15 Temmuz

 

10 Soruda FETÖ

 

 

 

"Sizin Vakur Duruşunuz, Bu Milletin Vakur Duruşunun Bir İfadesidir"

21.09.2014
"Sizin Vakur Duruşunuz, Bu Milletin Vakur Duruşunun Bir İfadesidir"

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Irak'ta bir süredir alıkonulan ve başarılı bir operasyonla kurtarılan Musul Başkonsolosu, ailesi ve Başkonsoloslukta bulunan vatandaşlarımızı kabul etti.

 

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Irak'ta bir süredir alıkonulan ve başarılı bir operasyonla kurtarılan Musul Başkonsolosu, ailesi ve Başkonsoloslukta bulunan vatandaşlarımızı kabul etti.

Çankaya Köşkü’nde gerçekleşen ve eşi Emine Erdoğan’ın da katıldığı kabulde yaptığı konuşmada Cumhurbaşkanı Erdoğan, ”Dün sabahın erken saatlerinde ülkemize dönüşünüz bize gerçekten ayrı bir mutluluk yaşattı.102 gün aradan sonra bu buluşma adeta bir bayram buluşması gibiydi” dedi.

"GEÇEN ZAMAN İÇİNDE SÜRECİ SÜREKLİ TAKİP ETTİK"

Geçen zamanda sürekli olarak takip içinde olduklarını, herhangi bir tahrike, oyuna gelmeden, hassasiyetleri dikkate alarak, süreci takip etiklerini anlatan Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Rabbime hamdolsun, bayram denilecek bir sonla bu iş noktalanmış oldu. Bu tabii ayrı bir mutluluktu, bu bir özgürlüğe kavuşmaydı. Bir hürriyete kavuşmaydı. Musul Başkonsolosumuz, ailesi ve çalışma arkadaşlarını kabul edip, sizlerle bir arada olmak şahsım, ailem, milletim için ayrı bir mutluluk vesilesi" dedi.

Musul Başkonsolosu ve Başkonsoloslukta bulunan vatandaşlarımızın bulundukları 8 ayrı noktada çile doldurduğunu, aynı çileyi ailelerin de ülkemizde doldurduğunu ifade eden Cumhurbaşkanı Erdoğan, hepsine geçmiş olsun dileğini iletti. Cumhurbaşkanı Erdoğan, konuklarının hiçbir oyuna gelmedikleri, tahriklere kapılmadıkları ve metanetle kurtuluşu bekledikleri için bu davranışlarının her türlü takdirin üstünde olduğunu belirterek, ”Buradaki bu vakur duruş, bu milletin vakur duruşunun da ayrı bir ifadesi” dedi.

"ORADA BİR KARDEŞİMİZİN BURNUNUN KANAMASI BİZİ KAHREDERDİ"

Olayın gerçekleştiği zaman görevini Başbakan olarak sürdürdüğünü hatırlatan Cumhurbaşkanı Erdoğan, ”Cumhurbaşkanı olduğum andan itibaren de aynı şekilde, bulunduğum makamın sorumluluğu mesuliyeti neyse, bu takibi sürdürdüm. Bu bizim her zaman acil gündem maddemiz oldu. Hatta bir keresinde Özay Hanım’ı da kabulümüzde kendisine de söylemiştim; Sizlerle sürekli irtibat kurmuyoruz diye, ‘Bu iş acaba unutuldu mu? diye düşünürseniz biz de üzülürüz’ demiştim. Çünkü biz her an bu işle yatıp, bu işle kalkıyoruz. Gerek Dışişleri Bakanım, Dışişleri Bakanlığı Müsteşarım, gerek MİT Müsteşarım ve oradaki ekipler sürekli bu işin içindeler. Sürekli kendileriyle görüşüyorum, irtibat halindeyiz ve her şey an meselesi diye düşünüyoruz. Ama tabii öyle gelişmeler oluyor ki, bir anda bakıyorsunuz bir noktadan alıyorlar öbür noktaya getiriyorlar, oradaki hazırlıklarınız değişiyor. Oradan alıyorlar bir başka yere götürüyorlar, yaptığınız hazırlıklar orada değişiyor. Tabii bütün bunlarla beraber bir yerde bir kovalamaca oynuyorsunuz. Ama bu iş, heyecanla, duygusal olarak olmazdı. Eğer böyle bir şeyi yapmış olsaydık, Allah muhafaza, orada bir kardeşimizin burnunun kanaması bizi kahrederdi. İşte şu anda İngilizlerin, Amerikalıların başına gelenleri duydunuz, gördünüz, görüyorsunuz. Allah göstermesin, böyle bir şeyi biz yaşamak istemezdik. Rabbimin de lütfuyla, hamdolsun bugünlere ulaşmış olduk" dedi.

"DEVLET YÖNETMEK BAKKAL İŞLETMEYE BENZEMEZ"

Başta Milli İstihbarat Müsteşarı ve Teşkilatı ile Genelkurmay Başkanı ve tüm ekibinin de aynı hassasiyetle iç içe görevlerini sürdürdüğünü vurgulayan Cumhurbaşkanı Erdoğan sözlerini şöyle sürdürdü: "Burada MİT, Emniyet Teşkilatımız, Silahlı Kuvvetlerimiz, hiçbirisi ayrı bir şey içerisinde olmadı. Hepsi beraber, birlikte bir hazırlığın içerisinde olduk. Bu çalışma birlikte yürüdü. Çünkü burada et ve tırnak gibiydik, ayıramazdık. Bu çalışmayı bu hassasiyet içerisinde sürdürmemiz gerekirdi. Tabii konuştuklarımız, konuşacaklarımız bir de konuşamayacaklarımız var. Çünkü devlet yönetmek bakkal işletmeye benzemez. Buradaki bu hassasiyetleri korumak durumundasınız. Korumadığınız zaman bunun farklı faturaları gelir. Bu faturalara da katlanmak öyle kolay bir iş değil."

Cumhurbaşkanı Erdoğan, umutlarını hiçbir zaman yitirmediklerini dile getirerek, “İnanın, başarısız olmayı aklımızın ucundan dahi geçirmedik. Ama 'Sabredeceğiz' dedik. O gün 'Umudu kaybetme, inşallah bu iş hayırlı bir şekilde neticelenecek' dedik. Bunu da yakaladık. Burada sizlerin can güvenliğini düşünmek bizim asli görevimizdi. Özgürlüğe kavuşturmak asli görevimizdi. Aynı zamanda da tabii Türkiye Cumhuriyeti'nin itibarını muhafaza etmek bizim için çok çok önemliydi. Eğer biz, bazı koalisyon taleplerine, tekliflerine o anda hemen 'Ne demek tabii biz de varız' denilebilirdi. Dünyanın devleri bir arada. İşte beraber ‘onu da yapalım bunu da yapalım’ diyorlar. Ama biz hemen bu işe 'evet' diyemezdik. Çünkü bizim 49 canımız var. 'Bizim için bunlar hallolmadan adım atmayız, atamayız' dedik ve personelimizin can güvenliğini, onların özgürlüğünü düşünerek yol haritamızı buna göre belirledik" dedi.

"PERSONELİMİZİN CAN GÜVENLİĞİNİ DÜŞÜNÜP SÜKÛTU TERCİH ETTİK"

Alıkonulma hadisesini isabetli bir yaklaşımla kamuoyu gündeminden uzak tutma çabası içerinde olduklarını ve bu son derece hassas, nazik, istismara açık olan konuyu koruma altına aldıklarını, istismarına da fırsat vermediklerini anlatan Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Üzülerek ifade etmeliyim ki içeride ve dışarıda bazı siyasetçiler ve bazı medya kuruluşları bilerek, ya da durumun nezaketini bilmeden oldukça sorumsuz tavırlar sergilediler, bu oyuna da gelebilirdik ama gelmedik. Biz personelimizin can güvenliğini düşünüp sükûtu tercih ederken, konuşmak yerine iş yapmanın mücadelesini verirken durumun hassasiyetinden maalesef rant sağlama gayreti içerisinde olanlarda bu arada oldu. Onlar söyledikleri sözlerin, maalesef attıkları manşetlerin, yaptıkları yorumların personelimizin canına mal olabileceğini düşünmezken biz sabırlı davrandık, sabırlı davranmak durumundaydık. Nihayetinde bugün tedbirli ve temkinli tavrımızın neticesini, hamdolsun aldık” dedi.

"O DUYGULU ANLARI İZLEYİP BİZ DE DUYGULANDIK"

Cumhurbaşkanı Erdoğan, ülkemizin tarihe malolacak bir imtihan sürecinden geçtiğini ve bu imtihanın başarılı bir şekilde neticelendiğini anlatarak, “Tabii tüm personelimizin sağ, salim evlerine ulaşması, bütün yakınlarına, annelerine, babalarına, eşlerine, yavrularına ulaşması bizleri çok, çok mutlu etti. O duygulu anlarınızı ekranlarda izledik ve bizde duygulandık, milletçe duygulandık, ülkemizin dün bugün hakikaten gündeminde olan çok önemli bir bu buluşma oldu. Türkiye artık eski Türkiye değil, Türkiye yeni Türkiye vurgusunu yaparken işte esasında biz bunu kast ediyoruz, yeni Türkiye bu" dedi.

"BÜYÜK DEVLETLERİN BİRTAKIM RİSKLERLE KARŞILAŞMASI SON DERECE DOĞALDIR"

Büyük bir devlet olarak, birtakım risklerle karşılaşmanın, birtakım imtihanlara maruz kalmanın son derece doğal olduğuna işaret eden Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Bakın şu anda bir milyon üç yüz bin Suriyeli ve Iraklıyı eğer topraklarımızda bir Ensar anlayışıyla misafir ediyorsak, bu milletin büyüklüğünün ifadesidir. Bazıları bunu kavrayamayabilir, bunun bize getirdiği bazı sıkıntılar yok mu? Var, bunlarında farkındayız. Ancak hiç unutmayın ki bombaların altında onları bırakmak çok büyük bir zulüm olurdu. Ama büyüklüğümüze de yakışan da bu, bırakın biraz biz sıkıntı çekelim. Ama o insanlara ev sahipliği yapmak bizim tarih boyunca, bu Türkler var ya, bunlar o bombaların altından kaçan hele, hele dün televizyonda engelli bir yaşlı teyzenin sürünerek bizim topraklara geçişini gördüm. İzleyenleriniz herhalde o hali gördüler. Şimdi onu siz, orada nasıl bombaların altında bırakırsınız? O ufacık yavruların bir tanesi annesinin sırtında, bir tanesi kucağında o sınırdan kim bilir kaç kilometre yürüdüler? Çıkışları, geçişleri seyredilebilir mi? İzlenilebilir mi? Bunlara karşı biz ecdadımızdan aldığımız o ahlak anlayışını, o medeniyet anlayışını, o oluşan kültürümüzü bizim bugün de yaşamak, gelecekte de yaşatmak durumundayız ve şu anda yaptığımızda budur. Bakın ayrımcılığımız var mı? Yok, Arabı da geliyor, Kürdü de geliyor, Yezidisi de geliyor ne mezhep ayrımı, ne etnik unsur ayrılığı, hepsini biz şu anda bağrımızı açtık ve kucaklıyoruz. Geçen gün Diyanet İşleri Başkanım bana çok enteresan bir şey anlattı, İstanbul’da 13 – 14 yaşında bir kız çocuğu Suriyeli, trafikte maalesef bir bayanın kullandığı bir arabanın altında kalıyor. Yani adeta kemikleri kırılarak araba üstünden geçiyor ve çocuğu hastaneye kaldırıyorlar, yoğun bakıma alıyorlar neyse annesi babası aranıyor, bulunuyor ve tabii polisler zabıt tutacaklar, tutanaklar oluşturulacak. ‘Ben davacı değilim’ diyor baba. Diyorlar çocuk yoğun bakımda her an ölebilir niye davacı olmuyorsun? Adamın verdiği cevap çok enteresandır, Suriyelinin, bana diyor tabii şahsımın ismini de vererek ‘Erdoğan kucak açtı, bu millet Türk milleti kucak açtı, bizi bu vatana kabul ettiler, biz ölümden kurtularak buraya geldik. Benim çocuğumun yaralı olmasını bırakın ölse dahi ben davacı değilim’ diyor. Bu arada arabayı kullanan bayan beyi ile beraber geliyor ve davacı olmadığını öğrenince tabii merak ediyor, ‘Neden davacı değilsin?’ diyor. Çok enteresan gene verdiği cevap, ‘Çocuğum ölse de davacı değilim’ yine aynı şeyi tekrar ediyor, ‘Çünkü bizi Türkler bombalardan ölümden kaçarken onlar bize gönlünü açtı, bizi bu topraklarda ağırlıyorlar.‘ Şimdi tabii ki oradan kaçanların içerisinde böylesi de var, maalesef farklı durumda olanı da var. Biz bardağın dolu tarafına bakacağız, her toplumun tabii ki kötüsü de var, iyisi de var. Ama biz bütün geleceğimizi bu iyilikler üzerine inşa edeceğiz. Çünkü biz her şeyden önce insani vazifemizi, vicdani vazifemizi, İslami vazifemizi de böylece yerine getirmiş olacağız” dedi.

"TÜRKİYE KRİZ BÖLGELERİNDEN VATANDAŞLARINI ANINDA TAHLİYE EDEBİLEN BİR ÜLKE"

Türkiye’nin kriz bölgelerinden vatandaşlarını, hatta başka ülke vatandaşlarını anında tahliye edebilen bir ülke olduğunu vurgulayan Cumhurbaşkanı Erdoğan, bu konuda Libya örneğini verdi. Cumhurbaşkanı Erdoğan sözlerini şöyle sürdürdü: “Biliyorsunuz, oradaki yüzlerce, binlerce hem bizim vatandaşlarımızı, hem başka ülke vatandaşlarını tahliye etmiş bir ülke görevini ortaya koyduk. Ve kimsenin ırkına, inancına, mezhebine bakmaksızın bu adımları atmış bir ülkeyiz. Üstelik Türkiye bütün bunları hamdolsun diz çökmeden yerine getirdi.

Konuşmasının sonunda, Musul Başkonsolosluğu personeline ve ailelerine geçmiş olsun dileklerini yineleyen Cumhurbaşkanı Erdoğan konuşmasını şöyle tamamladı: ”Tabii özellikle Başkonsolosumuz Öztürk kardeşimizin bu süre içerisindeki tavrını, buradaki gerek MİT teşkilatımızla, gerek Dışişleri Teşkilatımızla kurdukları diyaloglardaki vakur duruşlarını ve bu noktadaki istihbarı anlayışları iyi yönetmeleri sebebiyle takdirle yâd ediyorum. Tabii işin ilk safhalarında çok daha farklı bir iletişim vardı. Ama daha sonra tabii bazı imkânlar elden gitti biliyorum, bunların hepsi bilgim dahilindedir. Ama sekiz ayrı noktada bu gidiş gelişlerde büyük eza cefa oldu. Tabii burada hanım kardeşlerim, gerek oradaki yavrularımız onlar bu işin çok daha büyük çilesini çektiler, acısını çektiler ve ben kendilerini özellikle tebrik ediyorum. Dışişleri Teşkilatımıza, Milli İstihbarat Teşkilatımıza ve tekrar Türk Silahlı Kuvvetlerimizin başta Genelkurmay Başkanım ve ekibine teşekkür ediyorum. Tabii tüm ailelere gösterdikleri bu vakur, sabırlı duruşları sebebiyle şahsım, milletim adına şükranlarımı bildiriyorum ve bu vesileyle tabii çok ayrı kaldınız, diyorum ki, bu ara şöyle bir ay izin İnşallah yapalım, yasal olarak bir ay izinli sayalım. Ve bir ay izin kullanmak suretiyle sizler şöyle ailece bir arada olun. İnşallah bu üç ayrılık gerçi bir ay içinde gitmez ama yine de hayat devam ediyor değil mi? Bir ay, bir aydır, gerçi okullar da başladı. Ama okullarla beraber kaynaşarak bu süreci İnşallah devam ettirmiş oluruz. Allah yar, yardımcımız olsun, tekrar sizlere mutluluklar diliyorum.”

Tüm Haberler