“Öğrencilerimize Öz Güven Aşılayan Bir Muhtevayı Eğitim Sistemimize Kazandırmamız Gerekiyor”

02.12.2014
“Öğrencilerimize Öz Güven Aşılayan Bir Muhtevayı Eğitim Sistemimize Kazandırmamız Gerekiyor”

 

Antalya’da düzenlenen 19. Millî Eğitim Şurası’na katılan Cumhurbaşkanı Erdoğan, Türkiye’nin son dönemde eğitim sisteminde attığı önemli adımlara dikkat çektiği konuşmasında, “Bizler aslında öğretmenlerimizin eseriyiz ve onlarla var olduk. Biz, onların adeta toprağa attıkları tohumlarız. Bizler oradan yetiştik ve bugünlere geldik” dedi. 

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Millî Eğitim Bakanlığı (MEB) tarafından düzenlenen 19. Millî Eğitim Şurası’na katıldı.

Antalya’da gerçekleştirilen şuranın açılışında yaptığı konuşmada Cumhurbaşkanı Erdoğan, toplantıya verecekleri katkılardan dolayı katılımcılara teşekkür ederek, “19. Millî Eğitim Şurası’nda bürokratik katılımın azaltıldığını; öğrenci, öğretmen veli ve sivil toplum iştiraklerinin çoğaltıldığını memnuniyetle öğrendim. 19. şuranın gerek katılımcıları gerek muhtevası ile fark oluşturacağına inanıyor, bu isabetli kararından dolayı Millî Eğitim Bakanımızı ayrıca tebrik ediyorum” dedi. 

Şuranın Antalya’da düzenlenmesinin de isabetli bir karar olarak nitelendiren Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Bildiğiniz gibi Türkiye dünyanın en gelişmiş ekonomilerine sahip 19 ülkesi ile AB Komisyonu’nun oluşturduğu G-20 platformunun dönem başkanlığını dün itibariyle devraldı. Önümüzdeki bir yıl boyunca küresel ekonomiye yön veren, G-20 platformunun nabzı Türkiye’de atacak. Ağırlıkla Antalya’da atacak. 2015 yılında gerçekleşecek G-20 Liderler Zirvesi, ki bu dünya ekonomisinin yüzde 85 payına sahip ülkeler burada bir araya gelecekler” diye konuştu. 

Cumhurbaşkanı Erdoğan, bu zirve dolayısıyla Türkiye ve Antalya’nın dünya gündeminde önemli yer tutacağını anlatarak şöyle söyledi, “Bu vesile ile G20 Dönem Başkanlığının, özellikle de zirvenin yapılacağı Antalya şehrimize hayır olmasını diliyor, bu büyük zirveye ev sahipliği yapacak Antalya’yı, Antalyalı kardeşlerimizi de şimdiden tebrik ediyorum.” 

EĞİTİM MÜFREDATININ ZENGİNLEŞTİRİLMESİ SÜRECİ

Şuranın gündeminde Türkiye’deki hemen her aileyi çok yakından ilgilendiren konuların bulunduğunu ve bu konulara ilişkin nihai hazırlıkların yapılacağını ifade eden Cumhurbaşkanı Erdoğan,  şurada “öğretim programları ve haftalık ders çizelgeleri” başlığı altında eğitimin muhtevasının istişare edileceğini, eğitimin kalitesinin artırılması için kararlar alınacağını belirterek, “Bu, 12 yıllık Başbakanlığım döneminde de, her gittiğimiz yerde önümüze çıkan, gerçekten bizler için önem arz eden ve bu muhtevayı daha nasıl zenginleştirebiliriz, nasıl daha güçlü bir hale getirebiliriz, güçlü nesilleri böyle bir muhtevayla nasıl yetiştirebiliriz. Bunun üzerinde çok konuşuldu, tartışıldı. Fakat bu şura artık bu işin inşallah finali olur diye düşünüyorum. Tabii ki muhteva sürekli güncellenecektir, bunu burada noktalamak mümkün değil. Gelecekte yine bu şuralar ile bu güncellemeler de yapılmaya devam edecektir” diye konuştu. 

“BİZLER  ÖĞRETMENLERİMİZİN ESERİYİZ”

Cumhurbaşkanı Erdoğan, öğretmen ve eğitim yöneticilerinin niteliğinin artırılması başlığının da önemini vurgulayarak, “İstediğiniz kadar müfredatı kaliteli, güçlü yapın, nitelikli öğretmeniniz olmadıktan sonra buradan netice almanız mümkün değil” dedi. Hazreti Ali’nin “Bana bir harf öğretenin kırk yıl kölesi olurum” ifadesinin, öğretmenin değerini ortaya koyduğunu kaydeden Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Bizler aslında öğretmenlerimizin eseriyiz. Onlarla bizler var olduk. Onlar bizi, hamdolsun, bugünlere taşıdılar. Biz onların adeta o topraklarda attıkları tohumlarız, ama bize baktılar, bizi o attıkları yerde bırakmadılar. Bizler oradan yetiştik ve bugünlere geldik” diye konuştu. 

“DEĞİŞİM, EĞİTİM VE ÖĞRETİMİN RUHUNDA VAR”

Velilerin ailelerin özellikle üzerinde durduğu konu olan okul güvenliğinin de şurada ele alınacak başlıklar arasında yer aldığını söyleyen Cumhurbaşkanı Erdoğan, uyuşturucunun ciddi bir tehdit teşkil ettiği bu çağda okulların ve öğrencilerin bu tehlikeden uzak tutulması konusunda şurada tatmin edici ve rahatlatıcı kararlar alınacağını belirtti. Cumhurbaşkanı Erdoğan, Türkiye’de eğitim ve öğretimde 31 milyon civarında öğrenci olduğunu hatırlatarak, “Bütün bu öğrencilerin rahat, huzurlu olacağı, kendilerini güvende hissedecekleri bir eğitim öğretim sisteminin inşa edilmesi önem arz ediyor. Sadece öğrencilerin değil öğretmenlerin de, velilerin de ve eğitim öğretim camiasının da artık yerleşik bir yapı içerisinde, öngörülebilir bir sistemle, aynı zamanda huzur ve güven ortamına kavuşmaları gerekiyor. Hepimiz biliyoruz ki eğitim ve öğretim hayat boyunca devam eden, yaşayan canlı bir süreçtir. Değişim, eğitim öğretimin zaten ruhunda, özünde vardır. Yeni bilgiler, yeni şartlar ortaya çıktıkça, ihtiyaçlar yenilendikçe eğitim öğretimin de değişmesi son derece tabiidir” dedi. 

“12 YILDA TÜRKİYE’YE 235 BİN DERSLİK KAZANDIRDIK”

Cumhurbaşkanı Erdoğan, eğitim öğretimde 10 yılların, hatta 100 yılların ihmallerinin telafi edildiği bir süreçten geçildiğini,  buna “değişim dönüşüm süreci” de denilebileceğini söyledi. Cumhuriyet'in ilk yıllarında eğitim öğretim konusunda çok ciddi seferberliğin söz konusu olduğunu, bu ciddi seferberliğin ardından, 2002 yılında bizim hükümeti devraldıkları günlere kadar bazı istisnalar dışında çok ciddi bir duraklama dönemi yaşandığını anlattı. Türkiye’deki toplam derslik sayısının, 2002 yılında 346 bin olduğunu, bunun da tamamının Cumhuriyet döneminde yapılmadığını, Osmanlı döneminden intikal eden derslikler de bulunduğunu anlatan Cumhurbaşkanı Erdoğan sözlerini şöyle sürdürdü: “Dikkatinizi çekiyorum, Osmanlı dönemi artı 79 yıllık Cumhuriyet döneminde yapılan derslik sayısı 346 bin ama bizim hükümette olduğumuz dönemde yani 12 yılda Türkiye’ye kazandırdığımız derslik sayısı 235 bin. Biz 12 yılda 79 yılda yapılanın 3'te 2'sinden daha fazla derslik inşa ettik, ama buna rağmen ihtiyaç karşılanmış değil. Ben 76 öğrenci ile okuduğum sınıfı hatırlıyorum. Bizimki iyiymiş, halbuki 100'ü aşkın öğrencinin okuduğu Anadolu'da sınıflar vardı, bunları yaşadık.” 

TÜRKİYE’DE EĞİTİM ALANINDA SON DÖNEMDE YAPILAN YATIRIMLAR

Sınıfların en fazla 30 öğrenciden oluşmasını hedeflediklerini, bazı yerlerde bu rakam yakalanamasa da genel itibarıyla sınıflarda öğrenci sayısının 30'un altında olduğunu, bu rakamın daha iyi bir noktaya geleceğine inancını dile getiren Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Eğer duraklama dönemi dediğimiz o dönemlerde bizim yaptığımız gibi bir derslik seferberliği başlatılmış olsaydı şu anda bizim kalabalık sınıf diye bir derdimiz olmayacaktı. Mesele sadece sınıf mevcutları değil. Görevi devraldığımızda okul sayısı yeterli değildi, öğretmen sayısı yeterli değildi, yurt, pansiyon, spor salonu, kütüphane sayısı yeterli değildi. 2002 yılında dahi okullarımız, sınıflarımız bilgisayarla tanışmış halde henüz değildi. Bakın sadece birkaç rakam vereceğim. Bu bir şura olduğu için rakamları vermek durumundayım. 12 yıl önce Türkiye'de 11 bin anaokulu vardı, 12 yılda biz 15 bin yeni anaokulu açtık. Çok açık, net ortada. Üniversite sayımız 76'ydı ve biz ona 99 yeni üniversite ilave ettik, şu anda 175 üniversitemiz var. İlk ve ortaöğretimde 79 yılda yapılan yurt ve pansiyon sayısı bin 450. Geçtiğimiz 12 yıl içinde Türkiye'de biz bunun üzerine bin 162 ilk ve ortaöğretim yurt ve pansiyonu açtık. Türkiye genelinde 19 bin laboratuvar vardı, biz 12 yılda buna 15 bin laboratuvar ilave ettik. Kütüphane sayısı 12 bin adetti, 12 yılda biz buna 5 bin kütüphane ilave ettik. Okullarımızda tek tük bilgisayar vardı, bizim 12 yıl içinde gönderdiğimiz bilgisayar sayısı bir milyon civarında. Fatih Projesi kapsamında şu ana kadar okullarımıza 3 bin 657 etkileşimli tahta, çok fonksiyonlu yazıcı ve kamera kazandırdık. Öğrencilerimize dağıttığımız tablet bilgisayar sayısı 737 bin rakamına ulaştı. Tabii şimdi buna ilave aslında 10 milyon tablet bilgisayar, onun şu anda hazırlıkları yapılıyor. Öğretmen sayısı konusundaki en önemli yere geliyorum, rakamların geçmişle kıyası mümkün değil. Şu anda 852 bin öğretmenimiz var. Bunların 459 bini geçtiğimiz 12 yıl içinde göreve başladı. Bakın burası önemli.” 

“EĞİTİM ÖĞRETİMDE ARTIK DEĞERLER DÖNEMİ BAŞLADI”

Cumhurbaşkanı Erdoğan, 12 yıl önce hükümete geldiklerinde, eğitim alanında çok ciddi bir ihmal tablosu ile karşı karşıya olduklarını, eğitimi en öncelikli alan ilan ettiklerini belirterek, bütçenin yaklaşık yarısını, kadroların yarısını eğitime tahsis ettiklerini söyledi. Buna gerekçe olarak Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Çünkü 4 temel taş önemliydi. Bir eğitim, iki sağlık, üç adalet, dört emniyet” diye konuştu. 12 yıllık süreçte, yılların ihmalini gidermek için eğitimin altyapısında, muhtevada, programlarda, ölçme değerlendirmede köklü reformlar gerçekleştirdiklerini anlatan Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Şimdi eğitim öğretimde, artık biliyorsunuz, değerler dönemi başladı. Bu değerler döneminde, eskiden böyle bir şey yoktu ama şimdi değerler dönemindeyiz, gerçekten eğitim öğretim camiası bunu adeta ayrı bir branş olarak öğrencilerimize veriyor.” 

“DERSHANE EĞİTİMİN ÖZÜNE, RUHUNA VE EĞİTİMİN GAYESİNE TAMAMEN TERS”

Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Dershane gibi eğitimin özüne, ruhuna, eğitimin gayesine tamamen ters bir meseleye neşter attık, diye nasıl saldırılara maruz kaldığımızı sizler de izlediniz. Dershaneleri kaldırarak öğrenci lehine, öğretmen lehine, özellikle de veliler lehine bir adım atmak istiyorsunuz karşınıza çok büyük ihanet şebekeleri çıkarılıyor” dedi. Dershaneleri bir yerde de öğretmenlere saygısızlık olarak gördüğünü belirten Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Benim öğretmenim bana okulda zaten ders veriyor. Öğretmenim senin verdiğin ders bana yeterli değil, ben bunun dışında bir de akşamları veya hafta sonu para verip, gidip ayrıca ders alacağım. Nereden? Dershaneden. Önemli klişeler de var o dönemde tabii. Test, üniversite imtihanı, hepsi dershanelerin müfredatına göre hazırlanıyordu. Geldiğimizde bununla da karşı karşıya kaldık. Okul müfredatına göre değil. Buna göre hazırlanıyor ve çocuklarımız buna göre üniversite imtihanına giriyorlardı. Biz o çarka tabii girince oyun bozuldu. Eğitimin önündeki bütün engelleri, madde engelleri kaldırmanın mücadelesini veriyoruz, yoksulluğu eğitimin önünde bir engel olmaktan çıkarmanın mücadelesini veriyoruz ama öte yandan Anadolu'daki, Trakya'daki yoksul köylü yeri geliyor traktörünü, tarlasını satarak çocuğunu dershaneye göndermek gibi izah edilemez bir zulme katlanmak zorunda kalıyor. Bazı yerde bakıyorsunuz anne kolundaki bileziğini satıyor. Niye? 'Çocuğumu dershaneye göndereyim, aksi takdirde üniversiteye giremez. ‘Bunlarla karşı karşıya kaldık gittiğimiz birçok yerlerde anneler önümüzü kestiklerinde bize bunu söylediler. 'O zaman bu okullar niye var' dediler. 'Bu okullar varsa bu dershane niye var' dediler ve haklıydılar. Bu soruyu bu şekilde bize yönelttiler” şeklinde konuştu. 

“DERSHANE SORUNUNU TÜRKİYE’NİN GÜNDEMİNDEN ÇIKARIYORUZ; EYLÜL 2015’TE BİTİYOR”

Cumhurbaşkanı Erdoğan konuşmasına şu şekilde devam etti: “Siz bu zulmü ortadan kaldırmak istediğinizde karşına kendi kirli tezgahını korumak isteyen, gözünü para bürümüş, gözünü hırs bürümüş bazı ihanet şebekeleri çıkıyor. İşte ne yaptıklarını gördünüz, bir grup, dershaneler uğruna ülkeyi ateşe atmaktan, ülkeyi yangın yerine çevirmekten kaçınmayacağını herkese gösterdi. Niye? Oradan ihanet sistemlerine para devşiriyorlardı, oradan ihanet çetelerine adam devşiriyorlardı. Siz bu kirli çarka çomak soktuğunuzda da en ağır iftiralara, ithamlara, hatta darbe girişimlerine maruz kalıyorsunuz. O orada tezgâhını koruyacak, adeta Anadolu'nun, Trakya'nın yoksul, gariban insanının kanını emecek, emeğini sömürecek, siz bu zulme karşı çıktığınız için iftiralara, ithamlara, darbe girişimlerine maruz kalacaksınız. İşte biz buna boyun eğmedik. Hatta son dönemde bunu çok açık, net söyledim. Bundan böyle Millî Eğitim Bakanlığımız hafta sonu, cumartesi, pazar isteyen öğrencilere okullarımızda ücretsiz olarak takviye kursları verecek dedik. Bunun inşallah belli yerlerde de şu anda uygulaması başladı ve tüm Türkiye geneline bu yayılacak. Hangi öğrenci takviye kursu almak istiyorsa cumartesi pazar günlerinde bu kursların verileceği okullarda, kurslarını ücretsiz alacak. Niye? Devlet, vatandaşının hizmetinde, milletinin hizmetinde olduğunu da bu şekilde ortaya koymuş olacak. Yoksulun sırtından geçinen bu şebekeye karşı kararlı şekilde mücadele etmeye devam edeceğiz. Allah'ın izniyle de bu dershane sorununu artık Türkiye’nin gündeminden çıkardık, çıkarıyoruz. 2015 Eylül, bitiyor.” 

“EĞİTİMDEKİ TÜM YASAKLARI KALDIRMAK İSTİYORUZ”

Konuşmasında eğitimdeki tüm yasakları kaldırmak istediklerini de vurgulayan Cumhurbaşkanı Erdoğan sözlerini şöyle sürdürdü: “Başörtüsü yasağı vardı, kaldırdık. Katsayı engeli vardı, kaldırdık. Belli dillere yasak vardı, onu da kaldırdık. Belli derslere kısıtlama vardı, öğrencilerin Kur’an-ı Kerim’i, Siyer-i Nebi’yi öğrenmelerinin önünde engeller vardı. Onu da kaldırdık. Bu reformları yaparken de çok ciddi dirençle karşılaştık. Eğitimi öğrenci formatlamak olarak gören bir zihniyet, attığımız her adımda karşımıza çıktı. Attığımız her adımda önümüze engeller çıkardı. Allaha çok şükür, milletimizin de desteğiyle bütün bu engelleri aştık. Bütün bu dirençleri geride bıraktık. Ve eğitimi tam da olması gerektiği gibi, özgürlükle buluşturduk. Seçme hakkıyla tercih hakkıyla buluşturduk.”

“EĞİTİMİN İNSAN FORMATLAMA ARACI OLARAK KULLANILMASINA TAHAMMÜLÜMÜZ YOK”

Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Eğitimin insan formatlama aracı olarak kullanılmasına tahammüllerinin olmadığını, öğrencileri adeta at yarışındaymış gibi yarıştıran bir sisteme de tahammüllerinin olmadığını anlatarak; “Eğitimi sınav kazanma aracından çıkarıp, öğrencilerin kendi yeteneklerine göre kendilerini geliştireceği bir sisteme kavuşturmak zorundayız. Sınav kazanmak için değil, öğrenmek için eğitim. Test çözebilmek için değil, bilgi edinebilmek için eğitim. Sınıf geçmek için, iş bulabilmek için kariyer yapabilmek için değil, bilgiye ve hikmete ulaşabilmek için eğitim öğretim. İşte bizim eğitimde bunu başarmamız, değerler eğitimini eğitim sistemimize egemen kılmamız, gecikmiş ama aynı zamanda, kaçınılmaz, ertelenemez bir şarttır. Ve bu şu anda başarılıyor, başarıldığı için de teşekkür ediyorum, tebrik ediyorum. Yapılan tüm reformlar buna yöneliktir. İnşallah en iyi sistemi oturtarak Türkiye için, öğrencilerimiz için, en iyi yöntemleri bularak, değişimde karar kılarak sarsılmaz bir eğitim sistemini de Türkiyemize kazandırmış olacağız. Tabi bu noktada öğretmenlerimizin, eğitim yöneticilerimizin, tüm eğitim camiasının büyük sorumluluğu var. Her fırsatta ifade ediyorum bizim eğitim sistemimiz en başta öğrenciye öz güven vermek zorundadır. Millî eğitim sistemimizin öğrenciye öz güven aşılamak noktasında kendisini bir özeleştiriye tabi tutmasının kaçınılmaz olduğunu düşünüyorum.” 

“ÖĞRENCİLERİMİZ BAŞKA KÜLTÜRLERİ TANIDIĞI KADAR KENDİ KÜLTÜRÜNÜ DE ÖĞRENMELİ”

Gençler, eğitim gördükçe diline, tarihine, ecdadına, kültür ve medeniyetine yabancılaşıyorsa orada çok ciddi bir eğitim öğretim sorunu bulunduğuna işaret eden Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Eğer gençlerimiz en başta kendilerine, mensup oldukları topluma ve ülkeye yabancı oluyorsa eğitim sisteminin kendisini özeleştiriye tabi tutması kaçınılmazdır. Okullar dünyanın neresinde olursa olsun kendi dilinden, toplumundan, kültür ve medeniyetinden utanan ve uzaklaşan bireyler yetiştiriyorsa, orada talimde ve terbiyede ciddi arıza var demektir. Einstein kimdir deseniz her gencin söyleyecek birkaç cümlesi vardır. İbn-i Sina kimdir deseniz çoğunun bu ismi hiç duymadığını görüyorsunuz. Yabancı pop şarkıcılarının adını ezbere sayan ama Dede Efendi’yi, Itri’yi tanımayan, Neşet Ertaş dinlemeyi hakir gören, kendi sanatçısından maalesef utanan gençlerimiz var. Konuşurken İngilizcenin, Fransızcanın aksanıyla Türkçe konuşan ama kendi kelimelerinden, atasının, ecdadının kelimelerinden, onları kullanmaktan, telaffuz etmekten mahcubiyet duyan gençlerimiz var. Başka kültürlere ait hayat tarzlarını, sanatları, giyim kuşamı yücelten, kendi toplumuna, kendi toprağına ait değerleri tahkir eden ne yazık ki gençlerimiz var. Bunun örneklerini çoğaltmak mümkün. Bu gençleri de hiçbir şekilde suçlayamayız. 200 yıldır eğitimin formatlama aracına dönüştüğü bir sistem ne yazık ki kendisine yabancı bireyler yetiştiriyor ve bunu da cesaret edip hiç kimse sorgulamıyor, sorgulayamıyor. İşte bizim eğitimde en başta bu dönüşümü gerçekleştirmemiz gerekiyor. Öğrencilerimize kompleks değil, eziklik değil öz güven aşılayan bir muhtevayı, bir müfredatı eğitim sistemimize kazandırmamız gerekiyor. Bizim öğrencilerimiz elbette Einstein’ı öğrenecek ama bunun yanında İbn-i Sina’yı da öğrenmeli. Beethoven’i öğrendiği kadar bizim öğrencimiz Itri’yi, Dede Efendi’yi de öğrenmeli, tanımalı, bilmeli, dinlemeli. Başka kültürleri, dilleri tanıdığı kadar bizim öğrencilerimiz kendi dillerini, ecdadın kelimelerini, yazısını, sanatını da hiçbir kompleks hissetmeden öğrenebilmeli” diye konuştu. 

“BİZİM İLKEMİZ: İLİM MÜSLÜMANIN YİTİĞİDİR, NEREDE BULURSA ALIR”

“Taklit eden, takip eden her zaman bir adım geride kalır” diyen Cumhurbaşkanı Erdoğan konuşmasını şöyle sürdürdü:  “Biz kendi değerlerimizle, özümüzle kendi tarih ve medeniyet birikimimizle ‘biz’ olacağız, o şekilde ‘biz’ kalacağız. İlim Çin’de de olsa, tabii onun hakkında bazı rivayetler var. Bunu ‘İlim Sin’de de olsa’ diye telaffuz edenler de var ‘Çin’de de olsa’ diye telaffuz edenler de var. İlim Çin’de de olsa, biz buradan alalım, Amerika’da da olsa gidip alacağız. Çünkü biz şuna inanan bir toplumuz. İlim, Müslümanın yitiğidir, nerede bulursa alır. Bizim ilkemiz bu. Ancak Çin’deki, Amerika’daki ilimi alırken kendi özümüzden, ruhumuzdan kopmayacağız. Başkalarına hayranlık duyan değil kendisine hayranlık duyulmasını gaye edinen bir gençliği, bu gençliği yetiştirecek bir eğitim öğretim sistemini işte bu Şura vasıtasıyla inşa edeceğimize, ihya edeceğimize inanıyorum. Bunu gerçekleştirecek olan siz değerli öğretmenlerimizsiniz. Bunu gerçekleştirecek olan eğitim yöneticilerimizdir, eğitim camiamızın her bir mensubudur.” 

“CUMHURBAŞKANI OLARAK EN BÜYÜK ARZUM BU MİLLETİN EVLATLARININ ÖZ GÜVENLİ OLMASIDIR”

Ekonominin, demokrasimizin, siyasetin, idarenin kendisine güvenen, kendisini bilen, toplumunu bilen gençlere ihtiyacı olduğuna vurgu yapan Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Biz, ‘biz’ olduğumuz zaman göreceksiniz takip etmekten taklit etmekten çıkacak öncü, lider, takip edilen bir ülke olacağız. Bu ülkenin Cumhurbaşkanı olarak, en büyük arzum inanın bu milletin evlatlarının öz güvenli olmasıdır. Kendilerine güvenmeleridir. Allah ömür verdikçe de bunun mücadelesini vereceğim. Öğretmenlerimizin ve eğitim camiamızın da bu mücadelede yanımızda olduklarını biliyorum. Geleceğe daha da umutla daha da güvenle bakıyorum. 

“DEMOKRASİYİ HAYAT TARZI HALİNE DÖNÜŞTÜRECEK OLANLAR ÖĞRETMENLERDİR”

Cumhurbaşkanı Erdoğan, Merhum Nurettin Topçu’nun son derece isabetli bir tespitte bulunarak, “İnsan bir dereceye kadar öğrendiklerinin esiridir. İyiyi bilen, iyi olmak ister, fenayı bilen, fena olmaya heveslenir” dediğini belirterek, “Evet, eğitim bir yönüyle de anaokulundan itibaren öğrenciye iyi olanı öğretmekle mükelleftir. Bizim gençlerimizi ırkçılık hastalığından koruyacak olan en başta eğitim öğretimdir. Bizim gençlerimizi ayrımcılıktan, horlamadan, nefret suçlarından uzak tutacak olan en başta eğitim öğretimdir. Özellikle demokrasiyi, millî iradeyi, başkalarının tercihlerine, kültürlerine, değerlerine saygıyı öğretecek olan da aynı şekilde eğitim öğretimdir. Bu tür değerleri kitaplara koymak, müfredata koymak tek başına asla yeterli değildir. Irkçılığı en başta sınıfta, öğretmenin yenmesi gerekir. Ayrımcılığı, horlamayı, nefret suçlarını en başta sınıfta, öğretmenin dışlaması gerekir. Aynı şekilde demokrasiyi ve millî iradeyi, başkalarına ve başkalarının değerlerine saygıyı kuru bilgi olmaktan çıkarıp hayat tarzı haline dönüştürecek olanlar da en başta öğretmenlerimizdir. Bakın açık konuşuyorum bizim bu noktada hala sıkıntılarımız var. Bu sıkıntıları anaokulundan başlayarak öğrencilerimize bir hayat tarzı olarak sunarak inanıyorum ki aşacağız. Bu millet buna muktedirdir. Dikkatinizi çekiyorum 1950 yılından bugüne kadar yani 64 yıldır bu ülkede demokrasi mücadelesi veriliyor değil mi? Peki başardık mı? İnanın hala başaramadık. 64 yıldır millî iradenin tecelli etmesi için bu mücadele veriliyor. Ama bu konularda bazılarının hala sınıfta kaldığını da üzülerek müşahede ediyoruz. 2014 yılındayız, 1960 şartlarına göre 1690’ın o darbe atmosferine göre hareket eden, o günkü zihniyeti taşıyan, o günkü zihniyetle Türkiye’ye yön vermeye çalışan aktörler olduğunu görüyoruz hala. Kendisine herkesten akıllı zanneden, kendisi dışındaki herkesin tercihlerini, yaşam tarzlarını, düşüncelerini tahkir eden, aşağılayan kişi insani bir tavır içinde değildir. Demokratik bir tavır ve kültür içinde değildir. Kendisini milletten farklı ve milletin üzerinde gören kişi ve kurumlar da aynı şekilde insani ve demokratik bir tavır içinde değildir” dedi. 

“HİÇBİR KURUM, KENDİSİNİ MİLLETİN VE SİYASET KURUMUNUN ÜZERİNDE GÖRMEMELİDİR”

Millî irade seçim sandığında belirlendiğini, TBMM’de de tecelli ettiğini vurgulayan Cumhurbaşkanı Erdoğan, “2014 yılındayız, 21.yüzyıldayız, ama ne yazık ki ben şu kuralı tekrar tekrar hatırlatmak zorunda kalıyorum. ‘Egemenlik kayıtsız şartsız milletindir.’ Egemenlik, bürokrasinin değildir. Egemenlik yargı bürokrasisinin, askerî bürokrasinin değildir. Egemenlik Anayasa Mahkemesi’nin de değildir. Egemenlik milletindir. Hiç kimse hiçbir kurum, kendisini milletin üzerinde, milletin meclisinin üzerinde, özellikle de siyaset kurumunun üzerinde görmemelidir. Hiç kimse şahsi hırslarına yenik düşerek, kendi şahsi istikbal ve ikbal gayesinin peşine düşerek millete, millet meclisine ve siyasete istikamet çizemez, tehdit ihtiva eden ifadelerde bulunamaz. 1960 Türkiye’sinde değiliz. Darbe ortamında hiç değiliz. Darbe ürünü kurumlar çıkıp da siyasete hiza vermeye yeltenemez. Üniversiteyi bitirdiği halde kendisini 2014 yılında değil de 27 Mayıs 1960 tarihinde gibi görenler varsa oradaki eğitimde ciddi sorun vardır, bunu görmemiz lazım. Türkiye’nin kitap yüklenmiş, kuru bilgi yüklenmiş dogmatik zihinlere değil, özgür ve özgürlükçü demokrasiyi ve milli iradeyi içselleştirmiş, özümsemiş bireylerce, böyle yöneticilere, böyle yargıç ve yüksek yargıçlara ihtiyacı var. Buralardan bir kenara koyuyorum Peyami Safa’nın güzel bir ifadesi var: ‘Bizim kitap yüklü merkeplere değil, kitabın içindekini sindiren insanlara ihtiyacımız var.’ Çok önemli. Bilgisi olan değil, bilgiyle birlikte işte burası çok önemli, hikmeti de olan idarecilere Türkiye’nin daha fazla sayıda ihtiyacı var. Hikmet bambaşka bir şey. Alim olabilirisin ama arif olamazsın. Asıl olan, ideal olan hem alim hem arif olmandır. Bu çok önemlidir. İlim noktasında okumak işi çözmüyor. Anlamak çok önemli. İşte eğitim öğretimden biz aynı zamanda bu hikmeti bekliyoruz. Öğrencileri geri götüren değil istikbale yönelten, geniş ufuklara yönelten bir eğitim sistemi inşallah bu şurada çok daha olgunlaşarak çıkacak” diye konuştu. 

Cumhurbaşkanı Erdoğan, sözlerini şöyle tamamladı: “19. Millî Eğitim Şurası’nın daha özgür ve demokratik; millete ve millî iradeye saygı gösteren bir eğitim-öğretim sistemini inşa etmek için istişareler yapacağına inanıyorum, bunu umuyorum. Yeni Türkiye inşallah altyapısı güçlü, muhtevası güçlü, özgürlükçü, evrensel olduğu kadar yerli bir eğitim öğretim sistemiyle mümkün olacaktır. Eğitim-öğretim mücadelemizin tüm mensuplarına bugün burada bir kez daha şahsım, milletim ve ülkem adına teşekkür ediyorum. Öğretmenlerimize özellikle şükranlarımı sunuyorum. Görevleri başında şehit olmuş öğretmenlerimizi, eğitim camiamızın tüm mensuplarını rahmetle ve minnetle yad ediyorum.”

Tüm Haberler