Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü Büyükelçi İbrahim Kalın’ın Basın Toplantısında Yaptığı Açıklama

28.03.2016

Sayın Cumhurbaşkanımız dün akşam Pakistan Cumhurbaşkanıyla, Pencap Eyalet Başbakanıyla telefon görüşmeleri yaptılar, bugün de Pakistan Başbakanıyla görüşerek hem taziyelerini iletecek, hem de durumu değerlendireceklerdir. Bu konuda da Türkiye terörle mücadele konusunda Pakistan halkının, Pakistan Devletinin yanında olduğunu ve her türlü işbirliğine de hazır bulunduğu ifade etmiştir.

Tabi Lahor’da meydana gelen bu terör saldırısı maalesef son dönemde yükseliş trendinde olan terör saldırılarının en son örneğini teşkil ediyor. Bildiğiniz gibi, Ankara, İstanbul, Brüksel saldırıları da bir müddettir gündemimizde, birçok masum insanın canını almış durumda. Ama ondan önce maalesef bildiğiniz gibi Fildişi Sahili’nde bir saldırı oldu, Bağdat’ta yine yakın bir zamanda, geçtiğimiz hafta içerisinde bir stadyuma bir intihar saldırısı yapıldı, 14 ve 16 Mart tarihlerinde Nijerya’da terör saldırıları meydana geldi. Yine aynı şekilde 19 Mart’ta Mısır’ın Sina vilayetinin El-Ariş ketinde bir saldırı meydana geldi. Biz bütün bu saldırıları aynı kararlılıkla kınıyor, ölenlere Allah’tan rahmet, yaralılara da acil şifalar diliyoruz.

Tabi bu olaylar öncelikle terörle mücadelenin küresel bir gayret ve işbirliği gerektirdiğini bir kez daha ortaya koymuş buluyor. Özellikle bu istihbarat paylaşımının büyük önem arz ettiğini bir kez daha ifade etmek isteriz. Özellikle Brüksel saldırısından sonra bu konu bildiğiniz gibi tekrar gündeme geldi. İstihbarat paylaşımı, paylaşılan istihbaratın takip edilmesi ve gerekli adımların atılması noktasında gösterilebilecek muhtemel zafiyetlerin ne tür sonuçlar doğurduğunu da maalesef bu saldırılarda bir kez daha görmüş olduk. Biz bütün muhataplarımızla, Pakistan’dan Belçika’ya kadar, Nijerya’dan Irak’a kadar bu saldırıların olduğu her yerde, her ülkede her türlü işbirliğine hazır olduğumuzu, terörle mücadele konusunda kararlılığımızı aynen devam ettirdiğimizi ifade ediyoruz.

Tabi bu son saldırıların ortaya koyduğu birkaç sonucu da birlikte değerlendirmekte, toplu olarak ele almakta fayda var. Öncelikle bu DEAŞ belasından bütün dünyanın kurtulması gerekiyor. Tabi ki DEAŞ’ı besleyen birçok unsur var, tek bir unsura indirgemek elbette mümkün değil. Fakat dediğim gibi, gerekçesi ne olursa olsun, dini, etnik, sosyal, psikolojik, her ne gerekçeyle ileri sürülürse sürülsün bu terörün asla ve asla meşru gösterilmesi, kabul edilmesi mümkün değildir. Fakat burada DEAŞ terörünü besleyen en önemli unsurlardan birisinin Suriye’de devam eden savaş olduğunu da tekrar hatırlatmakta fayda var.

Evet, doğrudur, bu terör örgütü hunharca, hanice, kalleşçe masum insanları öldürmektedir, ama aynı şekilde Suriye’de 5 yıldır devam eden kanlı bir savaş aynı hainlikle, aynı kalleşlikle masum insanları katletmeye devam etmektedir ve ölü sayısı 400 bini aşmış bulunmaktadır. Dolayısıyla Suriye savaşı devam ettiği müddetçe bu tür terör örgütlerinin kendilerine bir alan bulması, yayılması, eleman toplanması, propaganda yapması da maalesef devam edecektir. O yüzden de Suriye’de bir siyasi geçişin sağlanması her zamankinden daha büyük önem arz ediyor ki bu savaş artık sona ersin. Tabi burada bizim baştan beri yaklaşımımız Suriye meselesine, Suriye’nin toprak bütünlüğünü garanti altına alan, siyasi birlik ve beraberliğini teminat altına alan bir geçiş sürecinin sağlanmasıdır. Burada da bir oldu bittilere başvurmadan, etnik ve mezhep temelli hiçbir ayrıma gitmeden Suriye’nin bütünlüğünü sağlayacak bir siyasi formülün derhal hayata geçirilmesi esastır. Bunun dışındaki bütün formüller daha fazla yıkım, daha fazla kan, daha fazla gözyaşı getirecektir.

Gene bu son saldırıların ikinci önemli neticesi, teröre karşı ortak tavır alınmasının önemidir. Biz bu konuda baştan beri en açık bir şekilde bunu ifade etmekteyiz. İyi terörist, kötü terörist yoktur, terör dünyanın her yerinde terördür gerekçesi ne olursa olsun. Birinin sloganı dini olabilir, diğerinin sloganı etnik olabilir, bir diğerinki ideolojik olabilir, ama netice itibarıyla yapılan şey terördür. Dolayısıyla biz nasıl DEAŞ terörünü kınıyorsak, El Kaide terörünü kınıyorsak, Boko Haram vesaire terörünü kınıyorsak, aynı şekilde PKK terörünün de iltisaklı gruplarının hepsinin de, Suriye koludur, başka yeridir, aynı kararlılıkla kınanması, kınanmanın da ötesinde bunlara karşı somut adımların mutlaka atılması gerekir. Brüksel’de yaşanan ve Cumhurbaşkanımızın da tepki verdiği hadiseyi hatırlayacak olursanız, artık bu fotoğraf kareleri terörle mücadelede uluslararası kararlılığı zaafa uğratmaktadır gerçeğinin herkes tarafından görülmesi gerekiyor.

Üçüncü önemli nokta da, dediğim gibi istihbarat paylaşımı noktasında ülkelerin daha aktif olmaları, birbirleriyle daha yakın işbirliği içerisinde olmalarıdır. Biz Türkiye olarak tabi bu Belçika Brüksel saldırısında yaşadığımız hadiseyi ilk defa yaşamıyoruz aslında, daha önce de benzer şekilde iadeler olmuş, sınır dışılar olmuş, fakat maalesef ilgili ülkeler bu kişilerle ilgili gerekli adımları atmadığı için bu sonuçlar ortaya çıkmıştır. Dolayısıyla yakın bir zamana kadar bizi yabancı savaşçı, terörist savaşçılar konusunda yeteri kadar mücadele etmemekle itham eden çevrelerin artık bu gerçeği görmesi gerekiyor. Daha önce de ifade ettiğimiz gibi, biz bugüne kadar 100’ün üzerinde, hatta 120 küsur ülkeden yaklaşık 37 bin kişiyi ülkeye giriş yasağı koyduk, ‘No Entry’ listesi denen giriş yasağı olan listelere koyduk, bunların terörle ilişkilerinden şüphelenildiği için. Aynı şekilde 100’ün üzerinde ülkeden yine 3 binden fazla kişi bizim ülkemizden sınır dışı edildi ve maalesef bu son Brüksel saldırılarını yapan kişiler de, daha önce Paris saldırılarına karışan kişiler de bu sınır dışı ettiğimiz şüpheliler arasında yer alıyor. Dolayısıyla Türkiye burada üzerine düşeni en kararlı ve kapsamlı bir şekilde yapmaktadır, ama tabi ki bunu muhataplarımızın hayata geçirmesi, takip etmesi de büyük önem arz ediyor. Gene Brüksel saldırısı ve bu tür saldırılardan sonra karşımıza sistematik olarak çıkan bir başka konu da Müslüman karşıtı duyguların tahrik edilmesi, siyasete alet edilmesi, İslamofobik söylemlerin güç kazanması. Bunu Brüksel saldırısından sonra da yine gördük, Atlantik’in iki tarafında gördük, sadece Avrupa’da değil Amerika’da da bunların nasıl araçsallaştırıldığını, siyasi malzeme yapıldığını gördük. Bu konularda da siyasi liderlerin, dini liderlerin, toplum önderlerinin, basının, kanaat önderlerinin büyük bir siyasi sorumluluk içerisinde hareket etmesi gerekiyor, çünkü Müslüman karşıtı söylemler sadece ve sadece DAEŞ gibi, El Kaide gibi aşırı terör örgütlerinin elini güçlendirir, onlara malzeme sağlar; bu konuda en üst düzeyde hassasiyetin gösterilmesi gerekiyor. Tabi bu süreçte bu hassasiyeti sergileyen siyasi liderlere de biz teşekkürlerimizi ve takdirlerimizi iletiyoruz, bu vesileyle onun da altını çizmek isterim. Yani her şey çok kötü değil, bu konuda hakikaten iyi sınav veren ülkeler, siyasi liderler, dini liderler de var; bunların örneklerinin çoğalması, seslerinin daha gür bir şekilde çıkması gerekir. Bildiğiniz gibi arkadaşlar, son olarak Sayın Cumhurbaşkanımız 4 Afrika ülkesini kapsayan bir ziyaret yapmıştı, yarın da nasip olursa Amerika Birleşik Devletleri’nin Başkenti Washington’da Nükleer Güvenlik Zirvesine katılmak üzere bu ülkeye bir ziyaretimiz olacak. Bu ziyaret çerçevesinde, tabi ziyaretin merkezinde uluslararası nitelikli Nükleer Güvenlik Zirvesi bulunuyor, şu an itibariyle yaklaşık 60 kadar ülkenin devlet, hükümet başkanı ve bakan düzeyinde katıldığı bir üst düzey zirve. Daha öncede Cumhurbaşkanımız bu Nükleer Zirveye dünyanın başka ülkelerinde, Kore’de mesela katılmıştı. Bu zirve bağlamında da Cumhurbaşkanımızın yoğun bir programı olacak, ikili görüşmeleri olacak zirveye katılan ülke liderleriyle. Programlar el verdiği ölçüde bunları geniş bir şekilde yapacağız ve tabi sizinle de paylaşacağız.

Gene aynı şekilde bu ziyaret çerçevesinde Türkiye’de de yatırımları bulunan büyük Amerikan şirketleriyle ve iş adamlarıyla programları olacak Sayın Cumhurbaşkanımızın, onların Türkiye’deki yatırımlarıyla ilgili konularını, sorularını, dilek ve taleplerini dinleyecek, değerlendirecek. Bu çerçevede ilgili Ekonomi Bakanımız da bize eşlik edecekler. Aynı şekilde Sayın Cumhurbaşkanımız bu ziyaretleri sırasında Amerika’da yerleşik bulunan Türk toplumunun temsilcileriyle bir araya gelecek, aynı şekilde Amerikan Müslüman toplumunun temsilcileriyle bir araya gelecek, yine aynı şekilde Amerika’da yerleşik bulunan Musevi cemaatinin liderleriyle de, temsilcileriyle de bir araya gelecek. Gene bu çerçevede bildiğiniz gibi basına da yansıdı, birtakım düşünce kuruluşu, basın vesaire temasları da olacak, buralarda hitapları da bulunacak.

Bütün bu yoğun programın sonunda da inşallah 2 Nisan Cumartesi günü Washington’un hemen yanı başında Maryland Eyaletinin Lanham şehrinde ya da semtinde inşa edilmiş olan Diyanet Merkezinin açılışını yapacağız. Burası hakikaten hepimizin gurur kaynağı olan büyük bir merkez, büyük bir ilim, eğitim, ibadet merkezi olarak inşa edildi, bir külliye olarak faaliyet gösterecek. Orada camisiyle, araştırma merkeziyle, kütüphanesiyle, konferans salonlarıyla, çok amaçlı salonlarıyla, misafirhanesiyle, restoranıyla vesaireyle hakikaten çok güzel bir eser ortaya kondu. İnşallah onun açılışını da yine hem Türk toplumumun, hem Amerikan Müslüman toplumunun, hem de Amerikan toplumunun genelinden katılımlarla inşallah bu külliyenin açılışını orada gerçekleştireceğiz.

ABD dönüşünde de hemen yaklaşık bir 10 gün sonra da İstanbul’da İslam İşbirliği Teşkilatı Liderler Zirvesine Sayın Cumhurbaşkanımız ev sahipliği yapacaklardır. Bu zirvenin de hazırlıkları devam ediyor, daha yakın bir tarihte size bu konuda daha detaylı bilgiler vereceğim. Ama döndüğümüz zaman 14-15 Nisan tarihlerinde bu üst düzeyli zirveye de ülkemiz Cumhurbaşkanımızın Başkanlığında ev sahipliği yapacak ve İslam İşbirliği Teşkilatı’nın Dönem Başkanlığını 3 yıllığına Türkiye devralacak bu zirve vesilesiyle.

Ben son olarak özellikle bu Lahor’da meydana gelen saldırıyı üstlenen grubun amaçlarının biraz da orada kutlama yapan Hıristiyanlar olduğu şeklindeki açıklamaya da atıfla bu terör saldırısını tekrar en sert şekilde kınadığımızı ifade etmek istiyorum. Müslüman olsun, Hıristiyan olsun, Sünni olsun, Şii olsun veya hangi etnik gruptan, dini gruptan ya da mezhepten olursa olsun masum insanların böyle katledilmesi asla ve asla kabul edilemez. Hele bu din adına, İslam adına yapılıyorsa şunu herkesin bilmesi gerekir ki; bunun ne bizim dinimizde, ne inancımızda, ne kültürümüzde hiçbir karşılığı yoktur, bu olsa olsa bir barbarlıktır, ondan öte bir şey de değildir. Bu vesileyle ben bütün Hıristiyan vatandaşlarımızın ve dünyadaki bütün Hıristiyanların da kutlamakta oldukları Paskalya Yortusunu da bu vesileyle tebrik ediyorum.

Bir de son olarak arkadaşlar, Suriye ve Irak’taki gelişmelerle ilgili bir-iki konuyu paylaşacağım, sonra sizin sorularınızla devam edelim.

Suriye’de bildiğiniz gibi Cenevre görüşmeleri Şubat ayının başında inkıtaa uğramış ve daha sonra yapılan müzakereler neticesinde de 14 Mart’ta yeniden başlamıştı. İlan edilen Münih Ateşkes Anlaşması ya da çatışmaların durdurulması bağlamında da şu anda kısmi olarak bu ateşkesin uygulanmakta olduğunu görüyoruz. Ölümlerin azaltılmış olması elbette sevindirici bir durum. Fakat savaş bitmiş değil, Suriye’deki kriz bitmiş değil, çözülmüş değil, hala bu ateşkes ya da çatışmaların durdurulması anlaşması çerçevesinde bile maalesef çatışmalar yer yer devam ediyor. İnsani yardımların ulaştırılması konusunda da büyük sıkıntılar yaşanmaya devam ediyor. Sivillere karşı saldırılar, insani yardımların engellenmesi, kuşatmalar, haksız tutuklamalar ve insanları açlığa mahkum etme gibi uygulamalar da maalesef belli noktalarda, Suriye’nin farklı noktalarında hala devam ediyor. Örneğin Şam kırsalı ve İdlib’de insani yardımlar şu ana kadar ancak 150 bin kişiye ulaştırılabildi, halbuki ihtiyaç sahibi insan sayısı burada 650 ile 700 bin civarındadır. Bu konuda tabi Suriye rejiminin engelleyici tavrını kınadığımızı bir kez daha ifade ediyoruz.

Tabi bu arada müzakerelerin sonuç vermesi en büyük arzumuzdur. Biz baştan beri hep Suriye’de bir siyasi çözümün ancak bu krizi sona erdirebileceğini söyledik, bu noktada da Cenevre’de yürüyen, BM çatısı altında devam eden bu müzakerelerin olumlu netice vermesini umut ediyoruz, ama bunun çok kolay olmayacağını da herhalde hepimiz birlikte görmekteyiz.

Bir de son olarak Irak’la ilgili olarak da, terör saldırısıyla ilgili açıklamamı yaptım, Irak’taki güvenlik sorunları çerçevesinde de Irak Hükümetiyle yakın çalıştığımızı, özellikle Musul’un kurtarılması operasyonu bağlamında da Iraklı yetkililerle, aynı şekilde uluslararası koalisyonla yakın temas içinde olduğumuzu ifade etmek istiyorum. Musul’un geleceği Irak’ın geleceği için son derece önemli. Irak’ın bu son derece önemli şehrinin DAİŞ’ten kurtarılması, temizlenmesi Irak’ın geleceği açısından da büyük önem arz ediyor. Bu konuda biz Irak yetkililerinin yanında olduğumuzu bir kez daha ifade etmek isterim.

Evet arkadaşlar, sorunlarınızla isterseniz devam edelim.

Soru: Efendim, A Haber’den Lamia Ayhan. Sayın Cumhurbaşkanının Amerika ziyaretiyle başlamak istiyorum öncelikli olarak. Çok yoğun bir program olacağını söylediniz ama, bu program çerçevesinde Sayın Obama’yla özel bir görüşme planlandı mı? Bunun yanı sıra ikinci sorum, bu ziyaret öncesinde Amerika’da tutuklanan iş adamı Rıza Zarrab’ın tutuklanmasının ardından özellikle Türkiye’de hem bazı medya gruplarında, sosyal medyada Hükümeti ve Sayın Cumhurbaşkanını hedef alan bir algı operasyonu yaratılmaya başlandı ve özellikle bu ziyaret öncesine denk getirildi bu. Buradan baktığımızda bu tabloyu nasıl okumalıyız?

Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü İbrahim Kalın: Şimdi öncelikle Sayın Cumhurbaşkanımızın Washington’a yaptığı ziyaret bir ikili ziyaret değil, çok uluslu, çok katılımlı bir zirve ziyaretidir. Tabi bu tür zirvelerde program elverdiği ölçüde ikili ziyaretler yapılır. Demin de ifade ettiğim gibi bizim de planladığımız, bizden talep edilen, bizim talep ettiğimiz çeşitli görüşmeler olacak zirve marjında, Sayın Obama’yla da böyle bir görüşmenin olması üzerinde şu anda çalışılıyor. Tabi dediğim gibi program oldukça yoğun. Yalnız şunun da altını çizeyim: Böyle çeşitli spekülasyonlar yapılıyor, gene bir tür algı operasyonu, işte görüşmeyecek, görüşmüyorlar vesaire gibi. Bakın, biz en son Sayın Obama’yla Paris’te görüştük, ondan sonra telefon görüşmelerimiz oldu ve her düzeyde bu ilişkiler devam ediyor. Yani burada sürekli böyle bu ilişkinin mahiyeti üzerine yapılan bu tür spekülasyonları bir kenara koyup resmi açıklamaları esas almakta fayda var. Zaten bu zirve boyunca da Sayın Cumhurbaşkanımız Obama dahil bütün liderlerle 1,5 gün beraber olacaklar, nükleer güvenlik meselesinden terörle mücadeleye kadar birçok konuyu konuşacaklar; ki bunlar aynı zamanda bizim ikili ilişkilerimizi de ilgilendiren konular, yani terör meselesi olsun, diğer konular olsun. İkinci konuyla ilgili olarak, tabi Amerika’da bir yargıcın verdiği bir karardır, yürüyen bir süreçtir, şu anda bizim onunla ilgili farklı bir şey söylememiz uygun olmaz. Ne olacağını hukuki bir süreç olması itibariyle biz de buradan takip ediyoruz. Bize intikal eden doğrudan herhangi bir şey söz konusu değil.

Soru: İsrail vatandaşlarından Türkiye’den derhal ayrılmalarını istemiş. Nasıl karşılıyorsunuz onu?

Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü İbrahim Kalın: Şimdi bildiğiniz gibi arkadaşlar, ülkeler zaman zaman bu tür saldırılar olduğunda çeşitli güvenlik değerlendirmeleri yaparlar, kısıtlı ve geçici olmak üzere bu tür seyahat uyarılarında bulunurlar. Brüksel saldırısından sonra da bildiğiniz gibi Amerika başta olmak üzere, biz de yaptık aynı uyarıları, vatandaşlarımızı bu konuda uyardık, dikkatli olmaları, ihtiyaç ya da zaruri değilse gitmemeleri şeklinde. İsrail’in yaptığı açıklamayı da bu çerçevede görüyoruz. Ama bildiğiniz İstiklal Caddesi’nde meydana gelen saldırıdan sonra bir trafik de oldu, bir karşılıklı taziyeleşme trafiği oldu. Ben şunun altını burada çizmek isterim: Terör elbette küresel bir sorun, nerede ne zaman saldıracağı önceden kestirilemeyen bir bela; ki bunun dediğim gibi işte Lahor’dan Brüksel’e kadar dünyanın her yerinde örneklerini görebiliyoruz. Burada teröristleri sevindirecek tarzda hayatı adeta askıya alan, kilitleyen tavırlardan tabi ki kaçınmak gerekir, bu bütün ülkeler için geçerli, yani İsrail bağlamında söylemiyorum bunu. Genel olarak zaten terörün yapmak istediği şeylerden bir tanesi bu, hayatı askıya aldırmak, dondurmak, gündemi belirlemek. Buna izin vermemek lazım, bu ancak teröristleri sevindirir. Elbette teröre karşı her tür tedbir en ince ayrıntısına kadar alınmakta ki bildiğiniz gibi bizim de ülkemizde işte bu terör tehdidiyle mücadele ediyoruz. Geçtiğimiz haftalar içerisinde Milli İstihbarat Teşkilatımız ve İçişleri Bakanlığı’mızın yürüttüğü mücadele neticesinde bildiğiniz gibi birçok terör eylemcisi hazırlık halindeyken de yakalandı. İntihar saldırıcıları yakalandı, bomba düzenekli araçlar yakalandı. Yani bu konuda kapsamlı güvenlik tedbirleri de zaten devam ediyor. Ama dediğim gibi teröristleri sevindirecek bir psikoloji içerisine de hiçbir zaman girmemek gerekir.

Soru: Sayın Kalın, İngiliz Times Gazetesinin bir iddiası var efendim; Suriye’nin kuzeyindeki Menbic bölgesinde Amerika Birleşik Devletleri’nin o bölgeye Kürtleri yerleştirerek IŞİD tehdidini, IŞİD’in geçişini önlemek istediği, ama Türkiye’nin buna karşı çıktığı yönünde bir iddia. Bu doğrulanıyor mu sizin tarafınızdan acaba?

Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü İbrahim Kalın: Şöyle cevap vereyim ona: Menbic civarında bildiğiniz gibi devam eden bir süreç var aslında, yani DEAŞ terör örgütüne karşı orada bizim uluslararası koalisyonla beraber yürüttüğümüz bir çalışma var. ABD tarafıyla da bu Türkiye’nin sınır bölgesinde DEAŞ’ın mevcudiyetiyle ilgili özellikle Menbic-Cerablus arasındaki durumu en ince detaylarına kadar çalıştık, çalışmaya da devam ediyoruz. Nitekim geçen hafta ülkemizi ziyaret eden ABD Dışişleri Bakan Yardımcısı Blinken’ın ziyareti sırasında bu konuyu heyetler arasında detaylı bir şekilde ele aldık. Şu anda böyle bir şey söz konusu değil, oraya işte PYD-YPG unsurlarının yerleştirilmesi diye. Ama bizim bu konudaki hassasiyetimizi de herkes biliyor. Yani DEAŞ’a karşı mücadele son derece önemlidir, ama kimlerin nasıl mücadele ettiği ve bu mücadele üzerinden birtakım çıkarlar peşinde olup olmadıkları konusu da bizim için ayrıca önem arz ediyor. Bu konuda hep bir fiili durum yaratıp DEAŞ’la mücadele ediyoruz bahanesiyle başka yerlere atlamaya çalışanlara karşı da bizim tavrımız son derece nettir, çünkü bu hem bizim ulusal güvenliğimizi ilgilendiren bir konu, hem de Suriye’nin geleceğini tehlikeye atacak bir gelişme olacaktır. Dolayısıyla Cerablus-Menbic hattı üzerinde bu dinamik süreci de en uygun bir şekilde yönetmek için biz hem Amerikalılarla, hem diğer koalisyon güçleriyle yakın bir şekilde çalışmaya devam ediyoruz.

Soru: Zeynep Turalı efendim, Star Gazetesi. Sizin de belirttiğiniz gibi İslam İşbirliği Teşkilatı Zirvesi Nisan ayında İstanbul’da yapılacak Sayın Cumhurbaşkanımızın ev sahipliğinde. Mısır’dan devralacağız başkanlığı, Mısır’a hangi düzeyde davetiye gönderildi ya da bize katılım olarak hangi düzeyde geri döneceklerini söylediler?

Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü İbrahim Kalın: Mısır tarafı bize bakan düzeyinde, Dışişleri Bakanı düzeyinde katılacaklarını ifade ettiler zirveye, biz de bunu memnuniyetle karşıladık. Sayın Bakanımızla, mevkidaşıyla zirve öncesinde zaten bakanlar toplantısı olacak. Zirvenin önce yüksek düzeyli memurlar toplantısı, ardından bakanlar toplantısı, sonra liderler zirvesi şeklinde yapılıyor. Bu toplantıya Mısır Dışişleri Bakanı katılacak, biz de zaten zirvenin hem gündemi, hem işte devir teslim töreni ve bundan sonra Türkiye’nin başkanlığında yürümesiyle ilgili bu hazırlıkları hem İslam İşbirliği Teşkilatı Genel Sekreterliğiyle, hem de Dışişleri Bakanlığımız üzerinden şu anda yürütüyoruz.

Soru: Başbakan Nisan ayı sonunda yeni anayasayı Meclis’e sunmayı planlıyoruz dedi. Siz bu takvimi nasıl değerlendirirsiniz? Diğer taraftan, AK Parti başkanlık sistemi önerisinde Amerika tipi başkanlık sistemini esas alacak, ama bazı farklar olacak; tek meclis ve üniter sistem esas alınacak diye iddialar var. Cumhurbaşkanının bu konuda bir önerisi olacak mı?

Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü İbrahim Kalın: Tabii arkadaşlar, bu konu daha önce benim yaptığım bir açıklama vesilesiyle de gündeme geldi, başka yerlere de çekildi, hassasiyetinin farkında olarak söylüyorum. O da şu: Bu konu öncelikle Meclis’in konusudur. Ve Hükümet bu konuda bir teklif geliştirip bunu Meclis’e sunacaktır. Ama benim anladığım kadarıyla bunu eşzamanlı olarak kamuoyuyla da paylaşmak suretiyle kamuoyunun da katkılarını, önerilerini almayı planlamaktadır; bir kere süreç böyle işleyecek. İkinci olarak; yeni anayasa ve başkanlık sistemiyle ilgili olarak, bildiğiniz gibi Cumhurbaşkanımız bu konuda bir çerçeve çizen açıklamalar yaptı daha önce. Yani o da nedir? Bir kere Türkiye’nin yeni bir anayasaya ihtiyacı var. Yani 82 Anayasasının Türkiye’nin bugünkü ihtiyaçlarını karşılamadığı, kendi iç bütünlüğünü kaybettiği hepimizin malumu. Hele ki Türkiye etkin ve hızlı karar verme mekanizmalarını geliştirecek bir yönetim yapısına ihtiyaç duyduğu dönemde 2023 hedeflerine giderken elbette bu mevcut Anayasanın sebep olduğu engellerin de mutlaka aşılması gerekiyor. Mevcut mevzuatta bulunan birtakım engeller de aslında Anayasayla ilgili konulardır. Tabii bunlar Meclis’te tartışıldığı için, Meclis çatısı altında ele alındığı için bunu özellikle ifade etmek istiyorum; o konuda tabii Hükümetin getireceği teklifi kamuoyuyla beraber biz de izleyeceğiz, takip edeceğiz, bu konuda bir katkımız, önerimiz olursa bunu Sayın Cumhurbaşkanımız kendileri zaten ifade edeceklerdir.

Soru: Erdinç Çelikkan, Hürriyet Gazetesi. Efendim, bu Rıza Zarrab’ın Amerika’da tutuklanmasıyla ilgili Amerikan makamlarından Türkiye’deki şirketleriyle ilgili herhangi bir bilgi ya da belge talebi oldu mu acaba?

Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü İbrahim Kalın: Benim bildiğim, bize intikal eden böyle bir şey yok, ama detayları belki Adalet Bakanlığı’na sorabilirsiniz.

Soru: Efendim, bugün bir köşe yazarı şunu iddia etti: Sayın Cumhurbaşkanı ile Sayın Başbakanın partili cumhurbaşkanı konusunda yine yeni anayasa çerçevesinde anlaştığını yazdı köşesinde, bu iddia doğru mudur? İkinci sorum da şu efendim: Konsolosların Can Dündar ile Erdem Gül’ün duruşmasına katılmasını Sayın Cumhurbaşkanı eleştirdi. Aynı gazete şunu iddia etti: Sayın Erdoğan da kendisiyle ilgili yargı sürecinde bir konsolosla görüştü, bunu bir çelişki olarak nitelendirdi bazı çevreler, sizin yorumunuz ne olur?

Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü İbrahim Kalın: Şimdi birinci konuyla ilgili böyle bir anlaşmaya vardılar falan; bilmiyorum, onu ilk defa duyuyorum, neye atıfta bulunuyor o yazı bilmiyorum. Ama dediğim gibi, bunun genel çerçevesi yeni anayasa ve başkanlık sistemi konusunda zaten kamuoyunda yürüyen bir tartışma var, bu konuda Cumhurbaşkanımız çerçeve çizen fikriyatını, fikirlerini, önerilerini zaten dile getiriyor. Bu çerçevede de Meclis’e sunulacak olan anayasa teklifini de, idare modelini de hep beraber inceleriz, değerlendiririz, vatandaşlar olarak bu konuyla ilgili de görüşlerimizi ifade ederiz. Umarım bu sağlıklı bir tartışma zemininde ilerler, zira zaman zaman bu tartışmayı getirip bir kişinin kişisel geleceğiyle ilgili, yani Sayın Cumhurbaşkanımızın geleceğiyle ilgili bir konu gibi vaz edilmesi elbette bu tartışmanın ciddiyetiyle örtüşen bir konu değil. Yani bu son derece önemli bir konu, yeni anayasa bu ülkenin yeni toplum sözleşmesi olacak, yeni milli mutabakat metni olacak. Dolayısıyla, toplumun bütün kesimlerinin, her grubun kanaatlerinin, görüşlerinin bu metinde karşılık bulması son derece önem arz ediyor. Daha öncede hatırlarsanız 2007’de, 2011’de, 2012’de anayasayla ilgili birtakım girişimler yapıldı, taslaklar yazıldı, komisyonlar kuruldu ve maalesef başarıya ulaşamadı. Yani umarız, ben bunu en azından bir vatandaş olarak söylüyorum; bu sefer sivil, demokratik, çoğulcu, güçler ayrımını esas alan, kontrol mekanizmalarını doğru oturtmuş, Türkiye’nin gerçekleriyle örtüşen bir anayasayı yazma imkânımız olur diye ümit ediyorum.

Bu konsoloslar meselesiyle ilgili arkadaşlar; bildiğiniz gibi bu konu yani diplomatik ilişkiler hakkında Viyana Sözleşmesinin 41. maddesinin 1. fıkrası ve konsolosluk ilişkileri hakkında Viyana Sözleşmesinin 55. maddesinin 1. fıkrasında düzenlenmiştir. Buna göre de diplomatik temsilcilikler, konsolosluklar faaliyetlerine bu ilkeler çerçevesinde herhangi bir kısıtlama olmaksızın devam etmektedirler. Ancak söz konusu sözleşmeler uyarınca diplomatik ve konsüler temsilcilik mensuplarının Türkiye’deki kanunlara riayet etmeleri ve iç işlerine karışıyor görüntüsü vermekten kaçınmaları da esastır; Viyana Anlaşmasının açık bir şekilde ifade ettiği konulardan birisidir bu. Dolayısıyla bu çerçevede diplomatik ve konsüler temsilcilik mensuplarının Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin ve halkının hassasiyetlerine özen göstermeleri, yargıyı etkileme amaçlı görünebilecek ve iç işlerine karışılıyor izlenimi yaratabilecek davranışlardan kaçınmaları esastır. Nitekim Cumhurbaşkanımız da, Başbakanımız da bu konuya dikkat çektiler. Dolayısıyla burada takip edilecek yol ve yöntemin gene bu esaslar çerçevesinde olması elbette daha doğru olur. Peki, çok teşekkür ediyorum, hayırlı günler diliyorum.