Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü Büyükelçi İbrahim Kalın’ın Basın Toplantısında Yaptığı Açıklama

01.11.2017

“Azerbaycan’da Sayın Cumhurbaşkanımızın da katılımıyla açılışı gerçekleştirilen Bakü-Tiflis-Kars tren yolu yaklaşık 10 yıllık bir hazırlık ve uygulama aşamasından sonra dün itibariyle hayata geçmiş oldu. 840 kilometre uzunluğundaki bu demiryolu sadece Azerbaycan, Gürcistan ve Türkiye hatlarını birbirine bağlamayacak, aynı zamanda Orta Asya’nın içlerine doğru, Kazakistan’dan Çin’e doğru uzanan güzergâhta yepyeni bir tren yolu ve ulaşım ağını da hayata geçirmiş oluyor. Tekrar bu vesileyle hayırlı olsun diyoruz.

İkinci olarak da, dün bildiğiniz gibi Yüksek Düzeyli Stratejik Konsey Toplantımızı yaptık Azerbaycan’la. Diplomatik ilişkilerimizin 25. yılına denk gelmesi de ayrıca önem arz ediyor. Azerbaycan’la bildiğiniz gibi çok güçlü, kapsamlı iyi ilişkilerimiz var. Siyasi, ekonomik, ticari, kültürel, hemen her alanda çok önemli mesafeler alındı son yıllarda. Bu da özellikle Sayın Cumhurbaşkanımızın Türk coğrafyasına gösterdiği ilginin, alakanın da somut tezahürlerinden birisi olarak not edilmeli.

Yine bu çerçevede bildiğiniz gibi geçen hafta Özbekistan Cumhurbaşkanı Şevket Mirziyoyev’in Türkiye’ye tarihi bir ziyareti oldu. Gerçekten 25-26 kadar anlaşmanın imzalanmış olması, 20 küsur yıl sonra böyle kapsamlı üst düzey bir ziyaretin gerçekleşmiş olması hem memnuniyet verici, hem de Türkiye-Özbekistan ilişkilerinde yeni bir sayfanın açıldığının işaretidir. Bu çerçevede Sayın Cumhurbaşkanımız da gerek işadamlarımızı, gerek vatandaşlarımızı Özbekistan’ı ziyaret etme, orada yatırım yapma konusunda teşvik etmekte ve bundan sonra da teşvik etmeye devam edecektir. Yani kadim Türk coğrafyasıyla, Orta Asya Türk coğrafyasıyla Türkiye’nin yakınlaşması açısından bunlar bildiğiniz gibi son derece önemli adımlar.

Bir diğer önemli konu gündemimizde, tabii Irak’ta yaşanan gelişmeler. Biliyorsunuz yine geçen hafta Irak Başbakanı İbadi’yi burada ağırladık, Türk-Irak ilişkilerini görüştük, aynı zamanda referandum sonrasında yaşanan hadiseleri kapsamlı bir şekilde değerlendirme imkânımız oldu. Özellikle Kerkük ve civarında yaşanan hadiseleri etraflı bir şekilde masaya yatırdık.

Öncelikle şunu ifade etmek isterim: Referandumla ortaya çıkan yeni durum tabii ki birçok farklı konuların ele alınmasını da zaruri hale getirmiş bulunmaktadır. Bizim beklentimiz, Erbil yönetiminin attığı bu yanlış adımdan bir an önce geri dönmesidir. Referandum sonuçlarının dondurulmasına dönük yapılan açıklamalar yeterli görülmemektedir, tam tersine bunun tamamen iptal edilmesi ve eski statüye dönülmesi konusundaki beklentiyi burada tekrar hatırlatmak istiyoruz. Bu süreç içerisinde biz hem Bağdat Merkezi Hükümetiyle, Irak Merkezi Hükümetiyle, hem uluslararası diğer aktörlerle, yani bölge ülkeleriyle yakın bir eşgüdüm içerisinde devam ediyoruz. Özellikle Kerkük’te yeni bir yapının oluşturulması, bütün Kerkük halkını, yani Türkmen’iyle, Kürt’üyle, Türk’üyle, Arap’ıyla kucaklayacak bir yapının oluşturulması ve bunun hayata geçirilmesi büyük önem arz ediyor.

Bizim Irak Türkmenlerine dönük bildiğiniz gibi özel bir ilişkimiz, ilgimiz, alakamız da bulunmaktadır. Nitekim bu çerçevede 29 Ekim Pazar günü burada Sayın Cumhurbaşkanımız Irak Türkmen Eşgüdüm Komisyonunu da, Komitesini de kabul etti. Bunlar biliyorsunuz Irak Türkmenlerinden oluşan geniş bir heyettir. İçlerinde hem Kerkük’te, hem diğer Irak’ın şehirlerinde bulunan Türkmenler yer almaktadır ve bu eşgüdüm kuruluyla yapılan görüşmede de gerek Türkmenlerin durumu, gerek Kerkük’te bundan sonra yaşanacak gelişmeler detaylı bir şekilde ele alındı. Özellikle Telafer’in yeniden inşa ve imar edilmesi ve Telafer’den kaçan Türkmen kardeşlerimizin evlerine-yurtlarına geri dönmesi konusu bizim için büyük önem arz ediyor. Bu çağrıyı bu vesileyle burada tekrarlamak istiyorum.

Bir ara bildiğiniz gibi Telafer’in nüfusu yaklaşık 400 bin civarında idi, şu anda bu nüfus 15-20 bine kadar düşmüş durumda. Bunların bir kısmı Türkiye’ye gelen Türkmenlerden oluşuyordu, bir kısmı Bağdat ve diğer Irak’ın şehirlerine gidenlerden... Şimdi orada asayiş sağlandıktan sonra orada hem bizim katkılarımızla, hem de Irak merkezi hükümetin çabalarıyla bir yeniden imar ve inşa faaliyetine başlanacak. Bu çerçevede Türkiye üzerine düşeni yapmaya hazırdır. Biz bu konuda da Irak Türkmenleriyle yakın bir ilişki içerisinde olacağız.

Tabii Irak Türkmenleri bağlamında, Kerkük bağlamında, Bağdat’ta yaşanacak gelişmeler bağlamında şunun da altını çizmek isteriz: Bizim Irak’taki herhangi bir etnik ya da mezhebi gruba karşı herhangi bir negatif tavrımız, önyargımız asla söz konusu değildir. Bu yaşanan süreçte Irak Kürtleriyle geçmişte biz hep çok iyi ilişkiler içerisinde olduk. Fakat maalesef Erbil yönetiminin attığı bu yanlış adım neticesinde ortaya çıkan sonuçları hep birlikte de üzülerek izliyoruz. Dolayısıyla burada Irak Kürtlerine karşı bir cezalandırma tavrı asla söz konusu değil. Zannediyorum bunun en somut göstergesi de, bizim insani noktada Habur Sınır Kapısını kapatmamış olmamızdır. Ve nitekim dün akşam itibariyle, bugün sabah da devam eden bir süreç bu aslında, memnuniyetle karşıladığımız bir gelişme yaşandı ve Habur’un hemen karşısında bulunan İbrahim Halil Kapısı Erbil Yönetimi tarafından Irak Merkezi Hükümetine devrildi.

Hatırlarsanız bunu ben de basın toplantımda daha önce ifade etmiş ve bu yönde bir çağrıda bulunmuş idim. Ve bu devir-teslimin yapılmış olması memnuniyet verici. Bunun neticesinde de biz Habur Sınır Kapısını bundan sonra da kapatmayacağız. Doğrudan hem insani yardımlar, hem ticari mallar, hem insanlar normal bir şekilde, normal seyrinde gidip gelmeye devam edecekler. Ama kapının kontrolü bildiğiniz gibi bundan sonra Irak Merkezi Hükümeti tarafından yönetilecek.

Burada terörle mücadele bağlamında, Irak bağlamında, bir diğer önemli konuya da değineceğim sonra Suriye’ye geçeceğim. Irak’ın DEAŞ’tan tamamen temizlenmesi bizim için memnuniyet verici bir gelişmedir. Daha önce de çeşitli vesilelerle ifade ettik bildiğiniz gibi. Bu süreçte biz de özellikle Başika Kampında Musul Gönüllülerini eğitmek suretiyle bu sürece katkı sağladık. Şimdi tabii önümüzde, demin Telafer’den bahsettim, Musul gibi şehirlerin yeniden inşa ve imarı var, tabii bu çok büyük bir görev. Fakat özellikle terörle mücadele bağlamında şimdi ikinci büyük bir hedef var, aslında önümüzde çok önemli bir fırsat var.

 

Nasıl Irak DEAŞ’tan tamamen temizlendiyse, Irak topraklarının PKK terör örgütünden tamamen temizlenmesi için de önümüzde aslında çok önemli bir fırsat var. Cumhurbaşkanımız, Sayın İbadi’nin ziyareti sırasında bu konuyu etraflı bir şekilde kendisiyle görüştüler. Ve bizim beklentimiz, gerek Irak Yönetiminden, gerek orada bulunan uluslararası koalisyondan, Amerika Birleşik Devletleri’nden; bu tarihi fırsatı değerlendirmek ve Irak topraklarından PKK’nın tamamen temizlenmesi yönünde gerekli somut adımları atmak. Çünkü PKK terör örgütü nerede olursa olsun; ister Irak’ta, ister Suriye’de, ister başka bölgelerde, sadece Türkiye’nin değil bölgenin istikrarına ve güvenliğine bir tehdit teşkil etmektedir. Dolayısıyla bu çağrımızı da bu vesileyle yenilemek istiyorum.

 

Suriye bahsine geçecek olursak, bildiğiniz gibi Suriye’de bu çatışmasızlık bölgesi uygulaması şu anda devam ediyor. Nitekim dün sonuçlanan Astana toplantılarının 7’ncisinde de bu konunun altı tekrar çizildi. Tabii orada yapılacak daha çok önemli işler var. Özellikle bizim İdlib’deki askeri mevcudiyetimiz şu anda devam ediyor. Bildiğiniz gibi bir önceki toplantıda alınan kararlar çerçevesinde bu, şu anda uygulanıyor. Tabi bizim öncelikli amaçlarımızdan bir tanesi, orada ilan edilmiş olan ateşkesin etraflı bir şekilde, kapsamlı bir şekilde uygulanması. Rejimin zaman zaman ateşkesi ihlal etmesini kınıyoruz.

 

Ayrıca, oraya insani yardımların ulaştırılması noktasında da gerekli kolaylıkların sağlanması gerekiyor. Yani İdlib şu anda yaklaşık 2 milyondan fazla insanın yaşadığı, yoğun bir şekilde bir arada bulunduğu bir vilayet haline gelmiş durumda. İnsani ihtiyaçları karşılama konusunda Türkiye elinden geleni yapıyor; ama bunun yeterli olmadığını ifade edebiliriz. Uluslararası toplumun da bu konuda elini taşın altına koyması gerekiyor. Tabii yine Astana toplantıları bağlamında biz bu süreci devam ettireceğiz. Cenevre toplantılarının bir mütemmim cüzi olarak bizim beklentimiz, en kısa sürede oradaki terör yapılanmalarının tamamen temizlenmesi, buna DEAŞ da dahildir, buna PYD, YPG, PKK gibi yapılar da dahildir, bir siyasi geçiş sürecinin sağlanması ve Suriye halkına insani yardımların en hızlı bir şekilde ulaştırılmasıdır.

 

Bir diğer dış politika konusu, bildiğiniz gibi gene geçen hafta Somali Başbakanını Sayın Cumhurbaşkanımız burada kabul ettiler. Mogadişu’da geçen ay meydana gelen menfur terör saldırısının ardından Somali Başbakanının, yurt dışına, Somali dışına yaptığı ilk ziyaretti bu. Ülkemize yaptığı ziyarette de özellikle bundan sonra Türkiye’nin Somali’ye yapacağı, devam edecek olan yardımlar etraflı bir şekilde ele alındı. Bildiğiniz gibi Mogadişu’da meydana gelen o saldırıda meydana gelenlerin bir kısmı şu anda Türkiye’de tedavi ediliyor. Sayın Somali Başbakanı geldiğinde bu yaralıları hastanede ziyaret etti. Oradaki gerek insani, gerek askeri, gerek siyasi, gerek ekonomik yardımlarımız da Somali’ye devam edecek.

 

Bir diğer önemli konu, tabi zaman zaman maalesef manşetlerden düşüyor ama bu krizin ortadan kalktığı anlamına gelmiyor, Myanmar’da devam eden Arakan krizi… Bu konuda bizim bütün gayretlerimize rağmen uluslararası toplumun harekete geçiyormuş gibi verdiği birtakım işaretlere rağmen maalesef Myanmar’daki Arakan krizi hala devam ediyor, tamamen ortadan kalkmış değil, bu kriz çözülmüş değil. Yani 600 binden fazla Arakanlı Müslüman maalesef 2 hafta gibi kısa bir süre içerisinde topraklarını, köylerini, evlerini terk etmek zorunda kaldılar ve bu insanlar hala ülkelerine dönebilmiş değiller. Çok büyük bir kısmı Bangladeş’te ve Malezya, Hindistan gibi başka ülkelerde de bir şekilde yaşam mücadelesi veriyorlar. Bizim uluslararası topluma buradan tekrar çağrımız, bu krize bir an önce çözüm bulunması ve yurtlarından edilen bu kişilerin köylerine, kasabalarına, evlerine dönmelerine imkan sağlanmasıdır.

 

Bu arada, iki sıcak gelişmeyle ilgili de notlarımı sizinle paylaşmak istiyorum. Bildiğiniz gibi Japonya Başbakanı Sayın Abe bugün itibarıyla, saat farkından dolayı da biraz önce resmi olarak açıklandı, girdiği seçimleri kazanarak tekrar Japonya’nın Başbakanı oldu. Kendisini tebrik ediyoruz. Türkiye-Japonya ilişkilerinde Sayın Abe dönemi hakikaten çok önemli bir yere sahip. Yani nükleer santralin yapılmasından diğer kültürel konulara kadar, ekonomik konulara kadar Japonya’yla çok iyi ilişkilerimiz var. Sayın Abe döneminde de bu ilişkilerin daha da güçlenerek devam etmesi en temel arzumuzdur.

 

Bildiğiniz gibi, Japonya’yla yürüttüğümüz bu diğer büyük projelerin yanında, aynı zamanda Türkiye-Japonya Bilim ve Teknoloji Üniversitesi de kuruldu. Bununla ilgili idari akademik çalışmalar da en kısa sürede başlayacak, böylece ülkemize de bu bilim ve teknoloji alanında eğitim veren çok önemli bir yükseköğretim kurumumuz, üniversitemiz de kazandırılmış olacak. Bu vesileyle tekrar Sayın Abe’yi tebrik ettiğimizi ifade etmek istiyorum.

 

Bir diğer konu, bir diğer sıcak gelişme; dün gece meydana gelen New York’taki terör saldırısını biz de en şiddetli bir şekilde kınıyoruz. Ne adına, kim adına yapılmış olursa bu tür terör saldırılarının insanlık adına hiçbir yerinin olmadığını ve en şiddetli ve tereddütsüz bir şekilde kınadığımızı ifade etmek istiyorum.

 

Bununla birlikte, yine failin ismi ya da aidiyeti üzerinden yapılması muhtemele tartışmalar konusunda bir uyarımızı ifade etmek istiyorum. Çünkü bu tür saldırılar meydana geldiğinde fail eğer belli bir profildeyse onunla ilgili, ‘yalnız kurt, zihni sorunları olan kişi, psikolojik sorunları olan kişi’ gibi değerlendirmeler yapılırken, bir başka profilde ise bunun hemen özellikle kişinin adı Müslüman ise, İslam dünyasından geliyor ise ‘İslam terörizmi’, ‘radikal terörizm’ gibi ifadelerin kullanılmasını biz doğrusu çok büyük bir yanlış olarak görüyoruz. Bu ancak ve ancak bu terör örgütlerinin ekmeğine yağ sürmek anlamına gelir. Yani böyle bir profil çizme, stereotipleştirme üzerinden yapılan analizler konusunda da son derece dikkatli olunması gerektiğini ifade ediyoruz. Terörün dini, dili, ırkı, coğrafyası olmaz. Terör nereden, kimden gelirse gelsin kınanması gereken menfur bir hadisedir.

 

Ekonomiyle ilgili de birkaç notum var, onları da sizlerle paylaşmak istiyorum. Çünkü son günlerde biraz spekülatif haber ve tartışmalara da konu oldu malum.

Şimdi bildiğiniz gibi, bu yılın ilk yarısında yüzde 5,1’lik bir büyüme oranını yakaladık. Bu hakikaten hem Avrupa, hem dünya ortalamalarının çok çok üstünde... Yanlış hatırlamıyorsam Türkiye’nin bu büyüme oranı, dünyada şu an itibarıyla Çin ve Hindistan’dan sonra 3’üncü sırada geliyor. 2017’in 3 ve 4’üncü çeyreğinde de benzer bir tablonun, hatta daha da yüksek rakamların çıkması bekleniyor. Nitekim dün gelen, 31 Ekim tarihi itibarıyla gelen bazı verileri de dikkate aldığımız zaman, Türkiye’nin Ocak-Eylül dönemindeki ihracatı da önceki yıla göre yüzde 10,5 oranında artış kaydetmiş durumda, yani ticarette de gerçekten iyi bir ivme yakalamış durumdayız.

 

Turizm gelirlerinde de hakeza ciddi bir artışın olduğunu memnuniyetle ifade etmek istiyorum. Geçen yılın bu dönemine göre turizmde yüzde 37,6 oranında bir artış var. Türkiye’ye gelen turist sayısında da yüzde 38 bir artış gerçekleşmiş durumda. Turizm sektöründe de çok ciddi bir hareketliliğin olduğunu ifade edebilirim. Birazdan da zaten biliyorsunuz burada, Külliye’de Sayın Cumhurbaşkanımızın teşrifleriyle bir turizm şûrası yapılacak. Orada da turizmi daha fazla nasıl geliştirebiliriz doğudan batıya, bütün boyutlarıyla bunu etraflı bir şekilde ele alma imkânımız olacak.

 

Bir diğer konu, tabi istihdam yaratılması ve işsizliğin düşürülmesi... İşsizlik oranın tek hanelere düşürülmesi noktasında da ilgili bütün kurumlarımızın, ekonomi birimlerimizin çok yoğun bir çalışması devam ediyor. Tabii istihdama katılım oranı da artıyor, yani yeni nüfusla beraber bir istihdam arayışı da var. Ama aynı zamanda son 1 yıllık dönemde, yani geçen yılın Ekim ayından bugüne kadarki rakamlara baktığımız zaman 1 milyon 122 bin kişiye yeni istihdam yaratıldığını da görüyoruz ki, bu hakikaten memnuniyet verici bir gelişme; ama bu konudaki çalışmalarımız da devam edecek.

 

Enflasyon konusunda da rakamların daha da düşürülmesi için yoğun bir çalışma sürdürülüyor. Burada mali disiplin, yatırımlar, ithalat, ihracat, bütün bu dengeleri dikkate alan bir hassas politikanın izlendiğini rahatlıkla ifade edebilirim. Nitekim bugün Merkez Bankamız bu konuyla ilgili bir raporunu da yayınlayacak bildiğiniz gibi. Enflasyonla ilgili, enflasyon görünümüyle ilgili ayrıntıları oradan takip edebilirsiniz. Ama özellikle enflasyon verilerinin 2018’in ilk yarısından itibaren ciddi bir düşüşe geçeceğini ifade edebiliriz. Merkez Bankamız da enflasyon hedeflemesi çerçevesinde kararlı duruşunu devam ettiriyor ve elbirliğiyle bu çalışmalar devam edecek.

 

Bir diğer önemli konu da; dün Sayın Başbakanımız da ifade ettiği gibi, verilen bu krediler sayesinde orta ölçekli şirketlerin, esnafımızın rahatlatılması ve bu çerçevede yatırımların ve istihdamın artırılması… Bu konudaki çalışmalarımız da devam edecek. Hedefimiz, tabii ki burada kapsayıcı bir büyüme hedefi çerçevesinde ekonomik verileri vatandaşlarımızın ihtiyaçlarını karşılayacak şekilde, Türkiye’nin büyüme hedeflerine uygun bir şekilde hayata geçirmek.

 

Son olarak ekonomi bahsini de kapattıktan sonra bir konuyla ilgili notumu iletip sizin sorularınıza geçeceğim. O da, bildiğiniz gibi CHP’li milletvekili Bülent Tezcan’ın evvelsi gün yaptığı açıklamayla ilgili, Sayın Cumhurbaşkanımıza yönelik hakaretamiz ifadeleriyle ilgili… Biz hukuki yolları harekete geçirdik, suç duyurusunda bulunduk. Ben sosyal medya üzerinden bir açıklama yapmıştım, ama bu vesileyle burada bir defa daha görüşümüzü net bir şekilde ifade etmek istiyorum.

 

Öncelikle şunu söyleyeyim: Bu tür ifadeler, Cumhurbaşkanımızı hedef alan ‘diktatör’ gibi ifadeler, öncelikle Türkiye’de ana muhalefet adına bir utanç vesikasıdır. Siyaset yapamayan, siyaseti tüketen kesimlerin bu tür söylemler üzerinden kendine bir siyaset alanı açma çabasıdır, bunu ifade etmek isteriz. İkinci olarak; bu milletin iradesine bir saygısızlıktır, yani yüzde 52 oyla seçilmiş bir Cumhurbaşkanına siz ‘diktatör’, ‘faşist’ vesaire diyemezsiniz. Bu ülkede o Cumhurbaşkanına oy vermiş milyonlarca insanın iradesine, hür seçimine, reyine her şeyden önce bir saygısızlıktır bu. Üçüncüsü; devletin başı olarak bugün Türkiye Cumhuriyeti’nin karşı karşıya kaldığı içeriden ve dışarıdan her tür saldırıyı püskürtmek için canla-başla mücadele eden bir lidere siz bu tür yakıştırmalar yapamazsınız.

 

Dördüncü olarak da şunu ifade etmek istiyorum; ‘diktatör’ söyleminin ne amaçla tedavüle sokulduğunu, kimler tarafından kullanıldığını biz çok iyi biliyoruz. Darbe öncesinde de biz bunu ifade etmiştik. Bu tür söylemler üzerinden Türkiye’de başka karışıklıkları ortaya çıkartmak, toplumu birbirine düşürmek, başka harici ya da dahili girişimlerin zeminini hazırlamaya dönük adımlar olduğunu biz gayet iyi biliyoruz. Dolayısıyla buradan çağrımız; bu tür seviyesiz, hakikatle yakından uzaktan ilgisi olmayan, milletin iradesine duyarsız ve saygısız ifadelerden muhalefetin de kaçınmasıdır.

Soru: Kuzey Irak Bölgesel Yönetimi dondurma kararı aldıklarını, ama iptal etmediklerini söylediler, siz de iptal edilmesi gerektiğini söylediniz. Eğer Kuzey Irak Bölgesel Yönetimi iptal etmezse, bundan sonra Türkiye ne tür adımlar atacak, ne tür yaptırımlar alacak? Buna ek olarak da; Neçirvan Barzani’nin Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’dan bir randevu talep ettiği ve Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın da bu talebi kabul etmediği yönünde bazı haberler çıktı, bu haberlerin doğruluk payı var mıdır? Bir diğer sorum da; Irak Başbakanı İbadi ile Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan geçtiğimiz günlerde görüştü, orada PKK’ya yönelik ortak işbirliği vurgusu çıktı. İleriki günlerde Türk Silahlı Kuvvetleri’nin Irak Ordusuyla birlikte PKK’ya yönelik ortak bir operasyonu olabilir mi, öngörülüyor mu? Bu konudaki düşüncenizi almak istiyorum.

 

Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü İbrahim Kalın: Şimdi Erbil Yönetiminden herkesin beklentisi; sadece Türkiye’nin değil Irak Merkezi Hükümetinin, İran’ın ve diğer ülkelerin beklentisi, bu referandumu hani eski tabirle ‘keenlemyekun’, yokmuş hükmünde bir çerçeveye oturtmaları ve yollarına devam etmeleri… Tabii siyasi olarak bunu nasıl formüle ederler, kendi kamuoylarına nasıl izah ederler, bu onların meselesi. Fakat zaten fiilen şu anda geldiğimiz noktada aslında referandum yok hükmünde. Hatta bildiğiniz gibi biz daha önce de bu uyarıyı yaptık, ‘bu referanduma giderseniz aslında şu son 10 yıllık süre içerisinde elde ettiğiniz birçok kazanımı kaybetme riskiyle karşı karşıya kalırsınız’ diye uyarılarda bulunduk ve nitekim böyle de oldu. Kerkük’ten çekildiler, tartışmalı bölgelerden çekildiler, havaalanlarının, petrol kuyularının ve sınır kapılarının şu anda kontrolü de Irak Merkezi Hükümetine geçiyor.

 

Şimdi tabii bizim beklentimiz; bu yolda Irak Merkezi Hükümetiyle diyalog içerisinde, istişareler içerisinde adımlar atmaları. Irak’ın toprak bütünlüğünü ve egemenliğini garanti altına alacak adımlar atmaları. Biz geçmişte, daha önce de ifade ettim, Irak Kürtleriyle hep çok yakın ilişki içerisinde olduk, iyi ilişkiler içerisinde olduk, bundan sonra da olacağız. Biz aynı coğrafyanın insanlarıyız. Onlarla aynı coğrafyayı, aynı kaderi paylaşıyoruz, aynı geleceği paylaşmak istiyoruz. Dolayısıyla orada Irak Kürtlerine dönük herhangi bir sıkıntının gelmesini biz asla arzu etmeyiz. Ve dediğim gibi, bu çerçevede de biz mesela Habur Sınır Kapısındaki geçişleri bu yüzden devam ettirdik, çünkü oraya giden maldır, eşyadır, ihtiyaç malzemeleridir vesairelerin normal vatandaşların hayatını olumsuz yönde etkilemesini arzu etmeyiz. Bundan sonra da zaten bu yönde, yani hem Irak Merkezi Hükümetiyle, hem diğer aktörlerle istişare ve eşgüdüm içerisinde bu süreci birlikte takip edeceğiz.

 

Neçirvan Barzani’nin randevu talebine gelince, geçmişte de biliyorsunuz Sayın Cumhurbaşkanımız çeşitli vesilelerle Sayın Neçirvan Barzani’yi kabul etti, yani Irak Bölgesel Yönetiminin Başbakanı sıfatıyla. Şimdi tabii Mesud Barzani’nin görev süresinin uzatılmamasıyla yetkilerinin ona devredilmesi, Neçirvan Barzani’ye devredilmesiyle yeni bir tablo ortaya çıkıyor. Tabii ki bu talepler değerlendirilir, Sayın Cumhurbaşkanımızın takdirindedir. Kendilerinin uygun görmesi halinde, uygun gördüğü zaman ve zeminde bu görüşmeler yapılabilir. Ama bunun için dediğim gibi, öncelikle orada Erbil Yönetiminin hala birtakım adımlar atması gerekiyor. Daha önce de ifade ettim, bu sabah mesela dünden beri devam eden süreç memnuniyet verici Habur Sınır Kapısının ya da İbrahim Halil Kapısının Merkezi Hükümete devredilmesi. Bu yöndeki adımlar devam ettikçe, yani orada statüyle ilgili ve Irak’ın toprak bütünlüğünü garanti altına alacak normalleşme adımları atıldıkça bu tür talepler de yine değerlendirilir, uygun bir zamanda, zeminde bunlar gündeme alınabilir.

 

Üçüncü sorunuzla ilgili, Sayın Cumhurbaşkanımızın İbadi ile yaptığı görüşmede bu demin ifade ettiğim noktayı açık bir şekilde zaten kendilerine ilettiler. Yani Irak’ın DEAŞ’tan tamamen temizlenmesi memnuniyet verici bir gelişmedir. Fakat buna paralel olarak şu anda bizim beklentimiz, aynı şekilde PKK’nın da tamamen Irak topraklarından temizlenmesi; bu Kandil olur, Sincar olur, başka şehirler olur, her nerede olursa olsun PKK’ya karşı kararlı ve ortak bir mücadele yürütülmesi konusunda biz kararlılığımızı, taleplerimizi ilettik. Irak Yönetiminin buna olumlu baktığını biliyorum tabii, ama Irak Yönetiminin kendine göre de birtakım öncelikleri ve sorunları var. Fakat bu konuda biz yakın çalışmaya Irak otoriteleri gerek Bağdat’la, gerek Erbil’le, gerek Süleymaniye’yle, çünkü son tahlilde Merkezi Hükümetin yanında diğer bölgeler de bu sürecin içinde olmak durumunda, onlarla yakın çalışmaya devam edeceğiz. Ama nerede olursu olsun dediğim gibi, ister Suriye’de, ister Irak’ta, ister Türkiye toprakları sınırları içerisinde olsun, PKK terör örgütüne karşı mücadelemiz bundan sonra da kararlı bir şekilde devam edecek.

 

Soru: Rusya’nın Astana sürecine PYD’yi davet etmesine Ankara’nın bakış açısı nedir?

 

Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü İbrahim Kalın: Şimdi bununla ilgili emrivaki gibi bir şeyin olduğunu arkadaşlarımız bize dün ilettiler, biz de bu konuda derhal girişimlerde bulunduk ve tepkimizi ilettik. Tabii ki bunu kabul etmemiz asla mümkün değildir. Yani Suriye konusunda biz bunu hep ifade ettik, ‘PYD’li ve YPG’li olmayan Kürtlerin oraya Kürt toplumunu temsilen davet edilmesinde biz hiçbir sorun görmüyoruz, ama PYD ve YPG, PKK terör örgütünün bir uzantısıdır ve onun ne Astana, ne Cenevre, ne de bir başka toplantıya davet edilmesi asla kabul edilemez.’ Çünkü orada fiili durum yaratarak, eşkıyalık yaparak, oradaki insanları terörize ederek, DEAŞ’la mücadele kılıfı altında kendine alan yaratarak bir noktaya gelmiş bir terör örgütüne Astana gibi bir uluslararası platformda yer verilmesini biz asla kabul etmeyiz. Zannediyorum oradaki zaten arkadaşlarımızın da müdahalesiyle o sorun yerinde büyük oranda çözüldü. Ama bu konuda biz Rus mevkidaşlarımızla benim de dün bu konuda görüşmelerim oldu, pozisyonumuzu çok net bir şekilde tekrar ortaya koyduk. Bundan sonra da bu tür girişimleri memnuniyetle karşılamamızın, hoş karşılamamızın mümkün olmadığını bir kez daha ifade etmek istiyorum.

 

Soru: Geçtiğimiz günlerde bu Büyükada davasına ilişkin hem Alman basınında, hem de ardından Dışişleri Bakanının yaptığı açıklamada eski Başbakan Schröder’in burada Sayın Cumhurbaşkanıyla bir görüşme yaptığı ve ardından bu tahliyelerin yaşandığına ilişkin bazı açıklamalar geldi. Öncelikle bu görüşmeyi sormak isterim. Ardından da, az önce ifade ettiniz, Habur’un karşısındaki İbrahim Halil Sınır Kapısının Irak Merkezi Hükümete devredildiği yönünde. Bu devir işlemi tamamen sonuçlandı mı? Çünkü bölgeden gelen bazı kaynaklara göre yine Peşmergenin bir kısmının orada halen olduğuna ilişkin açıklamalar var.

 

Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü İbrahim Kalın: İkinci sorunuzdan başlayayım; o süreç hala devam ediyor, yani kapının devir-teslim süreci hala devam ediyor. Biz hem Irak Merkezi Hükümetinden, hem de kendi kaynaklarımızdan sınırda, yani bizim Habur Sınır Kapısındaki kaynaklarımızdan aldığımız bilgiler bu sürecin hala devam ettiği yönünde, biz de takip edeceğiz. Umarız herhangi bir çatışma olmadan, bir sıkıntı olmadan bu tamamlanır.

 

Birinci sorunuzla ilgili, Gerhard Schröder Sayın Cumhurbaşkanımızın eski bir dostudur, kendisi Almanya Şansölyesiyken iki başbakan olarak çok yakın çalıştığı bir kişidir. Zaman zaman da görüşürler, yani özel görüşürler, siyasi konuları görüşürler, Avrupa-Almanya ilişkilerini görüşürler ve diğer konuları görüşürler. Fakat şimdi o görüşmeyi bu tahliyelerin bir ön görüşmesi ya da bir hazırlığı olarak değerlendirmek büyük bir hata olur. Bu son tahlilde bir yargı sürecidir ve savcıların ortaya koyduğu iddianameler, mahkemede görülen davalar neticesinde ilk tutuklamalar yapılmış, ondan sonra da tahliye kararı verilmiştir. Yani bu son tahlilde bir yargı sürecidir, onu buna bağlamak doğru olmaz. Böyle bir imada basında çeşitli haberler çıktı, ama dediğim gibi bunların hiçbirisi bizim teyit ettiğimiz haberler değildir. Doğrudur, görüşme olmuştur; ama bunun neticesinde bu tahliyelerin olduğu şeklinde bir değerlendirme, öyle bir otomatikman illiyet bağı kurmak doğru değil, son tahlilde bunun kararını veren de yargıdır.

 

Soru: Balıkesir Büyükşehir Belediye Başkanı istifa etti, aileye kadar varan tehdit ve baskılardan söz etti. Bir yorumunuz olur mu bu konuyla ilgili?

 

Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü İbrahim Kalın: Dün uçakta gazeteciler de Cumhurbaşkanımıza bu soruyu sordular, yarın okuyacaksınız bunu siz de ve kamuoyu da, böyle bir şeyin olması tabii ki kabul edilemez, eğer böyle bir şey var ise. Sayın Cumhurbaşkanımızın aynen ifadesi, ‘Böyle bir şey varsa, müstafi Belediye Başkanımız hangi mercie ne şekilde başvurması gerektiğini bilir ve başvurması gerekir.’ Yani bu AK Parti siyasetiyle bağdaştırılması mümkün olmayan bir şeydir, bunun üzerine de, eminim Genel Merkez gerekli çalışmaları yapmak üzere gidecektir. Yani bunun söylentisi dahi rahatsız edici bir şeydir, yani ailesinin tehdit edilmesine kadar işin varılması gibi bir şeyin ortaya çıkması, ben de ilk okuduğumda hayretler içerisinde okudum bu neyin nesidir diye. Ama tabi ki bunun doğrudan muhatabı ben değilim, yani Ak Parti Genel Merkezinde ilgili birimler bununla ilgili çalışmaları yapacaklardır. Ama Sayın Cumhurbaşkanımızın da bu konuda rahatsızlık duyduğunu ve bunu dün de gazetecilere uçakta ifade ettiğini söyleyebilirim.

 

Soru: Sayın Başbakanın Amerika ziyareti olacağına ilişin dün haberler yer aldı, bu ziyaret gerçekleşecek midir önümüzdeki günlerde, gerçekleşecekse tarihler netleşti mi? Bir de, Bülent Tezcan’ın açıklamalarından bahsettiniz ama ben şunu sormak istiyorum: Suç duyurusu dilekçesinde, Sayın Cumhurbaşkanımızın avukatının dilekçesinde şöyle bir ifade yer aldı; ‘Bülent Tezcan’ın ifadelerinin münferit bir ifade olarak kabul edilmesi mümkün değil, bir algı operasyonunun, bir kampanyanın parçası’ şeklinde. Bu algı operasyonu, bu kampanya nereye kadar uzanıyor? Bu konudaki değerlendirmeniz nedir?

 

Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü İbrahim Kalın: Şimdi Sayın Başbakanımızın Amerika Birleşik Devletleri ziyareti planlanıyor, tabi bunun tarihini, detaylarını Başbakanlık açıklarsa daha isabetli olur. Ama vize meselesiyle ilgili bildiğiniz gibi yaklaşık 2 haftadadır devam eden bir görüşme trafiği var, Amerika Birleşik Devletleri Dışişleri Bakanlığı’ndan bir heyet buraya geldi, görüşmeler yapıldı, döndüler. Bu arada bizim de farklı düzeylerde temaslarımız oldu. Şimdi tabii bizim beklentimiz artık bu sorunun çözülmesi yönünde. Yani ortada çözülemeyecek komplike, uzun uzun müzakereleri, görüşmeleri gerektiren bir durum yok aslında, yani bu karar verilirse, irade ortaya konursa bir günde, bugün yarın rahatlıkla karar verilip çözülebilecek bir meseledir. Umarız yakın bir zamanda bu konu çözülür, çünkü burada sadece vatandaşları cezalandıran netice itibarıyla, onların sıkıntıya girmesine neden olan bir tabloyla karşı karşıyayız. Hem bir tarafta stratejik ortaklıktan bahsedeceğiz, hem NATO müttefikliğinden bahsedeceğiz, hem bölgesel bir sürü konuda ortak mücadeleden bahsedeceğiz, hem de böyle bir konunun ilişkilerimizde bir gölge olması hoş bir tablo değil, bunun aşılmasına dönük adımların da biz en kısa sürede atılmasını ümit ediyoruz, bekliyoruz.

 

Şikâyet başvurusundaki ifadeye gelince ben, biraz önce de aslında bir cümle ile onu anlatmaya çalıştım. Bakın, 15 Temmuz darbesi öncesinde de özellikle son 2-2,5 yılda bu ‘diktatör’, ‘otoriter’, ‘faşist’ vesaire söylemlerinin nerelerden hangi amaçlarla ihdas edilip tedavüle sokulduğunu zannediyorum herkes biliyor. Yani bu FETÖ'nün içeride oluşturduğu bir algı idi. Ha bu aklı birileri onlara dışarıdan verdi ya da bunlar kendileri alıp birilerine dışarıda pazarladılar, o kısım da belki incelenmesi gereken bir konu. Daha sonra bunun uluslararası basın üzerinden, çeşitli raporlar vesaire üzerinden bir algı operasyonuna çevrildiğini biz, gayet net bir şekilde gördük.

 

Ben daha önce de söyledim, burada tekrar ediyorum; bu ‘diktatör, faşist, otoriter’ vesaire söylemi, eğer 15 Temmuz darbe girişimi başarılı olsaydı, bu darbeyi meşrulaştırmak için kullanılacaktı. Yani şunu diyeceklerdi: 'Evet demokrasilerde darbe olmaz, demokrasilerle darbeleri telif etmek mümkün değildir, darbeler iyi değildir vs. ama bakın Türkiye'de en azından bir diktatörü ortadan kaldırmak için darbe yaptık.' diyeceklerdi. Yani bu tür darbe girişimlerinin örneklerine bakarsanız, geçmişte Latin Amerika'da, Avrupa'da, başka yerlerde Ortadoğu'da yapılan, bu tür dış destekli darbe girişimlerine baktığınızda üç aşağı, beş yukarı kurgunun böyle olduğunu çok net bir şekilde görürsünüz. Hamdolsun bizim kamuoyumuz, milletimiz bütün bu algı operasyonlarına rağmen tabloyu çok net bir şekilde görüyor.

 

Bence derin Anadolu basiretiyle, irfanıyla görüyor, sezgileriyle bunu hissediyor ve ne o atılan manşetleri ne yayınlanan raporları dikkate almadığını ve Cumhurbaşkanlığı seçiminde Sayın Cumhurbaşkanımızı yüzde 52 ile Türkiye Cumhuriyeti tarihinin, halkın oylarıyla seçilmiş ilk Cumhurbaşkanı yaptığını biliyoruz. Tekrar ben aynı noktaya geri geleceğim. Hepsini bir kenara koyalım. Onlar böyle bir büyük oyunun parçası olup olmadıklarının farkındadırlar, değillerdir bilemem. Bu onların takdiri, yani bu iddiaları dile getirenlere söylüyorum. Hepsini bir kenara koyun. Bu ülkede Cumhurbaşkanına oy vermiş milyonlarca insanın iradesine bir saygısızlıktır bu. Böyle bir iddiaları varsa, Sayın Cumhurbaşkanımızın da her seferinde ifade ettiği gibi, bunun kararını verecek olan yine millettir. Sandığa gidildiğinde millet kimi tercih ediyor, millet kimi iktidara getiriyor, kimi iktidara getirmiyor ısrarla herhalde bunu da çok açık bir şekilde görüyoruz. Bundan sonraki 2019 seçimlerinde de aynı şey olacaktır. Şurada 1,5 yıl var. Millete gidildiği zaman bunun kararını yine millet verecek ve bu asılsız, temelsiz iddiaları dile getirenler de milletten gerekli cevabı tekrar alacaklardır."

 

Soru: “CHP'nin özellikle son günlerde dillendirdiği erken seçim çağrısı da bu algı operasyonunun bir parçası mıdır sizce?”

 

Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü İbrahim Kalın: Sayın Cumhurbaşkanımız geçen hafta aslında o konuda çok net bir mesaj verdi. Erken seçim gündemimizde yok, bunu ısrarla ifade ettik. Milletimizi baskın seçim ya da erken seçim tartışmalarıyla yormak gibi bir niyetimiz yok. Bunun takvimi az çok bellidir. 2019 yılı içinde Mart ayında yerel seçimler, Kasım ayında başkanlık seçimleri yapılacaktır, parlamento seçimleriyle eş zamanlı olarak. Bu takvim bellidir. Burada zihin bulandırmaya gerek yok, piyasaları bulandırmaya gerek yok. Türkiye'nin öngörülebilirliği açısından burada bir takvim belirlenmiştir. Bu takvimi belirleyen de TBMM'dir. Burada hükûmet ile beraber muhalefet partileri ile beraber belirlenmiş bir takvim var. Bu çerçevede süreç işleyecektir. Bunun dışında böyle zihinleri bulandırıcı spekülasyonlara girmenin kimseye bir faydası yok.”