15 Temmuz

 

10 Soruda FETÖ

 

 

 

“Türkiye; Ekonomisi, Nüfusu ve Demokrasisi Kadar Tarihi, Medeniyeti, Sanatçıları ve Münevverleri ile Büyük Bir Ülkedir”

03.12.2014
“Türkiye; Ekonomisi, Nüfusu ve Demokrasisi Kadar Tarihi, Medeniyeti, Sanatçıları ve Münevverleri ile Büyük Bir Ülkedir”

Cumhurbaşkanı Erdoğan, 2014 Yılı Cumhurbaşkanlığı Kültür ve Sanat Büyük Ödülleri’ni; sinema alanında Hülya Koçyiğit’e, müzik alanında Niyazi Sayın’a, edebiyat alanında Alev Alatlı’ya, tarih alanında Prof. Dr. Engin Akarlı’ya, kurum kategorisinde ise Türkiye Diyanet Vakfı İslam Ansiklopedisi’ne verdi. Törende yaptığı konuşmada Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Bütün yabancılaştırma gayretlerine rağmen kendisini, milletini, toprağını ve medeniyetini bilen ilim insanlarımız hâlâ var” dedi.

 

Cumhurbaşkanı Erdoğan, 2014 Yılı Cumhurbaşkanlığı Kültür ve Sanat Büyük Ödülleri’ni; sinema alanında Hülya Koçyiğit’e, müzik alanında Niyazi Sayın’a, edebiyat alanında Alev Alatlı’ya, tarih alanında Prof. Dr. Engin Akarlı’ya, kurum kategorisinde ise Türkiye Diyanet Vakfı İslam Ansiklopedisi’ne verdi. Törende yaptığı konuşmada Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Bütün yabancılaştırma gayretlerine rağmen kendisini, milletini, toprağını ve medeniyetini bilen ilim insanlarımız hâlâ var” dedi.

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Cumhurbaşkanlığı Kültür ve Sanat Büyük Ödülleri’ni, düzenlenen tören ile sahiplerine verdi. Cumhurbaşkanlığı Sarayı’nda gerçekleşen törende Cumhurbaşkanı Erdoğan, ödüllerini alacak sanatçı, bilim insanları ve kurumları tebrik ve teşekkürlerini ifade etti.

Çok sayıda aday arasından titiz bir çalışma neticesinde bu anlamlı ödüle layık görülen kıymetli sanatçı, bilim insanı ve kurumları tespit eden seçici kurula ve törene katılanlara da teşekkür eden Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Cumhurbaşkanlığı Kültür ve Sanat Ödülleri’ni kime verelim diye bir çalışma yaptığımızda gerçekten bereket fışkıran bir liste çıktı. Bu ödüle layık olabilecek birbirinden değerli çok sayıda eser ve hizmet sahibinin olduğunu gördük. Bundan dolayı da Allah’a hamd ettik. Allah’a hamdolsun bu topraklar yüzyıllar boyunca olduğu gibi bugün de âlimler, sanatçılar, çok değerli münevverler yetiştiriyor. Tohum toprağa öyle bir samimiyet, hasbilik ve öyle bir dua ile atılmış ki, toprağın üzerinde fırtınalar da, sel de, kuraklık da olsa, o tohum canlı kalmaya, uygun ortam bulduğunda filizlenmeye devam ediyor” dedi.

“KENDİSİ KADAR MİLLETİNİ VE MEDENİYETİNİ BİLEN İLİM İNSANLARIMIZ HÂLÂ VAR”

Konuşmasında, “Fikir, eğer lisan varsa vardır” diyen Cumhurbaşkanı Erdoğan, lisanımızı köreltmeye çalıştıkları halde fikir tohumunu kurutamadıklarını belirterek sözlerine şöyle devam etti: “Münevverlerin neşv-u nemasına mani olamadılar. Sanat, eğer ruh varsa, heyecan varsa, en önemlisi de irfan, hikmet ahlak varsa vardır. Bizim, millet ve medeniyet ruhumuzu, heyecanımızı köreltmeye çalıştıkları halde irfan hikmet ve ahlak damarlarımıza kastettikleri halde sanatımızın ve sanatçılarımızın yetişmesine engel olamadılar. İlim de aynı şekilde Yunus Emre’nin ifade ettiği gibi, ‘eğer kendini bilmek varsa vardır.’ Bütün yabancılaştırma gayretlerine rağmen, yani o toprağın altındaki ile irtibatı kesmeye yönelik tüm gayretlere rağmen hamdolsun kendisini bilen, kendisi kadar milletini, toprağını, medeniyetini bilen ilim insanlarımız hâlâ var.”

Cumhurbaşkanı Erdoğan, ilim ve sanatın evrensel bir boyut kazanması ve uluslararası camiada takdir edilmesinin önemli olduğunu, ancak bunun tek başına bir kriter olmadığını vurguladı. Uluslararası başarı kazanmadı ve belli şöhretli ödülleri alamadı diye ne ilmin ilminden değer kaybedeceğini, ne de sanatın sanatından değer kaybedeceğini belirten Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Dünyanın belli bölgelerinde takdir görmüyor, kabul görmüyor diye, kadim musiki sanatımızı, hat sanatımızı, ebru, tezhip, tezyin sanatımızı öksüz bırakmak nankörlükten başka bir kavramla izah edilmez” dedi.

“İLİM TARİHİNİ SADECE EGEMENLER YAZIYOR DİYE BAŞIMIZI ÖNE EĞİP ÇARESİZLİK VE EZİKLİK İÇİNDE OLAMAYIZ”

Dünyadaki şöhretli ödülleri almıyor diye, sinema, roman, hikâye gibi sanatlarımız metruk bir halde kendi kaderleriyle baş başa bırakılamayacağını, ilim tarihini sadece egemenler yazıyor diye başımızı öne eğip çaresizlik ve eziklik içinde, kompleksli bir hayranlık içinde olan biteni millet olarak bize yakışmayacağını vurgulayan Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Çok zaman, ‘Bizde sanatçı yetişmiyor’, ‘Bizde ilim insanı, münevver yetişmiyor’ diye işitiyoruz. Hayır, böyle bir şeyi kabul etmek mümkün değil. Bal gibi yetişiyor, üstelik her şeye rağmen yetişiyor; umutsuzluğa, kötümserliğe, karamsarlığa, tekellere, mahalle baskısına rağmen yetişiyor, hem de çok sayıda yetişiyor. Bu; sanata, fikre, ilme rağmen hangi zaviyeden baktığınız ile ilgili meseledir. Az önce burada, Bayan Alatlı çok güzel ifade ettiler: Şu anda uluslararası kurumları şöyle bir masaya yatırdığımızda hepsinin karar noktasında attığı adımları özellikle ideolojilerin, siyasetin veyahut da kendi inançlarının belirlediği bir dünyada sizler objektif bir bakışı hiçbir zaman beklemeyin. Nobel, kararlarını objektif mi veriyor? Asla. Bunları bizzat gördük, görüyoruz ve yaşıyoruz. Uluslararası kurumlar, Birleşmiş Milletler ve Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi kararlarını objektif mi veriyor? Asla. Yine söylüyorum, dünya 5’ten büyüktür. Birinci Dünya Savaşı’nın şartlarından sonra oluşan bir Birleşmiş Milletler ve şu andaki bu Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi dünyayı mı temsil ediyor? Hayır. İçeride Avrupa, Amerika, Asya var. Kıtalar olarak ele alacak olursanız diğer kıtalar nerede? Yok. Peki bu beş ülke sadece Hristiyanlardan oluşuyor. İçlerinde bir tane Müslüman ülke var mı? Yok. Peki tüm dünya bu 5 ülkenin içinde herhangi birisinin dudak arasına mı bakacak? Eğer ‘hayır’ derse mesele bitmiştir. Tüm dünya ona mahkûm. Böyle bir zulüm olabilir mi? Adaletin beklendiği bir yerde adalet yok, sadece zulüm var ve bu zulüm acımasızca devam ediyor. Suriye’de 300 bin kişi ölmüş, 400 bin kişi ölmüş, umurlarında mı? Asla. Türkiye 1 milyon 600 bin insanı şu anda kabullenmiş. Umurlarında mı? Karşımıza geldikleri zaman ‘tebrik ederiz, çok güzel işler yapıyorsunuz, hakikaten başardınız.’ Yahu o lafı bırak. Bütün bu yükü sırtına almış Türkiye’ye ne kadar destek verdin ondan bahset. Asla.”

“MESELEYE İDEOLOJİK BAKMAYANLAR TÜRKİYE’DEN NE KADAR İLİM ADAMI VE SANATÇININ ÇIKTIĞINI GÖRECEKLER”

Cumhurbaşkanı Erdoğan konuşmasına şu sözlerle devam etti: “Ama arzu ettikleri yerlere bu destek kanallarını açıyorlar. ‘Afrika, Afrika, Afrika’ diyorlar. Afrika’nın sadece petrollerini, elmaslarını, altınlarını araştırıyorlar. Yaptıkları bu. Onun dışında bir şey var mı? Yok. İşte bütün bunların bakış açışını değerlendirdiğimizde meseleye sadece kendi mahallenizin ufku kadar bir çerçeveden bakarsınız ve bunların baktığı budur. Fakat bunlar göremezler, göremeyecekler de. Eğer meseleye ideoloji gözlüğüyle, mensubu olduğunuz tekellerin kriterleriyle bakıyorsanız, belki göremezsiniz. Ama ufuklarını şöyle genişletip bakabilseler çok değerli işler görecekler. O zaman Türkiye’den ne kadar ilim adamlarının, ne kadar sanatçıların çıktığını da o zaman çok daha rahatlıkla görebilecekler. O günler gelecek mi? Eyvallah gelecek. Benim bu noktada umudum var. Mahallelerini ya da muhayyilelerini genişletip bakabilseler çok değerli eserler görecekler. İdeolojik saplantılardan kurtulabilseler, yabancılaştıkları topraklara bu toprağın insanı gibi bakabilseler, buradan ne büyük cevherlerin çıktığını, ne büyük eserlerin fışkırdığını fark edecekler” ifadesini kullandı.

“NEY, SEDASI ATEŞ OLAN BİR İLİM ÇEŞMESİDİR”

Niyazi Sayın’ın, ömrünü neye vakfetmiş bir kutup olduğunu dile getiren Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Kimine göre ney, af edersiniz, bir odun parçasıdır. Kimine göre ney içi boş bir kamış parçasıdır. Kimine göre müzik aletlerinden biridir. Ama hepimiz biliyoruz ki aslında ney, Hazreti Mevlana’nın da ifade ettiği gibi sedası ateş olan, sedası aşk olan bizatihi kendisi sanat, hikmet ve ahlak abidesi olan bir ilim çeşmesidir. Neyin sedası ateştir, hava sanma, kimde bu ateş yoksa, yazık ona’ diyor. Neydeki o ateşi, o aşkı göremeyen neyi sadece şöyle içinden nefes geçen bir kamış parçası olarak gören, Mevlana'nın da ifade ettiği gibi sadece kendisine yazık eder. O ‘neye sanat, neyzene sanatçı demiyor’ diye ney ya da neyzen değerinden hiçbir şey kaybetmez, sanatından hiçbir şey kaybetmez. Bakın aynı meselenin ilim tarihi yazılırken önümüze çıktığını görüyoruz” şeklinde konuştu.

“GENÇLERİMİZ, SANATÇILARIMIZ VE MÜNEVVERLERİMİZ ÖZ GÜVENLE HAREKET ETMELİ”

Cumhurbaşkanı Erdoğan sözlerini, “Bizzat bu ülkenin bazı gençleri hatta ve hatta bizzat bu ülkenin bazı aydınları farklı bir ilim tarihinin var olabileceğine, bize anlatılan tarihin yanlış olabileceğine, dayatılmış olabileceğine ihtimal dahi vermiyorlar. Bizim bilim insanlarımızın, Engin Deniz Akarlı gibi nice değerli tarihçimizin, ilim erbabının muhteşem eserleri dar bir çerçeveye hapsolup kalırken, dedikodular, söylentiler, efsaneler ve uydurmalar, hatta tweet’ler, facebook mesajları, haber bültenleri 'ilim' diye, 'tarih' diye, 'bilim tarihi' diye bizlere dayatılabiliyor. Bugün bizim milletimizin ve medeniyetimizin en çok ihtiyaç duyduğu şey değerli Alev Alatlı'nın bir ömür boyu bizlere anlatmaya çalıştığı gibi aydın diktasına, aydın vesayetine, yabancılaşmış ve milletini küçümseyen aydına bir projektör tutabilmektir. İnanın Türkiye Cumhuriyeti'nin Cumhurbaşkanı olarak en büyük arzularımdan biri gençlerimizin, sanatçılarımızın, münevverlerimizin ve ilim insanlarımızın en başta bu öz güvene kavuşabilmeleridir” şeklinde sürdürdü. Cumhurbaşkanı Erdoğan, Başbakan olduğu dönemde, gittiği her şehirde, katıldığı her toplantıda, bu milletin her bir ferdinin öz güvenli olması gerektiğini anlattığını kaydederek, “Cumhurbaşkanı olarak aynı şekilde bu öz güveni aşılayabilmenin gayreti, mücadelesi içindeyim” dedi.

“BÖLGEMİZDEKİ KRİZLERE RAĞMEN DEMOKRATİKLEŞME YOLUNDA TARİHÎ ADIMLAR ATAN BİR ÜLKEYİZ”

Ülkemizin şu anda dünyanın en büyük ekonomilerinden birine sahip olduğunu ve en büyük 20 ekonominin arasında bulunduğunu belirten Cumhurbaşkanı Erdoğan, şu anda da Türkiye’nin, 1 Aralık’tan itibaren, önümüzdeki yılın 1 Aralık tarihine katar G-20’nin dönem başkanlığını yapmaya başladığını hatırlatarak, “Şu süre içerisinde yaptığımız çalışmalarla ve genç, dinamik bir nüfusa sahip bir Türkiye olarak geleceğe farklı bakmanın azmi, kararlılığı içerisindeyiz. Bölgesindeki tüm krizlere rağmen demokratikleşme yolunda tarihî adımlar atan, önemli ilerlemeler kaydeden bir ülkeyiz” dedi.

“BİZ MEDENİYET TOHUMUMUZU YAŞATMA GAYRETİMİZİ SÜRDÜRECEĞİZ”

Cumhurbaşkanı Erdoğan, tüm bunların yeterli olmadığını vurgulayarak şunları söyledi: “Biz ekonomimizle, nüfusumuzla, ileri standartlara ulaşan demokrasimizle olduğu kadar, tarihimizle, medeniyetimizle, sanatçılarımız, münevverlerimiz ve âlimlerimizle de hiç tereddütsüz büyük bir ülkeyiz. Buna inanmayanın ne iddiası olur, ne hedefi olur, ne de gelecek tasavvuru olur. Biz Allah'ın izniyle içindeki o medeniyet cevherini hiçbir zaman kaybetmeyecek bir tohuma, o tohumu emniyetle muhafaza edecek bereketli topraklara, o toprakların üzerinde yetişmiş ulu çınarlara sahibiz. O tohumu, o toprağı ve o ulu çınarları idrak edemeden, milyonlarca ışık yılı uzaktaki yıldızları idrak edemezsiniz. Onları asla göremezsiniz. Biz o medeniyet tohumunu yaşatmak için gayretimizi sürdüreceğiz. O tohumun yurdu olan bu toprakları muhafaza etmeyi sürdüreceğiz. Toprağın üzerindeki ulu çınarları görmeye, gözetmeye, onları her zaman teşvik etmeye, takdir etmeye devam edeceğiz. Biz biliyoruz ki kimse görmese de kimse takdir etmese de sanat sanattır, sanatçı da sanatçıdır. Biz görenlerden, gösterenlerden, takdir edilmelerini, teşvik edilmelerini temin edenlerden olacağız.”

“BURASI TAYYİP ERDOĞAN’IN DEĞİL, TÜRK MİLLETİNİN SARAYIDIR”

Cumhurbaşkanı Erdoğan, “İşte şu anda çatısı altında bulunduğumuz Beştepe Cumhurbaşkanlığı Sarayı. Biliyorsunuz neler söylediler, neler söylüyorlar, neler söylemeye devam edecekler. Varsın söylesinler. Hiç umurumuzda değil. Biz büyük bir devlet olmanın gayreti içerisindeyiz ve bu gayretimizi de sürdüreceğiz. İstanbul’da bir Dolmabahçe Sarayımız var, hâlâ onunla övünürüz. Bir Topkapı Sarayımız var, hâlâ onunla övünürüz. Bizden sonra gelen nesillere ‘Acaba bizden öncekiler bize ne bıraktı?’ diye sorduklarında, ortaya koyduğunuz bir eseriniz var mı? Buna bakın, bununla övünün. ‘Şu anda acaba Türkiye Cumhuriyeti Devleti nereden yönetiliyor, nereden yönetildi?’ Bu soruyu soranlara bir cevap vermek gerektiğinde işte bu cevabı, bu duruşuyla, bu saray verecektir. Burası Tayyip Erdoğan’ın sarayı değil; burası Türk milletinin sarayıdır. Bu saray sadece Türk milletinin kendi imkânlarıyla inşa edilmiş olan bir saraydır. Bu sarayın içerisinde sadece Cumhurbaşkanlığının görevlileri çalışacaktır, iki, millet burada ağırlanacaktır. Biz bugün bakın bu salonda sizlerle bir araya gelebiliyoruz. Ama bundan önce bizim bir araya gelebileceğimiz bu tür imkânlarımız yoktu. Devlet başkanları geldiği zaman şu anda onurla, gururla onları burada ağırlamaya başladık. Tabii onlar da çok daha burada değerlendirmeler yapıyorlar. İslam Ansiklopedisi'nin içerisinde öyle zannediyorum ki 'hervele' kelimesi de yerini almıştır. Ben inanıyorum ki artık bu millet 'hervele' yapıyor. Bu çok önemli. Bunu yakalamak durumundayız. Bunu yakaladığımız anda inanıyorum ki özgüveni bu milletin daha da artacaktır, daha da farklı bakacaktır dünyaya. Dünya da Türkiye'ye farklı bakacaktır” dedi.

“NİYAZİ SAYIN NEYZENLERİN KUTBUDUR”

2014 yılında Cumhurbaşkanlığı Kültür ve Sanat Büyük Ödülü için Niyazi Sayın dediklerini ifade eden Cumhurbaşkanı Erdoğan şöyle konuştu: “Niyazi Sayın neyzenlerin kutbudur. Niyazi Sayın nefesinden bir medeniyet çıkan, nefesinden aşkın ve sevginin medeniyeti inşa olunan bir büyük ahlak bir büyük erdem abidesi. Bütün bir ömrünü sabır ve sebatla başta ney olmak üzere, ebru gibi tezhip gibi klasik sanatlarımıza vakfetmiş üstadımıza bir kez de bugün milletçe şükranlarımızı ifade etmek istiyorum. Rabbimden kendisine uzun ve sıhhatli bir ömür niyaz ediyorum. İcra ettiği ve yaşattığı sanatından ziyade bize bizi anlattığı için özellikle de bize anlatmaya devam edecek sanatçılar yetiştirdiği için rabbim ondan razı olsun diyorum.”

“ALEV ALATLI, BİZE DOĞU’YU VE BATI’YI EN DOĞRU ŞEKİLDE ANLATTI”

Cumhurbaşkanı Erdoğan, Alev Alatlı’nın, eserleriyle bu ülkenin ve bu ülke münevverlerinin vicdanı olduğunu belirterek, “Bize bir büyük medeniyet arayışını anlattı. Bize, zihin tutulmalarını, kalp yaralarını anlattı. Sayın Alev Alatlı bize batıyı en doğru şekilde anlattı, gizli kapaklı bırakmadı. Doğuyu hatırlattı, o yaşasın ölüm dese de bize ona hayırlı, uzun daha nice eseri ile bize kucaklaştıracağı bir ömür diliyoruz. Az önce burada ifade ettiler orada kimse var mı diye sormuştu. Evet, burada olduğumuzu ve inşallah hep yanınızda olacağımızı hatırlatmak istiyorum” dedi.

“HÜLYA KOÇYİĞİT, SİNEMANIN VE SANAT TARİHİMİZİN ALTIN SAYFALARINDA SİLİNMEYECEK YER EDİNDİ”

Hülya Koçyiğit’i kelimelerle tarif etmenin mümkün olmadığını söyleyen Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Kelimeler kifayetsiz çünkü Susuz Yaz’ı unutamıyoruz. O kelimelerin kifayetsiz olması sebebiyledir ki o bize sanatın diliyle konuştu. Ve sinemamızın 100. yılına ulaştığı böyle bir dönemde Türkiye sinemasının hiç unutulmayan ve inanıyorum ki asla da unutulmayacak bir siması oldu. Kimi zaman İstanbul’un küçük hanımefendisi, böyle tanımlandı. Kimi zaman Anadolu’nun çilekeş kadını oldu. Sadece bizlerin hafızlarında değil sinemanın ve sanat tarihimizin altın sayfalarında silinmeyecek yer edindi. Bir sanatçı olarak Çözüm Süreci’ne ayrıca hiç çekinmeden korkmadan önemli katkılarda bulundu. ‘Akil İnsanlar’ arasında o heyette yer alarak kanın ve gözyaşının dinmesi için de yanımızda yer aldı. Son derece hayırlı bir süreçte bizimle birlikte aynı yolda yürüdü. Sinemamızın 100. yıl dönümünde beyazperdenin, ekranların bu büyük simasına da en kalbi şükranlarımızı sunuyorum” diye konuştu.

“ENGİN DENİZ AKARLI, ÖZELLİKLE TARİH İLMİNİN HAKİKAT ÜZERİNE NASIL İNŞA EDİLEBİLECEĞİNİ GÖSTERDİ”

Cumhurbaşkanı Erdoğan, Engin Deniz Akarlı’nın ilmin ve özellikle de tarih ilminin hakikat üzerine nasıl inşa edilebileceğini gösterdiğine işaret ederek, “1. Dünya Savaşı’nın 100. yıl dönümünü idrak ettiğimiz bugünlerde büyük tarihçilere, ilim, hikmet ve hakikat sahibi tarihçilere ne kadar ihtiyacımız olduğunu milletçe derinden hissediyoruz. Bizim kendi tarihimizi dahi başkaları yazarken, bize gerçek değil kurgu dayatılırken Akarlı hocamız gerçekleri hem bize anlatmakla kalmadı hem de dünyaya anlattı. O da ömrünü ilme, tarihe ve hakikate vakfetti. Engin Hocamıza da hizmetlerinden, eserlerinden dolayı milletçe şükranlarımızı sunuyoruz. Ben inanıyorum ki Engin Hocam yalnız değilsin, eserlerinle varsın, öğrencilerinle varsın ve var olacaksın” dedi.

“İSLAM ANSİKLOPEDİSİ, MİLLETİMİZİN BİR İFTİHAR VESİLESİDİR”

2014 yılı kültür ve sanat büyük ödüllerine kurumlar arasından İslam Ansiklopedisi’ni yayınlayan İslam Araştırmaları Merkezi’nin layık görüldüğünü hatırlatan Cumhurbaşkanı Erdoğan şöyle konuştu: “Uzun yılların çalışmasıyla 17 bin maddelik devasa bu ansiklopedi gerçekten milletimizin bir iftihar vesilesi ve İslam Ansiklopedisi sadece Türkiye’nin değil İslam coğrafyasının da en kapsamlı eseri oldu. İslam Ansiklopedisi’ni bir tarih birikiminden ziyade istikbale yönelik bir medeniyet tasavvuru olarak gördüğümü burada tekrar vurgulanmak isterim. Evet, bu eser geçmişi ve geçmişin birikimini bize sunmakla kalmıyor bize geleceğin yolunu aydınlatıyor. Bu noktada emeği geçen tüm hocalarımıza özellikle şahsım, milletim adına teşekkür ediyorum. İlmiyle katkı verenlere musahhihlere, mücellitlere, mürettiplere, alın teri döken herkese şükranlarımı sunuyorum. İslam Araştırmaları Merkezi’ni, özellikle de Diyanet İşleri Başkanlığı ve Diyanet Vakfı’nı tekrar tebrik ediyorum. İslam Ansiklopedisi’nin dijital ortamda da yayınlanmış olmasını son derece önemli buluyorum. Alfabe değişikliği yapmış bir ülkenin akabinde bunun tedbirlerini de alması ve mevcut birikimini Latin alfabesine aktarıp basma konusunda özel bir gayret göstermesi gerekirdi. Matbu kitaplarda yapamadığımız bu gerekliliği şimdi sanal ortamda adeta bir seferberlik bilinciyle yapmamız gerektiğini düşünüyor ve ilgili bütün kurumları bu alanda olağanüstü gayret göstermeye davet ediyorum. İslam Ansiklopedisi aynı zamanda Türkçe ile kalmayacak, birçok dilde yayınlanacak. İnanıyorum ki tüm dünyanın özenle dikkatle takip edeceği ve adeta kendileri için bir başucu ansiklopedisi haline getireceği eser olacaktır.”

Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Sözlerime burada noktayı koyarken bir kez daha ödül tevdi edilecek üstatlarımızı tebrik ediyor, her birine saygılarımı sunuyorum. Katıldığınız için sizlere de teşekkür ediyor, hepinizi sevgi ve saygıyla selamlıyorum” diyerek konuşmasını tamamladı.

NİYAZİ SAYIN: “CUMHURBAŞKANI ERDOĞAN’IN BANA LÜTFETTİĞİ BU ÖDÜL, MANEVİ BİR ÖDÜLDÜR”

Klasik Türk Müziği ve Tasavvuf Müziğine yaptığı katkılar dolayısıyla müzik alanında ödüle layık görülen Niyazi Sayın, törende yaptığı konuşmaya, yaşı ilerlediği için artık ney üfleyemediğini belirterek başladı. “Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın bana lütfettiği bu ödül manevi bir ödüldür. Bir bestedir o, çalacağım en güzel bir bestedir. Onu da bedenen değil kalben üflemeye çalışacağım” diyen Sayın, Cumhurbaşkanı Erdoğan'a ödül için teşekkür etti.

HÜLYA KOÇYİĞİT: “ÖMÜR BOYUNCA BU GURURU TAŞIYACAĞIM”

Sinema alanında ödüle layık görülen Hülya Koçyiğit de konuşmasında, 50 yıllık sanat yaşamında sayısız ödüller kazandığını ancak devletin en yüce makamından bu ödüle layık görülmenin ve Türkiye'de ilk defa halkın oylarıyla seçilen Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın elinden ödül almanın kendisi için büyük bir onur olduğunu dile getirdi. Koçyiğit, “Ben de ömür boyunca bu gururu taşıyacağım. Layık olursam ne mutlu bana” diye konuştu.

ALEV ALATLI: “AYDINLANMA KUTBUNDAN MERHAMET KUTBUNA HİCRET ETMEYE ÇALIŞIYORUM”

Edebiyat alanındaki ödül sahibi Alev Alatlı, kendisinin bir muhacir yani hicret eden olduğunu, aydınlanma kutbundan merhamet kutbuna hicret etmeye çalıştığını söyledi. Alatlı, “Aydınlanma kutbu dediğim, yegâne terazisi yasaların harfinden ibaret olan bir düzen, merhamet kutbundan kastım yasaların ötesinde kadim değerlerin esas olduğu toplumsal düzen. Kendi adıma ikisinin arasında bir yerlerde, hakikati arayan bir entelektüel muhacir olarak anılmam gerektiğini düşünürüm” diye konuştu. En kalbi müttefiklerin en beklenmedik kuytularda saklanmış olabileceğine işaret eden Alatlı, “Rus yazar Aleksandr Soljenitsin yaşasaydı, yüzbinlerce Suriyeliye kapılarını açan hükümetinizi, zat-ı alinizi ayakta alkışlardı” dedi. Nesnel hukuktan nasibini almamış toplulukların ne denli korkunç olabileceğine dikkati çeken Alatlı, “Geçen yüzyılda Hitler Almanyası, Stalin Rusyası, bu yüzyılda Esed'in Suriyesi, DEAŞ dehşeti, saymakla bitmez. Dinden, gelenekten, kadim örf ve adetlerden soyundurulmuş, yegane ölçüsü nesnel yasaların harfinden ibaret olan toplumlar da eşref-i mahlukata layık toplumlar olamıyorlar” değerlendirmesinde bulundu.

“Hakkın helal edilmesi, helalleşmek asıl olmalıdır. Helalleşmek mahkemede dava kazanmaktan daha üstün olmalıdır” diyen Alatlı, her yasal hakkın helal olmayabileceğini belirterek, “Bir kalem darbesiyle atar ergenleri sokağa döken yazar, alevler afakı sardığında suç mahallinde değilse, olayları evinden seyrettiğini ispat edebiliyorsa yasal olarak suçsuzdur ama helal değildir yaptığı. 21'inci yüzyılın en yaman toplum projesi, helal olanı yasal olanla örtüştürmek olsa gerekir. Kadim değerlerle rabıtası kesilen özgürlüklerin şerden yana bükülmelerini önlemenin yollarını bulmak zorundayız. Yasaların tanıdığı haklardan, insanlık veya Allah adına feragat etmenin garipsenmediği bir yeni düzen getirmek zorundayız” şeklinde konuştu.

Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın, “Dünya 5'ten büyüktür” sözlerini hatırlatarak, oligarşik düzenlerde umuma hitap eden ancak umumun henüz üstünde düşünemediği sözlerin öfke uyandırmasının, husumet çekmesinin ve bastırılmasının usulden olduğunu belirten Alatlı, “Siz 'Dünya 5'ten büyüktür' dediğinizde, biliyor musunuz, ‘Evrensel dolandırıcılığın hüküm sürdüğü zamanda gerçeği söylemek devrimciliktir’ diyen George Orwell ayağa kalkar, bu sefer de o alkışlardı. Ona, Robinson Crusoe'nun yazarı Daniel Defoe da katılırdı” dedi.

Tarih alanında ödül alan Prof. Dr. Engin Deniz Akarlı'nın hazırladığı konuşma, rahatsızlığı nederiyle sunucu Cengizhan Cevahiroğlu tarafından okundu. Kendisine değer görülen şerefli paye için teşekkür eden Akarlı, yazısında ödül alanlarla aynı safta yer almaktan duyduğu gururu ifade etti.

İBRAHİM KÂFİ DÖNMEZ: “İSLAM DÜNYASINDA, İSLAM ANSİKLOPEDİSİ’NİN BİR BENZERİ YOK”

Türkiye Diyanet Vakfı İslam Araştırmaları Merkezi adına konuşan Yönetim Kurulu Üyesi Prof. Dr. İbrahim Kâfi Dönmez de İslam Ansiklopedisi'nin bir benzerinin İslam dünyasında yapılamadığını belirterek, eserin arkasındaki ilmi birikim ve emeğin çok büyük olduğunu vurguladı.

Yapılan konuşmaların ardından Cumhurbaşkanı Erdoğan, ödül ve beratları takdim etti.

Neyzen Ahmet Şahin'in solistliğini yaptığı “Dinle Neyden” musiki topluluğu tarafından müzik dinletisi sunulan törende, Cumhurbaşkanlığı Kültür ve Sanat Büyük Ödülünü önceki yıllarda alanlarla ilgili kısa filmlerin yanı sıra bu yıl ödül kazananlar için de ayrı ayrı hazırlanan biyografik kısa filmler gösterildi.

Ödül töreninden ardından da, Cumhurbaşkanı Erdoğan ve eşi Emine Erdoğan, davetliler için resepsiyon verdi.

ÖDÜL SAHİPLERİ

2014 yılı Cumhurbaşkanlığı Kültür ve Sanat Büyük Ödülleri, yüzüncü yılı kutlanan Türk sinemasına yaptığı büyük katkılar nedeniyle sinema alanında Hülya Koçyiğit’e, uzun sanat hayatı boyunca klasik Türk müziği ve tasavvuf müziğine yaptığı büyük katkılar nedeniyle müzik alanında Niyazi Sayın’a, Türk edebiyatına ve gelişmesine yaptığı önemli katkılar nedeniyle edebiyat alanında Alev Alatlı’ya, Abdülhamit dönemi ve Cumhuriyetin ilk yıllarına dair değerli çalışmaları için tarih alanında Prof. Dr. Engin Akarlı’ya, İslam dünyasında hazırlanan ilk ve en kapsamlı İslam ilimleri ansiklopedisi olması ve Türkiye’de ilim dünyasına sunduğu başarılı çalışmalar nedeniyle kurum kategorisinde Türkiye Diyanet Vakfı İslam Ansiklopedisi’ne verildi.

Tüm Haberler