15 Temmuz

 

10 Soruda FETÖ

 

 

 

“Mevlana’yı Yeniden Anlayarak Yeni Türkiye’yi Sağlam Temeller Üzerinde İnşa Etmeyi Sürdüreceğiz”

17.12.2014
“Mevlana’yı Yeniden Anlayarak Yeni Türkiye’yi Sağlam Temeller Üzerinde İnşa Etmeyi Sürdüreceğiz”

Hazreti Mevlana’nın 741. vuslat yıl dönümü dolayısıyla düzenlenen anma törenine katılan Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Bir ülkemiz, bayrağımız ve istiklalimiz varsa bu, Mevlana gibi, Yunus Emre, Hacı Bektaş Veli ve Hacı Bayram Veli gibi ulu mimarlar sayesindedir. Uzunca bir hazan mevsiminin ardından yeni Türkiye ile yeni bir bahara ve uyanışa hazırlanıyoruz. Bu bahar kardeşlik ve dayanışma baharıdır. Bu bahar, eski tartışmaların son bulacağı ve karanlıkların yerini aydınlıklara teslim edeceği bir bahardır” dedi.

 

Hazreti Mevlana’nın 741. vuslat yıl dönümü dolayısıyla düzenlenen anma törenine katılan Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Bir ülkemiz, bayrağımız ve istiklalimiz varsa bu, Mevlana gibi, Yunus Emre, Hacı Bektaş Veli ve Hacı Bayram Veli gibi ulu mimarlar sayesindedir. Uzunca bir hazan mevsiminin ardından yeni Türkiye ile yeni bir bahara ve uyanışa hazırlanıyoruz. Bu bahar kardeşlik ve dayanışma baharıdır. Bu bahar, eski tartışmaların son bulacağı ve karanlıkların yerini aydınlıklara teslim edeceği bir bahardır” dedi.

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Hazreti Mevlana’nın 741. vuslat yıl dönümü dolayısıyla düzenlenen anma törenine katıldı.

 

 

Konya Büyükşehir Belediyesi Spor ve Kongre Merkezi’nde düzenlenen törende yaptığı konuşmada Cumhurbaşkanı Erdoğan, vuslatının 741. yıl dönümünde büyük mütefekkir, gönül insanı Hz. Mevlena’yı bir kez daha rahmetle yâd ettiğini belirterek, “Mekânı inşallah cennet olsun, diyoruz. Bizleri bir Şeb-i Arus’a daha eriştirdiği bu düğün gecesinde, gönülden gönüle muhabbet etmeyi bir kez daha nasip ettiği için Allah’a sonsuz hamd-ü senalar ediyoruz” dedi.

“ANCAK AŞK İLE YAZILMIŞ BİR ESER 7,5 ASIR AYAKTA KALABİLİR”

Cumhurbaşkanı Erdoğan,  ancak ve ancak aşk ile yazılmış bir eserin 7,5 asır ayakta kalabileceğini vurgulayarak, “Hz. Mevlana eserlerini öyle bir aşk ile meşk etmişti ki; vuslatından 741 sene sonra dahi bir araya geliyor, onu yâd ediyor, onun düğün gecesinde birbirimizle muhabbet ediyor, sohbet ediyoruz. Şunu özellikle hatırlatmak isterim ki; Mevlana, arkasında sadece yazılı eserler ve sönmeyen fikirler bırakmış insan değildir, Hazreti Mevlana arkasında aşk ile yoğrulmuş, o tür eserler, aşktan ilham almış fikirler bıraktığı için, sadece bu salonda değil 780 bin kilometrekare içinde de bir muhabbet ve uhuvvet iklimini muhafaza edebiliyoruz” dedi.

“EĞER BİR VATANIMIZ VARSA BU, MEVLANA GİBİ GÖNÜL DOSTLARININ SAYESİNDEDİR”

Eğer bir vatanımız varsa, bunun Mevlana gibi gönül dostlarının sayesinde olduğunu ifade eden Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Bir ülkemiz, bir bayrağımız, istiklalimiz varsa, bu Mevlana gibi, Yunus Emre gibi, Hacı Bektaş Veli, Hacı Bayram Veli gibi ulu mimarların sayesindedir. Eğer, bugün tek millet olarak kardeşçe, hür ve bağımsız yaşama imkânına sahipsek, bu Sultan Selahaddin Eyyübi kadar, Sultan Kılıçarslan kadar, Sultan Alparslan kadar biliniz ki Hazreti Mevlana’nın, Ahmed Yesevi’nin, Fakî-yi Tayran’ın, Ahmedi Hayrani’nin aşk ile yoğurdukları eserlerinin neticesidir. Bütün şehitlerimiz, gazilerimiz gibi medeniyetimize ve milletimize ilmi, idraki, irfanı, hikmeti taşımış olan aziz gönül mimarlarımızı, medeniyet mimarlarımızı da bu vuslat günü vesilesiyle hürmetle, minnetle yâd ediyor, Allah hepsinden razı olsun diyorum. Diyor ki Hazreti Mevlana, ‘Eğer bir gün dünyaya ait çok büyük bir derdin olursa, Rabb'ine dönüp benim büyük bir derdim var deme, derdine dön ve ona de ki; benim çok büyük bir Rabb'im var’ ve yine diyor ki, Mevlana, ‘Niye üzülüp ağlarsın ey can, bırak sevmeyen gitsin dua et, Rabb'im seni terk etmesin, işte o terk ederse sen o zaman gerçekten bitersin. İşte, bu büyük sözler vefatının ardından 741 yıl daha yaşayabilmenin sırrını ihtiva eden sözlerdir. Bu derin sözler büyük medeniyetin hangi temel üzerine inşa edildiğini gösteren, üzerinde çokça ama çokça düşünmemizi gerektiren sözler.”

Cumhurbaşkanı Erdoğan, Mevlana ve onun gibi nice gönül mimarlarının hem kendi çağlarında yaşayanlara hem de asırlar sonra gelecek nesillere aşk kadar, sevgi kadar, umudu, cesareti ve öz güveni adeta bir emanet gibi teslim ettiklerini belirterek, “Hani diyor ya; ‘Bizim dergâhımız umutsuzluk dergâhı değildir’, evet kişi Rabbine dayanmışsa yalnız değildir. Kişi, Rabbinin yoluna girmişse, istikamet üzereyse korkaklık, ümitsizlik, güvensizlik artık onu terk etmiştir. Rabbine kavuşmayı bir vuslat olarak gören, Rabbine kavuştuğu geceyi bir düğün gecesi, Şeb-i Arus olarak gören kişi için ölüm artık ölmüştür. Ölümü içinde öldüren kişiyi artık Allah’tan başka hiç kimse korkutamaz. Ölümü adeta düğün gibi karşılayan kişiye hiç kimse diz çöktüremez” dedi.

“BU MİLLET, TARİHİ VE ECDADIYLA SAĞLAM İRTİBATI SAYESİNDE HER SALDIRIYI VE İHANETİ BERTARAF EDECEKTİR”

Konuşmasına Cumhurbaşkanı Erdoğan şöyle devam etti: “Yapayalnız kaldığında, bir dostu olmadığında bile kendi kendisine ‘korkma, muhakkak ki Allah bizimledir’ diyebilen kişi yalnızlığı da korkuyu da ölümü de aşmış, geride bırakmıştır. İşte bizi tek bir millet yapan, bizi istiklaline âşık bir millet yapan da bu fikirdir, hassasiyettir, hissiyattır. Yunus Emre diyor ya, ‘Ten fanidir, can ölmez, çün gitti geri gelmez, ölür ise ten olur, canlar ölesi değil.' Evet, asırlar geçse de tenler, bedenler ölse de can ölmemiştir. Millet ölmemiştir, millet tefekkürü, millet tasavvuru hiç yitirilmemiştir. Rabbine, hakka dayanan millet her badireye, saldırıya, her operasyona rağmen asırlar boyunca dimdik ayakta kalabilmeyi hem de umutla, cesaretle, en önemlisi de istiklaliyle ayakta kalabilmeyi başarabilmiştir. Dergâhına umutsuzluğu yaklaştırmadığı için, ikiliği, fitneyi, nifakı asla yaklaştırmadığı için bu millet sarsılsa dahi hiçbir zaman çökmemiş, yıkılmamıştır. Diyor ki Hazreti Mevlana; ‘Sanmasınlar yıkıldık, sanmasınlar çöktük. Bir başka bahar için sadece yaprak döktük.' İşte aynısını, aynı kaynaktan kana kana beslenen Yunus Emre de söylüyor; ‘Biz sevdik, âşık olduk, sevildik maşuk olduk. Her dem yeniden doğarız, bizden kim usanası.' Evet, Selçuklu Devleti dağıldığında bu milletin çöktüğünü zannetmişlerdi ama bu millet sadece bir başka bahar için, Osmanlı baharı için yaprak dökmüştü. Osmanlı Devleti dağıldığında bu milletin bittiğini zannetmişlerdi. Ama bu millet Cumhuriyet baharı için, Cumhuriyet ile yeniden doğuş için sadece yaprak dökmüştü. Mevlana’ya, Yunus’a, Hacı Bektaş-ı Veli’ye, Ahmed-i Hani’ye sahip çıktığımız müddetçe, onların aşkla yoğurdukları medeniyete, sevgiyle inşa ettikleri muhabbete sahip çıktıkça, Allah’ın izniyle bu millet hiçbir şeyden korkmayacak, her dem yeniden doğmaktan da asla usanmayacaktır. İçeride ve dışarıda kökümüzle, tarihimizle, ecdadımızla, medeniyetimizle irtibatımızın pamuk ipliğine bağlı olduğunu zannedenler çok ama çok büyük bir yanılgı içindedirler. Bu itibarla öyle bir iftira attı ki, dışarıdan bakanlar kopacak zannetseler de aslında her gün daha güçleniyor ki bu öyle bir bağdır ki dışarıdan bakanlar bitecek zannetseler de o, her an çoğalıp, artıyor. Dışarıdan çok saldırıya, içeriden de çok ihanete maruz kalan bu millet, tarihi ve ecdadıyla sağlam irtibatı sayesinde emin olunuz her saldırıyı, her ihaneti bertaraf edecektir.”

Rabbine dayanmış, Rabbine ram olmuş bir milleti içeriden de dışarıdan da hiç kimsenin yıkamayacağını ve yıpratamayacağını söyleyen Cumhurbaşkanı Erdoğan, kimin dost kimin hasım olduğunun er ya da geç anlaşılacağını, kimin aşk dolu, kimin de ihanet dolu olduğunun er ya da geç aydınlığa kavuşacağını belirtti.

“MİLLETİMİZ, ONU BOZMAYA ÇALIŞAN TÜM HASIMLARINA KARŞI HEP MEVLANA’NIN İZİNDEN YÜRÜYECEKTİR”

Cumhurbaşkanı Erdoğan, Mevlana'nın tüm eserlerinde, en çok da maskeyle dolaşan sahte din rehberleri konusunda uyardığını, Hz. Mevlana'nın, Alamut Kalesi'nin sakini Hasan Sabbah'tan sadece bir asır sonra yaşadığını, sahte âlimlerin tuzağına düşen takipçilerin acınası halini görmüş bir münevver olduğunu belirtti. Mevlana'nın, sahte din rehberlerini, “Rengârenk boya küpüne düşüp arkadaşları arasında 'ben renkli bir tavuskuşuyum' diye böbürlenen çakallara benzettiğini” hatırlatan Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Mevlana, o sahte rehberleri, etrafındakileri çağırıp, 'Benim gül bahçesi gibi yüzlerce rengim var, o zaman bana secde et, bana dinin direği lakabını tak' diyen şaşkınlara ve şarlatanlara benzetmiş, herkesi onlara karşı uyarmıştır. Mevlana uyarısında ne kadar da haklıdır: Öyle âlimler vardır ki vefatlarının ardından asırlar da geçse kendileri ve eserleri unutulmaz. Öyle de âlim maskesi takmış olanlar vardır ki daha hayattayken, kendilerinin de, kendilerine bel bağlayanların da foyası meydana çıkar. O maske takanlar rezil olurken, Mevlana'nın uyarısına kulak asmayıp, onların peşine düşenler de hayal kırıklığı yaşarlar. O maskeli âlimlerden medet umanlar, onları ikballeri için, rantları için, fitne projeleri için kiralayanlar da aynı şekilde hayal kırıklığı yaşarlar. Allah’a sonsuz hamd-ü senalar olsun ki, bu aziz milletin Hasan Sabbah'lara, sahte peygamberlere, sahte mehdilere, sahte evliya ve dervişlere, modern yezitlere karşı da hep muhafaza olunmuştur. İnşallah gönül mimarlarının, erenlerin, aşk ustalarının, hamurunu yoğurduğu bu millet ve medeniyet, onu bozmaya ve bulandırmaya çalışan tüm hasımlarına karşı da hep uyanık olacak, hep Mevlana'nın izinden yürüyecektir” diye konuştu.

“YENİ TÜRKİYE İLE YENİ BİR BAHARA VE UYANIŞA HAZIRLANIYORUZ”

Cumhurbaşkanı Erdoğan, bu aziz millet her bir ferdiyle uhuvvetin ve muhabbetin mayasıyla mayalandığını, bu aziz milletin tarih boyunca yaptığı büyük fedakârlıklarla her saldırı karşısında tek yürek olmayı başarabildiğini kaydetti. “Fikirlerimiz farklı olsa da dinler, inançlar, mezhepler, etnik kökenler, kültürler farklı olsa da insan olarak can olarak birbirimize saygımızı, hürmetimizi her ne olursa olsun kaybetmeyeceğiz” diyen Cumhurbaşkanı Erdoğan, konuşmasına şöyle devam etti: “Biz, eşref-i mahlûkat olan insanız. Yaratılmışların en şereflisi olan insanız. Allah bize böyle baktı ve bizi böyle yarattı. Bir hazan mevsiminin ardından, uzunca bir yaprak dökümünün ardından yeni Türkiye ile yeni bir bahara, yeni bir uyanışa hazırlanıyoruz. Bu bahar, kardeşlik baharıdır, bu bahar dayanışma baharıdır. Bu bahar, inşallah eski tartışmaların son bulacağı, karanlıkların aydınlıklara yerini teslim edeceği bir bahardır. Bu bahar, Türkiye’nin normalleşeceği, hukukun, siyasetin, idarenin, toplumun her kesiminin normalleşeceği bir bahardır. İnanıyorum ki bu bahar, reddin, inkârın, yasakların, tehdit ve şantajların, nifak ve sabotajların filizlenme imkânı bulamayacağı, bu topraklardan silinip gideceği bir helalleşme baharıdır. Kutuplaştırmanın ve ayrıştırmanın artık hiç kimseye faydası ve hayrı yoktur. Korkutmanın, sindirmenin, Türkiye düşmanlarıyla ittifak yapmanın hiç kimseye sağlayacağı bir çıkar yoktur. Millet, öz güvenini yeniden kazanırken, bu öz güvenin ve umudun farkında olmayanlar da özeleştirilerini samimiyetle yapmak zorundadır. Şimdi bir kez daha durulmadan, bulanmadan istikbale bakma zamandır. Şimdi düne ait sorunlara çözüm bulma zamanıdır. Şimdi Mevlana’nın diliyle yeni şeyler söylemek, yeni Türkiye’ye doğru akmak zamandır” dedi.

“SÖZÜ ÖLMEYEN VE AŞKI SÖNMEYEN MEVLANA’YI DİNLEMEYE, ONA KULAK VERMEYE DEVAM EDECEĞİZ”

Cumhurbaşkanı Erdoğan, milletin umut, heyecan, çözüm aşkı ve öz güven içinde gelecek bahara, yeni Türkiye’ye doğru yürüdüğünü kaydederek, konuşmasını şöyle tamamladı: “Mevlana’yı yeniden anlayarak, onu her dem hatırlayarak inşallah bu yeni baharı ve yeni Türkiye’yi de sağlam bir temel üzerinde inşa etmeyi sürdüreceğiz. Kim ne derse desin, kim ne yaparsa yapsın, teni ölse de 741 yıldır canı ölmeyen, sözü ölmeyen, aşkı sönmeyen Mevlana’yı dinlemeye, ona kulak vermeye devam edeceğiz. Çünkü o, sadece Allah’a kul oldu. Çünkü o, sadece O’nun sevgili Habibinin izinden yürüdü. Vuslatının 741. yıl dönümünde Hazreti Mevlana’yı tekrar rahmetle ve minnetle yâd ediyorum. Bu güzel düğün gecesini tertip edenlere ve bugüne yaşatanlara şükranlarımızı sunuyorum. Allah; ülkemizi, milletimizi, uhuvvetimizi ve muhabbetimizi daim etsin diyor, hepinizi sevgiyle, saygıyla selamlıyorum.”

Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın konuşmasının ardından, Kültür ve Turizm Bakanlığı İstanbul Tarihî Türk Müziği Topluluğu, Genel Sanat Yönetmenleri Ahmet Özhan solistliğinde tasavvuf müziğinden eserler seslendirdi. Programda ayrıca sema gösterisi sergilendi.

Tüm Haberler