15 Temmuz

 

10 Soruda FETÖ

 

 

 

“Türkiye’deki Her Meselenin Çözüm ve Karar Yeri TBMM’dir”

01.10.2014
“Türkiye’deki Her Meselenin Çözüm ve Karar Yeri TBMM’dir”

TBMM’nin 24. Dönem 5. Yasama Yılı açılışında konuşan Cumhurbaşkanı Erdoğan, Türkiye’nin her alanda yapısal adımlar attığına ve önemli kazanımlar elde ettiğine vurgu yaparak, “Son 12 yıl içinde kaldırılan her yasak, toplumda huzurun artmasına zemin hazırlamıştır. Demokrasinin standartları yükseldikçe, özgürlük alanları genişledikçe, kardeşliğimiz güç kazandıkça ekonomimiz de buna uygun olarak büyümüştür. Türkiye’nin korkarak, çekinerek veya tereddüt ederek varabileceği hiçbir seviye yoktur” dedi.

 

TBMM’nin 24. Dönem 5. Yasama Yılı açılışında konuşan Cumhurbaşkanı Erdoğan, Türkiye’nin her alanda yapısal adımlar attığına ve önemli kazanımlar elde ettiğine vurgu yaparak, “Son 12 yıl içinde kaldırılan her yasak, toplumda huzurun artmasına zemin hazırlamıştır. Demokrasinin standartları yükseldikçe, özgürlük alanları genişledikçe, kardeşliğimiz güç kazandıkça ekonomimiz de buna uygun olarak büyümüştür. Türkiye’nin korkarak, çekinerek veya tereddüt ederek varabileceği hiçbir seviye yoktur” dedi. 

TBMM 24. Dönem 5. Yasama Yılı, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın Genel Kurul’da yaptığı açılış konuşmasıyla başladı. 

TBMM’ye gelişinde Cumhurbaşkanı Erdoğan’ı, TBMM Başkanvekili Ayşe Nur Bahçekapılı askerî törenle karşıladı. Cumhurbaşkanlığı Muhafız Alayı tören kıtasını selamlayan Cumhurbaşkanı Erdoğan, daha sonra Şeref Kapısı’ndan TBMM Genel Kurulu Salonu’na geçti. Şeref Kapısı önünde Cumhurbaşkanı Erdoğan’ı TBMM Başkanı Cemil Çiçek karşıladı. 

Cumhurbaşkanı Erdoğan, Meclis Genel Kurulu’na Cumhurbaşkanı sıfatıyla ilk kez hitap ettiği konuşmasında, 5’inci Yasama Yılı’nın, ülkemiz, milletimiz, demokrasimiz için hayırlara vesile olması ve yeni dönemde tüm milletvekillerine, tüm siyasi partilere, Meclis çalışmalarında başarılar dileğini ifade etti. 

“MİLLETİMİZ HER SEFERİNDE SANDIK BAŞINDA FERASETİNİ GÖSTERMİŞTİR”

Meclis’in, 4 yasama yılı boyunca son derece özverili, gayretli ve başarılı bir performans sergilediğini belirten Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Bu son yasama yılına başlarken, ülkemizin ve milletimizin ihtiyaç duyduğu çok önemli tasarı ve teklifleri yasalaştırdığınız için de her birinize tek tek teşekkür ediyorum. Bu kürsüde, yani milletin kürsüsünde, Türkiye Cumhuriyeti’nin doğrudan halkın oylarıyla seçilmiş ilk Cumhurbaşkanı olarak sizlere hitap etmenin heyecanını yaşıyorum. Bu Aziz Millet, her seferinde, büyük bir vakarla sandık başına giderek, her türlü meseleye son noktayı koymasını bilmiş; o engin ferasetini ve basiretini her seferinde sandıkta müşahhas hale getirmiştir. Burada bir kez daha, Türkiye Büyük Millet Meclisi’ne, Cumhurbaşkanlarının doğrudan halk tarafından seçilmesi imkânını getiren 2007 yılındaki Anayasa değişikliği nedeniyle şükranlarımı sunuyorum. Elbette, bir kez de buradan, milletin kürsüsünden, 10 Ağustos’ta sandık başına giden ve ilk kez Cumhurbaşkanını sandıkta belirleyen Aziz Milletimize de teşekkür ediyorum” dedi. 

Cumhurbaşkanının doğrudan halk tarafından seçilmesinin, geçmişte hemen her Cumhurbaşkanlığı seçiminde yaşanan tartışmaları ortadan kaldırdığına işaret eden Cumhurbaşkanı Erdoğan, seçilmiş bir Cumhurbaşkanı ve seçilmiş bir Hükümet’in, şu an olduğu gibi, uyum ve koordinasyon içinde Türkiye için hizmet üretmeye devam edeceğini vurgulayarak, “Ulaştığımız bu demokratik seviyede hiç kuşkusuz ülkemiz ve milletimiz için hem gurur, hem de umut kaynağıdır” dedi. 

“MİLLETİN KARARI, MUKADDERAT DÂHİLİNDE HER KARARIN ÜZERİNDEDİR”

Cumhurbaşkanı Erdoğan, Türkiye’de, 12 Haziran 2011, 30 Mart ve 10 Ağustos seçimlerinin, büyük bir katılımla, büyük bir heyecanla, milletin demokratik olgunluğuyla tecelli ettiği ve milletin iradesinin son derece şeffaf bir şekilde sandığa yansıdığını belirterek, sandığın, her meselenin çözüm yeri olduğunu vurguladı ve şunları söyledi: “Milletin kararı, mukadderat dâhilinde her kararın üzerindedir. Türkiye Büyük Millet Meclisi’ni şekillendirecek yegâne vasıta, sandıktır. Türkiye Cumhuriyeti hükümetlerini takdir ve tayin edecek yegâne vasıta, aynı şekilde sandıktır. Türkiye Büyük Millet Meclisi’ne istikamet çizmek, Türkiye Cumhuriyeti hükümetlerini tayin etmek, tenzil etmek için, sandık dışındaki her yol, her yöntem gayri meşrudur. Türkiye’de sandığın yolu, seçmek ve seçilmek isteyen herkes için açıktır.” 

“MİLLETİMİZİN ASLA VASİLERE, VELİLERE İHTİYACI YOKTUR”

Özellikle son yıllarda yapılan seçimlerin, milletin, iyi ile kötüyü, doğru ile yanlışı birbirinden ayırabilecek en güçlü hakem olduğunu çok net bir biçimde gösterdiğini ifade eden Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Milletimiz mümeyyizdir; milletimizin, asla ve asla vasilere, velilere ihtiyacı yoktur. ‘Millet bilmez, millet anlamaz, millet karar veremez’ türü yaklaşımlarla, kendilerine, kendilerinden menkul vasi ve veli vazifesi yükleyenlerin dönemi, geri gelmemek üzere kapanmıştır. Nasıl ki millet, kendisi için vasi ve veli kabul etmiyorsa, siyasetin de vesayetten kendisini tamamen kurtarması artık kaçınılamaz bir gereklilik halini almıştır. Şiddetin, silahların, güç odaklarının vesayetinde bir siyaset anlayışı, Yeni Türkiye’nin istikametine denk düşmeyen bir siyaset anlayışıdır” dedi. 

“SORUNLARA MECLİS DIŞINDA ÇÖZÜM ARAMAK, MİLLÎ İRADEYE KARŞI APAÇIK BİR HÜRMETSİZLİKTİR”

Cumhurbaşkanı Erdoğan, millete ve ülkeye ait her meselenin çözüm yerinin Türkiye Büyük Millet Meclis’i, çözüm aracının da siyaset olduğuna işaret ederek sözlerini şöyle sürdürdü: “Sorunlara, siyasetin dışında, Meclis’in dışında çözüm aramak, milli iradeye karşı apaçık bir hürmetsizliktir. Hiç kuşkusuz, medya, sivil toplum örgütleri, sendikalar, dernekler, vakıflar, demokrasinin vazgeçilmez unsurlarıdır. Yine hiç şüphesiz, Anayasa ve yasalar çerçevesinde yapılan gösteri ve protestolar, her zeminde dile getirilen eleştiriler, demokrasinin olmazsa olmazıdır. Ancak bu mekanizmalar, siyaseti alamazlar, siyaseti yok sayamazlar kendilerini Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin, milli iradenin, yani sandığın üzerinde göremezler. Siyaset, sokaklarda hâkimiyet kurmak ve milli iradeyi boğmak isteyen şiddete boyun eğerse, bu şiddeti kutsar ve teşvik ederse, en başta kendi varlığını inkâr etmiş demektir. ”

Sorunları Meclis içinde, siyaset zemininde, ya da millete giderek sandık yoluyla çözmek varken, terörden, şiddetten, sokak eylemlerinden, siyaset dışı güç odaklarından medet umanların, kendilerini yok saymak gibi bir acziyetin içine gireceğini bildiren Cumhurbaşkanı Erdoğan, geçmişte bunu Türkiye’nin yaşadığını anlatarak, “Sandıktan umudunu kesenler, sokak eylemlerine umut bağlamış, siyaset dışı kurumları sözüm ona vazifeye davet etmişlerdir. Ortaya çıkan sonuçları hepimiz gördük, yaşadık ve tecrübe ettik. Siyasetin dışından çözüm arayışları, ülkemize çok ağır bedeller ödetti ve on yıllar boyunca faturası ödenen çok ağır enkazlar bıraktı. Siyaseti ve milli iradeyi tehdit eden terör ve şiddet eylemleri karşısında, en başta ve en cesur şekilde önce siyasetçinin durması, önce siyasetçinin ve siyasi partilerin buna karşı çıkması gerekir” dedi. 

“ELİNDE SİLAHLA CİNAYET İŞLEYEN SİYASET ANLAYIŞI, KENDİSİNİ İNKÂR EDEN BİR SİYASET ANLAYIŞIDIR”

Elinde silahla cinayet işleyen şebekeleri öven ve destekleyen bir siyaset anlayışının, kendisini inkâr eden bir siyaset anlayışı olduğunu vurgulayan Cumhurbaşkanı Erdoğan sözlerini şöyle sürdürdü: “Küçük çocukların eline taş vererek şiddeti körükleyen bir siyaset anlayışı, hiç şüphesiz acziyet ifade eden bir siyaset anlayışıdır. Ülkenin huzur ve güvenliği için canını ortaya koyan güvenlik güçlerine taş fırlatan bir siyaset anlayışı, aslında kendisini küçülten bir siyaset anlayışıdır. Aynı şekilde, sokak eylemlerini, vandallığı, yakıp yıkmayı, hakareti teşvik eden, eylemcilerin önünde polise taş fırlatan, polise hakaret eden bir siyaset anlayışı da, kendisini inkâr eden, aslında çaresizlik sergileyen bir siyaset anlayışıdır. Tekrar etmeliyim ki, Türkiye’deki her meselenin çözüm ve karar yeri, Türkiye Büyük Millet Meclisi’dir, çözüm aracı ve karar mekanizması da siyasettir. Türkiye Büyük Millet Meclisi, siyasi partilerimiz ve tek tek milletvekillerimiz, Meclis’in ve siyasetin saygınlığını korumakla mükelleftirler. İnanıyorum ki bundan sonra da Meclis’in ve siyasetin saygınlığı en üst seviyede muhafaza edilecektir.” 

Cumhurbaşkanı Erdoğan, demokrasinin ve en geniş manada özgürlük ortamının, Türkiye’nin varlığını ve birliğini tehdit eden değil, tam tersine Türkiye’yi güçlendiren mekanizmalar olduğunu ifade etti. Türkiye’nin, bütün eski korkularının üzerine cesaretle gittiğini, yasak ve kısıtlamaları cesaretle kaldırdığını söyleyen Cumhurbaşkanı Erdoğan, bu sayede ülkemizin hem ekonomisini büyüttüğünü, hem toplumsal huzuru tesis ettiğini, hem de dünyadaki itibarına itibar kattığını dile getirerek, “Özellikle son 12 yıl içinde, kaldırılan her yasak, her kısıtlama, toplumda huzurun artmasına zemin hazırlamıştır. Atılan her demokratikleşme adımı, toplumun farklı kesimlerini birbirine daha da yaklaştırmıştır. Cesaretle üzerine gidilen her hassas mesele, 77 milyonun birliğini, bütünlüğünü, kardeşliğini daha da pekiştirmiştir. Demokrasinin standartları yükseldikçe, özgürlük alanları genişledikçe, kardeşliğimiz güç kazandıkça, ekonomimiz de buna uygun olarak büyümüş, Türkiye bu sayede 12 yıl içinde yıllık ortalama yüzde 5 büyüme oranını yakalayabilmiştir. Türkiye’nin korkarak, çekinerek, tereddüt ederek varabileceği hiçbir seviye yoktur, yakalayabileceği hiçbir hedef yoktur” dedi. 

“BÖLÜNME, PARÇALANMA VE İÇ ÇATIŞMA GİBİ SENARYOLAR, YERSİZ VE ANLAMSIZ KORKULARDIR”

Bölünme, parçalanma, iç çatışma gibi senaryoların, yersiz ve anlamsız korkular olduğunun, yakın tarihimizde açık bir şekilde görüldüğünü söyleyen Cumhurbaşkanı Erdoğan, farklı dil ve lehçelerde konuşmanın, yayın yapmanın, propaganda yapmanın önünün açıldığını, Türkiye bölünmediği, daha da güçlendiğini belirtti. 

Cumhurbaşkanı Erdoğan, kültürel kimliklere gösterilen saygının, Türkiye’yi daha huzurlu bir ülke haline getirdiğini aktararak, “İnançların ifadesi ve ibadetlerin ifası önündeki engeller kalktıkça, Türkiye daha mutlu, daha mesut, daha özgüvenli bir ülke konumuna yükselmiştir. On yıllardır, son derece manasız bir şekilde sürdürülen başörtüsü yasağının kalkması, öyle iddia edildiği gibi toplumda infiale yol açmamış, toplumun normalleşmesini sağlamıştır. Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde, kamu iş yerlerinde, üniversitelerde, şimdi de ortaöğretim kurumlarında başörtüsünün serbest bırakılması, özgürlüklerin önünü açmış, Türkiye’yi normal ve tabii mecrasına sevk etmiştir. Türkiye’de ifade özgürlüğü ve basın özgürlüğü, geçmişle kıyas kabul etmeyecek derecede sağlam bir zemine kavuşmuştur. Son dönemde internet, Türkiye’nin 780 bin kilometrekaresini kapsayacak şekilde yaygınlaştırılmış, öğrencilerimize dağıtılan tablet bilgisayarlar, okullarımıza kurulan bilişim alt yapısı sayesinde, internet günlük hayatın ve eğitimin ayrılmaz parçası haline gelmiştir. Medyanın, basın özgürlüğünün ve internetin, başkalarının özgürlük alanını daraltacak, kişisel hakları ihlal edecek, ulusal güvenliğimizi tehdit edecek şekilde istismar edilmesi elbette tepkisiz kalınacak bir durum değildir. Bu konuda, gelişmiş, demokratik ülkelerin sahip olduğu düzenlemelere Türkiye’nin de sahip olmasından daha tabii bir şey olamaz. Ancak, ulusal ve uluslararası bazı karalama kampanyaları çerçevesinde, ülkemizin bu alanlarda hedefe konulması da çok büyük haksızlıktır” dedi. 

TÜRKİYE’DE BASIN ÖZGÜRLÜĞÜ

Cumhurbaşkanı Erdoğan, İsrail’in son Gazze saldırısında, 16 gazetecinin hayatını kaybettiğini, uluslararası medyanın çalışanlarına aleni mahalle baskısı uygulandığını, hatta bazı medya mensupları cezalandırıldığına dikkat çekerek sözlerini şöyle sürdürdü: “16 gazetecinin öldürülmesi, gazetecilere baskı yapılması dünyadan yeterli tepki almazken, Türkiye’nin, içerden ve dışardan sürekli olarak bu konuda haksız eleştirilere maruz kalması; üzerinde mutlaka düşünülmesi gereken bir konudur. Başkalarının özgürlük alanlarını daraltmadığı, şiddetin aracı olmadığı ve ulusal güvenliğimize tehdit teşkil etmediği sürece, kim ne derse desin, her türlü özgürlük en geniş manada milletimizle buluşturulmalıdır ve buluşturulacaktır.” 

ÇÖZÜM SÜRECİNDE KARARLILIK

Konuşmasında çözüm sürecine ilişkin olarak Cumhurbaşkanı Erdoğan, “çözüm sürecinin Türkiye’nin istikbali, kardeşliği ve demokrasisi açısından hayati derecede önem taşıdığını burada tekrar vurgulamak isterim. Mimarı olduğum, her türlü siyasi riskine rağmen kararlılıkla bugünlere taşıdığım çözüm sürecinin, yine kararlılıkla, cesaretle, sabırla geleceğe taşınması en büyük arzumdur. Aziz milletimiz de çözüm sürecinin arkasındadır. Hiç kimse, hiçbir anne, hiçbir baba, çocuklarının genç yaşta hayattan kopmasını istemez. Rabbim hiç kimseye yaşatmasın; hiçbir anne, hiçbir baba, evlat acısı yaşamak istemez, başkasının da bunu yaşamasına razı olmaz. 30 yıldır devam eden şiddet ortamı, bazı istisnai sabotaj girişimlerine rağmen, son 2 yılda farklı bir mecraya girmiştir. Evladı asker ve polis olan anne babaların rahat bir nefes aldıkları, evladı dağa kaçırılan anne babaların artık yürekli şekilde itirazlarını ortaya koydukları bir süreci yaşıyoruz. Hiç kuşkusuz, bu güzel süreçten rahatsız olanlar da var. Türkiye’de barışı, huzuru, kardeşliği tesis edecek, ekonomiyi prangalarından kurtarıp adeta uçuşa geçirecek bu süreci hazmedemeyenler ve kesintiye uğratmak isteyenler de var. Bu kan ve rant lobilerine karşı her zaman duyarlı olduk, bundan sonra da duyarlı olmaya hep birlikte devam edeceğiz. Son günlerde sergilenen, çözüm sürecini sabote etmeye yönelik tahrik girişimleri, sadece ve sadece bu girişimlerin sahiplerine zarar verecektir. Özellikle 2 yıldır devam eden huzur ortamını teneffüs eden vatandaşlarımız, inanıyorum ki bu tahrik girişimlerine prim vermeyecek, bu sabotajların dimdik karşısında duracaklardır” dedi.

Cumhurbaşkanı Erdoğan, Meclis içindeki ve dışındaki tüm siyasi partilerin sürece destek olmaları çağrısında bulunarak, bunun tarihi bir sorumluluk olduğunu belirtti. 

“YENİ TÜRKİYE’DE MAKBUL VE MAKBUL OLMAYAN VATANDAŞ AYRIMI YOKTUR; BÜTÜN VATANDAŞLAR EŞİTTİR”

Yeni Türkiye’nin, 23 Nisan 1920’nin özünü ve ruhunu yeniden kavramış, o ilk Meclis’te oluşan özgürlüğü, renkliliği ve çeşitliliği yeniden hayata geçirmiş bir Türkiye olduğunu vurgulayan Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Yeni Türkiye, sürekliliği içinde barındıran; geçmiş, bugün ve gelecek arasında sağlam köprüler kurmamıza imkân veren, inşacı, yön gösterici bir kavramdır. Yeni Türkiye, medeniyet köklerimize bağlılık ve tarihsel coğrafyamızla barışma anlamında bir sürekliliğe işaret ederken, topluma ve siyasete bakış anlamında bir kopuşa tekabül etmektedir. Yıllardır bu toplumda ötekileştirilenler, demokratik siyasî süreçlere dâhil olmakta, kendi taleplerini siyasete iletebilmektedirler. Bugün bazılarının kutuplaşma olarak gördüğü şey, aslında kimliklerin çoğulcu ifadesinden başka bir şey değildir. Bundan sonra Türkiye, ancak çoğulculukta uzlaşabilir; belli toplumsal talepleri gayrı meşru ilan ederek, meşruluk zemini dışına iterek bir uzlaşma gerçekleştirilemez. Yeni Türkiye, çoğulcu bir Türkiye’dir ve siyaset bu çoğulcu toplumsal yapının temsiliyle mükelleftir. Daha önce de ifade ettim; yeni Türkiye’de makbul ve makbul olmayan vatandaş ayrımı yoktur; bütün vatandaşlar eşittir. Tabiatıyla yeni Türkiye’ye bir direnç de söz konusudur. Türkiye’nin yeni sosyolojisi karşısında bu direncin bir başarı şansı olmadığı açıktır; ancak siyasetin burada kararlı bir duruş göstermesi gerekiyor. Yeni Türkiye’ye direnç, eski Türkiye’den tevarüs edilen, eski Türkiye’ye dayanak teşkil eden kronik meseleler üzerinden yürütülüyor. Vesayet, eski Türkiye’nin bir hususiyetidir; ancak yeni bir formda, yeni Türkiye’ye kastetmek arzusundadır” diye konuştu. 

“SİYASETİN ÖNÜNDEKİ MESELE, PARALEL YAPIYI HUKUKEN DE TASFİYE ETMEKTİR”

Paralel devlet yapılanmasının, siyasî temsil yetkisine ve siyasî meşruiyete sahip olmadan, kamu gücünü kullanarak, meşru-demokratik siyaseti tahrip etmek istediğini belirten Cumhurbaşkanı Erdoğan, paralel yapının, Devlet aygıtını kullanarak siyaseti şekillendirmek arzusunda olduğunu ve bu anlamda tipik bir bürokratik vesayet girişimi olduğunu kaydetti. Cumhurbaşkanı Erdoğan, siyasetin, bu vesayet girişimine taviz veremeyeceğini, verdiği anda kendi varlığını inkâr edeceğini anlatarak sözlerini şöyle sürdürdü: “Devlet içindeki paralel yapı siyaseten mahkûm olmuştur. Türkiye’nin yaşadığı son iki seçim, bir anlamda paralel yapının ve destekçilerinin siyaseten tasfiyesidir. Son 2 seçimde ortaya çıkan neticeye rağmen, ortalığa saçılan bütün delil, belge, hukuk ve ahlak dışı teşebbüslere rağmen, paralel yapıya oksijen sağlayacak tavırların içine girilmesi, siyasetimiz adına olduğu kadar, ulusal güvenliğimiz adına da kaygı duyulacak bir durumdur. Herkes bilmelidir ki, ilkesi, kuralı, sınırı, ahlakı olmayan bir yapı, hiç kimseye fayda sağlamaz.  Siyasetin önündeki mesele, bu yapıyı hukuken de tasfiye etmektir. Güvenlik kurumlarının ve yargının demokratik meşruiyet temelinde yeniden yapılandırılması, bu bakımdan özel bir önem taşımaktadır. Yeni Türkiye, devlet içinde otonom yapılara, çetelere, mafyatik örgütlenmelere asla pirim vermeyecektir. Özellikle yargı içinde, bir çetenin, bir karanlık şebekenin güç kazanmasına, önce yargıyı, ardından da tüm toplumu dizayn etmeye kalkışmasına asla göz yumulmayacaktır. İnanıyorum ki, öncelikle yargı mensupları, onurlarına, meslek ilkelerine ve ülke çıkarlarına sımsıkı sahip çıkarak, yargıyı teslim alma girişimlerine dur diyeceklerdir. Hükümetin ve yargı mensuplarının olduğu kadar, Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin, bu yapının mağduru olan siyasi partilerin ve milletvekillerinin, ulusal güvenliğimizi tehdit eden çeteye karşı kararlı, ilkeli duruş sergilemesi milletin de arzusu ve talebidir. Bu Meclis ve Bu yüce Meclis’in çatısı altındaki hiçbir milletvekili, tehdide, şantaja, tuzaklara inanıyorum ki asla boyun eğmeyecektir.”

Yeni bir Anayasa’nın, Yeni Türkiye’yi sağlam bir temele kavuşturacağı, daha güçlü kılacağını ve Yeni Türkiye’ye denk düşeceğini dile getiren Cumhurbaşkanı Erdoğan, bu Meclis’in, yeni bir Anayasa yapacak güce, birikime, iradeye ziyadesiyle sahip olduğunu vurguladı. 

“77 MİLYONUN ORTAK TALEBİ OLAN YENİ ANAYASA, BİR AN BİLE GECİKTİRİLMEDEN YAPILMALIDIR”

Konuşmasında Cumhurbaşkanı Erdoğan, “77 milyonun ortak talebi olan yeni Anayasa, artık bir an bile geciktirilmeden yapılmalı, Türkiye, eski dönemin, darbe dönemlerinin prangalarından bir an önce kurtarılmalıdır. 24’üncü Dönem’de, Meclis’te iktidar partisinin Grup Başkanı ve Başbakan olarak, yeni bir Anayasanın yapılabilmesi için yoğun gayret sarf ettim. Ne yazık ki, yeni bir Anayasa yapabilmek bu dönemde mümkün olmadı. 2015 seçimlerinin hemen ardından, Meclis’teki tüm partiler, ön yargılardan uzak şekilde bir araya gelmeli, uzlaşma içinde yeni bir Anayasayı yazabilmelidir. Milletimizin en büyük arzusu, ülkemizin de yegâne kalkınma vasıtası olacak yeni Anayasa, daha fazla geciktirilmemelidir” dedi. 

“TÜRKİYE’NİN, BÖLGEMİZDEKİ HİÇBİR ÜLKENİN İÇ İŞLERİNE MÜDAHALE ARZUSU YOKTUR”

Cumhurbaşkanı Erdoğan, ülkemizin içinde bulunduğu coğrafyada, büyük çalkantıların ve dönüşümlerin yaşandığı bir dönemden geçildiğine dikkat çekerek sözlerini şöyle sürdürdü: “Burada en başında belirtmeliyim ki, Türkiye’nin, komşumuz olan, ya da bölgemizdeki hiçbir ülkenin iç işlerine müdahale arzusu yoktur, topraklarında da gözü yoktur. Türkiye, komşularına ve bölge ülkelerine, tek taraflı çıkar elde etme zaviyesinden de asla bakmıyor. Öncelikle, bölgenin huzur, istikrar ve güveni, doğrudan doğruya Türkiye’nin huzur, istikrar ve güvenliğini ilgilendirmektedir. İkinci olarak da, bölgemizde yaşanan insanlık dramlarına sessiz kalmak, tarihe, ecdadımıza ve tevarüs ettiğimiz mesuliyete haksızlık olacaktır. Bölgedeki gelişmeler karşısında herkes susabilir, ama Türkiye’nin böyle bir seçeneği yoktur. Bölgemizde ve dünyada yaşanan insanlık dramlarına herkes gözünü kapatabilir, ama Türkiye’nin böyle bir seçeneği asla yoktur. Libya’da, Filistin’de, Mısır’da, Somali’de, Myanmar’da, Afganistan’da, Ukrayna, Yemen, Irak, Suriye’de gelişen olaylara karşı sessiz ve tepkisiz kalmak, hem tarihin, hem ecdat mirasının inkârıdır; hem de kendi varlığımızın inkârıdır. Büyük devlet, sınırlarını dünyaya kapatan, krizlerden ve risklerden kaçan devlet değil; sınırlarının ötesine gönlünü açabilen, krizlerde inisiyatif alabilen, risklerle baş edebilen devlettir. Türkiye, mevcutla yetinen, seyirci bir devlet olamaz. Türkiye, oyun kurucu, inisiyatif alan, mesuliyetinin bilinciyle barış ve dayanışma için mücadele eden bir devlet konumuna yükselmiştir; bunu daha da ileriye taşımak zorundadır.” 

TÜRKİYE’NİN İNSANİ YARDIMLARI

Türkiye’nin, 2013 yılında, acil ve insani yardımlarda, tüm ülkeler arasında milli gelire oran olarak dünya birincisi olduğunu; miktar olarak da Amerika Birleşik Devletleri ve İngiltere’nin ardından Dünya 3’üncüsü olduğuna işaret eden Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Alan el Türkiye, artık veren el olmuş, bu alanda da zirveleri yakalamıştır. Ülkemizin ve milletimizin yeniden elde ettiği özgüven sayesinde, Türkiye, kendi tankını, kendi milli savaş gemilerini, ATAK helikopterlerini, insansız hava araçlarını, haberleşme uydularını, milli piyade tüfeklerini, roketatarlarını ve daha birçok savunma teçhizatını üretir konuma gelmiştir. Aynı Türkiye, Moğolistan’daki Türk anıtlarından Bosna’daki köprülere, Myanmar’daki şehitliğinden Makedonya’daki camilere kadar ulaşmış, tarihi eserlerimizi tek tek bularak restore ettirmiştir. Filistin’de Cenin Osmanlı Kışlası, Kırım’da Zincirli Medrese, Makedonya’da Mustafa Paşa Camii, Kosova’da Murat Hüdavendigar Külliyesi, Sinan Paşa Camii, Fatih Camii, Bosna Hersek’te Drina Köprüsü, Konyiç Köprüsü ve sayısız Osmanlı eseri Türkiye tarafından onarılmıştır. Kosova’daki Mehmet Akif’in Köyüne, Makedonya’daki Gazi Mustafa Kemal’in babasının Köyü’ne ulaşılmış, oradaki hatıralar yeniden canlandırılmıştır. Türkiye, kriz bölgelerinden vatandaşlarını başarıyla tahliye eden, hatta başka ülkelerin yardım taleplerini karşılayarak, o ülkelerin de vatandaşlarını tahliye eden; başka ülkelerin vatandaşlarını, gazetecilerini bulan ve ülkelerine sağ salim ulaştıran bir ülkedir. Musul’un işgal edilmesinin ardından IŞİD elinde alıkonulan 49 Başkonsolosluk çalışanımız da, burunları dahi kanamadan alınmış, bunların vatandaşımız olan 46’sı ülkelerine, sevdiklerine kavuşturulmuştur. Bu vesileyle bir kez daha Hükümetimize, Milli İstihbarat Teşkilatımıza, Türk Silahlı Kuvvetlerimize, buradaki ve sahadaki tüm görevlilerimize teşekkür ediyorum” dedi. 

SURİYE VE IRAK’TAN TÜRKİYE’YE GELEN MÜLTECİLER

Avrupa’nın tamamının, Suriye’den kabul ettiği mülteci sayısı 130 binken, Türkiye’nin bağrına bastığı Suriyeli mülteci sayısının 1,5 milyon rakamına ulaştığını vurgulayan Cumhurbaşkanı Erdoğan, topraklarımızdaki misafirlerimiz için şu ana kadar 4 milyar dolar harcama gerçekleştirildiğini; sınır ötesi yardımlarla bu rakamın 4,5 milyar dolara ulaştığını söyledi. Cumhurbaşkanı Erdoğan, Irak ve Suriye’den gelenlerin, etnik kökenlerini, inançlarını, mezheplerini sorgulayan değil, muhtaçların tamamına kapılarını açan, onları doyuran, giydiren ve barındıran bir Türkiye bulunduğunu belirtti. 

“HİÇBİR TERÖR ÖRGÜTÜNE SEMPATİYLE YA DA MÜSAMAHAYLA BAKMAMIZ SÖZ KONUSU BİLE OLAMAZ”

Konuşmasında, “Burada açıkça ifade etmeliyim ki, vatandaşlarımız IŞİD’in elindeyken, yani durum çok büyük hassasiyet arzederken, oradaki vatandaşlarımızın can güvenliğini tehdit edecek açıklama ve yayınların yapılması, siyasetimiz ve medyamız açısından büyük bir talihsizlik olmuştur. Ancak Hükümet de, güvenlik kurumlarımız da son derece sabırlı ve soğukkanlı davranmış, bu şekilde hayırlı bir netice milletimize kazandırılmıştır. Ne topraklarımızda, ne bölgemizde, ne de yeryüzünde, hiçbir terör örgütüne sempatiyle ya da müsamahayla bakmamız söz konusu bile olamaz” diyen Cumhurbaşkanı Erdoğan, teröre karşı verilecek mücadelede, her türlü iş birliğine ülkenin hazır olduğunu anlattı. 

“TÜRKİYE, GEÇİCİ ÇÖZÜM ARAYIŞLARINDA, KENDİSİNİ KULLANDIRACAK BİR ÜLKE DEĞİLDİR”

Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Türkiye, geçici çözüm arayışlarında, kendisini kullandıracak bir ülke de değildir. Irak ve Suriye’de devam eden krizleri en iyi analiz edebilen, çözümleri en iyi bilen ülke Türkiye’dir. Türkiye aynı zamanda bölgedeki hemen her tarafla diyalog kurabilen bir ülkedir. Bölgedeki tüm terör örgütleriyle kararlı bir mücadele sergilenmeli, Türkiye’nin öneri ve uyarıları da dikkate alınmalıdır. Aksi halde, havadan atılacak tonlarca bomba, tehlikeyi ve tehdidi sadece geciktirebilir, sadece erteleyebilir. Irak’ta bu yaşanmıştır. Eski rejim devrilmiş, ama yeni rejim, bizim tüm uyarılarımıza, yol gösteren yapıcı eleştirilerimize rağmen Irak’ın tamamını kucaklayan bir tavır sergilememiştir. Geçici çözümlerin Irak’ı, her 10 yılda bir böyle müdahalelerle karşı karşıya bırakması kaçınılmazdır. Öte yandan, Suriye’nin gündem dışı tutulması da, aynı şekilde çözümü palyatif bir hale getirecektir” diye konuştu. Cumhurbaşkanı Erdoğan, bu düşüncelerini, gerek Cardiff’te yapılan NATO Zirvesi’nde, gerekse BM Genel Kurulu için bulunduğu New York’ta, ilgili taraflara detaylı şekilde aktardığını belirtti. 

“DÜNYA 5’TEN BÜYÜKTÜR; BM GÜVENLİK KONSEYİ REFORME EDİLMELİDİR”

İnsanlığın can çekiştiği bölgelere yardım ulaştırma konusunda kararın, BM Güvenlik Konseyi’nin 5 daimi üyesinin dudakları arasında olmasının, küresel adaleti ciddi şekilde yaraladığını anlatan Cumhurbaşkanı Erdoğan şöyle konuştu: “Evet; dünya 5’ten büyüktür! Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’nin reforme edilmesi, küresel vicdan ve küresel adalet adına ertelenemez bir ihtiyaçtır. Her durumda Türkiye, tezlerini en güçlü şekilde savunmaya devam edecektir. Gerek IŞİD terör örgütü, gerek bölgedeki diğer terör örgütlerine karşı etkili bir mücadele önceliğimiz olacaktır. Sadece Türkiye’de sayıları 1,5 milyonu aşan göçmenlerin ülkelerine dönebilmeleri, ya da ülkelerinde barındırılmaları aynı şekilde önceliğimiz olacaktır. Şam yönetiminin derhal uzaklaştırılması, Suriye’nin toprak bütünlüğü korunarak, anayasal ve parlamenter sistemle, herkesi kucaklayan bir yönetimin acilen tesis edilmesi de yine önceliğimiz olmaya devam edecektir.” 

TÜRKİYE’NİN BÖLGESEL GELİŞMELERDEKİ TAVRI

Merhum Özal’ın, dünya gerçeklerini ve geleceğin dünyasını görerek Körfez bunalımında çok isabetli bir tavır sergilediğini anlatan Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Uyarı ve arzularının ne kadar yerinde olduğunu vefatından sonra tüm Türkiye anladı. Bölgemizde yeni ve büyük krizler yaşanırken bu krizler, Müslüman kardeşlerimizi, Arap, Kürt, Türkmen kardeşlerimizi, sınırlarımızın bu tarafını ve akrabalarımızın olduğu diğer tarafını ilgilendirirken kayıtsız kalmamız, çekingen kalmamız ve mütereddit olmamız düşünülemez. Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin gündemine gelmesi beklenen tezkerelerin de bu anlayış doğrultusunda değerlendirileceğine inanıyorum” dedi. 

“BÖLGEMİZ YENİDEN ŞEKİLLENİRKEN TÜRKİYE GELİŞMELERE SEYİRCİ KALACAK DEĞİLDİR”

Cumhurbaşkanı Erdoğan, bu yılın, I. Dünya Savaşı’nın 100’üncü yıl dönümünü olduğunu hatırlatarak, I. Dünya Savaşı’na sahne olan coğrafyanın, aradan geçen bir asırlık süreye rağmen istikrar, huzur, barış ve refahtan halen yoksun olduğuna işaret etti. “100 yılın ardından bölgemiz yeniden şekillenirken, Türkiye elbette gelişmelere seyirci kalacak değildir. Komşu ve bölge ülkelerimizde, olaylara mezhepçi ya da çıkar odaklı bir şekilde yaklaşmıyoruz. Her türlü ayrımcılığa, içerde olduğu gibi dışarda da karşıyız. Halkın demokrasi taleplerine darbeci yöntemlerle set çekilen Mısır gibi ülkelere, tamamen insani ve ilkesel bir duruş sergiliyoruz. Kimden gelirse gelsin, kime yönelirse yönelsin, şiddetin her türlüsüne karşı mücadele veriyoruz. Kıbrıs meselesinde, Azerbaycan topraklarındaki işgalin sona erdirilmesinde, Ermenistan’la ilişkiler ve 1915 Olayları’nda tamamen ilkeli, objektif ve barıştan yana yapıcı tutum izliyoruz. Avrupa Birliği’ne tam üyelik konusunda kararlılığımızı muhafaza ediyor, sergilenen olumsuzluklara rağmen reformlarımızı kesintisiz sürdürüyoruz. Avrupa Birliği’ne tam üyelik hedefi Türkiye’nin stratejik hedefidir ve bu yönde gayretlerimiz kesintisiz devam edecektir” diyen Cumhurbaşkanı Erdoğan,  tesis ettiği güven, istikrar ve reformcu yapı sayesinde Türkiye’nin 2023 hedeflerine doğru emin adımlarla ilerlediğini vurguladı. 

“TÜRKİYE EKONOMİSİ SON DERECE SAĞLAM, İSTİKRARLI VE GÜVENLİ BİR ZEMİNDE BÜYÜMESİNİ SÜRDÜRÜYOR”

Türkiye’de 3 Kasım 2002 seçimlerinden sonra oluşan güven ve istikrar ortamının, tüm toplumun bizzat yaşayarak tecrübe ettiği bir büyüme ve kalkınma ortamını tesis ettiğine işaret eden Cumhurbaşkanı Erdoğan, gerçekleştirilen ve yapımı süren projelere ve ülkemizin elde ettiği ekonomik kazanımlara ilişkin örnekler vererek, “Türkiye ekonomisi, son derece sağlam, istikrarlı ve güvenli bir zeminde büyümesini sürdürüyor ve inşallah sürdürecek. 2015 yılında, Türkiye’nin G-20 Dönem Başkanlığını üstlenecek olması, küresel ekonomideki belirleyici yerimizi de bir kez daha teyit edecektir. 2023 hedefimiz olan 2 trilyon dolar millî gelir, 25 bin dolar kişi başı millî gelir ve 500 milyar dolar ihracat asla hayal değildir. İşte bugün Eylül ayı ihracat rakamları açıklandı ve yeni bir rekor kırıldı. 2002 yılında 36 milyar dolar olan ihracatımız bugün itibariyle 158 milyar dolar ile tarihinin en yüksek seviyesine ulaştı. İçerden ve dışardan, gerek medya, gerek uluslararası kredi derecelendirme kuruluşları eliyle yapılan algı operasyonları Türkiye ekonomisini büyüme yolundan asla alıkoyamaz. Emekle ve alın teriyle bugünlere ulaşan Türkiye ekonomisi, yine emekle, alın teriyle, çalışma barışıyla geleceğe yürüyecektir. İnşallah Hükümetimiz, muhalefetimiz, Meclisimiz, tüm kurum ve kuruluşlarımız bir arada çalışarak, milletimiz için son derece önemli bu hedefleri tutturacaklardır” dedi. 

“KUCAKLAŞTIRAN BİR SİYASET TÜRKİYE’Yİ HEDEFLERİYLE VE HAYALLERİYLE BULUŞTURACAKTIR”

Cumhurbaşkanı Erdoğan, ülkemizin gerilime, kutuplaşmaya, kamplaşmaya sarf edecek artık tek bir saniyesi bile bulunmadığını vurgulayarak, “Türkiye, iç çekişmeler ve sanal gerilimler nedeniyle, on yıllar boyunca enerjisini ne yazık ki heba etmiştir. Terör ve terörü besleyen red, inkâr ve asimilasyon politikaları, ayrımcılık ve ötekileştirme, Türkiye’ye ağır bedeller ödetmiştir. Sünni diyerek, Alevi diyerek; Hristiyan, Musevi diyerek; Türk, Kürt, Arap, Gürcü, Laz, Çerkez, Abaza, Roman, Boşnak, Ermeni, Rum, Ezidi, Süryani ve diğerlerini ayrıştırarak; aslında zenginliğimiz olan bu farklılıklar üzerinden gerilim üreterek, on yıllar boyunca Türkiye enerjisini başka alanlara yoğunlaştırmak zorunda kalmıştır. Yasaklar ve kısıtlamalar; değerlerin, inançların ve kültürlerin üzerindeki baskılar, toplumu huzursuz etmekten başka hiçbir amaca hizmet etmemiştir. Bölgemizin büyük değişim yaşadığı bir dönemde, dünyanın küresel krizin etkisinde olduğu bir dönemde Türkiye, kendi özgün ve özgüvenli politikalarıyla, bütün bu krizlerden kazançlı çıkacak tecrübeye sahiptir. Enerjimizi heba etmek yerine 2023 hedeflerine, ardından da 2053 ve 2071 hedeflerine yoğunlaştırarak, karşılıklı saygı, hoşgörü ve kardeşlik hukuku içinde geleceğe yürüyeceğiz. Yeni Türkiye’de, yeni bir siyaset artık kaçınılmazdır. Şiddetin, terörün, silahların, sokak eylemlerinin gölgesinde ve istismarın peşinde değil; Türkiye’yi büyütmenin ve kalkındırmanın mücadelesinde bir siyaset, Türkiye’yi uçuracaktır. Korkutarak, kutuplaştırarak, kamplaştırarak yapılan değil, kucaklaştıran bir siyaset Türkiye’yi hedefleriyle ve hayalleriyle buluşturacaktır. İktidar da, muhalefet de, böyle bir anlayışla, kader ortaklığı yaparak, ülkenin ve milletin hizmetinde olmak zorundadır” diye konuştu. 

Konuşmasının sonunda Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Türkiye Cumhuriyeti’nin 12’nci Cumhurbaşkanı, halkın oylarıyla seçilmiş ilk Cumhurbaşkanı olarak, Anayasa’nın çizdiği yetkiler dairesinde, ülkemin ve milletimin hizmetinde olacağımı da burada bir kez daha hatırlatmak isterim. Seçilmiş bir Cumhurbaşkanı, seçilmiş bir Hükümet, yapıcı bir muhalefet, inşallah, Türkiye’de yeni bir hamle sürecini başlatacak, yeni Türkiye’yi yeni hedeflerle kucaklaştıracaktır. Allah hepimizin yar ve yardımcısı olsun” dedi.

Tüm Haberler