyorum. Dünyanın hiçbir yerinde medya Türkiye’deki kadar serbest değildir. İddialı konuşuyorum. Otururuz hesabını kitabını yaparız. Türkiye’de medya o kadar serbesttir ki, demokratik ülkelerde dahi asla müdahale edilmeyen hakareti, iftirayı, karalamayı, ırkçılığı ve nefret suçlarını her gün işleyebilmektedir. Bunu şahsımda yaşıyorum. Kusura bakmasınlar. Şahsımda yaşıyorum, ailemde yaşıyorum ve onlara yapılan hakareti dünyanın hiç bir yerinde yapamazsınız ve bu hakaretin de yerden tavana sınırı yok; o denli hakaretler. İnanın ABD’de bunu yapamazlar. Bu manşetleri AB içinde atamazlar. Şimdi bazı Avrupalı yetkililer çıkıyor, sanki kendi ülkelerinde böyle şeyler yokmuş gibi, olmuyormuş gibi bizi itham ediyorlar. Defalarca söyledim. İngiltere’de telekulak skandalı nedeni ile elli kadar gazeteci gözaltına alındığında, medya kuruluşları kapandığında bize yaptıkları gibi İngiltere’ye basın susturuluyor dediler mi? Demediler. Almanya’da bir dergiye baskın yapıldığında, bilgisayarlar incelendiğinde, değişik medya kuruluşlarından on yedi gazeteci sorgulandığında Almanya’ya seslerini çıkaramadılar. Fransa’da bir gazeteci evinde çocuklarının önünde polisler tarafından adeta işkenceye maruz bırakıldığında seslerini çıkarmadılar ve bunu görmediler. İspanya’da gazeteci kimliği taşıyan bir şahıs terörle bağlantılı olarak tutuklanıp hapse konduğunda gazeteciler tutuklanıyor diye asla yaygara koparmadılar. ABD’de daha geçtiğimiz haftalarda gazeteciler gözaltına alındı. Hatta Anadolu Ajansından bir arkadaşımız yerlerde süründürüldü ve altı saat gözaltında tutuldu. İsrail’de acımasızca katledilen gazetecileri, susturulan, işinden kovulan gazetecileri görmediler. Kendileri yapınca susuyorlar, başkası yapınca susuyorlar. Görmemeleri gereken ülkelerde gazeteciler katledilirken susuyor, üzerini örtüyorlar ama Türkiye’de gazetecilik faaliyetinin dışında bir iddia ile gözaltına alınanları, bizim aleyhimize kullanmaya kalkıyorlar. İşte Mısır’da olanları değerli başkan az önce ortaya koydu. Orada da arkadaşlarımız tutuklandı. Günlerce, haftalarca gazeteci arkadaşımız tutuklu kaldı. Önce aynaya bakmaları lazım. Önce kendi ellerine, kendi yüzlerine bulaşan gazeteci kanlarını temizleyecekler. Önce kendi özeleştirilerini yapacaklar. Bunu yapmadıkları sürece, manşetleriyle, raporlarıyla, açıklamalarıyla sadece ve sadece kendi itibarlarına zarar verirler. Değerli kardeşlerim, biz Avrupa’nın günah keçisi değiliz. Biz Avrupa’nın keyfince eleştireceği, kendisi aynaya bakmadan söz söyleyeceği, hele hele parmak sallayacağı, hele hele azarlamaya kalkacağı ülke hiç değiliz. Eski Türkiye yok, artık yeni Türkiye var. Artık yeniden büyük Türkiye var. O günler geçti. O günler eski Türkiye’de kaldı. İfade özgürlüğü konusunda 12 yıl öncesine göre çok daha ileri bir noktadayız daha da ileri standartlara doğru ilerliyoruz.” 

“AVRUPA, KENDİ İÇİNDE ARTAN IRKÇILIĞA, AYRIMCILIĞA, İSLAMOFOBİYE ÇARE BULMALI”

Cumhurbaşkanı Erdoğan, Avrupa’nın, Türkiye’yi eleştireceğine, kendi içinde artan ırkçılığa, ayrımcılığa, İslamofobiye çare bulması gerektiğine işaret ederek, “İşte buyurun. Son günlerde Almanya’da yakılan bir cami biliyorsunuz. Caminin duvarlarına geliyorlar, işte o Nazi gamalı haç işareti yapıyorlar. Bunun dışında malum hayvanın kellesini çiziyorlar ve bununla sürekli o caminin inşaatını engellemek için gayret sarf ediyorlar. Hani sizde inanç özgürlüğü vardı. Hani nerede? Türkiye’de böyle bir şey var mı? Böyle bir şey olsa Türkiye’de dünyayı ayağa kaldırırlar. Biz tam aksine destek veriyoruz. Restorasyonlarına destek veriyoruz. İşte Van Gölü içerisindeki Akdamar Kilisesini, Başbakanlığım döneminde biz hazinenin kasasından, kesesinden yaptık. Aynı şekilde Sümela, Trabzon’da, biz restore ettik ve onların emrine, gelin orada yılda bir kez ayinlerinizi yapın dedik. Tarsus’ta aynı şekilde yapın dedik. Bunlar özgürlük değil de nedir? Bu adımları da biz attık. Ama bakın batı aynı şeyi yapamıyor. Avrupa bizi eleştireceğine gitsin AB içindeki faili meçhul cinayetleri aydınlatsın. Biz reformlarımızı yaptık, yapıyoruz ve daha da yapacağız. Biz daha ileri standartlara koşarken, Avrupa geriye doğru gittiğini lütfen bir zahmet görsün, kabul etsin ve tedbirlerini alsın. Kardeşlerim yeni Türkiye’yi, yeniden büyük Türkiye’yi birlikte kurduk, birlikte kuruyoruz” diye konuştu. 

ÇÖZÜM SÜRECİ VE YENİ ANAYASA’DA KARARLILIK VURGUSU

Bu büyük mücadelenin her aşamasında Memur-Sen ile Memur-Sen’in mensupları ile hep gönül birliği, kader ortaklığı içinde, dayanışma içinde, birlik ve kardeşlik içinde, istişare ederek, konuşarak, muhabbetle, sohbetle sorunların aşılacağını vurgulayan Cumhurbaşkanı Erdoğan sözlerini şöyle tamamladı: “Hiç bitmeyecek bir mücadele sürecini inşallah geleceğe taşıyacak, genç nesillere emanet edeceğiz. Sizler gibi yol arkadaşlarımız olduğu için bir kez daha Rabbime hamd ediyorum. Tabi az önce Değerli başkanın ifade ettiği çözüm süreci ve yeni anayasa noktasında, bu makamda olduğum sürece bu işin mücadelesini hükümetimizle birlikte sürdürmekte kararlıyız. İnşallah milletle birlikte, sivil toplum kuruluşlarımızla birlikte, ele ele verip inanıyorum ki 7 Haziran seçimlerinden bu istikamette çıkacak bir netice, inşallah yeni anayasanın süratle hazırlanmasına, çözüm sürecinin bu anayasa ile birlikte süratle şekillenmesine vesile olacak. Bu konuda tabii daha çok çalışmamız, gayret etmemiz lazım ve ben bu kongre ile birlikte bu sempozyuma düşünceleri ile güç katacak olan değerli düşünürlerimize çok çok teşekkür ediyorum. İnşallah bunun neticesinde açıklanacak olan sonuç bildirgesini ben de çok önemsiyorum. İnşallah ondan da istifade edeceğiz. Allah uhuvvetimizi, muhabbetimizi daim eylesin diyorum. Yeniden büyük Türkiye kongremize başarılar diliyor. Allah yar ve yardımcımız olsun diyor, hepinizi sevgiyle saygıyla selamlıyorum.”

Tüm Haberler