15 Temmuz

 

10 Soruda FETÖ

 

 

 

“Hak Arayışlarına Karşı Sergilenen Vurdumduymaz, Çifte Standartlı ve Adaletsiz Tutum ‘Terörün Oksijeni’ Olmuştur”

28.09.2014
“Hak Arayışlarına Karşı Sergilenen Vurdumduymaz, Çifte Standartlı ve Adaletsiz Tutum ‘Terörün Oksijeni’ Olmuştur”

Dünya Ekonomik Forumu (WEF) Açılış Toplantısı’na katılarak, bir konuşma yapan Cumhurbaşkanı Erdoğan, Türkiye'nin, bölgenin ve dünyanın parlayan yıldızı olduğunu vurgulayarak, “Türkiye genç ve nitelikli iş gücü, dinamik ve istikrarlı ekonomisi, rekabetçi özel sektörü, büyük ölçekli iç pazarı, yerleşmiş mali disiplini, gelişen alt yapısıyla Avrupa'nın 6. Dünya’nın 17. en büyük ekonomisi olarak yükselen bir güç” dedi.

 

Dünya Ekonomik Forumu (WEF) Açılış Toplantısı’na katılarak, bir konuşma yapan Cumhurbaşkanı Erdoğan, Türkiye'nin, bölgenin ve dünyanın parlayan yıldızı olduğunu vurgulayarak, “Türkiye genç ve nitelikli iş gücü, dinamik ve istikrarlı ekonomisi, rekabetçi özel sektörü, büyük ölçekli iç pazarı, yerleşmiş mali disiplini, gelişen alt yapısıyla Avrupa'nın 6. Dünya’nın 17. en büyük ekonomisi olarak yükselen bir güç” dedi.

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Dünya Ekonomik Forumu (WEF) Açılış Toplantısı’na katılarak, bir konuşma yaptı.

Hilton Bomonti Otel’de gerçekleştirilen törende yaptığı konuşmada Cumhurbaşkanı Erdoğan, uluslararası sistemde önemli kırılmaların yaşandığı, dünyanın her köşesinde siyasi, ekonomik ve sosyokültürel fay hatlarının belirgin olmaktan öte bir sürece girdiği bir dönemden geçildiğine işaret ederek, ekonomik krizlerin, yoksulluk ve gelir dağılımındaki dengesizliklerin, bunun yanında enerji kaynakları üzerindeki baskılar, ülkeler ve toplumlar üzerinde çeşitli buhranlar oluşturduğunu belirtti.

“TERÖR KÜRESEL BARIŞI TEHDİT EDER BİR BOYUTA ULAŞIYOR”

Cumhurbaşkanı Erdoğan, bazı ülkelerde rejimlerin halklarına karşı yürüttükleri sindirme ve şiddet politikalarının arkasında ağır enkazlar, izler bırakmaya devam ettiğini ifade ederek, "Terör daha fazla küreselleşmek, daha geniş coğrafyalara sirayet etmek suretiyle küresel barışı tehdit eder bir boyuta ulaşıyor. Şu anda Türkiye'de, bir defa ulusal anlamda bir terörü yaşıyoruz, bölgesel bir terörle şu anda karşı karşıyayız, bir de uluslararası terörle iç içeyiz. İklim değişikliği, Ebola tarzı salgın hastalıklar, çevre kirliliği, göç, yabancı düşmanlığı ve ırkçılık gibi sorunlar da küresel gündemin ilk sıralarındaki yerini muhafaza ediyor" dedi. Bütün bu sorunların sadece belli ülkeleri, bölgeleri değil, artık yerkürenin tamamını tehdit eder boyuta ulaştığını kaydederek sözlerini şöyle sürdürdü: "Ülkelerin tek başına bu sorunların üstesinden gelebilmesi artık mümkün görülmüyor. Küresel siyasi ve ekonomik örgütlerin yüzyılımızın bu sorunlarıyla baş edebilmek için güç birliği yapmaları, artık gerekli bir hal almıştır. Esasen bu düşüncelerimi hafta içinde katıldığım New York'taki Birleşmiş Milletler 69. Genel Kurulu'nun açılışında da ifade ettim. Gerek oradaki muhataplarımızla yaptığımız baş başa görüşmelerde, gerek iklim zirvesinde, gerekse genel kurulda bütün bu sorunların insanlığı ciddi manada tehdit eder hale geldiğini ve acil tedbir alınması gerektiğini vurguladım. Başta Birleşmiş Milletler olmak üzere uluslararası siyasi ve ekonomik örgütler insanlığı tehdit eden sorunlar karşısında tedbir almakta maalesef etkisiz kalıyorlar. Burada bir kez daha vurgulamak isterim ki bunu genel kurulda da söyledim, Başbakanlığım döneminde de birçok yerlerde de söyledim, şimdi burada tekrar ediyorum; Dünya 5'ten büyüktür. Dünyanın kaderini bu 5 ülkenin eline bırakamayız. Artık dünya, İkinci Dünya Savaşı'nın şartlarını yaşayan bir dünya değildir."

“DÜNYA 5’TEN BÜYÜKTÜR; 5 ÜLKE DÜNYANIN KADERİNE HÜKMETMEMELİDİR”

Cumhurbaşkanı Erdoğan, BM Zirvesi için bulunduğu New York'ta yaptığı tüm ikili görüşmelerde ülkelerin devlet başkanları veya hükümet başkanlarının "Çok haklısın, doğru söylüyorsun, dünya 5'ten büyüktür" dediklerini ama kürsüye çıkıldığında kimsenin bunu konuşmadığını ifade etti. Cumhurbaşkanı Erdoğan, "Mesela buna inanıyorsak, BM'nin reforme edilmesi gerektiğine inanıyorsak, o zaman bu alanda ne gibi adımlar atılması lazım, bunun planlamasını yapalım. Fakat bu konuda ne yazık ki adım atılmıyor. Herkes bir şeylerden çekiniyor. 'Acaba ben bunu konuşursam bana A ülke ne der? Acaba konuşursam B ülke ne der, şu ülke ne der, bu ülke ne der?' Sayın Obama konuşmasında şu ifadeyi kullandı; 'Haklının güçlü olduğu bir dünya'. İşte isteğimiz bu zaten. Haklının güçlü olduğu bir dünyayı istiyorsak, o zaman bu 5 ülke dünyanın kaderine hükmetmemelidir" diye konuştu. Bu anlamda olması gerekenin, dönerli sistem olduğunu belirten, Cumhurbaşkanı Erdoğan, "Yani her kıtadan temsilcilerin temsil edildiği bir Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi'nin olması lazım. Daimi üye, geçici üye ayrımının olmaması lazım. 15 üyeden mi oluşacak 15 üye ama bu 15, iki yılda bir değişebilir veya yılda bir değişebilir. Sürekli değişmek suretiyle, şu anda 193 üyesi bulunan Birleşmiş Milletler üyesi tüm ülkelere orada sıra gelmelidir. Benim kaderim sürekli o 5 tane üyenin iki dudağı arasında olmamalıdır. Şu anda Suriye'de, Irak'ta zulüm var. Karar verilirken ne deniliyor; 'Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi ne der' veya '5 üye ne der', geç onu o '5 üyenin içinde herhangi bir üye ne der'. 'Hayır' diyorsa mesele bitmiştir. Kimse onu değiştiremez. Peki, tüm dünya bir üyenin iki dudağı arasına mahkum mu? Bunun değişmesi gerekiyor. Bunu dillendirmemiz lazım. 193 ülkenin üye olduğu Birleşmiş Milletler‘de kararların Güvenlik Konseyi daimi üyesi 5 ülkenin dudakları arasında olması izah edilebilir bir durum değildir. Aynı şekilde uluslararası birçok siyasi ve ekonomik örgütün küresel sorunlar karşısında insani ve vicdani bir duruş yerine, çıkar odaklı bir duruş sergilediklerini görüyor, bunun da tehditleri teşvik ettiğini hep birlikte hissediyoruz. Küresel sorunlar karşısında sergilenen kayıtsızlık, sorunların büyümesindeki en büyük etkendir" dedi.

“HALK NEYİ MURAT ETTİYSE, NEYİ İSTEDİYSE ONA SAYGI DUYULMASI GEREKİR”

Cumhurbaşkanı Erdoğan, Ortadoğu'daki demokratik halk hareketlerine ve hak arayışlarına karşı sergilenen vurdumduymaz, çifte standartlı, ön yargılı ve adaletsiz tutumun "terörün oksijeni" olduğunu belirterek, "Şimdi ben soruyorum; şu anda genelleme yaparak dünyada demokratik rejimlerden yana mı olacağız, yoksa otokratik rejimlerden yana mı olacağız? Otokratik rejimlerin içerisinde öyle ülkeler var ki halkı rejimden memnundur. Halk memnun olduğuna göre söyleyecek bir şey yoktur. Ama öyle de rejimler var ki halk orada korkuyor, herhangi bir şey söyleyemiyor. Demokratik rejimlere geldiğimiz zaman, demokratik rejimlerde de 'halkın iradesine saygı duyulması gerekir' diyoruz. 'Halk neyi murat ettiyse, neyi istediyse ona saygı duyulması gerekir' diyoruz. Ama bakıyoruz ki maalesef halkın iradesinin tecelli ettiği bir ülkede, yüzde 52 ile geliyor kendi bakanı, darbesini yapıyor ve o darbeyle beraber meşruiyet kazanıyor. Nerede? Dünyanın değişik ülkelerinde. 'Demokrasinin beşiği' denilen ülke bile bakıyorsunuz o meşruiyetini kabul ediyor. Çok enteresan Birleşmiş Milletler’de çıkıyor konuşma da yapabiliyor. Şimdi Birleşmiş Milletler darbecilerin konuşma yaptığı bir yer midir? Yoksa gerçekten demokratik yollarla seçilmiş olanların gelip, konuşma yaptığı bir yer midir? Veya halkının memnun olduğu otokratik rejimlerden gelenlerin konuşma yaptığı bir yer midir? Yok herkesin konuşma yaptığı bir yerse ayrı mesele. Ama eğer ben Tayyip Erdoğan olarak demokrasiye inanıyorsam, dolayısıyla antidemokratik yollarla iş başına gelenlerle aynı kare içerisinde fotoğraf vermem, yer almam. Nitekim bu genel kurulda da yer almadım. onlarla beraber olamam. Çünkü ben kendimi o zaman halkıma anlatamam. Çünkü demokrasi mücadelesi, öyle sıradan bir mücadele değil. Bakınız yoksul, çaresiz ve haksızlığa uğradığına inanan halk kesimleri terörün ve terör örgütlerinin istismarına açık hale gelmiştir. Türkiye olarak çok uzun süredir, sürdürülebilir olmayan bu gidişe dikkatleri çekiyor, başta terör ve İslamofobi olmak üzere yerel sorunların artık küreselleşmeye başladığını ifade ederek, yaklaşan sorunlar hakkında çağrılarımızı yapıyoruz" dedi.

SURİYE’DE YAŞANAN İNSANLIK DRAMI

Suriye'de, Şam rejiminin katlettiği insan sayısının 250 bine ulaştığına, yer değiştirenlerin ise 7 milyon civarında olduğuna, sadece Türkiye'de 1,5 milyona yakın Suriyeli göçmen bulunduğuna işaret eden Cumhurbaşkanı Erdoğan sözlerini şöyle sürdürdü: "Son haftalardaki göçmen akınıyla bu sayı daha da arttı. Şimdi ben değerli dostlarıma sesleniyorum, bakın bütün bu olanlar, bütün bu gerçekler ortada fakat kimse 'ey Türkiye 1,5 milyon insan senin ülkene geldi acaba biz size destek olarak, destek olarak ne yapabiliriz?' diyen yok. Şu ana kadar bize Birleşmiş Milletler Mülteciler Konseyi dahi olmak üzere gelen para 150 milyon. Bizim harcadığımız rakam ne şu anda 4,5 milyar dolara ulaştı. Ama kimse bir şey sormuyor. 'Nasıl olsa Türkiye harcıyor' diyor. Kamplar, Türkiye'nin içinde değişik yerlerde tabi ortaya çıkan değişik sosyolojik bazı sıkıntılar yaşıyoruz bu arada. Bütün bunlara katlanıyoruz. Ama bu konuda 'acaba biz ne yapabiliriz?' diyen yok."

Cumhurbaşkanı Erdoğan, 32 yıldır terörle mücadele edildiğini belirterek, şu anda ortaya çıkan IŞİD terörünün El Kaide'den türediğini ve onlardan Irak'ta ayrıldığını, Suriye'de palazlandığını, tekrar Irak'a döndüğünü, şu anda Irak'ın 3'te 1'ini işgal ettiğini, aynı şekilde bölgede başka terör örgütlerinin de bulunduğunu söyledi.

Konuşmasında Cumhurbaşkanı Erdoğan, "Peki ey dünya IŞİD gibi bir terör örgütü çıkınca ayaklanıyorsun da PKK gibi bir terör örgütü ortadayken niye ayaklanmıyorsun? Orada niye sesin çıkmıyor? Ona karşı niye bir 'ortak mücadele verelim' demiyorsun? Şimdi ben bunu anlamakta da zorlanıyorum. Dünya eğer siyaset adalet üzere kurulu olursa onun bir anlamı vardır. Ama eğer siyaset adaletten kopuksa orada bir netice almak mümkün değildir" dedi.

Yaşananların ortada olduğunu, Şam'da tamamen gayrimeşru hale gelmiş rejime gösterilen müsamaha ve kayıtsızlığın ortaya böyle acı bir tablonun çıkmasına zemin hazırladığını söyleyen Cumhurbaşkanı Erdoğan, BM ve diğer uluslararası örgüt ve devletlerin kayıtsızlığının tarihin en büyük dramlarından birisine oksijen sağladığını kaydederek, "Mısır'da halkın oylarıyla seçilen bir cumhurbaşkanının darbeyle indirilmesi, ardından toplu katliamların yapılması... Yakın siyasi tarihimizde var mı böyle bir şey? Bir günde 5 bin küsur insanın öldürüldüğü bir başka yer var mı?" diye sordu. Böyle bir katliamı yapan insanın "el bebek, gül bebek" kürsüye çıkarıldığını kaydeden Cumhurbaşkanı Erdoğan, "Bu nasıl bir yaklaşımdır? Nasıl bir anlayıştır" dedi.

“HAVADAN BOMBA ATMAK, SORUNA ANCAK GEÇİCİ BİR ÇÖZÜM SAĞLAR, SORUNUN ÜZERİNİ ÖRTER”

Cumhurbaşkanı Erdoğan, bu katliamda modern dünyanın tamamen kayıtsız kalmasının Mısır ve bölgesindeki ülkelerdeki insanların vicdanlarında tamiri zor yaralar açtığını bildirerek, neredeyse bir asırdır devam eden Filistin dramının bölge halklarında umutsuzluğun ve güvensizliğin yer etmesine neden olduğunu aktardı. Irak'ta eski rejimin devrilmesinin ardından başlayan sürecin Irak'a huzur ve demokrasi getirmediğini, ardında çok büyük bir trajedi bıraktığını, Bağdat yönetimine karşı yaptıkları dostane uyarıların ne Bağdat yönetimi ne de Irak üzerinde etkili ülkeler tarafından dikkate alındığını, bugün sorunun daha derin ve çetrefilli hale geldiğini anlatan Cumhurbaşkanı Erdoğan, başta Ortadoğu olmak üzere kriz bölgelerinde durumun sürdürülebilir olmadığını, bu sorunların yerel, lokal olmaktan çıkıp küresel boyut kazandığını söyledi.

Konuşmasında, "Ateş daha fazla ülkeye değmeden, daha fazla terör ve çatışma üretmeden el birliği içinde derhal söndürülmelidir. Şu anda Irak ve Suriye'deki terör örgütüne yönelik bir koalisyon tarafından yapılan operasyon, hiç kuşkusuz önemlidir. Ancak bunun yeterli olmadığını, sorunlara kalıcı çözümler üretecek mekanizmaların da devreye girmesi gerektiğini hatırlatmak isterim. Havadan bomba atmak, soruna ancak geçici bir çözüm sağlar, sorunun üzerini örter. Suriye'ye öncelikle insani yardım ulaştırılması konusunda, acil adımlar atılmalıdır" diyen Cumhurbaşkanı Erdoğan, Suriye'nin toprak bütünlüğü korunacak şekilde anayasal ve her kesimin eşit şekilde temsil edileceği parlamenter sistemin oluşturulmasının artık ertelenemez bir durum olarak karşılarında olduğunu vurguladı. Cumhurbaşkanı Erdoğan, Irak'ta her kesimin varlığına saygı gösterecek, her kesimin güvenliğini sağlayacak, bütün tarafların eşit temsilini temin edecek reformların gecikmeden hayata geçmesi gerektiğini belirterek, "Şu anda yapılacak operasyonlar, oluşturulan koalisyon sadece Irak'a yönelik olmaz. Hem Irak hem Suriye'yi hedef almalıdır. Hem Irak ve Suriye'yi hedef alacak böyle bir operasyon ve koalisyonun içerisinde Türkiye olarak zaten dışında kalamayız. Çünkü bin 250 kilometre sınırı olan biziz. Ve hedef ülke yine biziz" dedi.

“BÖLGEMİZDEKİ SORUNLARIN ÇÖZÜLMESİNDE SİYASİ DİYALOĞUN EN GEÇERLİ YÖNTEM OLDUĞUNA İNANIYORUZ”

Bir buçuk milyon insanın Türkiye'ye gelip sığındığını, bu adımı atmaları gerektiğini, böylece bölgede güvenliğin temin edileceğini söyleyen Cumhurbaşkanı Erdoğan sözlerini şöyle sürdürdü: "Onun için yaptığımız görüşmelerde ben hep şunu söyledim: Bir defa uçuşa güvenli bölge noktasında bu adımı atmamız şart. İki; güvenli bölge şart. Üç; eğit-donat noktasında adımın atılması şart. Bunlar öncelikli. Bunların bir defa yapılması gerekli. 'Şu olmaz, bu olmaz, şu olur.' Hayır, bunların 3'ünün de olması lazım. Biz olaya sadece bir terör örgütü açısından bakıyoruz. Aynı zamanda Suriye rejimi açısından bakıyoruz. Temenni ederim ki Irak'ta yeni oluşan rejim, hükümet orada başarılı bir uygulama, performans sergiler ve böylece orada da karaya yönelik atılacak adımlarda bundan önceki başbakan döneminde yaşananları tekrar yaşamayız. Çünkü bundan önceki başbakan ne yaptı? Terör örgütü Irak'a girdiğinde ordularını çekti ve bütün silahları orada bıraktı. O silahlar o terör örgütündeki silahlar. Bunu görmemiz lazım. Uluslararası toplum, acaba Filistin'de, Libya'da, Mısır'da acaba daha fazla inisiyatif alamaz mıydı? Niye alamadı. Bölgeyi derinlemesine etkileyen bu ve benzeri sorunlara kalıcı sorunlar üretilmesine yardımcı olamaz mıydı? Niye olmadı? Türkiye olarak bölgemizdeki sorunların çözülmesinde siyasi diyaloğun en geçerli yöntem olduğuna inancımızı, bizler muhafaza ediyoruz. Bazı komşularımızın içinde bulundukları çatışma ortamının sona erdirilmesinde halkların beklentilerini karşılayacak demokratik ve kapsayıcı düzenlerin tesis edilmesinin ilk şart olduğuna inanıyoruz. Zira siyasi istikrar olmadan ekonomik atılımlar gerçekleştirmesi ve toplumun tüm kesimlerine yayılan uzun vadeli bir kalkınma sağlanması mümkün değildir."

Cumhurbaşkanı Erdoğan, Türkiye'nin bölgesel iş birliği dinamiklerini harekete geçirmeyi hedefleyen girişimlere öncülük ettiğini dile getirerek, Balkanlardan Kafkaslar'a, Akdeniz'den Karadeniz'e kadar bölgesel aktörlerin ortak projeler etrafından bir araya gelmeleri ve bölgesel sahiplenmenin sağlanması için somut adımlar attıklarını ve atmaya devam edeceklerini söyledi. Enerjiden ulaşıma, ticaretten turizme her alanda iş birliğinin güçlendirilmesine çalıştıklarını bildiren Cumhurbaşkanı Erdoğan, Türkiye'nin uzun dönemli refahının ulusal ölçeği aşan bir ekonomik perspektifle mümkün olduğunu vurguladı. Ülkemizin yakın komşularıyla yürüttüğü ikili yüksek düzeyli stratejik iş birliği konseyi uygulamalarının bu açıdan büyük öneme sahip olduğu gibi uluslararası diplomasiye de özgün bir katkı getirdiğini kaydeden Cumhurbaşkanı Erdoğan, Türkiye'nin genç ve nitelikli iş gücü, dinamik ve istikrarlı ekonomisi, rekabetçi özel sektörü, büyük ölçekli iç pazarı, yerleşmiş mali disiplini, gelişen alt yapısıyla Avrupa'nın 6, dünyanın 17. en büyük ekonomisi olarak yükselen bir güç olduğunu söyledi.

Cumhurbaşkanı Erdoğan, Türkiye'nin kamu maliyesinin ve bankacılık sisteminin güçlendirilmesi sayesinde 2008'de başlayan küresel ekonomik krizden asgari düzeyde etkilendiğini, Türk ekonomisinin 2013 sonunda tüm olumsuzluklara rağmen yüzde 4 büyüdüğünü, büyüme oranının 2014'te yüzde 4, 2015 ve 2016'da yüzde 5 olarak gerçekleşmesinin öngörüldüğünü, bu başarının düzenli ve planlı bir çalışmanın sonucu olduğunu ifade etti. Ülkemizde bir güven ortamı oluşturduklarını ve inşa edilen istikrar sonucunda enflasyon ve kamu açıkları gibi temel makroekonomik istikrarsızlık unsurlarının büyük oranda sorun olmaktan çıktığını anlatan Cumhurbaşkanı Erdoğan, piyasaların rekabetçi bir ortamda serbest işleyişinin sağlandığını sözlerine ekledi.

“HEDEFİMİZ, 2023'TE KİŞİ BAŞINA DÜŞEN MİLLİ GELİRİN 25 BİN DOLARA ULAŞMASI”

Cumhurbaşkanı Erdoğan, Ülkemizde, kişi başına düşen milli gelirin 2002'de 3 bin 500 dolarken, bugün 3 kat artarak 10 bin 500 dolara ulaştığını aktararak, "Hedefimiz, onun da 2023'te 25 bin dolara ulaşması" dedi. Bunun asla bir hayal olmadığını belirtti. İstikrarı koruyarak, güven ortamını muhafaza ederek, mali disiplin ve para politikalarını dikkatle uygulayarak bu hedeflere ulaşılacağını söyleyen Cumhurbaşkanı Erdoğan, "Tabii bütün bunlar olurken, bir şey daha var. Nedir o? Bakıyorsunuz kredi derecelendirme kuruluşları, Türkiye ile ilgili zaman zaman durağan, bazen eksiye yönelik böyle saçma sapan açıklamalar yapıyorlar. Bunlar, ekonomik, bilimsel açıklamalar değil. Bunları önce başka kredi derecelendirme kuruluşu da yapıyordu. Bunlara bir de biz bedel ödüyoruz. Dedik ki 'Buna artık biz bedel ödemekten çıkalım, artık biz daha bu konularda dürüst hareket edenlerle çalışalım.' Şuanda iki tanesi var, 'Onlar dürüst çalışıyor' diye düşünüyorduk. Baktık ki şimdi onlar da siyasi kararlar veriyorlar. Yani bölgede ekonomik olarak batmış, bitmiş ülkeye birden hemen hemen onları 6 kat yükseltiyor ama Türkiye'yi bu noktada tutuyor. Bu nasıl bir samimiyet, bu nasıl bir dürüstlüktür? Böyle bir şey olabilir mi?" dedi.

Cumhurbaşkanı Erdoğan, "Biz kredi derecelendirme kuruluşlarıyla, medyanın attığı başlıklarla buraya gelmedik ki. Biz, iş adamlarımızla, çiftçimizle, sanayicimizle, onlarla buraya geldik. Bundan sonra da yine onlarla beraber yürüyeceğiz. Eğer bu tür önemli kuruluşlar, siyasi kararlar vermek suretiyle ülkelerin kaderi üzerinde baskı oluşturmaya çalışırlarsa bu dünyada ekonomik noktada da adaletin maalesef tamamıyla yok edilmiş olması anlamına gelir" ifadelerini kullandı. Türkiye'nin 1 Aralık 2014'ten itibaren G-20 Platformu'nun dönem başkanlığını bir yıl süreyle üstleneceğini hatırlatan Cumhurbaşkanı Erdoğan, "Türkiye olarak üstleneceğimiz sorumluluğun farkındayız. İçerik ve organizasyon hazırlıklarımız hızla devam ediyor. Turizmin Liderleri Zirvesi'nin ardından önceliklerimizi nihai hale getirecek ve 1 Aralık'ta da G-20 üyeleri ve uluslararası kamuoyuyla bunu paylaşacağız" dedi.

“G-20 ÜLKELERİNİN ORTAYA KOYDUĞU TAAHHÜTLERİN YERİNE GETİRİLMESİ BÜYÜK ÖNEM ARZ EDİYOR”

Cumhurbaşkanı Erdoğan, küresel ekonomiye yönelik risk ve belirsizlikleri bertaraf etmek için G-20 üyelerinin küresel krizin hemen ardından sergilediği iş birliği ve kararlılık ruhunu muhafaza etmesinin büyük bir ihtiyaç olduğunu belirterek sözlerini şöyle sürdürdü: "2015'te mutlaka bu yönde yeni adımlar atılmalıdır. Ayrıca G-20 ülkelerinin ortaya koyduğu taahhütlerin büyük bir kararlılıkla yerine getirilmesi de büyük önem arz ediyor. Özellikle ülkelerce verilmiş taahhütlerin uygulanması sürecinin yakından takibi, temel amaçlarımız arasında olacaktır. Büyümenin lokomotifi olan uluslararası ticaretin desteklenmesi ve yatırımların önünün açılmasına da büyük önem veriyoruz. Bu itibarla G-20 Dönem Başkanı olarak çok taraflı ticaret sisteminin güçlendirilmesini, temel önceliğimiz olarak belirledik. Korumacılıkla mücadele ve ticareti kısıtlayıcı önlemlerin azaltılması konusunda güçlü bir irade ortaya koyacağız. Altyapı başta olmak üzere, yatırım çalışmalarına büyük önem vereceğiz. Yatırımların büyümeye olan katkısına daha güçlü bir vurgu yapacağız. Gelişmekte olan ülkelerin başta IMF olmak üzere küresel finansal kuruluşlardaki temsilinin iyileştirilmesi yönündeki girişimlere de devam edeceğiz. Başkanlığımız döneminde ayrıca dayanıklı bir finansal sistemin tesis edilmesi amacıyla daha dengeli bir finansal yapının teşvikini de gündeme taşıyacağız. Bir diğer önemli husus ise düşük gelirli ülkelerin kalkınmasıdır. G-20 çatısı altında düşük gelirli ülkelere ilişkin güçlü bir vurgunun tesisi, en önemli önceliklerimiz arasındadır. Diğer ülkelere ve paydaşlara yönelik açılım çabaları, G-20'nin meşruiyetinin güçlendirilmesi bakımından özel bir önem taşıyor. G-20 üyesi olmayan ülkeleri, uluslararası kuruluşları, sivil toplum temsilcilerini, ticaret birliklerini, araştırma merkezlerini diğer kar amacı gütmeyen kuruluşları kapsayacak şekilde dışa açılım politikası izleyeceğiz. Böylelikle daha kapsayıcı ve demokratik bir G-20 idealimize de bir adım daha yaklaşmış olacağız."

Cumhurbaşkanı Erdoğan, Türkiye'nin ispatlanmış doğalgaz ve petrol rezervlerinin 4'te 3'üne sahip bölge ülkeleri ile Avrupa'daki tüketici pazarları arasında oldukça önemli bir konuma sahip olduğunu belirterek, ''Bu ayrıcalıklı konumu Türkiye'ye enerji güvenliği noktasında fırsatlar sağlamakta, aynı zamanda sorumluluklar da yüklemektedir'' ifadesini kullandı. Türkiye'nin ana önceliklerinden birinin istikrarlı bir şekilde artan enerji talebini karşılamak olduğunu aktaran Cumhurbaşkanı Erdoğan, ''Türkiye ayrıca çeşitli projeler vasıtasıyla Avrupa'nın enerji güvenliğine de katkı sağlamak arzusundadır. Azerbaycan başta olmak üzere dost, kardeş ve müttefik ülkelerle birlikte doğu-batı enerji koridorunu geliştirdik. Bakü-Tiflis-Ceyhan ve Bakü-Tiflis-Erzurum boru hattı projeleri, bu koridoru başarıyla hayata geçirdiği iki temel bileşenidir. Türkiye ve Azerbaycan tarafından Trans Anadolu Boru Hattı Projesi, yani kısa adıyla TANAP geliştirilmiştir" dedi.

GİRİŞİMCİLERE TEŞVİKLER

Cumhurbaşkanı Erdoğan, girişimciliğin önemsedikleri, destekledikleri ve teşvik ettikleri bir başka alan olduğunu dile getirerek, ''Türkiye, KOSGEB gibi kurumlarla girişimci ruhlara hayallerini gerçekleştirebilmeleri için fırsatlar sunmakta ve TÜBİTAK gibi kurumlarla da onların katma değeri yüksek sektörlerde var olabilmelerinin önünü açmaktadır. Bu alanda Türkiye, tecrübelerini tüm dost ve kardeş ülkelerle paylaşarak birlikte büyüme gündemiyle hareket etmektedir'' diye konuştu.

Son 12 yılda alt yapı alanında çok büyük adımlar attıklarını, 17 bin kilometrenin üzerinde bölünmüş yol inşa ettiklerini, yüksek hızlı tren projesini hayata geçirerek Avrupa'nın altıncı, dünyanın da sekizinci yüksek hızlı tren işletmecisi konumuna yükseldiklerini anlatan Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Asrın projesi olarak tanımladığımız boğazın altından geçen Marmaray'ı açarak, Avrupa ve Asya kıtalarını boğazın altından tüp geçitle birbirine bağladık. Şimdi önümüzdeki yıl, ayrıca otomobille yine boğazın altından geçebileceğimiz tüp geçidi inşallah bitireceğiz. Ve Türkiye'nin her yerinde bölünmüş yol, demiryolu, yüksek hızlı tren hatları, liman, havalimanı, okul, hastane, konut yatırımlarımız çok hızlı şekilde devam ediyor. Ve ayrıca 3. köprü olarak Yavuz Sultan Selim Köprüsü'nü inşa ediyoruz. O da önümüzdeki yılın sonuna kadar bitmiş olacak. Ve bu attığımız adımlarla, Türkiye nereden nereye geldiğini ispatlaması bakımından önemli bir ülke olduğunu ispatlamış durumdadır. İstanbul’da dünyanın 1 numarası olacak bir havalimanı, şu anda inşa ediliyor. Yine İstanbul'da bu 3. köprümüzün bir özelliği de, 4 gidiş ve 4 geliş olmak üzere şeritlerin dışında, bir de raylı sistemin bu köprü üzerinde olmasıdır. Bilişimde, eğitimde, sağlıkta yatırımlarımız aynı şekilde devam ediyor. Bütün bu yatırımları destekleyecek şekilde demokratikleşme adımlarımız da Türkiye'nin ufkunu açıyor” dedi.

ÇÖZÜM SÜRECİNDE KARARLILIK

Konuşmasında Çözüm Sürecini başlattıklarını ve kararlı şekilde ilerlettiklerinin altını çizen Cumhurbaşkanı Erdoğan, AB'ye tam üyelik yolunda kararlılıklarını muhafaza ettiklerini, Türkiye'yi son 12 yılda önemli demokratik reformlarla buluşturduklarını ve bunları daha ileri seviyelere taşımanın mücadelesini verdiklerini bildirdi. Cumhurbaşkanı Erdoğan, güçlü ekonomisi, genç nüfusu, doğal zenginlikleri ve stratejik coğrafi konumuyla Türkiye'nin bölgesinden dünyaya açılan bir fırsat penceresi ve yatırımlar için en cazip ülkelerden birisi olduğunu ifade etti.

Bölgede ve dünyada en güçlü şekilde barış ve dayanışmayı savunduklarını anlatan Cumhurbaşkanı Erdoğan sözlerini şöyle sürdürdü: ''Ülke içinde de toplumsal huzuru, refahı artırmanın mücadelesini veriyoruz. Bölgede yaşanan tüm olumsuzluklara rağmen Türkiye istikrarla, güvenle büyümesini sürdürüyor. Hiç kuşkusuz Türkiye'nin tesis ettiği bu istikrar ve güven ortamından rahatsız olanlar, Türkiye hakkında aldatıcı değerlendirmeler yapanlar, bunları da mümkün olduğunca yaygınlaştırmaya çalışanlar var ve ulusal, uluslararası medyada Türkiye hakkında çıkan kimi haberlere temkinli yaklaşılmasını burada özellikle hatırlatmak isterim. İşte son aylarda ulusal ve uluslararası medyada Türkiye'nin teröre destek verdiği yönünde bazı asılsız haberler yapıldı ve çok çirkin bir karalama kampanyası yürütüldü. 49 konsolosluk mensubunuzun IŞİD elinde bulunması, temkinli olmamızı ve davranmamızı gerektiriyordu ve önceki cuma gerçekleşen başarılı bir operasyonla vatandaşlarımızı IŞİD'in elinden aldık. IŞİD karşısında temkinli, dikkatli ve soğukkanlı duruşumuzu farklı yerlere çekmeye çalışan, bunu da bir karalama kampanyasına dönüştürenler, inanıyorum ki mahcup olmuşlardır. Ciddi bir itibar kaybına uğradılar.''

TÜRKİYE’YE YÖNELİK ALGI OPERASYONLARI

Cumhurbaşkanı Erdoğan, Türkiye'ye yönelik bir başka önyargılı yaklaşımı da yurt dışında gördüğünü aktararak, ''Başbakanımızla bizler, Ankara'da bir camiden çıkıyoruz ve o görüntüyü 'İşte IŞİD'in militanlarının olduğu bölge' diye veriyorlar. Daha sona tabi kendileri uyarılıyor, uyarıldıktan sonra da yanlış olduğunu yazıyorlar. Hele şükür ki bunu yazabildiler. Çünkü yazmadıkları zamanlar da oldu'' dedi.

Konuşmasının sonunda, Türkiye'nin, bölgenin, dünyanın parlayan yıldızı olduğunu vurgulayan Cumhurbaşkanı Erdoğan, ''Bunu muhafaza edeceğiz. İnşallah ışığını daha da güçlendirecek. Türkiye'nin başarısı da çok geniş bir coğrafya için iyi örnek olmaya devam edecek" dedi.

FORUMA KATILAN DEVLET VE HÜKÜMET BAŞKANLARIYLA AKŞAM YEMEĞİ

Cumhurbaşkanı Erdoğan, daha sonra Dünya Ekonomik Forumu toplantısına katılan konuk devlet ve hükümet başkanlarıyla akşam yemeğinde bir araya geldi.

Tüm Haberler