15 Temmuz

 

10 Soruda FETÖ

 

 

 

“Orta Doğu’daki Bölgesel Meseleler, Ancak Adil, Kapsayıcı ve Bütünlükçü Bir Yaklaşımla Çözülebilir”

31.10.2014
“Orta Doğu’daki Bölgesel Meseleler, Ancak Adil, Kapsayıcı ve Bütünlükçü Bir Yaklaşımla Çözülebilir”

Fransız Uluslararası İlişkiler Enstitüsü’nde bir konuşma yapan Cumhurbaşkanı Erdoğan, bölgesel sorunların ancak adalet temelinde bir yaklaşımla aşılabileceğine işaret ederek, “Batı’nın Orta Doğu’ya karşı sergilediği çifte standartlı tutum, Orta Doğu’da vicdanları çok derinden etkiliyor ve etkisi yıllarca silinmeyecek tahribatlara zemin hazırlıyor. Bu çifte standartlı tutum son bulmadığı ve küresel adalet tesis edilmediği müddetçe, bu tahribat daha da artacaktır” dedi.

 

Fransız Uluslararası İlişkiler Enstitüsü’nde bir konuşma yapan Cumhurbaşkanı Erdoğan, bölgesel sorunların ancak adalet temelinde bir yaklaşımla aşılabileceğine işaret ederek, “Batı’nın Orta Doğu’ya karşı sergilediği çifte standartlı tutum, Orta Doğu’da vicdanları çok derinden etkiliyor ve etkisi yıllarca silinmeyecek tahribatlara zemin hazırlıyor. Bu çifte standartlı tutum son bulmadığı ve küresel adalet tesis edilmediği müddetçe, bu tahribat daha da artacaktır” dedi. 

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Fransız Uluslararası İlişkiler Enstitüsü’nü ziyaret ederek bir konuşma yaptı. 

Cumhurbaşkanı Erdoğan, yaptığı konuşmada, ziyareti sırasında Fransa Cumhurbaşkanı Hollande ile iki ülke arasındaki konuları, özellikle de bölgesel meseleleri etraflıca değerlendirdiklerini aktardı. 

Türkiye ile Fransa’nın, asırlardır devam eden tarihî, kültürel, siyasi ve ekonomik ilişkilere sahip bulunduğunu anlatan Cumhurbaşkanı Erdoğan, gerek Akdeniz ülkeleri olarak, gerek bölgenin iki güçlü ülkesi olarak, Türkiye ile Fransa’nın yollarının yakın tarihte defalarca kesiştiğini dile getirdi. 

TÜRKİYE İLE FRANSA ARASINDAKİ TİCARET HACMİ 14,5 MİLYAR DOLAR

Cumhurbaşkanı Erdoğan, ilişkilerde zaman zaman iniş çıkışlar olsa da, tarihe bakıldığında, genel olarak ortaklıkların, iş birliğinin ve dayanışmanın öne çıktığını ve 2013 yılında Türkiye ile Fransa arasındaki ticaret hacmi 14,5 milyar dolar olduğunu kaydetti. İki ülke arasında, 2014 yılının Ağustos ayı itibariyle ticaret hacminin 10 milyar dolara yaklaştığını dile getiren Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Sayın Hollande’ın Ocak ayında Türkiye’ye yaptığı ziyarette hedefi en kısa zaman zarfında 20 milyar Avro’ya çıkarmak olarak belirledik ve bu hedef doğrultusunda kararlılıkla ilerliyoruz. Karşılıklı yatırımlar noktasında yine iyi bir seviyedeyiz: Fransa’nın Türkiye’deki yatırımları 6,5 milyar dolara ulaştı. Şu anda Türkiye’de bin 150 civarında Fransız şirketi faaliyet gösteriyor. İlişkilerimizdeki bir başka önemli boyut da Fransa’da yaşayan Türkiye Cumhuriyeti vatandaşları ve Türkiye kökenli vatandaşlarımız. Türkiye kökenli vatandaşların sayısı şu anda 610 bin civarında. Çifte vatandaşlığa sahip vatandaşlarımızın sayısı da 300 bini aştı. Bu rakamlarla Türkler, Fransa’da dördüncü büyük göçmen grubunu oluşturuyorlar. Siyasette, bilimde, sanatta, ekonomik hayatta vatandaşlarımız Fransa adına gerçekten önemli başarılara imza atıyorlar” dedi. 

“FRANSA İLE İLİŞKİLERİMİZDE, BÜYÜK DEVLET VİZYONUNU HER ZAMAN MUHAFAZA ETTİK”

Türkiye ile Fransa arasındaki çok boyutlu ilişkilere bakıldığında, ilişkilerin, mevcut durumunun çok çok ötesinde olması gerektiğini ifade eden Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Bizim dayanışmamız, bizim iş birliğimiz, inanın, Avrupa’daki, Akdeniz’deki, Orta Doğu, Kuzey Afrika ve Balkanlardaki birçok meselenin çözümüne eşsiz katkılar sağlayacaktır. Türkiye ile Fransa, asırlara sari ilişkilerini, iç politikadaki yarışlara ve önyargılara feda etmeyecek kadar büyük devlet vizyonuna sahip ülkelerdir. Biz Türkiye olarak, Fransa ile ilişkilerimizde, büyük devlet vizyonunu her zaman muhafaza ettik ve ediyoruz. Fransa’nın da, özellikle son dönemde, ilişkilerimize bu vizyonla yaklaştığını görüyor ve bundan da umutlanıyoruz” dedi. 

“AB TARAFINDAN TÜRKİYE’YE VERİLEN SÖZLERİN TUTULMASINI BEKLİYORUZ”

Cumhurbaşkanı Erdoğan, ülkemizin Avrupa Birliği üyelik sürecinde, en büyük desteği, en büyük katkıyı beklediği ülkelerin başında Fransa’nın geldiğini sözlerine ekleyerek, “İlişkilerimizin tarihî boyutuna baktığımızda, ekonomik ilişkilerimize, yatırımlarımıza, Fransa’daki Türk toplumuna baktığımızda, Türkiye’nin Avrupa Birliği içindeki en büyük dostunun Fransa olması gerektiğine inanıyor ve bunun da tezahürünü somut olarak görmek istiyoruz. Avrupa Birliği müzakere süreci, maalesef fasıllar üzerine konan blokajlar nedeniyle ciddi bir duraklama dönemi yaşıyor. Avrupa Birliği tarafından Türkiye’ye verilen sözlerin tutulmasını bekliyoruz; aynı şekilde Fransa tarafından da bize bu konuda verilen sözlerin tutulacağını ümit ediyoruz” diye konuştu. 

“TÜRKİYE’NİN UYARILARI DİKKATE ALINSAYDI IRAK VE SURİYE’DE YAŞANANLAR OLMAYABİLİRDİ”

Türkiye’nin Avrupa Birliği’ne üyeliğinin önemi ve değerinin, şu anda bölgede yaşanan birçok meselede çok net olarak görüldüğünü de vurgulayan Cumhurbaşkanı Erdoğan şöyle konuştu: “Kuzey Afrika’daki, Doğu Avrupa’daki, tüm İslam coğrafyasındaki ve özellikle de Orta Doğu’daki krizleri, daha ortaya çıkmadan gören, uyarılarını yapan, yaklaşmakta olan sorunlara dikkat çeken ülke Türkiye’dir. Irak’ta, bu manzaranın oluşabileceğini, Irak’ın bölünme noktasına gelebileceğini yıllar öncesinden ifade ettik. Maliki yönetiminde Irak’ın, etnik ve mezhebi bir ayrımcılığa maruz kaldığına, bunun da son derece tehlikeli sonuç doğuracağına defalarca vurgu yaptık. Eğer Türkiye’nin bu konudaki uyarıları dikkate alınmış olsaydı, tedbirler alınmış olsaydı, inanın, şu anda Irak’ta yaşananlar yaşanmayacak, barışçıl, demokratik çözümler üretilmiş olacaktı. Aynısı Suriye için de geçerli... Suriye ile ilgili uyarılarımızı, hem bizzat o dönem Suriye devlet Başkanı Esed’e yaptık; hem de uluslararası platformlarda kaygılarımızı dile getirdik. Suriye’de yaklaşan tehlike görülmediği için, işte bugünkü trajik manzara oluştu.7 milyon kişinin evlerini terk ettiği insanlık dramı, maalesef göstere göstere gelmiştir. 300 bin masum insanın ölümü, maalesef göstere göstere gelmiştir.” 

“BM VE AB, KRİZLERİ ÖNLEMEDE YETERİNCE İNİSİYATİF KULLANMIYOR”

Cumhurbaşkanı Erdoğan, IŞİD terör örgütünün hem Suriye’de, hem de Irak’ta, yılların birikiminin bir neticesi olarak göstere göstere ortaya çıktığını; Mısır, Ukrayna ve Libya’da bugün oluşan manzarayı yıllar öncesinden kestirebilmenin hiç de zor olmadığını söyledi. Cumhurbaşkanı Erdoğan konuşmasında, “Bakın şu anda, tüm bölgeyi ilgilendiren, küresel ölçekte etkileri olan bu sorunlar karşısında, Birleşmiş Milletler’in, Avrupa Birliği’nin, yeterince inisiyatif almadıklarını, ağırlıklarını yeterince koymadıklarını görüyoruz. Sadece bir kıyaslama yapacağım: Türkiye’nin, Suriye’den kabul ettiği mülteci sayısı 1,6 milyon rakamını geçti. Ama Avrupa Birliği yaklaşık 200 bin insanı kabul etti ve orada mülteci kabulünü durdurdu. Bizim, Türkiye’de barınan mülteciler için sarf ettiğimiz miktar 4 milyar dolara ulaştı; Irak ve Suriye içinde yaptığımız yardımlarla sarf ettiğimiz miktar 4,5 milyarı geçiyor. Ancak, mülteciler için Türkiye dışından gelen yardım miktarı sadece 250 milyon dolar oldu. Şu anda, küresel gündeme baktığınızda, gündemde sadece IŞİD’in ve sadece Ayn El Arap, diğer adıyla Kobani kasabasının olduğunu görüyorsunuz” diye konuştu. 

“BÖLGEDEKİ MESELE SADECE IŞİD VE KOBANİ MESELESİ DEĞİLDİR”

Bölgedeki meselenin sadece IŞİD meselesi, sadece Kobani meselesi olmadığını vurgulayan Cumhurbaşkanı Erdoğan, şu anda çok az sayıda sivilin yaşadığı, 200 bin sivilin Türkiye’ye sığındığı Kobani’nin, bölgede yaşanan acının, trajedinin, ortaya çıkan sonucun çok cüzi bir kısmı olduğunu anlattı. Konuşmasında, “Şu anda Kobani için seferber olan uluslararası toplum, Dera için, Hama için, Humus, İdlib, Lazkiye gibi, 300 bin insanın hayatını kaybettiği Suriye şehirleri için neden sustu ve neden susuyor?” diye soran Cumhurbaşkanı Erdoğan sözlerini şöyle sürdürdü: “Irak şehirlerinde on yıllardır insanlar ölürken uluslararası toplum sustu, şu anda da susuyor. Burada şunu altını çizerek ifade etmek zorundayım: Batı’nın, Orta Doğu’ya karşı sergilediği çifte standartlı tutum, Orta Doğu’da vicdanları çok derinden etkiliyor ve etkisi yıllarca silinmeyecek tahribatlara zemin hazırlayabiliyor. Bu çifte standartlı tutum son bulmadığı, küresel adalet tesis edilmediği müddetçe, Orta Doğu’da ya da diğer bölgelerde bu tahribat daha da artacaktır, Batı da bu tahribattan uzak kalamayacaktır. Yaklaşan bu tehlikeyi hepimizin görmesi gerekiyor; Avrupa’nın bu tehlikeyi özellikle görmesi gerekiyor.” 

“SURİYE’DE 300 BİN İNSANIN ÖLÜMÜNE SES ÇIKARMAYIP KOBANİ İÇİN AYAĞA KALKMAK, ADALET DEĞİLDİR”

Cumhurbaşkanı Erdoğan, bu yılın, Birinci Dünya Savaşı’nın Yüzüncü yıldönümünü olduğunu hatırlatarak, yüzyıl önce, Birinci Dünya Savaşı’nın ardından Orta Doğu’da çizilen sınırların, oluşturulan senaryoların, yapılan tasarımların, şu anda adeta dikişlerini patlatarak küresel sorunlara dönüştüğünü söyledi. Birinci Dünya Savaşı’na bakıp, orada sadece 1915 olaylarını görerek, gölgesinde tartışmanın, diğer derin meseleleri görmemenin vicdanları kanattığını aktaran Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Bölgedeki her meselenin birbiriyle irtibatı var ve her mesele, geniş bir bakış açısıyla değerlendirilerek çözüme kavuşturulabilir. Yoksa, bugün IŞİD’i ortadan kaldırırsınız, yarın bir başkası çıkar. Bugün Kobani’yi kurtarırsınız, yarın başka Kobaniler çıkar. PKK Terör örgütüne yeşil ışık yakılırken, IŞİD Terör örgütüne kırmızı ışık yakılması, terörle mücadele konusundaki samimiyetin sorgulanmasını da beraberinde getirir. Suriye’de 300 bin insanın ölümüne ses çıkarılmayıp, Kobani için ayağa kalkılması, adaleti sorgulanır hale getirir. İşte onun için, bölgenin meseleleri karşısında adil, kapsayıcı, bütünlükçü bir yaklaşımın sergilenmesi kaçınılmazdır. Avrupa Birliği, bunu Türkiye ile başarabilir.” 

AVRUPA’DA YÜKSELEN İSLAMOFOBİ VE IRKÇILIK

Avrupa Birliği’nin, Türkiye’nin ekonomik gücü ile birlikte, tarihî birikiminden istifade edebildiği ölçüde büyüyebilecek, güçlenebilecek, özellikle de evrensel insani değerlere sahip çıkmanın gereğini daha ideal şekilde yerine getirebileceğini anlatan Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Irkçılığın ve İslamofobi’nin yükselme sinyalleri verdiği bir Avrupa, Türkiye’yi üye kabul ederek, ırkçılığa ve İslamofobi’ye, medeniyetler çatışması tezine en anlamlı cevabı verebilecektir. Fransa, Türkiye’nin bu potansiyelini en başta görebilecek ve en iyi şekilde değerlendirebilecek ülkedir. Özellikle önümüzdeki dönemde Fransa’nın, Avrupa Birliği müzakerelerinde kolaylaştırıcı bir tavır sergileyeceğine, Avrupa değerlerine sahip çıkacağına yürekten inanıyoruz” dedi. 

Cumhurbaşkanı Erdoğan, Türkiye’nin, bölgesel meselelerde tarihî birikimini seferber ederken, bölgesel ve küresel sorunların çözümüne katkı sağlarken, içerde de tarihî nitelikte reformlar yaptığını ve bu reform kararlılığını da çok güçlü şekilde muhafaza ettiğine dikkat çekerek, ekonomide, iç siyasette, sosyal yaşamda, demokratikleşme ve insan hakları alanlarında yapılan reformların, Türkiye’nin her anlamda güçlenmesini sağladığını vurguladı. 

“SABIRLA BU ÇÖZÜM VE KARDEŞLİK SÜRECİNİ DEVAM ETTİRECEĞİZ”

“Çözüm Süreci” adı verilen, terörü sona erdirme, toplumsal barışı tesis etme sürecinin, yapılan tüm tahrik ve provokasyonlara rağmen devam ettiğini belirten Cumhurbaşkanı Erdoğan, sözlerini şöyle sürdürdü: “Hatırlayacaksınız; bu süreç daha başladığı anlarda, Fransa’da, Paris’te yapılan bir saldırı, sürece yönelik büyük bir sabotaj olmuştu. Bu sabotajın süreci yaralamasını engelledik. Yaklaşık 2 yıllık süreçte, benzeri birçok saldırıyı kararlılıkla bertaraf ettik. Çözüm Sürecine yönelik en büyük saldırı, maalesef Kobani bahanesiyle, geçtiğimiz haftalar içinde sergilendi. 40 vatandaşımız, Kobani bahanesiyle yapılan saldırılarda hayatını kaybetti ve bunların hemen tamamı, terör örgütü PKK’nın katlettiği Kürt kökenli vatandaşlarımızdı. Can kayıplarının yanında, birçok şehrimizde sivillere saldırılar gerçekleştirildi, iş yerleri, kamu binaları, okullar, sivil ve resmi araçlar, hatta ambulanslar yakıldı. Yine bu olaylarda, 2 polisimiz şehit edildi, bu hafta içinde de 4 askerimiz alçakça bir saldırı sonucu hayatlarını kaybetti. Elbette bu saldırılara boyun eğecek, bu saldırılar nedeniyle istikametimizi değiştirecek değiliz. Türkiye’nin önünde çözüm dışında bir seçenek yok ve biz inatla, sabırla bu çözüm sürecini, bu kardeşlik sürecini devam ettireceğiz. Bakın biz bu süreci başlatırken bir şey söyledik: Türkiye Cumhuriyeti’nde, farklı etnik kökenlere, farklı inançlara, kültürlere karşı, red, inkâr ve asimilasyon politikaları artık sona ermiştir dedik. Bunu sadece söylemekle kalmadık, bunun gereği neyse onu da yaptık ve adım adım yapıyoruz. Şu anda Doğu ve Güneydoğu illerimizde, özellikle Kürt kökenli vatandaşlarımız nezdinde çok ciddi bir umut iklimi oluştu ve bu iklim güçleniyor. Ülkenin diğer bölgeleri de çözümü en güçlü şekilde destekliyor, bu desteğini de zaten son 12 yılda yapılan 9 seçimde gösterdi.” 

Cumhurbaşkanı Erdoğan, çözümün milleti rahatlatırken, terör örgütünü çok ciddi şekilde rahatsız ettiğini, örgütün elindeki baskı gücünü muhafaza etmek için, bölge halkı üzerinde bir otorite kurabilmek için, çözüm sürecini sabote edecek saldırılarda bulunabildiğini söyledi. 

“GÜVENLİK VE ÖZGÜRLÜK DENGESİNİ EN HASSAS ŞEKİLDE MUHAFAZA EDİYORUZ”

Terör örgütü gibi, terör örgütünün uzantısı olan siyasi partinin de, kendi ideolojisi, kendi fikirleri, kendi yaşam tarzı dışında hiç bir oluşuma tahammül etmediğini ve kimi zaman şiddetle, kimi zaman baskıyla, farklılıkları ortadan kaldırmanın gayreti içine girdiğinin altını çizen Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Zor bir süreçteyiz, hassas bir süreçteyiz, ama tekrar belirtmek isterim ki barıştan başka bir seçeneğimiz yok ve bunu mutlaka tesis edeceğiz. Güvenlik ve özgürlük dengesini en hassas şekilde muhafaza ediyoruz. Ne güvenlikten, ne hukuk ve demokrasiden taviz vermeden ilerliyoruz. Güvenlikle ilgili tüm uygulamalarımız da, Avrupa Birliği ülkelerinde, diğer gelişmiş demokrasilerde var olan uygulamalardır. Gösteri hakkının kullanılması, şiddete karşı tedbirlerin alınması, basın özgürlüğü gibi konularda, yapılan karalama kampanyalarının tam tersine, Avrupa standartlarındayız ya da bu standartlara doğru ilerliyoruz” dedi.

“1915 OLAYLARI, İDEOLOJİK YAKLAŞIMLARDAN VE ÖN YARGILARDAN UZAK ELE ALINMALIDIR”

Cumhurbaşkanı Erdoğan, Türkiye’nin ne yazık ki, batıda, önyargılı kesimlerin, özellikle de taraf olan kesimlerin, art niyetli kampanyalarına, dezenformasyon saldırılarına hedef bir ülke haline geldiğini ifade etti. Bu nedenden dolayı, Türkiye üzerine yapılan değerlendirmelerin son derece dikkatle süzülmesinin kaçınılmaz olduğunu vurgulayan Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Bu noktada Türkiye’ye yönelik on yıllardır yapılan bir başka haksızlığın da, 1915 olayları olduğunu hatırlatmak isterim. 1915 olayları, maalesef, ideolojik yaklaşımlardan, ön yargılardan, dezenformasyondan uzak tutularak ele alınamamıştır. Bizim bütün yapıcı yaklaşımlarımıza rağmen, Ermenistan ve Ermeni diasporası, sağduyulu bir yaklaşım sergilemediler. Biz, bu meselenin, siyasi bir mesele olmaktan çıkarılmasını, siyasetin malzemesi olmaktan çıkarılmasını, tarihin ve bilimin ışığında tartışılmasını istedik. Bu amaçla arşivlerimizi de açacağımızı ilan ettik. Ermenistan’la farklı bir boyutta ilişkilerimizi geliştirmek için adım atan, elini uzatan yine biz olduk. Ancak bizim iyi niyetimiz maalesef karşılık bulmadı. 2015’te, yani 1915 olaylarının yıldönümünde, biz gerçeklerin anlatılması, dünyanın gerçekleri dinlemesi için yoğun gayret göstermeye devam edeceğiz” diye konuştu. 

Cumhurbaşkanı Erdoğan bu meselede, kurgulanmış tarih ve ideolojinin esaretinde tarih ya da siyasetin malzemesi olmuş tarihin değil, gerçek tarihin kazanacağını vurgulayarak, sözlerini şöyle tamamladı: “Fransa’nın, bu konularda da sağduyunun, aklıselimin ve gerçeğin yanında duracağına inanıyoruz. Ben bu düşüncelerle sözlerimi burada tamamlamak istiyorum. Fransa Uluslararası İlişkiler Enstitüsü’ne, bu buluşmayı tertip ettikleri için tekrar teşekkür ediyorum.”

Fransa'daki programını tamamlayan Cumhurbaşkanı Erdoğan, Türkiye'ye hareket etti.

Tüm Haberler