15 Temmuz

 

10 Soruda FETÖ

 

 

 

“Gezi ve 17 Aralık Olayları Karşısında Dik Durmasaydık, Bugün Çok Farklı Bir Türkiye’de Yaşıyor Olurduk”

18.09.2014
“Gezi ve 17 Aralık Olayları Karşısında Dik Durmasaydık, Bugün Çok Farklı Bir Türkiye’de Yaşıyor Olurduk”

TÜSİAD Yüksek İstişare Toplantısı’na onur konuğu olarak katılan Cumhurbaşkanı Erdoğan, Türkiye’de ne zaman herkesin kazanmaya başladığı bir süreç başlasa darbe ve müdahalelerin ortaya çıktığını belirterek, “Gezi olayları ve 17-25 Aralık darbe girişimleri... Bu çirkin ihanet girişimlerinin karşısında dimdik durduğumuz için son 12 yılda kazancına kazanç katmış olanlar çıkıp rahatsızlık ifade ediyor. İşte bu zihniyet ve düşüncenin arkasında eski Türkiye’nin alışkanlıkları ve kısır döngüsü var” dedi.

 

TÜSİAD Yüksek İstişare Toplantısı’na onur konuğu olarak katılan Cumhurbaşkanı Erdoğan, Türkiye’de ne zaman herkesin kazanmaya başladığı bir süreç başlasa darbe ve müdahalelerin ortaya çıktığını belirterek, “Gezi olayları ve 17-25 Aralık darbe girişimleri... Bu çirkin ihanet girişimlerinin karşısında dimdik durduğumuz için son 12 yılda kazancına kazanç katmış olanlar çıkıp rahatsızlık ifade ediyor. İşte bu zihniyet ve düşüncenin arkasında eski Türkiye’nin alışkanlıkları ve kısır döngüsü var” dedi.

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Türk Sanayicileri ve İş adamları Derneği’nin (TÜSİAD) Yüksek İstişare Toplantısı’na onur konuğu olarak katıldı ve bir konuşma yaptı.

 

 

Four Seasons Bosphorus Otel’de düzenlenen toplantıda yaptığı konuşmada Cumhurbaşkanı Erdoğan, yeni bir Türkiye inşa olurken TÜSİAD’ın engin tecrübesinden istifade ederek, yenilenen vizyonuyla Türkiye’nin kalkınmasına, daha fazla refaha, daha ileri demokratik standartların yakalamasına katkılar sağlayacağına yürekten inandığını ifade etti.

28 ŞUBAT MÜDAHALESİ VE EKONOMİK İSTİKRARSIZLIK

Cumhurbaşkanı Erdoğan, 2003-2014 yılları boyunca hükümetlerinin en öncelikli günden maddesinin ekonomi olduğuna işaret ederek, “Burada bulunan hemen her arkadaşımız Türkiye'de 2000 ve 2001 hatta 2002 yıllarında yaşanan krizleri eminim ki hatırlıyorlar. Sizler de çok iyi biliyorsunuz ki o büyük kriz aslında büyük bir sıkışmanın neticesi olarak ortaya çıkmıştı. Her ne kadar bir anayasa kitapçığının fırlatılması krizi tetiklemiş olsa da, aslında 10 yıllardır devam edegelen istikrarsızlık, belirsizlik, koalisyon dönemleri kriz enerjisinin birikmesine yol açmış, o enerji de birden bire açığa çıkarak, tüm dengeleri altüst etmişti. Krize yol açan o sıkışmanın çok sayıda sebebi vardır. Ancak burada özellikle bir sebebi tekrar hatırlatmak isterim. 28 Şubat müdahalesi halkın oylarıyla iş başına gelmiş bir iktidarı postmodern darbe yöntemleriyle görevden uzaklaştırdı. 54. hükümet sadece 1 yıl görevde kalmıştı ancak o 1 yıllık kısa süre zarfında ekonomiye ilişkin oldukça önemli ve olumlu adımlar atılmıştı. 54. hükümetin programı, hedefleri, icraatları, tabii o karmaşa ortamında hiç dikkate alınmadı. Gücü elinde bulunduran bir darbe koalisyonu her ne pahasına olursa olsun 'hükümet devrilecek' dedi. Maalesef seçimle gelen bir hükümet manşetlerle, brifinglerle, açıklamalarla, çeşitli ayak oyunlarıyla görevden uzaklaştırıldı. Demokrasi diyoruz ya eğer demokrasiyse halkın iradesine o seçildikleri süre içinde seçilenlere saygı duymak, eğer onu görevden indireceksen o zaman sandığın yine yeni dönemini beklemek ve sandık zamanı geldiğinde de o irade ki halkın iradesidir, kutlu irade o iradedir. O irade tekrar onu sandıktan indirir. Ardından da o ülke bir defa paha biçilmez o bedeli ödemek durumunda kalmıştır, işte biz de o bedelleri ödedik. Ekonomide dengeler alt üst oldu, faizler yükseldi, IMF ile çok yüksek faizli anlaşmalar yapıldı, belirsizlik ve istikrarsızlık yatırımların önünde ciddi bir engel teşkil etti" dedi.

“28 ŞUBAT SÜRECİ, HİÇ KİMSEYE BİR ŞEY KAZANDIRMAMIŞTIR”

28 Şubat ve sonrasında başlayan sürecin, hiç kimseye hiçbir şey kazandırmadığının belirten Cumhurbaşkanı Erdoğan sözlerini şöyle sürdürdü: "Bunun istisnaları olmuş olabilir, 28 Şubat darbesi çok küçük bir azınlığın, mutlu bir azınlığın çok ciddi manalarda maddi kazançlar elde etmesini sağlamış olabilir. Ancak ülkenin geneline baktığınızda sanayiciden ihracatçıya, KOBİ’lerden esnafa, işçiden memura, çiftçiden köylüye, yoksula, işsize kadar herkes ama herkes o süreçte ciddi kayıplar yaşadı.”

TÜRKİYE’NİN İSTİKRARINI ENGELLEME GİRİŞİMLERİ

Cumhurbaşkanı Erdoğan, 2002 yılından geriye doğru bakıldığında aslında bunun bir kısır döngü olarak Türkiye'nin önündeki en büyük sorun olduğunun görüldüğüne işaret ederek, “Bakın bu noktanın üzerinde özellikle durmak istiyorum. Türkiye'de öyle bir sistem, öyle bir döngü inşa edilmiş ki ne zaman işler iyiye gitse, ne zaman herkesin kazanmaya başladığı bir süreç başlasa işte o zaman darbe olmuş, o zamanlarda müdahale olmuş, o zamanlarda kaos ortaya çıkmış, kriz ortaya çıkmış. Türkiye'nin bunu defalarca ve tekrar tekrar yaşadı. Hatırlayın dün idam yıl dönümü olan merhum Menderes'in başındaki hükümet, ekonomiyi büyütüyor ve refahın toplumun tüm kesimlerine yaygınlaşmasını sağlıyor ve böyle bir dönemde sokaklar karıştırılıyor, manşetlerle kaos pompalanıyor, o dönemlerde ekonomik operasyonlar yaptılar o dönemlerde. En sonunda da askeri darbe yapıp hükümeti uzaklaştırdılar. Şimdi bu dönemi yaşça benden çok daha büyük olanlar kendileri de yaşadılar. 1970'lerde aynı şekilde Türkiye belli bir ivme yakalayınca önce anarşi geldi, okullarımıza gidemez olduk. Böyle dönemleri yaşadık, sokaklar karıştı ardından askeri darbe geldi. Merhum Özal'ın başlattığı kalkınma süreci aynı şekilde akamete uğratıldı. Merhum Erbakan'ın 54. hükümetle başlattığı reform süreci 28 Şubat müdahalesiyle kesintiye uğratıldı. Açık söylüyorum içeride ve dışarıda birileri 'sadece biz kazanalım millete ne olursa olsun' dediler. Yüksek faizle 'kazanalım' dediler. Ucuz kamu kredileriyle, kamu kaynakları ve teşvikleriyle 'sadece biz kazanalım' dediler. O kadar ki bizim olmadığımız yerde hiç kimse olmasın dediler. Anadolu'da palazlanan yatırımlardan dahi rahatsızlık duydular ve bunların da önünü kesmeye çalıştılar" dedi.

“TÜRKİYE’DE HER KESİMİN ELİNDEN TUTMANIN GAYRETİ İÇİNDE OLDUK”

Cumhurbaşkanı Erdoğan, 3 Kasım 2002'de, genel başkanı olduğu siyasi partinin, ardından da Başbakanlık görevini 12 yıl üstlendiği hükümetlerin en başta yaşanan kısır döngüyü kırmanın mücadelesi içerisinde olduğunu ve o zaman göreve gelirken "Herkes kazanacak, Türkiye kazanacak" dediklerini söyledi.

Cumhurbaşkanı Erdoğan, 77 milyonun hep birlikte kazanması, Türkiye'nin adalet içinde kalkınmasının en önemli hedefleri olduğunu belirterek, "Türkiye'de ötelenmiş, itilmiş az önce de hani kutuplaşmalar deniliyor ya, hatta unutulmuş kesimler vardı. Hepsinin elinden tutmanın gayreti içinde olduk. Terk edilmiş, unutulmuş, ihmal edilmiş bölgeler vardı. 780 bin kilometrekarelik vatan topraklarının tamamının inşa ve ihyası bizim en önemli hedefimiz oldu. 77 milyonluk milletimiz hedefimiz oldu ve her birine ulaşmanın çabası içinde olduk. Bırakınız köyleri, şehirlere dahi hizmet gitmezken köylere, mezralara kadar hizmet götüren bir anlayışı hâkim kıldık. Ben o dönemde yaptığım Başbakanlıkla mezraların tabi tümüne gidemezdim. Ama mezralara ulaşan bir Başbakan oldum, köylere ulaşan bir Başbakan oldum. Eğer büyükşehir reformunu yaptıysak, bunu yapmanın da tek sebebi, ilçelerin daha ideal noktaya gelmesi, köylerin mahalle anlayışına gelmek suretiyle şehirleşmede farklı bir ivmeyi yakalamasıydı. Şimdi inanıyorum ki, bu 30 büyükşehirle birlikte Türkiye nüfusunun yüzde 75'ine ulaşacak olan Türkiye'de modernleşme çok daha süratle gerçekleşecektir" dedi.

ÇİFTÇİ VE ESNAFIN DESTEKLENMESİ

Cumhurbaşkanı Erdoğan, geçmişte çiftçinin üzerinde çok ciddi faiz yükü bulunduğuna da değinerek sözlerini şöyle sürdürdü: "Yüzde 59... Böyle bir orandaydı. Biz onu yüzde 0'a kadar çektik. Esnafı da ihmal etmedik, yüzde 47 olan kredi faiz yükünü yüzde 4'e kadar çektik. Sanayiciyi ağır yüklerinden kurtarırken işçiyi, memuru da unutmadık, onların da şartlarını iyileştirdik. Yatırım ortamını iyileştirirken, işsizi, yoksulu, garipleri, engellileri de unutmayıp, sosyal politikalar ile onları da destekledik. Bakın şu anda Türkiye'de 6 teşvik bölgesi var. Ben bugün Türkiye Sanayici ve İşadamları Derneği'nde konuşuyorum ve Sayın Dinçer'le de birebir konuştuğumuzda kendisine de söyledim, 'Özellikle 6'ncı, 5'inci, 4'üncü bölgelerde sizlerin sanayi yatırımlarını bekleriz' dedim. Şimdi sanayide ilerlemeyi devlet olarak yapmayacağız, bu konuda bu sizin adımınız olacak. Ben hükümete de bu konuları rahatlıkla yine söyleyebilirim. Nitekim şu anda 62. hükümet programında da açıklandığı gibi bunları zaten hükümette, daha önce vaadi var bunları yerine getirecektir. Zaten şu anda bu yol açılmıştır ve buralarda yeter ki yatırım yapın, yeter ki yatırım yapalım. Bizler de bunun hizmetkârı oluruz. Çünkü Türkiye'de 6, 5. ve 4. bölgede atılacak adımlar inanıyorum ki ciddi bir sıçramayı getirecektir. Sanayide de imalat sanayinde de önemli gelişmelerin olduğunu göreceğiz. Maliyet girdileri oralarda çok çok düşük olacak. Emekte, enerjide, arazide verdiğimiz destekler var. Bütün bu desteklerle birlikte oradaki temin ettiğimiz, oluşturduğumuz zemin, inanıyorum ki sanayide farklı gelişmelere fırsat verecektir. 2002 sonundan 2014'e kadar Türkiye'nin hep birlikte ve adalet içinde kazanması için verilen bu mücadelenin inanıyorum ki gördüğümüz neticeleri bundan sonra da farklı bir şekilde devam etmeli.”

“TÜRKİYE EKONOMİSİ 2003-2013 YILLARI ARASINDA ORTALAMA YÜZDE 5 ORANINDA BÜYÜDÜ”

Türkiye ekonomisinin 2003-2013 arasında ortalama yüzde 5 oranında büyüme kaydettiğini hatırlatan Erdoğan, "Bu yıl itibarıyla yüzde 3 gibi bir büyüme tahmin ediliyor. Temennimiz bunun çok çok üstünde olması, yüzde 5'i yakalamak. Büyüme sadece belli kesimlere değil, 77 milyona bundan sonra da refah sağlasın istiyoruz. Göreve geldiklerinde Türkiye'nin, Uluslararası Para Fonu'na olan 23,5 milyar dolar borcu vardı. Ama geçen yıl 14 Mayıs itibarıyla biz bu borcu sıfırladık. Şimdi böyle bir borcumuz yok. Sadece belli kesimlerin kazandığı bir Türkiye'den, bugün 77 milyonun kazandığı bir Türkiye'ye geldik. Artık borç almaktan çok borç veren bir ülke konumuna doğru gidiyoruz. Bakın altını çizerek söylüyorum. Van'daki çiftçinin de kazandığı, Karadeniz'de çay üreticisinin de kazandığı, Antalya'da turizmcinin de Çankırı'da bakkalın, İstanbul'da taksicinin, bu salonda bulunan ya da bulunmayan her bir sanayicinin de kazandığı bir Türkiye, şu anda inşa edilmiştir. 15 yıl öncesinin sanayi yapısıyla bugünün sanayi yapısına baktığınız zaman nereden nereye geldiğimizi gayet iyi görüyoruz. Bugün İstanbul sermayesi kazanırken, Anadolu sermayesinin kaybettiği değil, herkesin kazandığı bir Türkiye var" dedi.

“TÜRKİYE’NİN İSTİKRARINI ENGELLEME GİRİŞİMLERİNİN FARKINDAYIZ”

“Şimdi hiç kimse kusura bakmasın samimi konuşacağım. Çünkü benim gizli ajandam yok, açık konuşmayı severim” diyen Cumhurbaşkanı Erdoğan, sözlerini şöyle sürdürdü: “Mesela bir bankamızın yönetim kurulu başkanı çıkıyor, bir ifade kullanıyor. Son yıllarda istikrara güvenliğimize, birliğimize yönetim kurulları olarak bu tür yönelik saldırılara atıfta bulunarak, son derece karamsar bir tablo ortaya koyuyor. Neymiş? Elde edilen başarılara gölge düşmüş. Neymiş? Türkiye'nin yurt dışında itibarı zedelenmiş. Neymiş? Hukuk sistemi sorgulanmaya başlanmış. Bunu söyleyen şahsın yönetim kurulu başkanlığını yaptığı banka için bir inceleme yaptırdım, son 12 yılda aktifleri 8 kat, mevduatı 6 kat büyümüş. Şimdi değerli arkadaşlar; kusura bakmayın. Yani artık yan gelip yatan bir başbakan yok, şimdi Cumhurbaşkanıyım, cumhurbaşkanı da yok. Bir şey söylendiği zaman bunları inceleyen, incelettiren... Nedir ne değildir, hakikaten nerede bir yanlış var, bunu takip etmek durumundayız. Çünkü eğer gerçekten böyle bir şey varsa, geri sayıyorsak, geri gidiyorsak kendimize çeki düzen vermemiz lazım. Çünkü bu ülke, hepimizin, 77 milyonun. Çok daha iyi bir noktaya gelmemiz lazım. Ben tabii bunu görünce el insaf dedim. Kast edilen nedir? Az önce Sayın Başkan da söyledi. Bakın, Gezi olayları ve 17-25 Aralık darbe girişimleri... Bu çirkin, bu ihanet girişimlerinin karşısında dimdik durduğumuz için son 12 yılda kazancına kazanç katmış olanlar çıkıyor, rahatsızlık ifade ediyor. İşte bu zihniyetin, bu düşüncenin arkasında, eski Türkiye'nin alışkanlıkları, eski Türkiye’nin kısır döngüsü var. Bakın burada açık konuşacağım; ağaç dediler, çevre dediler, park dediler, günlerce sokakları işgal ettiler, sokakları adeta yağmaladılar. Başbakanlığım döneminde ağaç ve fidan olarak dikilen nedir biliyor musunuz? 3 milyar. 780 bin kilometrekarelik vatan topraklarında bizler yetişmiş ağaç olarak yaklaşık 700 milyon ağaç diktik, fidan olarak 2 milyar 300 milyon. Böyle bir çalışma yaptık. Şu anda hazırlanan iddianamede telefon konuşmaları asıl maksadın ne olduğunu ortaya koyuyor. Bir yerlerden bol miktarda paralar alınıyor, lojistik destek sağlanıyor, ağaç için park için değil. Hani diyor ya bir tanesi, 'Hala anlamadınız mı? Bu ağaç meselesi değil' diye. Hükümeti devirmek için birtakım vandallar sokağı örgütlüyor. Hepsi ortaya çıktı. Sanıkların ifadeleri de çok ilginç. Telefonda konuşurken, 'Alkollüydüm' diyor. 'Kız arkadaşıma hava atıyordum' diyor."

“BELLİ SERMAYE ÇEVRELERİ VE İŞ ADAMLARI, PARALEL YAPIYI, BU İHANET ŞEBEKESİNİ GÖRMEZDEN GELİYOR”

Türkiye'de yaşanan Gezi olaylarının benzerlerinin, Mısır ve Ukrayna'da yaşandığını, Suriye'nin durumunun da ortada olduğuna işaret eden Cumhurbaşkanı Erdoğan, "Mısır'da demokrasiyi katlettiler. Yüzde 52 ile iktidar olmuş bir Cumhurbaşkanını, yanındaki Milli Savunma Bakanı olan zat darbeyle indirdi. Peki, dünyada demokrasinin beşiği olan ülkelerden ses var mı? Yok. Kendileriyle bunu konuşuyorum. Konuştuğum için rahatım. Bir taraftan halkın iradesine, milli iradeye saygı diyeceksiniz, milli iradenin getirdiği bir Cumhurbaşkanına saygı duymayacaksınız. Yetmedi, yakın siyasi tarihimizde yok, çok enteresandır, 1 günde 5 bini aşkın insanı öldürdüler. Nerede? Orada. Bakın Ukrayna'da bir ülkeyi mahvettiler. Yüzlerce insan hayatını kaybetti. Ülke bölünmenin eşiğine geldi. İşte Kırım. Biliyorsunuz tamamen işgal edildi. Bunları masum halk hareketi gibi başlayan eylemlerle sürdürüyorlar. Bu iki ülkeyi uçurumun eşiğine getirdiler. Suriye zaten bir felaketi yaşıyor. 250 bine yakın ölüm var. 6 milyona yakın göç var. Bunun da 1 milyon 250 bini bizim ülkemizde. İnanın Gezi olayları karşısında biz dik durmasaydık, bugün çok farklı bir Türkiye'de yaşıyor olacaktık. Aynı şekilde 17-25 Aralık darbe girişimi... Belli sermaye çevrelerinin belli işadamlarının, holdinglerin bugün dahi bu paralel yapıyı, bu ihanet şebekesini maalesef görmezden gelmesi... Hatta bir kısmının kol kanat gerdiğini hatta açık açık desteklediğini görüyoruz. Niye? Çünkü 17-25 Aralık bir darbe girişimiydi, bütün amaç da eski Türkiye'ye geri dönmekti. Hem Gezi olaylarında, hem 17-25 Aralık darbe girişiminde eski Türkiye'yi diriltmek, eskiden olduğu gibi sadece kendilerine kazanç sağlamak istediler” dedi.

“BİZİ KIYASIYA ELEŞTİRENLERİN, PARALEL YAPI MESELESİNDE AĞIZLARINI BIÇAK AÇMADI”

İstedikleri zaman, 24 saat içinde bir hükümeti götürürüz, yenisini getiririz mantığı içerisinde olunduğunu söyleyen Cumhurbaşkanı Erdoğan sözlerini şöyle sürdürdü: “İçeride de dışarıda da. Faiz lobileri adeta ellerini ovuşturdular. Bütün dert budur. Eskiden olduğu gibi sadece belli kesimler kazansın, millete ne olursa olsun. ‘Çiftçinin yanındayız’ diyorlardı, yüzde 59 faiz, Ziraat Bankasının verdiği faiz. Bu faizle veriyor krediyi. Esnaf yüzde 47 faizle. Böyle bir şey olabilir mi? Yani buna 'Evet' diyebilir miyiz? Bunu alkışlayabilir miyiz? Böyle bir kazanç nerede var Allah aşkına? Bunu söyleyebilir misiniz? Sizler sanayicisiniz. Sanayide böyle bir para kazanabiliyor musunuz? Var mı böyle bir şey? Biz buna izin vermedik. Asla da izin vermeyiz. Bizi kıyasıya eleştirenlerin, 'ananas' meselesinde ağızlarından bir söz çıkmadı. Her türlü hakareti yapanların 'tesbih' meselesinde, 'rafineri' meselesinde ağızlarını bıçak açmadı. Yargıda tehditler, şantajlar, en iğrenç hukuksuzlar ortaya çıkarken kimse çıkıp da bunları eleştirmedi. Görevdeyim, kayıtlara geçiyor bu çok enteresan. Nerede? Emniyette. 'Dönemin Başbakanı...' Ben görevdeyim. 'Dönemin Başbakanı' diye bakıyorsunuz tutanaklar tutuluyor ve bunlar yargıya sevk ediliyor."

“BU İHANET ÇETESİNE KİMSE SESİNİ ÇIKARMADI; GİZLİDEN GİZLİYE BUNLARI KORUMAYA ÇALIŞANLAR OLDU”

Bu konularda ses kayıtları da olduğunu ifade eden Cumhurbaşkanı Erdoğan, "Bunlara karşı eğer sessiz kalınsaydı, bu ülke ne hale gelirdi? Bu ihanet çetesine seslerini kimse çıkarmadı. Hatta gizliden gizliye bunları korumaya çalışanlar oldu. Bunlara kol kanat germeye çalışanlar oldu. Ondan sonra çıkıyorlar, maalesef ‘Türkiye’nin uluslararası itibarı zedelendi’ diyorlar. Değerli arkadaşlar; Amerikan medyasında, Avrupa medyasında üç tane yalan haber çıktı diye bu ülkenin itibarı zedelenmez. Biz onların ne yapmaya çalıştıklarını çok iyi biliyoruz. Adana'da paralel yapının uşakları tarafından MİT tırlarının önü kesildiğinde aslında amaç, Türkiye'yi uluslararası arenada teröre destek veren ülke olarak karalamaktı. Tırlar üzerinden başarılı olamadılar, ama şimdi haberlerle köşe yazılarıyla itibar suikastı yapmanın gayreti içindeler. İnanın çıkan o haberler, yapılan o yalan haberler zerre kadar umurumuzda değil. Bundan itibarımız da asla zedelenmez. Değerli arkadaşlar; dün gazeteleri eğer okuduysanız, bakın bir tanesinde çok ilginç, şahsım ve Sayın Başbakan birlikte Ankara'da Hacı Bayram Camii'nde cuma namazı kıldık. Oradan çıkarken çekilmiş resmimiz, bu resmimizle beraber ABD'deki bir gazete, ismini de vereyim önemli değil, New York Times, şunu haber yapıyor: 'IŞİD'in yatağı burası' diyor. Böyle bir anlayış, böyle bir mantık, böyle bir dezenformasyona karşı, biz, Türkiye’de, ülkemizin bütün STK'ları, etkin kuruluşları hep birlikte tavır almamız gerekmez mi? Onlar meşreplerinin gereğini yapacaklar ama biz şuna inanıyoruz, bu kervan yürümeye devam edecek. İçeriden bu ihanet şebekelerine destek verenlere rağmen bu kervan yürüyecek. Türkiye içinde o ihanet şebekelerine paralel manşet atanlara rağmen bu kervan yürüyecek. Allah aşkına şuna bakar mısınız? Paralel ihanet çetesi ve onun işbirlikçisi uluslararası medya bir oluyor, Türkiye'nin birliğini, dirliğini özellikle de Türkiye ekonomisini hedef alıyorlar buradan da birileri çıkıyor, iş adamı kisvesi altında bunlara destek veriyor" dedi.

“BELLİ KESİMLERİN KAZANIP, GERİ KALAN HERKESİN KAYBETTİĞİ BİR TÜRKİYE DÖNEMİ ARTIK KAPANMIŞTIR”

Cumhurbaşkanı Erdoğan, belli kesimlerin kazanıp geri kalan herkesin kaybettiği bir Türkiye döneminin artık, açılmamak üzere kapandığını vurgulayarak, sözlerini şöyle sürdürdü: "İşte kredi derecelendirme kuruluşlarından iki tanesi biliyorsunuz son zamanlarda ülkemizle ilgili verdikleri nota bak. Bunların haline güler misin ağlar mısın? Bilmiyorum siz inanır mısınız? Bu adamlar hangi ölçüleri baz alarak Türkiye'ye kalkıp bu tür bir notu veriyor. Batmış olan bir komşu ülkeye sen 6 derece birden yükseltiyorsun. Şu anda Avrupa'nın başta Almanya olmak üzere vermiş olduğu o yüksek kredilerle, 200 milyar Avro gibi bir rakamı bir çırpıda veriyor, ayakta tutamıyor sen 6 derece birden yukarı tırmandırıyorsun. Böyle bir şey olabilir mi? Türkiye gibi şu anda ekonomide büyümesi devam eden bir ülkeye... Şu anda Avrupa'da böyle bir ülke yok. Büyümesi şu anda en iyi noktada olan 0,8'le Almanya. Biz böyle bir dönemde bile yine 2'nin üzerinde bir büyüme kaydediyoruz. Sen kalkıp böyle bir not veriyorsun. Bunların üzerine hep birlikte gitmemiz lazım. Burada art niyet var, nedir? Siyaseten deviremedik o zaman ekonomik olarak biz ne yapalım da Türkiye'yi devirelim. Bu salt ne şahsımın ne hükümetin sorunu değil. Hep birlikte hepimizin sorunu. Çünkü bunların karşısında güçlü durduğunuz zaman olay farklı oluyor. İsim veriyorum Standart and Poor's biliyorsunuz daha önce böyle bir şey yaptı, ben onlara bir çıkışta bulundum. Dedim 'siz siyasi karar veriyorsunuz, ekonomik değil, teknik bir çalışma değil', şimdi aynısını bunlar yapıyor. Bu karar siyasidir. Asla ne ekonomiktir, ne bilimseldir, ne bir teknik altyapısı vardır. OECD’nin Genel Sekreteri ile konuştuğum aynen şunu söyledi; ‘Onların söyledikleri önemli değil, bizim söylediğimize bakın’ diyor. Biz onlarla aynı kanaatte değiliz. Vaka bu. Onun için burada dayanışmamız hem sizler hem ülkemiz için çok önemli. Her türlü algı operasyonunun her türlü karalama kampanyasının her türlü darbe girişiminin karşısında biz milletçe dimdik durduk. Bundan sonra da durmaya devam edeceğiz. Yok efendim 'falanca medya kuruluşu Türkiye ile ilgili şunu yazmış' yazarsa yazsın, yok efendim 'falanca kredi derecelendirme kuruluşu şunu söylemiş', söylerse söylesin biz buralara onlarla gelmedik. Kaybolan itibar Türkiye'nin itibarı değil, o medya kuruluşlarının o derecelendirme kuruluşlarının itibarıdır. Bir işadamı için bir sanayici, girişimci için hukuk sistemi de hayati derecede önemli. Hukuk sistemi eğer adalet dağıtmıyorsa haklının değil, güçlünün yanında duruyorsa orada yatırım da olmaz üretimde olmaz istihdam da olmaz. Küresel sermaye o zaman Türkiye'ye gelmez. Türkiye'ye gelmesi için burada bir defa hukuk sisteminin güvenilir olduğunu görmesi lazım."

“DÜN BİZİ HANÇERLEMEK İSTEDİLER, ELLERİNE FIRSAT GEÇERSE YARIN DA SİZİ HANÇERLEMEK İSTERLER”

Hukuk sistemindeki sorunlardan şikâyetçi olması gerekenin en başta iş dünyası olması gerektiğini vurgulayan Cumhurbaşkanı Erdoğan, "Ancak bakıyorum hukuk sisteminin içine sızmış paralel uzantılara dair iş dünyasından bugün ilk defa kararlı bir ses duyuyorum onun için teşekkür ediyorum. İş dünyasından gereken tepkiyi görmemiz lazım. Dün bizi hançerlemek istediler, hiç şüpheniz olmasın ellerine fırsat geçerse yarın da sizi hançerlemek isterler. Çünkü bunlar doyumsuz. Bugün birileri yargıya sızmış paralel uzantılar dolayısıyla rant elde ediyor olabilir. Ama yarın o hesap döner, gelir o yapıyı destekleyenleri de vurur. Eski Türkiye'nin refleksleriyle kazanma dönemi artık sona ermiştir. Darbeleri savunarak, darbelerin arkasında durarak, darbelere zemin hazırlayarak kazanma dönemi geride kalmıştır. Hükümetleri sıkıştırmak suretiyle, siyasetin alanını daraltmak suretiyle kazanma dönemi de eski Türkiye'de kalmıştır. Az önce Sayın Başkan güzel bir şey söyledi. Bunun sadece iktidarla değil, aynı zamanda, ana muhalefetiyle, muhalefetiyle beraber yürümesi lazım. Fakat dün bir açıklama duyuyorum; çok enteresan ve örnek, o da manidar. İşte 2000'li yıllarda malum, 26 bankanın battığını söylüyor beyefendi, şimdi diyor, '1 bankanın batırılması için çalışılıyor'. Bir bankanın batırılması için çalışılmıyor. O banka, şu anda batmış zaten. Fakat bu taşıma suyla ayakta durmaya çalışıyor. O, 26 batık bankanın olduğu dönemden biz, farklı bir finans dünyasını devraldık. Şu anda bankalarımızın geldiği nokta çok açık, net ortada. Şimdi bu batan, böyle bir finans kuruluşunu biz de o dönemde olan yanlışları tekrarlayarak aynen devam mı ettirelim? Bir de hakaretamiz bir şekilde Sayın Başbakan'a, onun yanında da işte 'yüksek rakımlı' yerden bahsediyor. Pek alışık değil. Herhalde oralara gelmesi de mümkün olmayacak. Çünkü bu anlayışla, bu kafayla öyle bir şey olmaz" dedi.

“HİÇ KİMSE İÇERİDE YA DA DIŞARIDA KURULAN KİRLİ TEZGÂHLARDAN MEDET UMMASIN”

İş dünyasının ekonomiyle ilgilendiği kadar sosyal ve siyasal meselelerle ilgilenmesinin normal olduğunu aktaran Cumhurbaşkanı Erdoğan, sözlerine şöyle devam etti: "İnanıyorum ki hükümet yapıcı eleştirileri tek tek dinleyecek ve gerekeni de yapacaktır. Bugün Ankara'ya döndüğümde Sayın Başbakanımızla da haftalık olağan toplantımızda bu gün sizlerden dinlediklerimi kendileriyle de ayrıca paylaşacağım. Bu yapıcı eleştirileri her zaman dinler, bunları dikkate alırız ancak Gezi olaylarının arkasında durmak, demokrasiye, siyasete ve milli iradeye karşı cephe almaktır. Şunu da çok açık söylemem lazım. Bakınız STK'lar veya vatandaş, her istediği yerde, istediği şekilde kalkıp da yürüyüş veya miting yapamaz. Bu dünyanın hiçbir modern ülkesinde yoktur. Yerler bellidir, siz gider o yerlerde yürüyüşünüzü de yaparsınız, mitinginizi de yaparsınız ve kolluk kuvvetlerinin o zaman görevi müdahale değildir, korumadır. Kimi? Orada o demokratik haklarını kullanan vatandaşı. Şimdi bunu tabii siyasi partinin genel başkanı olduğum zaman biz kalkıp bu belirlenen yerlerde yapıyoruz da bu beyefendiler niçin oralarda yapmıyorlar? Onlar da gitsin orada yapsınlar. Bakın şimdi İstanbul’umuzda mesela 2 tane önemli yer var. Birisi Yenikapı'da birisi Maltepe'de. Git burada yap. Esnafımız mağdur olmasın, vatandaşımız mağdur olmasın. Bunlar planlanırken düşünülerek planlandı. O alanda git istediğin gibi konuş, ne diyeceksen git orada de. Kolluk kuvvetleri de orada seni koruma altına alsın. Güvenlikle bunları yap. Ama dert o değil. Dert, toplumun huzurunu, refahını tamamen bozmak ve bir endişeye orada zemin hazırlamak. Bakınız paralel ihanet çetesinin yapmış oldukları da şu anda bunlarla aynen paralel. Darbenin ve hukuksuzluğun arkasında durmak. Türkiye'ye yönelik algı operasyonlarının taşıyıcılığını yapmak. Çok açık söylüyorum, bu topraklara ve bu millete ihanet olur. Tekrar söylüyorum. Bugüne kadar istikrar içinde, birlik ve kardeşlik içinde hep birlikte kazandık. Bundan sonra da aynı şekilde birlikte kazanacağız. Hiç kimse başka yollara tevessül etmesin. Hiç kimse içeride ya da dışarıda kurulan kirli tezgâhlardan medet ummasın."

“DEMOKRASİ GÜÇLÜNÜN DEĞİL, MİLLETİN EGEMEN OLDUĞU BİR SİSTEMDİR”

Cumhurbaşkanı Erdoğan, demokrasinin, güçlünün değil, milletin egemen olduğu bir sistem olduğunu vurgulayarak, " Bu ülkede başörtülü de başı açık kardeşim de eğitim olanaklarından aynı oranda istifa edebilmeli, beraber okumalı. Devlette de özel sektörde de birlikte çalışabilmeli. Onlar bu milletin evladı değil mi? Neden bunların arasında? Mademki kutuplaşmaya karşıyız, o zaman bunların arasında kutuplaşma yapmayalım. Yani 'Sen başörtülüsün gelme. Sen başı açıksın gel.'  Peki, bu kutuplaşma değil mi? 'Okumak istiyorum', 'Sen katsayıya tabisin.' Böyle bir şey olabilir mi? Nitekim katsayı kalktı ve şimdi hepsi rahatlıkla istedikleri üniversiteye girebilecekler. Adalet budur, hukuk ve devlette şu anda görev alma imkânına sahip olacaklar. Temenni ederim ki, özel sektörde aynı şekilde bu kızlarımıza kapılarını açar, onlara da oralarda aynı şekilde çalışma imkânları sunar" dedi.

Gezi olaylarının ve paralel yapının arkasındaki cepheyi, bunlara destek verenleri, lojistik imkân sunanları çok iyi bildiklerini söyleyen Cumhurbaşkanı Erdoğan sözlerine şöyle devam etti: "Şu anda paralel yapıyla birlikte Türkiye ve Türk ekonomisine algı operasyonları düzenleyenlerin de arkasında kimlerin olduğunu çok iyi biliyoruz. İçeride ve dışarıda, o medya kuruluşlarını, STK'ları, o malum odakları kimlerin fonladığını, kimlerin beslediğini ve desteklediğini tek tek biliyoruz. Hepsi mahcup oldular ve olmaya da devam edecekler. Türkiye, 77 milyonuyla kazanırken, emin olun kaybedenler sadece onlar olacak. Biz özgüven içinde olacağız. Çiftçimiz, esnafımız, sanatçımız, sanayicimiz, işçimizle özgüven içine olacağız."

“TÜRKİYE 12 YILDA BİRÇOK İLKLERİ BAŞARDI”

Cumhurbaşkanı Erdoğan, Türkiye'nin 12 yılda birçok ilkleri başardığını, rekorlara imza attığını, gelecekte de aynı şekilde devam edeceğini bildirerek,  "Enerjimizi kutuplaşmaya, kamplaşmaya, gerilime değil, artık yeni Türkiye'ye, büyük Türkiye'ye sarf edelim. Buraya sarf edeceğiz. Şüphesiz ki halkın seçtiği ilk Cumhurbaşkanı olarak, benim birinci görevim budur. Çözüm sürecini daha ileri seviyelere taşıyarak, paralel yapıyı tamamen tasfiye ederek, ekonomiyi daha da güçlendirerek, inşallah 2023 hedeflerine ulaşacağız. İşte göreve geldiğimizde kişi başına milli gelir neredeydi, şimdi nerede? Merkez Bankamızın döviz rezervi neydi, bugün ne? Her şey bir hayalle başlar. Hayali olmayanın hedefi, planı, projesi de olmaz. Meşhur bir söz vardır, 'Ya bir yol bulacağız, ya da yeni bir yol yapacağız' diye. Bunun başka çıkışı yoktur. Ama asla umutsuz olmayacağız. İnancımızı asla kaybetmeyeceğiz. 2013 hedefleri asla ulaşılmaz değildir. Biz bunun hayalini kurduk, bunu hedef haline getirdik ve buna da gönülden inandık. Eğer bir yol bulunmazsa gerekiyorsa 17 bin kilometre bölünmüş yol açtığımız gibi yine burada da yol açmaya devam ederiz ve o hedeflere ulaşırız. Biz önce inanalım" dedi.

TÜSİAD Başkanı Haluk Dinçer'in Cizre'den ve oraya gidecek olmasından bahsettiğini belirten Cumhurbaşkanı Erdoğan, "Temennim odur ki inşallah bu seyahatlerin arkasından orada yatırımlar da bunu takip eder ve oralarda yatırım süreci de başlar. Böylece de oralardaki sanayileşme olayı bölgede inanın çözüm sürecini çok farklı bir döneme ulaştırır. Çünkü terör noktasında istismar edilen birinci derecede fakirliktir. Bunlar istismar ediliyor. Bunun yanında ideolojik bir yapı, o da istismar ediliyor. Fakat bakın 1,5 yıldır kepenkler inmiyor. Bunlar kazanımımızdır. Şimdi yasal düzenleme de yapıldı. Bununla birlikte bunun arkasında durmak ve bundan sonraki süreci buna göre yönetmek, inanıyorum ki Türkiye'de terörün yerini barışın aldığı bir yapıyı getirecektir. Çalışalım, inanın ki başarı arkasından gelecektir. Gayret bizden diyoruz, tevfik Allah'tandır" dedi.

MARMARAY VE HIZLI TREN PROJELERİ

12 yıl önce "hızlı tren" denildiği zaman, bunu hayal görenler, kendileriyle dalga geçenler olduğunu ancak şimdi Ankara-İstanbul, Ankara-Konya arasında hızlı trenin sorunsuz işlediğini, "Marmaray" dediklerinde, herkesin dalgasını geçtiğini anlatan Cumhurbaşkanı Erdoğan, "Şimdi Boğaz'ın altından Marmaray hamdolsun yüzbinlerce insanı taşıyor. Önümüzdeki yıl sonuna kadar tüp geçit de bitecek ve otomobiller de boğazın altından İnşallah gidip gelmeye başlayacaklar. Aynı şekilde İnşallah 2015 sonuna kadar Yavuz Sultan Selim Köprüsü'nü bitireceğiz ve bu köprüyle birlikte orada da aynı raylı sistem inşa edilmiş olacak ve bunlar da İstanbul'un ulaşımına ilişkin atmış olduğumuz adımlar" dedi.

"Tek haneli enflasyon" deyince "hayal", "IMF'ye borç ödenmez, IMF'siz ekonomi ayakta duramaz" diyenlerin bulunduğunu kaydeden Cumhurbaşkanı Erdoğan, 2005'ten itibaren enflasyonun tek haneye indiğini ve her şeyin ayakta olduğunu anımsattı.

“ZAMAN YUMRUKLARI SIKMA ZAMANI DEĞİL, TOKALAŞMA ZAMANIDIR”

Cumhurbaşkanı Erdoğan, "paradan 6 sıfır atacağız" dediklerinde, "Taksim Meydanı'na çıkarak, anırırım" diyen köşe yazarlarının bulunduğunu dile getirerek, sözlerini şöyle sürdürdü: "Ne oldu? 6 sıfırı attık. Enflasyon düştü, tek haneye geldi. Hani anıracak olanlar? Yok. Bu gerçekleri de görmemiz lazım. Bölgesel krizlerin de hepsini yakından takip ediyoruz. Bunlar da gelip geçici. Irak olsun, Suriye olsun er ya da geç bizim de yoğun çabalarımızla buralarda da istikrar hakim olacak ve Irak'ta da Suriye'de de toprak bütünlüğünden yanayız. Filistin'de adil bir çözümden yanayız. Tüm buralarda yaşanan hadiseler nedeniyle de iş dünyamız umutsuz olmayacak. Türkiye inşallah bu bölgesel krizlerden de güçlenerek çıkan bir ülke olacak. Hepimiz inanıyorum ki Türkiye'nin geleceğine yönelik aynı istikamete bakıyoruz ve büyük Türkiye için mücadele veriyoruz. 10 Ağustos akşamı, o zaman genel başkanı olduğum partinin balkonundan da ifade ettim. Eski kırgınlıkları, kutuplaştırmaları, eski kavgaları muhafaza etmenin kimseye faydası olmaz. Türkiye'ye güç kaybettiren bütün o yapay gerilimleri geride bırakmak zorundayız. Sadece hüküm ya da iktidar partisinin bu hassasiyeti taşıması yetmez. Bütün siyasi partiler, STK'lar bu hassasiyeti taşımalıdır. Bizi büyümeden, ilerlemeden alıkoyan, yavaşlatan her ne varsa, onları hep birlikte söküp atmalıyız. Zaman, yumrukları sıkma zamanı değil, tokalaşma zamanıdır. Demokrasinin standartlarını daha ileri seviyeler taşıyarak, insan hak ve özgürlüklerini daha da geliştirerek, yasakları, kısıtlamaları bırakarak, kardeşçe ve kardeşlik hukuku içinde büyümeyi sürdürmek durumundayız."

“ESKİ TÜRKİYE’NİN ALIŞKANLIKLARINI BİR YANA BIRAKIP YENİ TÜRKİYE’NİN VİZYONUNU PAYLAŞALIM”

Gayret edildiği sürece, ulaşamayacak hiçbir hedef olmadığını söyleyen Cumhurbaşkanı Erdoğan sözlerini şöyle tamamladı: "Yeter ki birbirimize inanalım, güvenelim, kurulan tuzakları her birlikte fark edip, bunlardan uzak kalalım ve eski Türkiye'nin alışkanlıklarını bir yana bırakarak, yeni Türkiye'nin vizyonunu paylaşalım. Aynı istikamete bakıyoruz ve aynı geleceği inşa edeceğiz ve bunu da hep birlikte başaracağız. TÜSİAD'ın yeni yönetimi, yönetim kurulu başkanıyla yeni Türkiye vizyonuyla Türkiye'nin kalkınmasına, ilerlemesine, demokratikleşmesine hep beraber katkı vereceğiz ve bu demokratikleşmeyi de ileri demokrasi olarak tanımlıyorum. Buna gönülden inanıyorum."

Tüm Haberler