Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü Büyükelçi İbrahim Kalın’ın Basın Toplantısında Yaptığı Açıklama

31.08.2016

“Öncelikle 15 Temmuz darbe girişimi sonrasında yaşadığımız süreçle ilgili birkaç noktayı sizinle paylaşmak istiyorum. 15 Temmuz karanlık bir gece olarak başladı ama hamdolsun Türk demokrasi tarihine büyük bir başaralı olarak geçti ve şuanda yaralar hızla sarılıyor. Bugün Türkiye 15 Temmuz darbe öncesine göre çok daha güçlüdür. Birlik ve beraberlik içerisindedir. Bu süreç Türkiye siyasetiyle, ekonomisiyle, toplumuyla ne kadar sağlıklı bir bünyeye sahip olduğunu bir kez daha ortaya koymuştur.

Bir başka bir ülkede böyle bir darbe girişimi olsaydı, bu kadar kanlı hadiseler yaşansaydı devlet çöker, devlet kurumları işlemez hale gelir, ekonomi çöker, toplum bölünür ve siyaset siyaset üretemez hale gelirdi, çok ciddi güvenlik zaafları ortaya çıkardı. Fakat hamdolsun bunların hiçbirisi yaşanmadı, FETÖ terör örgütünün Türkiye’yi bölme zaafa uğratma planı da böylelikle boşa çıkmış oldu. Hatta ve hatta 15 Temmuz kanlı darbe girişiminin bastırılmasından sadece 6 hafta sonra Türkiye Fırat Kalkanı operasyonunu başlattı ve Yavuz Sultan Selim Köprüsü’nün açılışını yaptı. Bu iki hadise bile diğerlerinin yanında Türkiye’nin siyasi, ekonomik ve toplumsal bünyesinin ne kadar sağlam olduğunu bir kez daha ortaya koymuş bulunmaktadır. Bu manada dün kutladığımız 30 Ağustos Zafer Bayramının ana ruhunun ta 1922’de ya istiklal, ya izmihlal diyen bu milletin aynı ruhu bugün de yaşattığını görüyoruz ve bundan büyük bir memnuniyet duyuyoruz.

Tabi gönül isterdi ki, Batıdaki dostlarımız da bu ruhu, bu gerçeği net bir şekilde görüp Türkiye’nin bu gerçeğini tam manasıyla kavrayabilselerdi. Bugün itibarıyla, tekrar ifade ediyorum, daha önce de söylemiştim, hala özelikle Avrupa’dan devlet başkanı düzeyinde ülkemize bir ziyaret yapılmamış olması hakikaten kabul edilebilir bir durum değildir. Şüphesiz açıklamalar yapılmıştır, telefon görüşmeleri yapılmıştır, bunları takdirle karşılıyoruz. Ancak böylesine menfur kanlı bir darbe girişiminden sonra gelip bu topraklarda bu darbeyi adeta çıplak elleriyle durduran bu aziz milletin yanında olduğunu ifade etmek herhalde devlet başkanları için de, Avrupalılar için de çok zor bir şey değildir.

Nitekim bu süre içerisinde gelenler, çeşitli düzeyde ziyaretler oldu biliyorsunuz, bizzat saldırıların yapıldığı yerleri, Meclisi, burayı, Özel Harekat birimini, başka birimleri ziyaret ederek olayın vahametini daha iyi bizzat yerinde müşahede etme imkanı buldular. Ama bütün bunlara rağmen hamdolsun Türkiye bugün eskisine göre çok daha güçlü, bir anlamda 7 Ağustos Yenikapı ruhuyla ayakta dimdik durmaktadır.

Bu çerçevede de 15 Temmuz darbe girişiminden sonra hem bu darbeciler, bu FETÖ terör örgütüyle ilgili olarak mücadele kararlı bir şekilde, kapsamlı bir biçimde yürütülmektedir. Hukukun üstünlüğü, şeffaflık ve hesap verebilirlik ilkeleri çerçevesinde de bu süreç hiçbir taviz vermeden kararlı bir şekilde yürütülecektir, ta ki devlette bu hukukun üstünlüğü, liyakat, şeffaflık, hesap verebilirlik ilkeleri net bir şekilde tesis edilene kadar. Zira bu FETÖ örgütü yıllarca bu ilkeleri istismar ederek, bu ilkeleri kendi lehine kullanarak adeta devleti ele geçirmeye çalıştılar. Ama hamdolsun milletimiz ve Cumhurbaşkanımızın dirayetli liderliği sayesinde bu planları boşa çıktı. Şimdi yapılan da olayın vahametiyle ve şiddetiyle mütenasip bir biçimde bu pisliğin artık temizlemesi, devletin yeniden yapılandırılması ve bu tür hadiselerin, sızmadır, darbedir, paralel yapılanmadır gibi hadiselerin tekrar yaşanmaması için gerekli adımların atılmasıdır.

İkinci olarak, bildiğiniz gibi bu Pazar günü başlamak üzere Sayın Cumhurbaşkanımız Çin’de yapılacak olan G-20 Toplantısına katılacaklardır. G-20 gündemi bağlamında tabi ki zirvede küresel ekonomik gelişmeler, kapsayıcılık, bizim Dönem Bakanlığımızda geçen yıl Antalya’da yaptığımız G-20 bağlamında ele aldığımız konular yine G-20 Liderler Zirvesinde etraflı bir şekilde ele alınacak.

Tabi G-20’nin ekonomi gündeminin yanı sıra aslında önemli de bir siyasi gündemi var. Dolayısıyla bizim geçen sene özellikle terör, terörle mücadele, mülteciler sorunu gibi konularda gündeme getirdiğimiz konuları da biz yine Sayın Cumhurbaşkanımızın sunumlarında, müdahalelerinde gündeme getireceğiz.

Tabi ki bu vesileyle gerek zirvede, gerekse ikili görüşmelerinde Sayın Cumhurbaşkanımız 15 Temmuz darbe girişimini ve FETÖ’yle mücadeleyi de anlatma fırsatı bulacak.

Bu arada Sayın Cumhurbaşkanımızın aynı zamanda yoğun bir ikili görüşme trafiği de olacak. Ben bugün itibarıyla kesinleşmiş olanları sizinle paylaşmak istiyorum, programlar devam ediyor, muhtemelen bu sayı bir hayli artacak. Çin Halk Cumhuriyeti Devlet Başkanı’yla, Amerika Birleşik Devletleri Başkanıyla, Rusya Federasyonu Devlet Başkanı, Japonya Başbakanıyla, Avrupa Birliği başkanlarıyla görüşmeleri olacak, BM Genel Sekreterini kabul edecek. Ayrıca Fransa Cumhurbaşkanı, Almanya Şansölyesi ve İtalyan Başbakanıyla da bir 4’lü toplantı planlanıyor, 4’lü bir şekilde biraraya gelecek. Dediğim gibi, programımız el verdiği ölçüde ikili görüşmelerimizi de orada yapacağız ve bu vesileyle hem G-20 gündemini, hem de 15 Temmuz sonrası Türkiye’de yaşanan gelişmeleri, FETÖ terör örgütünü ve bölgedeki diğer konuları, Suriye’deki gelişmeler de dahil olmak üzere el alma imkanımız olacak.

Bu bağlamda Rusya’yla ilişkilerin normalleşmesi süreciyle ilgili de bildiğiniz gibi önemli adımlar atılmaya devam ediyor. G-20’de yapacağımız görüşmede de bunun detaylarını ele almaya devam edeceğiz. Daha önce Saint Petersburg ziyaretimiz sırasında 9 Ağustos’ta yaptığımız alınan birtakım kararlar vardı, bunlar hayata geçirilmeye başladı. Bunlar içerisinde özellikle turizm sektörümüzü ilgilendiren charter seferlerinin başlaması konusunda da Rus Hükümetinin verdiği karar biliyorsunuz 3 Eylül itibarıyla uygulanmaya başlayacak. Bundan doyduğumuz memnuniyeti de bu vesileyle ifade etmek istiyorum. Diğer ithalat, ihracat, taşımacılık, enerji, altyapı yatırımları ve diğer konularla ilgili de adımlar atılmaya devam edecek.

Bir diğer konu, gene son günlerde sıkça gündemimizde bulunan, haftasını doldurmak üzere olan Fırat Kalkanı Operasyonu. Demin de ifade ettiğim gibi, darbe girişiminden 6 hafta sonra Türk Silahlı Kuvvetleri sınır güvenliğini sağlamak ve Suriye’de, bölgede yaşayan vatandaşların can ve mal güvenliğini sağlamak ve bölgedeki bütün terörist unsurları temizlemek için Fırat Kalkanı Operasyonunu başlattı ve şu ana kadar da başarılı bir şekilde yürütmektedir. Daha önce de ifade edildiği gibi, operasyonun amacı öncelikle DAİŞ’le ve diğer YPG dahil terör unsurlarıyla mücadele, sınır güvenliğimizin sağlanarak bütün terörist unsurlardan sınırlarımızın temizlenmesidir. Bu bağlamda Türkiye hem uluslararası hukuktan kaynaklanan haklarını kullanmaktadır, hem de DAİŞ’le mücadele uluslararası koalisyonuyla beraber hareket ederek bu operasyonu gerçekleştirmektedir.

Bu noktada operasyonla ilgili çeşitli spekülasyonlar da zaman zaman yapılmaktadır. Operasyonun öncelikli amacı, sınır güvenliğimizin sağlanması ve buradaki terör unsurlarının bütünüyle temizlenmesidir. Zaman zaman özelikle Amerikalılar yetkililerden Türkiye ile PYD ve YPG terör örgütünü adeta aynı kefeye koyan, onları eşitleyen açıklamalar duyuyoruz. Bunlar kabul edilemez. Türkiye egemen bir ülkedir, bir NATO müttefikidir, bölgenin en güçlü aktörlerinden birisidir. Türkiye’yle böyle bir örgütü adeta eşitler mahiyette değerlendirmeler yapılmasını elbette kabul etmiyoruz. Baştan beri Fırat Kalkanı Operasyonuyla ilgili bizim açıklamalarımız bellidir. Bu konuda hem koalisyonla, hem Amerika Birleşik Devletleri’yle, hem Rusya Federasyonu’yla gerekli koordinasyon ve bilgilendirmeler zamanında yapılmıştır, tersi yönde zaman zaman açıklamalar yapılıp birtakım şüpheler izhar edilmeye çalışılıyor. Bu konuyu da burada bu vesileyle tavzih etmek isterim.

Zaman zaman terör örgütünün propagandasının da ana akım siyasi söylemlerde yer bulduğunu görüyoruz, bundan duyduğumuz rahatsızlığı da bu vesileyle ifade etmek isterim. Fırat Kalkanı Operasyonu Cerablus’un ve güneyinin temizlenmesi, tamamen oradaki DAİŞ ve diğer terör örgütlerine karşı yürütülen bir operasyondur. Bunu Suriye Kürtlerine karşı yapılan bir harekat gibi, Kürtlerin kazanımlarını engellemeye yönelik bir operasyon gibi yansıtma girişimlerini şiddetle kınıyoruz, böyle bir şey söz konusu değildir. Türkiye’nin Suriye Kürtleriyle bir sorunu yoktur, Türkiye’nin Türkiye’deki Kürtlerle, Irak’taki Kürtlerle, İran’daki Kürtlerle, dolayısıyla bölgedeki ve dünyadaki hiçbir Kürt vatandaşımızla ya da bölge insanıyla bir sorunu yoktur. Bizim bir PKK sorunumuz vardır, bizim bir terör örgütleri sorunumuz vardır. Daha Suriye Kürtlerinin adını kimse ağzına bile almazken, Sayın Cumhurbaşkanımız 2008-2009-2010 yıllarında Esad rejimine Kürtlerin kimlik haklarının tanınması, onlara kimlik verilmesi, nüfuz cüzdanı verilmesiyle ilgili konuları gündeme getirmiş, bölgeye yatırım yapılması gerektiğini tavsiye etmiş idi ta bu Arap baharı ve Suriye savaşı başlamadan önce.

Yine Kobani olayları sırasında 200 bine yakın Kobanili’yi, ki bunların çoğunluğunu Kürtler oluşturuyor, bir hafta içerisinde çok hızlı bir operasyonla ve hiçbir ayrım yapmadan Türkiye topraklarına alan da Türkiye Cumhuriyeti’dir. Dolayısıyla burada bunu böyle Kürtlere karşı bir harekat gibi yansıtmaya çalışmak, sadece ve sadece terör örgütünün propagandasına alet olmaktır, bu konuyu açık bir şekilde ifade etmek isterim.

Bir diğer konu da burada; aslında PKK, Suriye savaşını bahane ederek DAİŞ’le mücadele ediyorum gerekçesiyle Suriye’de fiili bir durum yaratmaya ve Türkiye’de, Irak’ta ve İran’da yapamadığını Suriye’de yapmaya çalışmaktadır. Yani terör örgütlü destekli bir devlet yapılanması, devletçik yapılanması, kanton yapılanması benzeri bir çaba içerisindedir. Bunlara Türkiye’nin ve bölge ülkelerinin elbette müsamaha göstermesi söz konusu değildir. Bu konunun da açık ve net bir şekilde artık Batılı dostlarımız tarafından görülmesi gerektiğini düşünüyoruz. Zira bu tür gelişmeler, fiili durumlar Suriye’nin toprak bütünlüğünü tehlikeye atacağı gibi, Suriye’deki etnik, mezhebi gerilimleri artıracak, oradaki sorunu daha da derinleştirecektir. Türkiye, Suriye’nin toprak bütünlüğü, çoğulcu, kapsayıcı bir siyasi yönetime geçmesi için bütün diplomatik kanalları da kullanmaya devam etmektedir ki bu konuyla ilgili girişimlerimiz farklı platformlarda devam edecek ve G-20’de yapacağımız ikili görüşmeler marjında da bu konuları ele alacağız.

Son olarak Halep’teki insani durumla ilgili de bir noktayı dikkatlerinize getirmek isterim. Orada yoğunlaşan çatışmalar elbette bizim için de büyük bir endişe kaynağıdır. Orada masum insanların öldürülmesi kabul edilemez ve bu yaklaşmakta olan Kurban Bayramı münasebetiyle de Halep’te bir ateşkes, bir çatışmasızlık ortamının sağlanması için bizzat Sayın Cumhurbaşkanımızın yürüttüğü bir diplomasi trafiği var. Bu konuyu G-20’de yapacağımız görüşmelerde de kendileri mevkidaşlarıyla konuşacaklardır. Yine BM çatısı altında burada çatışmaların durdurulması ve insani yardımların ulaştırılması amacıyla bir çalışma yürütülüyor, biz Türkiye olarak buna destek veriyoruz. Bu koridor oluşturulduğu zaman da Türkiye üzerinden buraya insani yardımlar ulaştırılacaktır. Umarız önümüzdeki günler içerisinde bu ortamı en kısa sürede sağlar ve insani yardımları oraya ulaştırma imkanımız olur.

İnsani yardım bağlamında da son olarak yine Kurban Bayramı münasebetiyle Gazze’ye ikinci bir yardım gemisini birkaç gün içerisinde yola çıkartacağımızı da bu vesileyle sizlerle paylaşmak isterim. Hatırlarsanız ilkini geçtiğimiz bayramda göndermiş idik ve ikincisi de yine içinde gıda, yardım malzemeleri olan, ama bu sefer yine de bayram münasebetiyle özellikle çocuklara yönelik bisiklet, ayakkabı, çanta, kaban, okul malzemesi gibi malzemelerden oluşan bir yardım gemisi de inşallah çok yakında Gazze’ye yola çıkacak ve Kurban Bayramında da oradaki kurumlarımız aracılığıyla Gazze’deki kardeşlerimize ulaştırılacaktır.

Ana hatlarıyla benim gündemimdeki konular bunlar arkadaşlar, birkaç sorunuzu alabilirim.

Soru: Amerika Merkez Kuvvetler Komutanlığı’ndan yapılan bir açıklama var, Türkiye’nin PYD ile anlaşarak tırnak içindeki ifadeyle söylüyorum, bir çatışmasızlık ortamı yarattığı ifade ediliyor. Böyle bir anlaşma var mı, birinci sorum.

İkinci sorum da; Avrupa Birliği’nin Dijital Ekonomiden Sorumlu Komiserinin bir açıklaması var Sayın Cumhurbaşkanına yönelik. Yine tırnak içinde ifade ediyorum; ‘Erdoğan görevde olduğu sürece Türkiye’nin Avrupa Birliği üyeliği olmaz’ şeklinde. Bu iki konuya ilişkin görüşlerinizi merak ediyorum.

Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü İbrahim Kalın: Dün basına yansıyan şekliyle böyle bir PYD ile bir anlaşma falan söz konusu değil. Dediğim gibi PYD, PKK’nın Suriye uzantısı olarak bir terör örgütüdür, Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin bu yapıyla, bu örgütle, bunun bu koluyla herhangi bir ilişkisi, anlaşması vesairesi söz konusu değildir. Dolayısıyla biz baştan beri ‘Fırat Kalkanı’ Operasyonuyla ilgili hedeflerimizi çok net bir şekilde koyduk. Şu soruyu tekrar burada soralım: DAİŞ’le yürütülen, Cerablus ve güneyinde yürütülen bu mücadeleden PKK ve uzantıları YPG-PYD dahil olmak üzere neden rahatsızlar? Eğer amaç DAİŞ’le mücadeleyse, DAİŞ terörüyle mücadeleyse bunlar o bölgede ne yapıyorlar? Ve biz defalarca ifade ettiğimiz halde bu bölgede, bu noktalarda PYD, YPG veya başka unsurlar bulunduğu müddetçe Fırat’ın doğusuna geçmedikleri müddetçe bizim için hedeftirler; biz bunu açık bir şekilde ifade ettik.

Bu arada Münbiç operasyonuyla beraber başlayan bir süreç var hatırlarsanız, orada Amerikalıların kendilerinin bizzat bize söylediği ve ilan ettiği bir takvim var. Neydi o hatırlayın; Münbiç operasyonu sırasında YPG unsurları Münbiç’e girmeyecek, çünkü Münbiç ağırlıklı olarak bir Arap şehridir ve yerel unsurlar oranın yönetimini ele alıp güvenliğini sağlayacaklar. Ve YPG ve diğer unsurlar da derhal Münbiç’ten çekilecekler. Şimdi bakın iki haftadan fazla bir süre geçti, üçüncü haftaya girdik, her seferinde işte biraz daha zaman gibi şeyler gündeme getiriliyor. Halbuki bize söylenen başta, bu operasyon biter bitmez bunların çekileceği. Bırakın Münbiç’ten çekilmeyi, Cerablus sınırına doğru gelmeleri de YPG’nin, PYD’nin orada fiili durum yaratarak adeta bölgeyi işgal etme yaklaşımını, fırsatçılığının örneklerinden bir tanesidir. Dolayısıyla burada işte doğusuna çekildiler mi, çekilmediler mi vesaire konularını ilgili birimlerimiz zaten takip ediyorlar. Sahadaki bu gelişmelere bağlı olarak biz Fırat Kalkına Operasyonunu kendi önceliklerimiz çerçevesinde sınır güvenliğimizi sağlamak amacıyla ve bölgedeki Suriyelilerin Kürt olur, Arap olur, Türkmen olur, fark etmez, can ve mal güvenliğini sağlamak amacıyla belirlediğimiz öncelikler ve takvim çerçevesinde uygulamaya devam edeceğiz.

İkinci sorunuza bilemiyorum, cevabı hak eden ciddiyette bir açıklama mı, ama şunu ifade edeyim: Türkiye’nin AB üyeliği stratejik bir hedef olmaya devam etmektedir. Fakat burada Türkiye’nin yaşadığı bütün bu gelişmeler çerçevesinde hala Türkiye’ye demokrasi, insan hakları dersi vermeye çalışan AB yetkilileri önce oturup 15 Temmuz darbesi ve sonrasında ne tür bir tavır aldılar, buna bir baksınlar. Demokrasiye kasteden bir terör örgütüne, FETÖ’ye karşı verilen mücadelede kimin yanında duruyorlar buna baksınlar. Darbeyi bir cümleyle eleştirip darbecileri yargılamak ve hukukun, adaletin önüne çıkarmak için atılan adımları eleştirmek amacıyla 9 cümle kuranlar demokrasinin, insan haklarının neresindeler, önce buna baksınlar. Özellikle Cumhurbaşkanımızın şahsı etrafından yapılan bu tür spekülasyonlar ne Avrupa Birliği’ne bir fayda sağlar, ne onların kendi belki yerel siyasi kaygıları ilettikleri birtakım cümlelerdir, ne de onlara bir faydası olur. Burada bölgenin bir bütün olarak güvenliğini sağlayacak kilit ülkenin Türkiye olduğunu artık onların da kavraması gerekiyor. Bir an düşünün, Türkiye’de darbe başarılı olsaydı, devlet kurumları çökseydi, toplum bölünseydi, çok ciddi güvenlik zaafları ortaya çıksaydı, Avrupa Birliği ne yapacaktı? Bırakınız Erdoğan’ı eleştirmeyi, sevsin-sevmesin, beğensin-beğenmesin demokrasiyi, özgürlüğü ve insan haklarını savunan herkesin Cumhurbaşkanımıza, tabii ki önce bu milletimize, sonra da gösterdiği dirayetli liderlik sebebiyle Cumhurbaşkanımıza bir teşekkür borcu vardır.

Soru: Biraz önce iki haftalık bir süreden bahsettiniz Amerikan’ın verdiği, üçüncü haftaya girdi. Türkiye yeni bir süre verdi mi Amerika’ya ya da YPG’ye Fırat’ın doğusuna çekilmesi için ve yine bir süre daha bu gerçekleşmezse Menbiç harekatı başlatılacak mı, Menbiç’e bir harekat düzenleyecek mi?

Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü İbrahim Kalın: Şimdi bakın, süre meselesini belirleyen kendileri. Bizim söylediğimiz en kısa zamanda bu noktalardan çekilmeleri ve bölgenin yönetimini gene bölge halkına bırakmalarıdır. Bunun tarihini, takvimini, işte öyle yaparlar-böyle yaparlar, bu onların bileceği iştir. Biz kendi belirlediğimiz hedefler çerçevesinde bu operasyonu devam ettiriyoruz. Önceliklerimiz orada var olduğu müddetçe ve ihtiyaçlarımız karşılanana kadar, terörle mücadele noktasında ve sınır güvenliği noktasında biz tatmin edici bir noktaya ulaşana kadar kendimiz açısından bu operasyon devam edecektir.

Orada tabii ki bir başka aslında önemli nokta daha ortaya çıkmış oldu bütün bu yaşananlar neticesinde; özellikle son 1-1,5 yıldır Batı medyasında sıkça gündeme getirilen Suriye’de DAİŞ’e karşı savaşan tek etkili ve güvenilir güç YPG’dir efsanesi de aslında Cerablus Operasyonuyla çökmüş oldu. Demek ki Ilımlı Suriye Muhalefetine doğru dürüst destek verildiği zaman, bu diğer gruplar desteklendiği zaman DAİŞ’e karşı onlar da son derece etkili bir mücadele verebiliyorlar. Bu ister Münbiç’te olsun, ister Cerablus’ta olsun, ister Rakka’da olsun, iste El-Bab’da olsun, ister Rai’de olsun, DAEŞ’in Suriye topraklarında yayıldığı hangi noktada olursa olsun demek ki bu muhalefet desteklendiği zaman Suriyelilerden oluşan bu gruplar da DAİŞ’e karşı etkili bir mücadele verebilirler. Dolayısıyla bu noktada Cerablus operasyonu, Fırat Kalkanı Operasyonuyla beraber artık Batılıların da bu gerçeği çok net bir şekilde görmesi lazım, YPG’nin asıl niyetinin ne olduğunu burada görmesi lazım. Tel Abyad’da yaşananları hepimiz gördük. Bizzat insan hakları örgütlerinin yayınladığı raporlarda orada yaşananların, köylerin yerle bir edilmesi, demografik yapının değiştirilmesi, insanların sürülmesi, muhalif seslerin bastırılması, bütün bunlara baktığınız zaman adeta savaş suçlarına denk gelecek cürümlerin işlendiği bizzat kendi raporlarında yer alıyor. Dolayısıyla bunlara kayıtsız kalmak, ilgisiz kalmak mümkün değil. O hat üzerinde Suriyelilerin kendi bölgesel dinamikleriyle oluşturacakları yapıların Münbiç’te ve diğer bölgelerde hakim olması esastır, Türkiye’nin önceliği de budur.

Soru: G-20 Zirvesi çerçevesinde Sayın Cumhurbaşkanı Amerika Başkanı Barack Obama’yla görüşecek. Bu görüşmenin çerçevesini biraz daha açabilir misiniz?

Ayrıca, Fethullah Gülen’in iadesiyle ilgili konu en üst düzeyde bu görüşmede tekrar gündeme getirilecek mi? Amerika’dan bu yönde somut adım atmasını bekliyoruz, bununla ilgili ne zaman bir harekete geçecekler, bu konuda bir öngörünüz var mı acaba?

Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü İbrahim Kalın: Sayın Cumhurbaşkanımızın Amerika Birleşik Devletleri Başkanı Sayın Obama’yla yapacağı ikili görüşmede elbette bu konu da gündeme gelecek. Ama tahmin edeceğiniz gibi uzun bir konular listemiz var, gündemimiz var, sadece bu konu değil diğerleri de. Fakat bu Feto’nun iadesi meselesi de elbette gündeme gelecek. Geçen hafta burada bulunan Amerika Birleşik Devletleri Başkanı Yardımcısı Sayın Biden’la yaptığımız görüşmeler çerçevesinde bu konuyu elbette biz tekrar gündeme getireceğiz. Tabii ki Sayın Biden konuyu, buradaki görüşmeleri, bizim bakış açımızı kendisine sunduğumuz hususları Başkan Obama’yla paylaşmıştır, o da belli bir hazırlıkla mutlaka gelecektir. Bizim elbette beklentimiz, bu kişinin Türkiye’ye iade edilmesidir. İade edilme süreci yaşanırken de yine suçluların iadesi anlaşması çerçevesinde de öncelikle gözaltı yapılmasıdır, yani bu da anlaşmada bulunan bir husustur. Yani mahkeme kararını verene kadar da Amerika Birleşik Devletleri’nin atabileceği birtakım adımlar var, çünkü bu terör öğürtü şu anda orada elini kolunu sallayarak kendisinin bu suç imparatorluğunu yönetmeye devam ediyor. Basın üzerinden, finans üzerinden, okullar üzerinden vesaire bu faaliyetlere devam ediyor. Tabii ki buna göz yumulması kabul edilebilir bir durum değil. Bunları gene Sayın Obama’yla yapacağımız görüşmede dikkatlerine getireceğiz.

Soru: Word Street Journal’ın bir iddiası var; Türkiye ile Amerika Birleşik Devletleri’nin DAİŞ operasyonu konusunda, DAİŞ’le mücadele konusunda koalisyonlarının, işbirliğinin üst düzeyde çöktüğü iddia ediliyor. Türkiye’nin habersiz şekilde bu Fırat Kalkanı Operasyonu öncesi tetiğe bastığı ileri sürülüyor, bu konudaki yorumunuz nedir acaba?

Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü İbrahim Kalın: Daha önce de ifade ettim; bu operasyonla ilgili gerek Amerika Birleşik Devletleri’ne, gerek Rusya Federasyonu’na, gerekse uluslararası koalisyona gerekli bilgilendirmeler zamanında yapılmıştır. Bu bilgilendirmeler üzerine ilgili taraflar ne zaman, ne şekilde adım atmıştır-atmamıştır, bunu nasıl değerlendirmiştir; bu onların bileceği bir şeydir. Biz önceliklerimiz çerçevesinde ve gene koyduğumuz hedefler bağlamında şeffaf bir şekilde bu operasyonu yürüttüğümüzü zaten ifade ettik, bu konuda bilgi paylaşımını da yaptık, daha öncesinde de yapıldı. Hem buradaki yetkililer üzerinden, hem diğer kanallar üzerinden, bizzat bizim yürüttüğümüz kanallar üzerinden de bu bilgilendirmeler yapıldı. Orada DAİŞ’le mücadele, terörle mücadele konusunda bizim kararlılığımız tamdır. Tabii ki aynı kararlılığı biz muhataplarımızdan da beklemek durumundayız.

Soru: PYD’nin tavrına göre Türkiye’nin yürüttüğü operasyonun şekli ve kapsamında bir değişiklik gündeme gelebilir mi? Örneğin, Afrin’e yönelebileceği yönünde bir yorum yapıldı bugün, böyle bir gündem olabilir mi Türkiye’nin?

Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü İbrahim Kalın: Şimdi öncelikle daha önce Sayın Cumhurbaşkanımızın da çeşitli vesilelerle ifade ettiği gibi 90 kilometrelik hat üzerinde ki buralarda çeşitli noktalarda DAİŞ unsurlarının bulunduğunu biliyoruz, öncelikle bu hattı temizlemektir. Daha sonra bizim diğer sınırımızda, Suriye’yle uzun bir sınırımız var, oluşabilecek terör tehditlerine karşı gerekli tedbirleri almaya devam ediyoruz. Öncelikli konu bu Cerablus’tan başlamak üzere bu bölgenin temizlenmesidir ki şu an itibariyle zaten 400 küsur kilometrekarelik bir alan gayet başarılı bir şekilde temizlendi. Bunun devam etmesi elbette bizim önceliklerimiz çerçevesinde, 90 kilometrelik hat üzerinde gerçekleştirilecektir. Tabii ki sahadaki gelişmeleri de çok yakından takip ettiğimizi bu vesileyle tekrar ifade etmek isterim.

Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü İbrahim Kalın: Öncelikle hedefimiz, dediğim gibi Türkiye’nin Suriye sınırında herhangi bir DAEŞ, YPG ve benzeri terörist yapılanmanın ortadan kaldırılmasıdır. Bu anlamda biz hedeflerimize doğru emin adımlarla ilerliyoruz. Bunu farklı şekillerde yansıtmaya çalışan birtakım açıklamaların yapıldığını daha önce de ifade ettim. Buradaki birinci amacımız; DAİŞ terör örgütü ve diğer terör unsurlarına karşı gerekli adımları atmaktır. Bunu özellikle Kürtlere karşı yapılan bir hareket gibi göstermeye çalışmak tamamen terör örgütünün, PKK’nın ve onun Suriye uzantısının propagandasından ibarettir.

Soru: Batı şimdiye kadar terör örgütü DAEŞ’e karşı muhatap olarak hep PYD’yi kabul etti. Özgür Suriye Ordusu’nun muhatap olarak kabul edilmesi gerektiği mesajını Türkiye yeni yeni artık başarılı olduğu örnekleri de var, bu mesajı verecek mi? Bir de, daha önceden Amerika ve Batı muhatap olarak kabul ettiği için PYD’ye DAEŞ’le mücadele çerçevesinde lojistik destek veriyordu. Bu destek sürüyor mu, sürüyorsa Türkiye’nin mesajı ne oluyor?

Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü İbrahim Kalın: İkinci sorunuzdan başlayayım, bu PYD, YPG’ye verilen destek konusunda bizim tavrımız baştan beri hep net oldu. Bir terör örgütünü bir başka terör örgütüyle alt edemezsiniz. Suriye topraklarında da bu gerçeği artık herkesin çok net bir şekilde görmesi lazım. Burada Suriye muhalefeti içerisinde desteklenmeyi hak eden, desteklendiği zaman sahada netice alabilecek grupların olduğu aslında baştan beri belliydi. Hatta biraz geriye gidelim, yani Suriye muhalefeti, hem Suriye Ulusal Konseyi siyasi kanadı, hem de Hür Suriye Ordusu askeri kanadı olmak üzere bu yapılanma aslında 2012-2013 yıllarında gene uluslararası koalisyonu istişareleri neticesinde ortaya çıkartılmış bir yapıydı. Fakat maalesef daha sonra ilgili ülkelerin politikalarındaki ani, beklenmedik ve bizim de anlamakta zorlandığımız değişikler neticesinde Suriye muhalefetinin birlik beraberliği akamete uğradı. Hür Suriye Ordusu parçalandı, Suriye Ulusal Konseyi etkisiz hale getirildi, şimdi tekrar bir toparlama dönemine giriyoruz. Ve bizim görüşümüz, 2011 senesinde, 2012’nin başında 100’den fazla ülkenin Suriye Halkına Destek Platformu çerçevesinde Suriye halkının temsilcisi olarak tanıdığı muhalefete destek vermesidir. Yani bunlar neden unutuldu, bu planlar neden bir kenara bırakıldı, geriye doğru tabi ki bunları sorgulamak lazım.

Bu vesileyle aslında ben bir cümle daha ekleyip onunla bitireyim. Bize yönelik de biliyorsunuz bu süreç içerisinde birçok haksız suçlamalarda bulunuldu, Türkiye DAİŞ’e karşı mücadele etmiyor, yabancı terörist savaşçıların geçişine izin veriyor vesaire diye. Şimdi DAİŞ’e karşı bir mücadele yürütüyoruz, son derecede etkin ve başarılı bir mücadele yürütüyoruz, bunu bir şekilde gölgelemeye, lekelemeye yönelik yayınların, açıklamaların yapılmaya başladığını görüyorsunuz. O zaman insanlar ister istemez bu açıklamaların niyetini, arkasında yatan düşünceyi sorgulamaya başlıyor. Bu noktada Türkiye’nin terörün her türüne karşı olduğu, DAİŞ’tir, PKK’dır, YPG’dir, DHKP-C’dir, FETÖ’dür, bunlara karşı bir mücadele verdiği çok açık bir şekilde ortadadır. Bizim milletimiz bunu anlıyor, ama umarız dünya da bunu anlar.

Türkiye şu anda 3 tane ana terör örgütüne karşı mücadele vermektedir. Birincisi, PKK terör örgütüdür, PKK’ya karşı verilen mücadele ortadan kalkmış değil ve herhangi bir adım söz konusu değildir.

İkincisi, DAİŞ ya da IŞİD’dir. Bazen bu da çok tartışılıyor, işte niye IŞİD demiyorsunuz da DAİŞ? Halbuki DAİŞ de onun Arapçasının kısaltılmışı. Ama özellikle içinde İslam kelimesi geçtiği için bu elbette bizi rahatsız eden bir durumdur, İslam’la şiddeti, kafa kesmeyi, terörü biraraya getiren bir zihniyet olduğu için biz buna şiddetle karşı karşıya çıkıyoruz, o yüzden de DAİŞ diyoruz. DAİŞ terör örgütüyle mücadele etmektedir.

Üçüncü olarak da, FETÖ’yle mücadele etmektedir.

Şimdi aynı anda 3 terör örgütüne karşı mücadele eden bir ülkenin bu samimi gayretlerini başka yerlere çekmeye çalışmak, tabi ki ne dostluk ilişkileriyle, ne de anlamlı ve doğru bir güvenlik konseptiyle bağdaşabilir. Türkiye’nin güvenliği bölgenin güvenliğidir, bölgenin güvenliği aynı zamanda Avrupa’nın güvenliğidir, başka bölgelerin güvenliğidir. Türkiye’yi zaafa uğratarak kendilerine siyasi çıkar elde etmeye çalışanlar, aslında bu konseptlerini, bu bakış açılarını artık ciddi bir şekilde gözden geçirmek durumundadırlar.

Soru: İbrahim Bey, özellikle bütün bu söylemlerinizden biraz çıkarsadığımı anlatarak başlamak istiyorum soruma. Türkiye belli bir süre verdi, Amerika söz verdi, YPG Fırat’ın doğusuna çekilecek denildi ama, 2 haftayı geçtik 3 haftaya girdik dediniz. Türkiye’nin burada, bizim algıladığımız ya da benim algıladığım, beklentilerinin çok da karşılanmadığı yönünde, verilen sözlerin çok da tutulmadığı yönünde. O zaman şu soruyu sormak istiyorum: Acaba müttefiklerimiz, Amerika, koalisyon güçleri Türkiye’nin DAİŞ’le ilgili, terör örgütleriyle, YPG’yle ilgili mücadelesinde Türkiye’yi yalnız mı bırakmak istiyor, geri mi çekiliyorlar?

Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü İbrahim Kalın: Şimdi onlar yanımızda olur, olmaz arkadaşlar, terörle mücadele Türkiye’nin bir önceliğidir ve kendi belirlediği öncelikler ve hedefler çerçevesinde bu mücadele sürdürecektir.

Fakat şunun altını çizmek lazım: Terörizm bugün küresel bir sorundur, dolayısıyla küresel bir mücadeleyi icbar etmektedir, zorunlu kılmaktadır. Hiçbir ülke terörle tek başına mücadele edemez, bunun son 2-3 senede örneklerini defalarca gördük, Bağdat’ta gördük, İslamabad’da gördük, Lahor’da gördük, Paris’te gördük, Brüksel’de gördük, Nijerya’da gördük, dünyanın her yerinde, Amerika’da gördük, İstanbul’da gördük, Diyarbakır’da gördük, Ankara’da gördük. Dolayısıyla şimdi böyle bir küresel sorunla mücadele ancak küresel bir işbirliğiyle mümkün olabilir.

Bizim bu konuda elbette işbirliği ve ortaklık beklentimiz vardır, bu da meşru bir taleptir. Ama birileri bize destek vermiyor, vermeyecek diye biz terörle mücadeleden vazgeçecek ya da geri adım atacak da değiliz. Benim söylediğim, Türkiye’ye terörle mücadelesinde destek vermek aslında o ülkelerin de menfaatinedir, umarım bu gerçeği kendileri de en kısa zamanda görürler.

Soru: Efendim, bugün Hürriyet Gazetesi köşe yazarı Abdülkadir Selvi de gündeme taşıdı, Adil Öksüz darbe girişiminin kilit isimlerinden biri olduğu ifade ediliyor, hala neden yakalamadı dedi Selvi ve acaba korunuyor mu sorusunu gündeme getirdi. Sizin böyle bir düşünceniz var mı, korunuyor mu, kollanıyor mu? Türkiye’de mi, yurt dışında mı olduğuna dair bir tespit var mı?

Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü İbrahim Kalın: Bu kişinin darbenin kilit isimlerinden biri olduğu konusunda en ufak bir tereddüt yok. Şu ana kadar çıkan bilgiler, belgeler, görüntüler, bağlantılar, verilen ifadeler de zaten bunu teyit ediyor. Şu anda çok kapsamlı bir arama çalışması devam ediyor. Ben eninde sonunda adaletin önüne çıkartılacağından eminim. Bugünle ilgili güvenlik birimlerimiz, istihbarat birimlerimiz, dış misyonlarımız, diplomatik kanallarımız, hepsi alarme olmuş, harekete geçmiş durumdalar, bununla ilgili bu kapsamlı çalışmayı da yürütmektedirler. Tabi onun gibi başka bu işin içinde olan isimler vesaireler de çıkabilir, bunlar da en kısa sürede derdest edilmek suretiyle adaletin önüne çıkartılacak, böylece milletimiz ve dünya da bu terör örgütünün, bu kült hareketinin gerçek yüzünü bu vesileyle görmüş olacaklar.

Çok teşekkür ediyorum, hayırlı günler diliyorum.