Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü Sayın İbrahim Kalın'ın Cumhurbaşkanlığı Kabinesi Toplantısı Sonrası Yaptığı Açıklama

11.09.2018

“Bugün Sayın Cumhurbaşkanımızın başkanlığında toplanan Cumhurbaşkanlığı Kabinesi’nde öncelikle 100 günlük icraat programı genel hatları ile tekrar ele alındı. Bildiğiniz gibi bunu Sayın Cumhurbaşkanımız bizzat kendileri açıklamıştı. Kasım ayı içerisinde de ikinci 100 günlük icraat programı açıklanacak, bununla ilgili hazırlıklarımız devam ediyor. Cumhurbaşkanımız kendisi bizzat bu projeleri takip etmekteler, bunların zamanlı bir şekilde ve verimli bir biçimde hayata geçirilmesi önceliklerimiz arasında yer alıyor.

Bu noktada özellikle ekonomiyle ilgili de Hazine ve Maliye Bakanımızın da bir sunumu oldu. Özellikle Türkiye’deki pozitif yatırımının devam ettiğini tekrar ifade etmek istiyorum. Türk ekonomisi özellikle uluslararası yatırımcılara güven veren bir ekonomi olmaya devam etmektedir.

Bildiğiniz gibi ikinci çeyrek büyümemiz de yüzde 5,2 oranında geldi, bu da aslında bütün bu zorluklara, dışarıdan, içeriden, başka yerlerden gelen olumsuz etkilere rağmen Türk ekonomisinin büyümeye, üretmeye devam ettiğini gösteriyor. Önümüzdeki günlerde de Cumhurbaşkanımız başta olmak üzere bütün ekonomi yönetimimizin bu konuyla ilgili alacağı tedbirler, görüşmeler, temaslar da devam edecek.

Bildiğiniz gibi Birleşmiş Milletler Genel Kurulu münasebetiyle Sayın Cumhurbaşkanımızın Eylül’ün üçüncü haftasında bir New York, Amerika ziyareti olacak, orada da öncesinde ve Güvenlik Kurulu esnasında da yatırımcılarla birtakım görüşmeleri olacak, bakanlarımızın hakeza yatırımcılarla, uluslararası şirketlerle, CEO’larla görüşmeleri de devam edecek.

Yani ana hatlarıyla Türk ekonomisiyle ilgili bir panik havasının olmadığı burada özellikle tekrar ifade etmek istiyorum. Bu türbülans gibi görünen dönemin de kısa sürede aşılacağından biz eminiz.

Bildiğiniz gibi hafta başında yeni eğitim yılı başlıyor, bu çerçevede de Millî Eğitim Bakanımızın bir sunumu oldu Kabine üyelerine. Burada özellikle yeni dönemle ilgili alınan tedbirler takdimler edildi, onları sizinle kısaca paylaşmak istiyorum.

Öncelikle güvenlik noktasında bütün öğrencilerimizin güvenli ve huzur içerisinde yeni öğretim yılına başlaması için Millî Eğitim Bakanlığı’yla İçişleri Bakanlığımız arasında bir çalışma yapıldı, güvenlik görevlilerinin görevlendirilmesi noktasında gerekli bütün tedbirler alındı, Pazartesiden itibaren bu uygulamaları da hep birlikte göreceğiz. Yani özellikle velilerin, ailelerin bu konuda müsterih olmalarını söyleyebiliriz. İki bakanlığımızın bu konudaki çalışması inşallah somut olarak sahada da görülecek.

Bunun yanında, gene Millî Eğitim Bakanlığıyla Aile ve Sosyal Güvenlik Bakanlığımız arasında 60 bin temizlik, 20 bin de sivil güvenlik görevlisinin görevlendirilmesiyle ilgili bir çalışma başlatıldı. Bunlar özellikle güvenliğin yanı sıra okullarımızın temizliği, okul çevrelerinin, bahçelerinin temizliği konusunda önemli bir ihtiyaçtı aslında. Bu vesileyle bu çalışma da şu anda tamamlanma aşamasına girmiş durumda. Yine tekraren söylüyorum, Millî Eğitim Bakanlığı’yla Aile Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığımız arasında yapılan mutabakat çerçevesinde 60 bin temizlik, 20 bin kadar da sivil güvenlik görevlisinin görevlendirilmesi konusunda mutabakata varılmış durumda.

Ben bu vesileyle yeni öğretim yılına başlayacak bütün öğrencilerimize hayırlı, bereketli, feyizli bir öğretim yılı temenni ediyorum. Aynı şekilde öğretmenlerimize, idarecilerimize, bütün yöneticilerimize de gençlerimizin ufkunu daha da açacak, onları parlak bir geleceğe hazırlayacak bir öğretim yılı olmasını temenni ediyorum.

Bir diğer tabi bildiğiniz gibi arkadaşlar önemli bir konumuz da, Cumhurbaşkanımızın da son dönemdeki yurt dışı temasları oldu. Bildiğiniz gibi gecen Cuma günü Astana Üçlü Zirvesi’nin üçüncü toplantısını yapmak üzere Tahran’daydık, orada aslında yapılan görüşmeleri ve müzakereleri canlı yayından hepiniz de izlediniz. Açıkçası bizim de beklediğimiz bir biçimde müzakere kısmı canlı yayınlandı, aslında bu da bir hayra vesile oldu. Bunu neden söylüyorum? Özellikle Cumhurbaşkanımızın insani duyarlılık noktasında ve İdlib’e yönelik muhtemel bir saldırının önlenmesi için nasıl bir gayret ve mücadele içerisinde olduğunu bütün dünya da görmüş oldu.

Bunun altını özellikle çizmek istiyorum, zira Tahran Zirvesi’nden sonra bile maalesef geçtiğimiz günler içerisinde, dün, bugün İdlib’in güney uçlarından itibaren birtakım saldırıların hâlâ devam etmekte olduğunu görüyoruz. Yani bu süreç içerisinde biz hem Tahran’daki zirvede muhataplarımıza, yani Rusya Federasyonu’na ve İran’a, hem de dünya kamuoyuna Cumhurbaşkanımızın çok açık, net çağrıları oldu, yani bu İdlib’e yönelik bir saldırının sadece bir insani felaketle sonuçlanmayacağını, bunun çok ciddi siyasi, diplomatik sonuçları olacağını da ifade ettik, etmeye de devam ediyoruz. Nitekim Cumhurbaşkanımızın bugün bir Amerikan gazetesinde yayınlanan yazısında da ifade ettiği gibi; bu konuda sadece Türkiye’nin çaba göstermesi asla yeterli değildir, dünya kamuoyunun da burada elini taşın altına koyması gerekiyor, ama bunu hakikaten samimiyetle ve ciddiyetle yapması gerekiyor.

İdlib’e yönelik bir saldırı, her şeyden önce şu ana kadar devam eden siyasi süreçleri dinamitleyecektir, ciddi bir güven bunalımına yol açacaktır, yüz binlerce insanın Türkiye’ye doğru tekrar hareket etmesine, göç etmesine sebep olacaktır. Zaten milyonlarca mülteciyi Türkiye’de barındırdığımız bir dönemde, yeni bir göç dalgasının, on binler, yüz binleri kapsayacak bir göç dalgasının Türkiye’ye dönük gerçekleşmesi başka komplikasyonları ortaya çıkaracaktır. Bunun etkileri sadece Türkiye’yle de sınırlı kalmayacaktır, buradan Avrupa’ya, başka ülkelere de sıçrayacaktır. Dolayısıyla burada bizim çağrımız; bütün dünya kamuoyunun, Batılı ülkelerin, Amerika Birleşik Devletleri’nin, bölge ülkelerinin bu konuda eşgüdüm ve koordinasyon içerisinde hareket ederek İdlib’e yönelik muhtemel bir saldırıyı durdurmasıdır.

Burada bir noktanın da altını çizmek istiyorum, Sayın Cumhurbaşkanımız da bunu Tahran’daki zirvede dile getirdiler, zaman zaman Batılı ülkelerin Esed rejimi İdlib’de kimyasal silah kullanırsa müdahalede bulunuruz açıklamalarının son derece yetersiz ve tutarsız olduğunu ifade etmeliyiz. Çünkü şu ana kadar Suriye savaşında öldürülen yüz binlerce insanın yüzde 99’undan fazlası konvansiyonel silahlarla öldürüldü. ‘Kimyasal silahlar kullanılırsa müdahale ederiz, ama konvansiyonel silahlarla saldırmaya devam ederse hiçbir şey yapmayız’ anlamına gelen bu açıklamaların Suriye bağlamında oyun değiştirici bir unsur olmayacağı, caydırıcı bir nitelik arz etmeyeceği çok açık ve net olsa gerektir.

Ayrıca ‘kimyasal silah kullanırsa müdahale ederiz’ demek, ‘konvansiyonel silahlarla saldırmaya, yani şu andaki katliamları yapmaya devam edebilirsiniz’ demektir. Bunun hiçbir iler tutar tarafı olmadığı ifade etmeliyiz. Burada kimyasal ya da konvansiyonel bütün silahlarla ölümlerin tamamen durdurulmasına dönük bir çağrının yapılması, ciddi bir diplomatik çalışmanın yapılması, Esed rejimine ve onun destekçilerine yönelik birtakım başka girişimlerin devreye sokulması gerekiyor. Bu hususun altını özellikle çizmek istiyorum, çünkü bütün bu süreçte hakikaten insani duyarlılık gösteren tarafın Türkiye olduğu açık ve net bir şekilde ortada. Ama biz bir duruşumuzu sergiledik, ‘yapacağımızı yaptık, artık gerisine karışmıyoruz’ diyecek durumda da değiliz, ortada dediğim gibi insani, siyasi bir kriz var, bu büyüyerek herkesi içine çekecektir.

Dolayısıyla burada bizim beklentimiz, bütün tarafların, bütün paydaşların mutlaka bu süreç içerisinde önümüzdeki günlerde yapıcı katkılar sunacak şekilde bir tutum içine girmeleri ve İdlib’e yönelik bütün bu mahsurları ortadan kaldıracak bir siyasi çözüm üzerinde mutabık kalmalarıdır. Biz Türkiye olarak bu konudaki çalışmalarımıza devam edeceğiz, ama dediğim gibi bunu sadece Türkiye’nin omuzlarına bırakmak bu yükü ne adildir, ne de insaflı bir yaklaşımdır.

Dolayısıyla burada önümüzdeki günlerde müttefiklerimizden de ciddi katkılar beklediğimizi özellikle ifade etmek istiyorum ki Sayın Cumhurbaşkanımız da bu konuları önümüzdeki günlerde yapacağı temaslarda, ayrıca Birleşmiş Milletler Güvenlik Kurulu’nda hem yapacağı konuşmada, hem de temaslarında dile getirecek tabi ki.

Bir diğer önemli konu arkadaşlar, Cumhurbaşkanımızın Birleşmiş Milletler ziyaretinin hemen ardından Almanya’ya bir devlet ziyareti gerçekleştirecekler, New York’tan Berlin’e geçmek suretiyle 28 ve 29 Eylül tarihlerinde burada iki günlük bir devlet ziyareti gerçekleşecek. Bildiğiniz gibi Almanya’yla bizim çok köklü, kapsamlı ilişkilerimiz var insani yönden, ticari yönden, siyasi, diplomatik, kültürel ve diğer alanlarda Almanya bizim Avrupa’daki önemli ortaklarımızdan birisi. Ciddi ekonomik ilişkilerimiz var, 7 binin üzerinde Alman şirketi Türkiye’de iş yapıyor, aynı şekilde 2,5-3 milyona yakın Türk Almanya’da bildiğiniz gibi yaşıyor, bunların takriben yarısı aynı zamanda Alman vatandaşı. Dolayısıyla çok güçlü bağlarımızın olduğu bir ülke,  Avrupa’nın da en önde gelen lider ülkelerinden birisi. Dolayısıyla bu ziyareti biz çok son derece önemsiyoruz ve bu ziyarete son derece pozitif bir gündemle gideceğiz. Aynı şekilde Alman mevkidaşlarımızın da bu ziyaret için çok kapsamlı, içerikli bir hazırlık yaptıklarını da biliyoruz, bununla ilgili ön görüşmelerimizi de geçtiğimiz hafta zaten yaptık, bunun da iki ülke ilişkilerine, o bağlamda da Türkiye’yle Avrupa ilişkilerine de olumlu katkı sağlayacağını ümit ediyoruz.

Tabii bu arada Cumartesi günü Sayın Cumhurbaşkanımızın bir Azerbaycan seyahati olacak. Azerbaycan’ın kurtuluşunun 100. yılı aslında sayılır bu, orada önemli büyük törenler, anma programları olacak, Sayın Cumhurbaşkanımız da programlara katılmak suretiyle orada bir konuşma yapacak ve bugünde de Azerbaycanlı kardeşlerimizin yanlarında olduğumuzu bir kez daha bu vesileyle ifade edeceğiz.

Dış politikayla ilgili bir diğer önemli konu da arkadaşlar, Filistin meselesi. Bir müddettir müzakerelerin durduğu, Filistin halkının daha fazla baskılara maruz kaldığı, ayrımcılığa ve izolasyona maruz bırakıldığı bir dönemden geçiyoruz. Sayın Cumhurbaşkanımız İslam İşbirliği Teşkilatı Dönem Başkanı sıfatıyla bu konuda bildiğiniz gibi gerek İslam İşbirliği Teşkilatı zirvelerinde, gerek Kudüs meselesinde, gerekse ikili ve bölgesel platformlarda bu konuyu mütemadiyen dile getiriyor, gündeme getiriyor. Tabi son gelişmeler bağlamında özellikle Amerika Birleşik Devletleri’nin Filistin Kurtuluş Örgütü’nün ofisini kapatma yoluna gitmesi, Trump Yönetimi’nin Filistin meselesinde tarafgir bir tutum içinde olduğunu bir kez daha teyit etmiş oluyor. Bu tabi genel olarak Amerikan yönetiminin Filistin meselesine, Orta Doğu barış sürecine nasıl baktığıyla ilgili son derece kaygı verici, endişe verici bir tutum içerisinde olduğunu göstermektedir.

Filistin Kurtuluş Örgütü; Filistin halkının özgürlük mücadelesinin önemli kurumlarından biridir, siyasi meşruiyeti vardır. Bunun ofisinin kapatılması, görevlilerinin ülke dışına çıkartılması veya gönderilmesi, gidin denmesi, açıkçası burada Amerika’nın iddia ettiği gibi tarafsız bir arabulucu olma vasfını yitirdiğini göstermektedir.

Bu bağlamda yine Birleşmiş Milletler Mülteciler Komiserliği olarak bildiğimiz UNHCR’ın bütçe payının kesilmesi Amerika Birleşik Devletleri tarafından verilen bir başka endişe kaynağıdır. Bu hizmetlerden yarım milyondan fazla Filistinli bildiğiniz gibi istifade etmektedir. UNHCR’ın sağladığı hizmetlerin de çok büyük bölümü aslında eğitim, sağlık gibi temel ihtiyaçlarla ilgilidir, siyasi bir tarafı da yoktur. Dolayısıyla burada gençlerin, çocukların, yaşlıların faydalandığı bir programdan bahsediyoruz. Adeta Filistinlileri cezalandırırcasına bu tür kararların alınmasını da biz asla kabul etmiyoruz, bunları kınıyoruz, bunları Filistin halkına yönelik bir haksızlık ve hakaret olarak değerlendiriyoruz. Ama biz tabi ki çaresiz değiliz, elimiz, kolumuz bağlı oturup bu süreci izlemeyeceğiz. Cumhurbaşkanımız İslam İşbirliği Teşkilatı Dönem Başkanı olarak bununla ilgili bir kampanya zaten başlatmıştı, gene hem İslam İşbirliği Teşkilatı üyesi ülkelerle, hem diğer dünya ülke lideriyle de bu konuda görüşmelerini devam ettirecek. Avrupa Birliği başta olmak üzere Amerika Birleşik Devletleri’nin kestiği fonların telafi edilmesi, o katkı payının başka kaynaklardan sağlanması konusunda da bir dizi girişim oldu biliyorsunuz. Biz Türkiye olarak da bu sürecin içinde olmaya devam edeceğiz ki biz zaten şu anda da UNHCR’ın Danışma Kurulu Dönem Başkanlığı’nı da yürütmekteyiz Türkiye olarak. Dolayısıyla biz burada Filistin halkının meşru davasında yanlarında olmaya devam edeceğiz.

Fakat özellikle iki devletli çözümün hayata geçirilmesi, Kudüs’ün statüsünün korunması ve mültecilerin ülkelerine dönme haklarının kendilerine verilmesi, yani Filistinli mültecilerin, noktasında biz girişimlerimizi devam ettireceğiz. Filistin halkının bir bütün olarak iradesini dikkate almayan hiçbir çözümün çözüm olmayacağını herkesin bilmesi gerekiyor. Bu hususu özellikle ifade etmek istiyorum, çünkü zaten işgal altında yaşayan Filistin halkının şu veya bu gerekçeyle tekrar bir yalnızlığa, izolasyona, ambargolara maruz kalması asla ve asla kabul edilemez. Yani öz yurdunda adeta bir parya hâline getirilmesi Filistin halkının, bütün insanlığın vicdanını sızlatmalıdır.

Bir diğer önemli konu da sizinle paylaşmak istediğim arkadaşlar, terörle mücadele konusu. Bu konuda İçişleri, Millî Savunma Bakanlığı ve Millî İstihbarat Teşkilatımızın da sunumları oldu Kabine Toplantısı’nda. Terörle mücadelenin son dönemde son derece olumlu neticeler verdiğini hepimiz görüyoruz. Özellikle son yıllarda terör örgütüne katılım noktasında çok ciddi düşüşlerin olduğunu, terör örgütleri mensuplarının hem Türkiye topraklarında, hem de sınır ötesinde, Suriye, Irak ve diğer bölgelerde etkisiz hâle getirildiğini ve bu başarı oranın her gün biraz daha arttığını memnuniyetle görüyoruz. Bu, Cumhurbaşkanımızın tarif ettiği şekliyle tehdidi ve terörü doğduğu yerde ortadan kaldırma stratejisinin bir tatbikidir. Ve ilgili kurumlarımız, İçişleri Bakanlığımız, Millî Savunma Bakanlığımız, Silahlı Kuvvetlerimiz, Millî İstihbarat Teşkilatımız da son derece iyi bir eşgüdüm ve koordinasyon hâlinde, iş birliği içerisinde bu stratejiyi hayata geçiriyorlar.

Tabi terörle mücadele sadece teröristle mücadeleden ibaret değil, güvenlik bahsi söz konusu olduğunda başka başlıklar da var, uyuşturucuyla mücadele, organize suçlarla mücadele, düzensiz güçle mücadele ve benzeri konularda da ilgili kurumlarımız çalışmalarını yoğun bir şekilde sürdürüyorlar.

Ana hatlarıyla ben bu başlıkları sizlerle paylaşmak istiyorum, sizin sorularınızla da devam edebiliriz.”

Soru: “Efendim, benim iki sorum olacak. İlki, AK Parti ve Milliyetçi Hareket Partisi arasında yerel seçimlerde ittifak olup-olmayacağı çok merak ediliyor. Gözler tabi liderlerin bu anlamdaki görüşmesinde. Sayın Başkan Erdoğan’dan Bahçeli’ye bir davet oldu mu görüşme daveti ya da olacak mı ya da Sayın Bahçeli’den bu anlamda bir talep geldi mi? İlk sorum bu.

İkinci sorum da, Tahran Zirvesi’nin sonrasında 14 Eylül’de İstanbul’da bir zirve gerçekleşecek, tabi gözler yine o zirvede. Sayın Başkan Erdoğan’ın Tahran’da ateşkes çağrısı olmuştu, İstanbul’da Türkiye’nin yeni önerileri, yeni çağrıları olacak mı bu toplantıda?”

Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü Kalın: “Şimdi birinci sorunuzla ilgili dün AK Parti Sözcüsü Sayın Ömer Çelik’in de bir açıklaması oldu. Ben de o çerçevede şunu ifade etmek isterim: Cumhur İttifakı’nın genel ruhunun muhafaza edilmesi hem yerel seçimlere giderken yaşayacağımız şu önümüzdeki aylarda, hem de sonrasında önemsediğimiz bir yaklaşımdır. Bunun muhafaza edilmesi genel olarak kabul edilen tutumdur, yaklaşımdır. Spesifik olarak daha detaylı, yani yerel seçimlerde bu ittifak nasıl uygulanır, onun tabi detaylarının çalışması gerekiyor. Bunu tabi liderlerimiz oturacaklar, görüşecekler, ondan önce ilgili arkadaşlarımız komisyonlarda iki parti arasında bu konuları görüşecekler, olgunlaştıktan sonra liderlere arz edecekler, onunla ilgili çalışmalar henüz başlamış değil, ama önümüzdeki günlerde başlayabilir.

Bu çerçevede de, dün, bugün, yarın itibarıyla Cumhurbaşkanımızın Sayın Bahçeli’ye bir daveti söz konusu olmadı, Sayın Bahçeli’nin de böyle bir görüşme talebi şu an itibarıyla söz konusu değil. Ama zaman bildiğiniz gibi görüşmeleri oluyor, yani bunun önünde bir engel durum söz konusu değil, önümüzdeki günlerde belki böyle bir talep söz konusu olursa bu görüşme gerçekleşebilir.

Ayın 14’ünde İstanbul’daki toplantı bizim ev sahipliğimizde yapılacak. Burada, Türkiye, Rusya, Almanya ve Fransa liderlerinin katılacağı zirvenin ön hazırlık toplantısı yapılacak bu cuma günü siyasi danışmanlar düzeyinde. Bu toplantıda biz liderlerin zirvede ele alacakları gündemi çalışacağız, şu an itibarıyla her şey taslak hâlinde tabi ki. Orada bir mutabakata vardıktan sonra bunlar liderlerimize arz edilecek, ondan sonra da nihai onay alındıktan sonra da bir takvim üzerinde de tabi ki çalışacağız, şu anda bir şey diyemiyorum, çünkü henüz toplantıyı yapmadık, Cuma günü mevkidaşlarımızla oturup bunları konuşacağız, orada bir takvim de belirlemeye çalışacağız ana hatlarıyla.

Amaç, tabii ki Suriye başta olmak üzere bölgesel konuları eşgüdüm içerisinde ele almak. Bu mekanizmanın biz faydalı olacağını düşünüyoruz. Zira bu ülkeler hem bölge konuları, Orta Doğu konuları olsun, güvenlik olsun, terörle mücadele, Suriye ve diğer konularda zaten 2’li, 3’lü, 4’lü formatlarda sürekli temas hâlinde olan ülkeler. Bunun somut neticeler çıkartacağına inanıyoruz. Aslında İdlib’de yaşanan sıcak gelişmeleri de dikkate aldığınızda, belki bu toplantının ve zirvenin önemi biraz daha artmış olacak. Çünkü demin de ifade ettiğim gibi, bu meselenin bütün yükünü, ağırlığını Türkiye’nin omuzlarına bırakıp kenara çekilmek adil bir tutum olmaz, çözüm de üretmez. Türkiye olarak biz elimizden geleni yaptık, yapmaya da devam edeceğiz. Bu insani duyarlılık noktasında Cumhurbaşkanımızın tavrı zaten net, bunu her platformda ifade ediyor, etmeye de devam edecek. Ama meseleyi daha fazla büyütmeden nasıl çözebiliriz diye baktığımızda, bütün paydaşların bu sürecin içinde yer alması gerekiyor. Bu toplantı da buna katkı sağlayacak toplantılardan birisi olacak.

Tabi bu arada bahsettiğim o 4’lü zirveden önce New York’ta da Sayın Cumhurbaşkanımızın dünya liderleriyle pek çok görüşmesi olacak, yani bu konuyu da gündeme getirmeye orada da devam edecekler.”

Soru: “Efendim, İdlib’e olası bir operasyonda, Cumhurbaşkanı da sık sık dile getirdi, her fırsatta aslında Türkiye söylüyor, yaşanacak bir göç dalgası sadece Türkiye değil Avrupa’ya kadar pek çok ülkeyi etkileyecek. Bu kapsamda Avrupa Birliği’nden mültecilere yönelik sınırda onları engelleyecek bir ordu olarak tanımlanabilir. 10 bin kişilik bir güç oluşturuldu, bunu nasıl değerlendiriyorsunuz? Bu konuda Türkiye’nin Avrupa Birliği’yle bir teması olacak mı?”

Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü Kalın: Şimdi biz de haberlerde okuduk böyle 10 bin kişilik bir güç oluşturuluyor diye. Yani açıkçası ilk bizde uyandırdığı intiba, ha gene tamamen olaya bir güvenlikçi perspektiften bakıyorlar yaklaşımı oldu. Yani insani noktadan ziyade, yani bu göçü nasıl durdururuz, eğer gelirse bu insanlara nasıl sahip çıkarız, can, mal güvenliklerini nasıl sağlarız kaygılarından ziyade, sınırları bir şekilde koruyalım, ülkelerimize almayalım, bu meseleyi uzağımızda tutalım yaklaşımının bir devamı olduğu hissi uyandı bizde, umarım yanılıyoruzdur. Fakat son üç-dört yılda mülteci meselesinde genel olarak Avrupa ülkelerinin takındığı tavrı dikkate aldığınızda, bunun dışında bir yaklaşımın da pek hâkim olmadığını görüyoruz.

Hâlbuki demin de ifade ettim, Cumhurbaşkanımızın da hem Tahran’da, hem sonrasında ifade ettiği gibi, bu meselenin çözümü yerinde müdahale, yani İdlib meselesine müdahale. Bundan kastettiğimiz, yeni bir cephe açalım, yeni bir savaş başlatalım değil, tam tersine orada büyümekte olan bu ateşi nasıl söndürürüz? Bunun için Avrupa ülkelerinin de, Amerika Birleşik Devletleri’nin de, Trump yönetiminin de yapıcı bir şekilde sürece dâhil olması gerekiyor. Yani bu 10 bin kişilik güvenlik gücünü kurabilirler, farklı şekillerde bunu dizayn edebilirler ama meseleyi çözmeyecek bu. Yani bu göç akını devam ettiği müddetçe, Esed rejiminin bu katliamları devam ettiği müddetçe bu insanlar bir yerlere kaçacaklar. İdlib bağlamında da kaçacakları başka bir yerde yok. Zaten bildiğiniz gibi Suriye-Türkiye sınırının İdlib kısmı yaklaşık 150-160 kilometre, bunun hemen sınırın öte tarafında, sıfır noktasında zaten şu anda 700-800 bine yakın insan var, sınıra dayanmışlar orada duruyorlar, Türkiye’den yardım gidiyor bunlara, gıda gidiyor, giyecek gidiyor vesaire. Ama aşağıdan, güney tarafından büyük bir dalga geldiğinde, on binler yürümeye başladığında bu insanları durduracaksınız? Biz gene insani kaygılarla elimizden geleni yapacağız. Ama dediğim gibi, bunun yükünü sadece Türkiye’nin omuzlarına bırakmak doğru bir yaklaşım olmayacak.

Yani dolayısıyla bu konuyla ilgili dediğim gibi detaylar alınır, görüşülür, bakılır, 10 bin kişilik güç ne amaçla kuracaklar vesaire. Ama bizde uyandırdığı ilk intiba dediğim gibi gene meseleye bir güvenlikçi perspektiften baktıkları, asıl sorunu çözmeye dönük kapsamlı, uzun vadeli bir perspektiften yoksun oldukları yönünde.”

Soru: “Başta MHP olmak üzere muhalefet partileri emeklilikte yaşa takılanların sorununu çözmek için Meclise yasa teklifi verdi ve 1 Ekim’de Meclis açıldığında bu teklif gelecek. Bu konuda hükûmet olarak bu olaya nasıl bakıyorsunuz, emeklilikte yaşa takılanların sorunu çözülmesi konusunda MHP’ye bu konuda destek verecek misiniz?”

Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü Kalın: Bu konu bugün gündeme gelmedi, bugünkü kabine toplantısında, Şu anda hükûmetin gündeminde de bu konu yok. Teklif geldiğinde Ekim ayında bir bakılır, nedir, ne değildir, ama bunun maliyeye üreteceği maliyeti de, genel manada bütçeye üreteceği maliyeti de dikkate almak durumundayız. Ama şu anda dediğim gibi bugün bu konu gündeme gelmedi, bizim bugün, yarın da gündemimizde bu yok.”

Soru: “Siz de bahsettiniz, İdlib konusunda olası bir operasyon sonrasında bir göç dalgası bekleniyor, bu zaten bilinen bir şey. AFAD’ın bu yönde hazırladığı bir rapor olduğu da biliniyor. Türkiye’nin insani kaygılarla elbette ki oradan gelen Suriyelilere yardım edeceği, ancak 3,5 milyon mülteci ev sahipliği yapan, onlara bakan Türkiye’nin daha fazla mülteciye sahip çıkamayacağı da konuşuluyor, haberler de var bugün. Türkiye’nin stratejisi ne olacak, sınırın ötesinde mi karşılayacak, yoksa sınırın bu tarafına geçecekler mi, Türkiye sınırına geçecekler mi?”

Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü Kalın: “Şimdi daha önce de ifade ettiğim gibi, biz şu ana kadar Cumhurbaşkanımızın talimatlarıyla bir açık kapı politikası izledik tamamen insani kaygılarla ve zaman zaman bu politikadan dolayı haksız bir şekilde eleştirildik. Yani bu öyle bir şey ki, kapıları açsanız herkese izin veriyorsunuz diye eleştiriye maruz kalıyorsunuz, kapıları kapatsanız bu insanları nasıl işte savaşın, varil bombalarının, kimyasal saldırıların kucağına itersiniz diye başka bir eleştiriye maruz kalıyorsunuz. Ama eleştiri yapanların kendileri sahada ne yapıyorlar? Kaç mülteciyi aldılar ya da bu çatışmaları önlemek için, durdurmak için acaba ne tür girişimler yaptılar diye baktığınızda, yani orada da pek bir şey yapmadıklarını görüyorsunuz. Şimdi burada böyle bir muhtemel göç dalgasına karşı AFAD başta olmak üzere ilgili bütün birimlerimiz tabi ki tedbirleri aldılar, almaya da devam edecekler, ama gelecek dalganın şeklini, büyüklüğünü şu anda kestirmek zor.

Umarız önümüzdeki günlerde bu İdlib meselesiyle ilgili bir siyasi çözüm söz konusu olur, Cumhurbaşkanımızın Tahran’da yaptığı çağrıya benzer bir ateşkestir, bir silah bırakmadır, buna benzer bir gelişme söz konusu olur ve biz bu ihtiyaçla ya da bu acil durumla karşı karşıya kalmayız, ama olmaması durumunda işte dediğimiz gibi bu geliyor. Türkiye üzerine düşeni yapmaya devam edecek, ama bunun bir sınırının olduğunu da herkesin bilmesi gerekiyor.”

Soru: “Efendim, Cumhuriyet Halk Partisi’yle AK Parti arasında son dönemde enflasyon, faiz, kur üzerinden bir polemik yaşanıyor. İki gün önce de Sayın Kılıçdaroğlu Sayın Cumhurbaşkanına yönelik ‘dolar baronlarının adamısın sen’ dedi. Bu sözleri yargıya taşımayı düşünüyor musunuz ve bu eleştirilere neler söylersiniz?

İki gün sonra Merkez Bankasının da bir toplantısı var, faizle ilgili beklentileriniz nelerdir? Bir diğer sorum müsaadenizle, karma eğitimle ilgili haberler yapıldı, bir kafa karışıklığı oluştu. Sizin ağzınızdan net cümleler duyabilir miyiz efendim bu konuyla ilgili, kalkıyor mu, kalkmıyor mu, nedir bu anlamda?”

Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü Kalın: “Sayın Kılıçdaroğlu’nun bu tür açıklamalarını ciddiye almak mümkün değil, yani ana muhalefet liderine de yakışmayan bir sakillikle zaman zaman bu tür açıklamalar yapıyor. Daha kötülerini de yaptı geçmişte, bunların kendisine bir faydası olmadı siyaseten, eğer amaç buradan bir siyasi rant elde etmekse. Hele ki Cumhurbaşkanımıza bu tür saldırılarla bir yol alabileceğini zannediyorsa, yani ne Sayın Cumhurbaşkanımızı, ne de siyaseti pek bilmediğimizi anlaşılır buradan.

Ekonomiyle ilgili gerekli değerlendirmeleri yaptım başta, onları söyledim, bunların hangi gerekçelerle ortaya çıktığını, bu durumun bunun aşılmasına dönük ekonomi yönetimimizin ne tür adımlar attığını da izah etmeye çalıştım, yani onları tekrar etmek istemiyorum.

Tabi Perşembe günü alınacak kararı ben şu anda kestiremem, bilemiyorum, onu hep birlikte göreceğiz. Ama meselenin sadece bu konuyla ilgili olmadığını, genel olarak birçok unsurun, bunun bir ekosistem olduğunu hepimiz biliyoruz, dolayısıyla dikkat ederseniz atılan adımlar da zaten bunu dikkate alan daha kapsamlı adımlar. Zaten o çerçevede de Hazine ve Maliye Bakanımızın hazırladığı orta vadeli program da bu ayın içerisinde, önümüzdeki birkaç hafta içerisinde açıklanacak ve bu ekonomiye sadece yeni bir perspektif sunmayacak, aynı zamanda ekonomik üretimle ilgili, dengelerle ilgili de çok önemli bir yol haritası oluşturacak. Dolayısıyla OVP’yi beklemekte de fayda var, bununla ilgili hazırlıklar zaten devam ediyor, dediğim gibi bu ay içerisinde Sayın Bakanımız bunu da açıklayacak orta vadeli programı. Yani bu darboğazdan kısa sürede inşallah hep birlikte daha da güçlenerek çıkacağız.

Üçüncü sorunuza gelince, aslında bakanlığımız bununla ilgili sabah bir açıklama yaptı. Burada bir mahkeme kararına istinaden, yapılan bir vatandaşın başvurusuna istinaden bir mahkeme kararını esas alan bir düzenleme yapıldı. Ama bu sanki Türkiye’de karma eğitim kaldırılıyor gibi bir başka propagandaya dönüştürüldü, böyle bir şey söz konusu değil, karma eğitim aynen olduğu hâliyle devam ediyor. Yani Pazartesi günü çocuklarımız okula başlayacaklar, bazıları bu hafta başladılar, karma eğitimin ortadan kaldırılması diye bir şey söz konusu değil. Fakat belli okullarda kız-erkek ayrımı şeklinde eğitim verilmesine imkân sağlayan bir karar da var ortada.

Şimdi dolayısıyla burada tercihlerin çoğaltılması söz konusu, daraltılması değil çoğaltılması. Demokratik toplumlarda da aslolan vatandaşın bu tür taleplerini karşılayacak tercihlerin, seçeneklerin, opsiyonların çoğaltılmasıdır. Yani hiç kimse hiçbir veliye, sen çocuğunu karma ya da olmayana göndermek zorundasın diye bir şey empoze etmiyor, ama alternatifleri sunuyoruz, devletin yapması gereken de budur. İsteyen kendi tercihine göre bu seçeneklerden bir tanesini tercih edebilir. Dolayısıyla burada bir kafa karışıklığına mahal verecek bir durum da yok aslında. Karma eğitim sistemi devam ediyor, bunun yanında karma olmayan eğitim de verilebilir, bu tamamen gönüllülük esasına bağlı olarak hem veren eğitim kurumu açısından böyledir, hem de oraya çocuklarını gönderecek aileler açısından, çocuklar açısından. Dolayısıyla burada opsiyonları çoğaltmak suretiyle aslında bir demokratik görev yerine getirilmiş oluyor. Bunun dediğim gibi böyle karma eğitim bitirildi vesaire gibi bir şeye, dezenformasyona dönüşmesine aman kimse kulak asmasın, buna kimse de müsaade etmesin.”

Soru: “Kılıçdaroğlu’nun sözleriyle ilgili…”

Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü Kalın: “Onu bilemiyorum şu anda, yani avukat arkadaşlar bakarlar, bir değerlendirme yaparlar diye düşünüyorum. Ama şu an itibariyle bana da gelen bir bilgi yok yargı süreci diye.”

Soru: “Efendim, daha önce Sayın Cumhurbaşkanı da açıklamıştı, BM Genel Kurulunda Trump’la bir görüşmesinin olmayacağını ifade etmişti. Siz de pek çok liderle görüşeceğini söylediniz. Bu durumda bir değişiklik var mı, Trump’tan böyle bir talep geldi mi?”

Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü Kalın: “Yok, şu anda Sayın Trump’la bir görüşme planlanmıyor New York’ta, ama bakalım o güne kadar ne olur, ne yaşanır, onların hepsini görelim, ona göre bir karar verilir.”

Soru: “Efendim, Cumhurbaşkanlığı Hükûmet Sistemi’ne geçince bazı kurullar oluşturulmuştu. Daha önce yaptığınız açıklamada da kısa sürede demiştiniz ama hani bu kurullara atamalar ne zaman yapılacak, bir takvim var mı? Bildiğimiz kadarıyla iki ofise de henüz atama yapılmadı.”

Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü Kalın: “Kurullarla ilgili Cumhurbaşkanımız çalışmasını hemen hemen tamamladı, çok yakın bir zamanda, gene aynı şey olacak ama kısa bir süre içerisinde inşallah kurullarla ilgili atamalar yapılacak ve kamuoyuyla paylaşılacak. Biz bu kurulları önemsiyoruz. Yeni sistem içerisinde biliyorsunuz hükûmetin farklı alanlardaki politikalarına makro önerilerde bulunmak üzere dizayn edilmiş ofisler, kurullar bunlar. Ve hakikaten ülkemizin farklı kesimlerinden katkı sunabilecek uzmanların yer alacağı bir kurullar sistemi olacak ve bunlar da genel olarak ekonomiden kültüre, turizmden bilim, teknolojiye kadar çok farklı alanlarda katkı sağlayacak kurullar. Bununla ilgili çalışmayı büyük oranda Cumhurbaşkanımız tamamladı, yakın bir zamanda inşallah bu atamalar da, görevlendirmeler de yapılacak.

Teşekkür ederim.”