Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü Büyükelçi İbrahim Kalın’ın Basın Toplantısında Yaptığı Açıklama

15.07.2015

“Ben birkaç noktayı sizinle paylaşarak başlamak istiyorum basın toplantımıza. Bildiğiniz gibi Ramazan ayı münasebetiyle Sayın Cumhurbaşkanımızın ay boyu yoğun bir programı oldu. Ramazan iftar programları çerçevesinde vatandaşlarımızla, STK’larla, sanatçılarla, sporcularla, devlet erkanıyla, MGK’yla, Bakanlar Kurulu’yla, Muhafız Alayı’yla, er ve erbaşlarla, meslek kuruluşlarıyla, gazi ve şehit yakınlarıyla, bilim adamlarıyla ve Midyat’ta Suriyeli mültecilerle olmak üzere toplumumuzun farklı kesimlerinden insanlarla iftar sofralarında biraraya geldi. Ramazan’ın yarın sonuncu gününü idrak edeceğiz. Bu vesileyle ben şimdiden bütün vatandaşlarımızın ve sizlerin de bayramını tebrik etmek istiyorum. Sonunda da belki tekrar edeceğim, ama özellikle bayram tebrikini iletirken trafik kurallarına uyulması gerektiği hususunu bir defa daha hatırlatmak istiyoruz. Maalesef bugün itibariyle bile birkaç acı kaza haberi geldi ölümle sonuçlanan. Bu konuda özellikle Ulaştırma Bakanlığı’nın, Emniyet Genel Müdürlüğü’nün yaptığı uyarılara sürücülerin ve vatandaşların uyması noktasında tekrar dikkatlerini buraya çekmek istiyoruz. Zira hepimiz istiyoruz ki bayramı bayram gibi yaşayalım, hiç kimse bu mutlu günde, bu bereketli günlerde acı haberler almasın.

İkinci olarak; bildiğiniz gibi arkadaşlar koalisyon hükümeti kurulması konusundaki müzakereler de devam ediyor. Sayın Başbakanımız bugün ilk turu tamamladı, üç partiyi bu vesileyle ziyaret etmiş oldu. Bildiğiniz gibi geçen hafta Sayın Cumhurbaşkanımız 9 Temmuz günü Başbakanımıza hükümeti kurma görevini vererek bu süreci başlatmıştı. Bayram sonrası anlaşıldığı kadarıyla ikinci tur görüşmeler devam edecek, biz de bunları yakından takip etmeye devam edeceğiz.

Yine bildiğiniz gibi dün sizleri, yani gazeteci arkadaşları Cumhurbaşkanlığı Külliyesi’nin merkez makam binasına davet etmiştik, izlenimlerinizi bugün basında paylaştınız. Ben bir bilgiyi bu çerçevede paylaşmak istiyorum. Bayram sonrasında ziyaretçilere Cumhurbaşkanlığı Külliyesi’nin açılması için çalışmalarımız devam ediyor. Belli periyotlarla, haftanın belli günlerinde belli bir sistematik içerisinde gruplar halinde vatandaşlarımızın, öğrencilerin, öğretmenlerin, meslek kuruluşlarının ve diğer vatandaşlarımızın Cumhurbaşkanlığı Külliyesi’ni ziyaret etmesi için hazırlıklar devam ediyor. Bununla ilgili ileride gerekli duyuruları da zaten yapacağız.

Dış politika bağlamında, Ramazan ayında da Sayın Cumhurbaşkanımızın bir dış politika gündemi oldu. En son bildiğiniz gibi Katar Emiri ile İstanbul’da, dün de Irak Dışişleri Bakanıyla burada bir görüşmesi oldu. İkili ilişkiler ve bölgesel konular detaylı bir şekilde iki misafirimizle ele alındı, bununla ilgili sorularınız olursa onları da cevaplarız.

Bir diğer önemli bir gelişme, tabii dün ilan edilen İran Nükleer Anlaşması’ydı. Bu anlaşmanın uzun bir tarihi var, neredeyse 10 yıla yayılan bir tarihi var bildiğiniz gibi. Biz bu konuyla ilgili olarak baştan beri hep diplomatik müzakere süreçlerinin yanında yer aldık, bu süreçlerin içinde yer aldık. Gerek İran tarafını, gerek P5+1, yani Batı ittifakını bu konuda barışçıl yöntemlerin kullanılması noktasında hep teşvik ettik. Ve hatırlarsanız 2010 yılında Mayıs ayında Tahran deklarasyonu olarak Brezilya’yla beraber Türkiye’nin ortaya koyduğu müzakere çerçevesi şu anda kabul edilen nükleer anlaşmanın da ana gövdesini oluşturmaktaydı. Keşke o zaman bu anlaşma esas alınıp hayata geçirilseydi belki bir 5 yıl kaybedilmemiş olacaktı. Fakat buna rağmen Türkiye geçtiğimiz 2-2,5 yıl içerisinde nükleer müzakerelere İstanbul’da birçok defa ev sahipliği yaptı, bir kolaylaştırıcı rol üstlendi. Bu anlamda nükleer anlaşmanın bu şekilde neticelenmiş olması bizim için de elbette sevindiricidir. Bu özellikle ve bölgede nükleer silahların yayılmasının önlenmesi ve bütün olarak Ortadoğu bölgesinin nükleer silahlardan arındırılması noktasında da atılmış önemli bir adımdır. Tabii anlaşmanın hayata geçmesi, maddelerin, şartların uygulanmasına bağlı. Anlaşmanın sürdürülebilir olması da, tarafların bu konuda ortaya koyacağı iradeye bağlı, bunu da yakından takip edeceğiz ve bunun tabii ki biz destekçisi olacağız.

İran üzerinden kaldırılacak ekonomik yaptırımların İran ekonomisine mutlaka olumlu etkisi olacaktır, bu da bizim için sevindirici bir durum. Zira hem İran halkı, hem de bizim ikili ticari ilişkilerimiz noktasında bunun olumlu neticelerini görmeyi biz de ümit ediyoruz. Bildiğiniz gibi İran bizim önemli bir sınır komşumuz, önemli bir ticaret ortağımız, enerji alanından sanayiye kadar birçok alanda işbirliği yaptığımız, ticaret yaptığımız önemli bir ülke. Bu ekonomik anlamda İran ekonomisinin rahatlaması, şüphesiz Türkiye-İran ticari ilişkilerine de olumlu yansıyacaktır diye umut ediyoruz. Tabii bölgesel konularda, özellikle Suriye’de devam eden kanlı savaş noktasında bizim görüşlerimiz de bellidir, bunun da altını ayrıca çizmek isterim.

Son olarak Suriye konusuna kısaca değinmek istiyorum. Burada bir tarafta rejim, bir tarafta DAEŞ terör örgütü insanları öldürmeye devam ediyor. Türkiye bu tehditlere karşı bugüne kadar olduğu gibi, bundan sonra da gerekli tedbirleri almaya devam edecektir. Özellikle bu bayram sürecine girdiğimiz şu günlerde de biz ülkemizde misafir ettiğimiz mülteci kardeşlerimize bayramı en azından bir nebze de olsa savaşın acılarından uzak bir şekilde yaşamalarını sağlayacak gerekli tedbirleri aldık. Bu konuda ilgili kurumlarımız iş başındalar. Aynı zamanda vatandaşlarımız, STK’larımız da bu konuda büyük bir özveriyle çalışmaya devam ediyorlar. Bu vesileyle ben onların da, ülkemizde misafir olan Suriyeli ve Iraklı mülteci kardeşlerimizin de bayramını tebrik ediyorum. Sorularınıza geçebiliriz, buyurun.

Soru: Efendim, ben İran konusundaki nükleer anlaşmayla ilgili soru sormak istiyorum. İran’ın Esad yönetimine desteğinin söz konusu olduğu ortada. Türkiye açısından bu yeni tabloda bu durum ne ifade ediyor, neler bekliyor, bir politika değişikliği söz konusu mu? Bir de, bu konuda Sayın Cumhurbaşkanının gerek İran, gerekse P5+1 ya da Amerika’yla ilgili herhangi bir teması oldu mu?

Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü Kalın: Bizim Suriye konusunda baştan beri pozisyonumuz son derece net arkadaşlar. Burada bir siyasi geçiş sürecinin sağlanması, Suriye halkının hak ettiği özgür, demokratik, katılımcı, şeffaf, müreffeh bir siyasi düzenin kurulması için biz Suriye halkının yanında olmaya devam ediyoruz. Burada Esad rejiminin meşruiyetini kaybettiği bütün dünya tarafından zaten kabul edilmiş bir gerçektir, bunun altını burada bir defa daha çizmek isteriz. Bu sadece Suriye halkı nezdinde değil uluslararası toplum nezdinde de tescillenmiş bir konudur. Suriye’nin Dostları Grubu olarak ortaya çıkan 100’den fazla ülkenin katıldığı grup zaten Esad rejimini Suriye halkının meşru temsilcisi olarak kabul etmemektedir. Suriye Ulusal Konseyi meşru temsilci olarak kabul etmektedir. Bütün bu yaşananlardan sonra, özellikle savaşın beşinci yılına girdiği şu süreçte hala Esad rejiminin yanında onu şu gerekçeyle, bu gerekçeyle destekleyen ülkelerin bulunması tabii ki üzüntü vericidir. Ama ondan ötesi de bölgenin istikrarına da bir katkı sağlamaz. Rusya’nın ve İran’ın Esad rejimine verdiği desteklerin kendilerine orta ve uzun vadede bir getirisi de olmaz. Bu konuda bizim görüşlerimiz son derece nettir. Biz hem bu ülkelerle, hem diğer ülkelerle, Suriye Ulusal Konseyini destekleyen, Suriye halkının yanında bulunan diğer ülkelerle bu konudaki istişarelerimizi devam ettiriyoruz.

Soru: İki farklı konuda sorum olacak. İlki, Anayasa Mahkemesi’nin dershanelerin kapatılmaması yönünde verdiği karar ile ilgili. Kararı nasıl değerlendiriyorsunuzve Bundan sonraki sürece ilişkin sizce nasıl bir yol izlenmeli? İkincisi, HDP Eş Başkanı Selahattin Demirtaş’ın dünkü açıklaması ile ilgili. Demirtaş, ‘Partilerin çağrısı toplumu kandırmadır, ama ben PKK’ya silah bırakması çağrısı yapıyorum.’ dedi, PKK ‘silah bırakmalıdır’ ifadesini kullandı. Bu çağrıyı nasıl yorumlarsınız, sizin için yeterli midir?

Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü Kalın: Anayasa Mahkemesi’nin verdiği kararla ilgili henüz gerekçeli kararı görmedik, onu gördükten sonra biz de değerlendirmemizi yapacağız. Bununla ilgili dün Sayın Başbakanımızın açıklaması oldu, Sayın Milli Eğitim Bakanı’mızın bir açıklaması oldu. Bugün Milli Eğitim Bakanlığı’nda da konuyla ilgili bir toplantı yapıldı. Şunun altını çizmek isterim: Bu konuda ne velilerimiz, ne öğrencilerimiz herhangi bir sıkıntıya maruz kalmayacaklardır, bununla ilgili gerekli tedbirler alınacaktır, o konuda kendileri de müsterih olsunlar. Ama dediğim gibi gerekçeli kararı gördükten sonra biz de kendi değerlendirmemizi yapacağız.

Çözüm süreciyle ilgili olarak, hassaten de çözüm sürecinin en önemli aşamasını temsil eden silah bırakılması meselesiyle ilgili olarak Sayın Demirtaş’ın yaptığı açıklamayı gördük. Bugünkü gelişmeleri ve görüşmelerini de takip ettik. Bakın yani bu çelişkili ifadeleri izah etmekte bile insan zorlanıyor. Hermeneutik diye bir bilim var biliyorsunuz, bir anlama yorum bilimi, yani onun bile sınırlarını zorluyorsunuz. Hem bir taraftan ‘biz çözüme katkı sunmak için buradayız, HDP’nin Meclis’e girmesi, siyaseten güçlenmesi barış sürecini güçlendirir, silahsızlanmanın önünü açar’ vesaire diyeceksiniz, ondan sonra da gelip‘yok canım, bu iş bize düşmez, biz yapsak da kimse bizi ciddiye almaz, bunun muhatabı bellidir’ diyeceksiniz. Hem bir taraftan partilerin silah bırak çağrısı yapmak halkı kandırmaktır gibi bir ifade kullanacaksınız ki çok enteresan; öbür taraftan da ‘bunun muhatabı belli’diyeceksiniz. Muhatabı belli dediğiniz kişi zaten bu çağrıyı geçtiğimiz Şubat ayında yapmış. Eğer bu çağrıyla ilgili, yani PKK’nın silah bırakmasıyla ilgili yapılması gereken bir çağrı varsa bu çağrı yapılmış, PKK hala neden silah bırakmıyor?

Öbür tarafta hala terörü şirin göstererek, meşrulaştırarak, romantize ederek çözüm sürecinin ilerleyeceğini, barışın sağlanacağını iddia etmek de herhalde abesle iştigal etmek olur. Bu tavırların hiçbirisi barışa katkı sağlamaz.

Bir diğer önemli konu da; burada yine son günlerde Ağrı’da, Erzurum’da, daha doğrusu Göle civarında yaşanan hadiselerde de gördüğümüz gibi kamu düzenini tehdit eden, vatandaşın araçlarına saldıran, askere-polise saldıran bir örgütün kalkıp ve onun temsilcilerinin kalkıp siyaset diliyle biz sadece barış istiyoruz, demokrasi istiyoruz, özgürlük istiyoruz demesi de biraz komik kaçıyor. Burada eğer ciddi ve samimi bir silahsızlanma çağrısı yapılacaksa, bunun açık ve net, koşulsuz bir şekilde yapılması gerekir. Bir tarafta demokratik siyaset diyeceksiniz, öbür tarafta silahlara söz söyleyemeyeceksiniz. Silah bırakma çağrısına ben bulunamam, başkaları bulunabilir diyeceksiniz; bu çok kendiyle çelişen mütenakız bir pozisyon. Burada çözüm sürecini başlatan irade ortadadır. Bu süreci başlatan Sayın Cumhurbaşkanımızın bu konudaki tavrı da baştan bellidir. Türkiye’nin en zor zamanlarında en büyük siyasi riskleri alarak bu süreci buraya getiren irade de ortadadır, bunun kim olduğu da çok açık, net bellidir. Ama sanki bu iradeyi koyan kişi Sayın Cumhurbaşkanımız değilmiş gibi zaman zaman çıkıp Cumhurbaşkanımızı hedef alan, çözüm sürecini bitirmek istiyor, barış istemiyor gibi propagandalara, kampanyalara başvurulması da kabul edilebilir bir durum değildir. Biz bunu Suriye bağlamında yaşanan hadiselerde de gördük. Suriye’de, Kobani’de, Tel Abyad’da yaşanan hadiseler üzerinden bir Türkiye ve Erdoğan düşmanlığı yapmaya çalışanların ne Türkiye’deki barışa, ne de bölge barışına herhangi bir katkısı olmaz. Kobani olayları olduğu sırada dahatırlarsanız Kobanili yaklaşık 200 bin insanatereddütsüz kapılarını açan Türkiye idi. O talimatı veren siyasi iradenin kim olduğu bellidir. Peşmerge’nin Kobani’ye geçip Hür Suriye Ordusuyla beraber DAEŞ’e karşı mücadele etmesini sağlayan da Türkiye’dir. Ama bütün bunlara rağmen, üstelik bu olaylardan sonra Kobani’ye ve Suriye’deki diğer bütün Kürt kardeşlerimize ve binlerce araçlık yardım malzemelerini götüren, bir sıkıntıları olduğu zaman Türkiye’ye getiren, onları bu ülkede tedavi eden, her türlü ihtiyaçlarını karşılayan Türkiye olmasına rağmen oradaki olaylar üzerinden bir Türkiye düşmanlığı, Türkiye karşıtlığı propagandası yapmak kabul edilebilir bir şey değildir. Cumhurbaşkanımızın, “Kobani düştü düşüyor”şeklindeki açıklamasını dahi takla attırıp tabir caizse ona karşı bir husumet unsuru haline getirilmesinin de iyi niyetle bağdaşacak bir tarafı yoktur. Sayın Cumhurbaşkanımız kendisi de geçenlerde buna bir cümleyle atıfta bulundu. Kobani düştü düşüyor ifadesiyle neyi kastettiği çok açıktır. Kobani düşmesin diye ne yapabiliriz kaygısı içinde olan bir liderin bir çağrısıydı o. Fakat bunu öyle bir noktaya getirdiler ki sanki Suriye’de işte Kürtler ne olursa olsun, başlarına ne gelirse gelsin bizim umurumuzda değil gibi çok çirkin,alçakça, haince bir kara propagandanın unsuru haline getirildi. Biz gerek Tel Abyad’da, gerek Kobani’de, gerekse diğer konularda Suriyeli Kürt kardeşlerimiz bizim için bölgemizin asli unsurlarıdır, Suriye’nin asli unsurlarıdır. Fakat bununla beraber ve onların ihtiyaçlarını karşılama noktasında Türkiye bugüne kadar üzerine düşen sorumlulukları yerine getirdiği gibi bundan sonra da getirmeye elbette devam edecektir. Bugüne kadar biz Suriye’den gelen hiç kimsenin etnik kimliğini sormadık, dinini sormadık, aşiretini sormadık, dilini sormadık, siyasi kimliğini sormadık. İhtiyaç sahibiyse, mağdur durumdaysa biz onları aldık. Ama öbür tarafta DAEŞ’le mücadele adı altında bölgede,özellikle bizim sınırımızda fiili bir durum yaratılması, demografik yapının değiştirilmesi, diğer gruplara baskı yapılması, Arapların, Türkmenlerin ve diğer grupların göçe zorlanması gibi uygulamaları da elbette kabul etmemiz mümkün değildir.

Soru: Ankara daha önce de PYD’nin özellikle Suriye’deki faaliyetlerinden rahatsız olduğunu ve Amerika’nın PYD ile işbirliği yapmasından duyduğu rahatsızlığı dile getirmişti. Geçen hafta Amerikalı yetkililer Ankara’daydı, görüşmeler yapıldı. Bu görüşmelerin ardından Ankara ve Washington PYD konusundaki pozisyonunda bir yakınlaşma, bir değişiklik oldu mu acaba?

Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü Kalın: Şimdi bu sorunuza tabii Suriye’nin bütünlüğü içerisinde cevap vermekte fayda var. Suriye’de rejimin uyguladığı terör politikalarını sonlandırmak ve onun ürettiği DAEŞ belasından kurtulmak için bildiğiniz gibi özellikle kuzey hattında son dönemde önemli bir takım gelişmeler yaşanıyor. Eğit-donat bunun bir ayağıdır, Türkiye’nin sınırda aldığı tedbirler bunun bir ayağıdır. Hava operasyonlarının o bölgeye yoğunlaşması bunun bir diğer ayağıdır. Biz orada fiili bir durumun Suriye’nin bütünlüğüne zarar vereceğini açıkça ifade ettik. Bu konuda da zaten Amerikalı müttefiklerimizin de yakın, dün-bugün yaptığı birtakım açıklamalar var, onları da takip etmişsinizdir. Orada yeni bir yapının, yeni bir devletin, Suriye’nin bölünmesinin ya da bu neticeyi doğuracak gelişmeleri desteklemediklerini kendileri de açıkça ifade ettiler. Bizim buradaki bütün amacımız;Türkiye’nin milli çıkarları çerçevesinde sınır güvenliğini sağlamak, DAEŞ gruplarını ve benzeri grupları sınırımızdan uzaklaştırmak. İki; Suriye halkının birlik ve beraberliğini sağlayacak adımların atılmasını sağlamak olacaktır.

Soru: CHP Milletvekili Mahmut Tanal 1000 kadar yüksek yargı mensubuna Cumhurbaşkanlığı’ndan,Cumhurbaşkanı tarafından takım elbise gönderildiğini,bunların ücretlerinin de örtülü ödenekten ödendiğini iddia ederek bir soru önergesi verdi. Sizin bu konuyla ilgili bir değerlendirmeniz olacak mı?

Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü Kalın: Vallahi hani neresini düzelteyim ben bunun diye bir hikâye var ya; bu deli saçması iddialarının ortaya atılması hakikaten utanç verici bir durum. Yani Cumhurbaşkanlığı Makamının sürekli böyle bir yıpratma malzemesi yapılmaya çalışılması, hele bunun da böyle iler tutar bir tarafı olmayan, çocukça, komik iddialarla yapılmaya çalışılması bakın ne Meclis’in onur ve itibarına yakışıyor, ne de bir milletvekilinin itibarına yakışıyor. Böyle bir ciddiyetsizlik hakikaten Türkiye’ye de yakışmıyor. Bunları böyle abuk subuk nereden geldiği belli olmayan saçma sapan bilgilerle bir iddia olarak ortaya atmak dahi hele bayram öncesinde ancak bir komiklikle, ciddiyetsizlikle izah edilebilir. Bunlar Cumhurbaşkanımız üzerinden ve Cumhurbaşkanımızın Makamı üzerinden Türkiye’de gündem olmak,popülizmi yakalamak gibi çabalardan başka bir şey ifade etmiyor.

Bu arkadaşlarımız daha düne kadar kendilerinin ortaya attığı yok altın klozet, yok masa, bilmem ne yalanlarının ortaya çıktığını görmüyorlar mı? Bu yalanların nasıl iki günde çöktüğünü gördüler. Sanki bunlar olmamış gibi şimdi yeni bir şey verelim, şimdi de böyle bir iddia ortaya atıyorlar. Böyle bir şey asla söz konusu değildir. Bu Cumhurbaşkanlığı Makamına karşı yapılmış bir hakarettir böyle bir iddianın dile getirilmesi bile, yargı mensuplarına karşı yapılmış bir harekettir. Adalet Bakanlığına, adalet camiamıza karşı yapılmış bir haksızlıktır, bir hakarettir, bunu kesin bir dille reddediyoruz. Yani bu tür çocukça komik iddialarla birileri gündem bulmaya çalışıyor olabilir, ama yani lütfen temsil ettikleri makamla mütenasip tavır ve tutumlar içerisinde olsunlar.

Soru: Efendim, koalisyon görüşmelerinde ilk tur tamamlandı. Bu ana kadar yapılan liderlerden gelen açıklamalar ve gelinen süreci nasıl değerlendiriyorsunuz? İlk turun ardından Cumhurbaşkanı ile Başbakan Davutoğlu arasında bir görüşme olacak mı? Bir de, bu bağlamda Cumhurbaşkanı Erdoğan ‘Artık peşrev faslı bırakılmalı hizmet faslına geçilmeli’ demişti. AK Parti ve CHP öngörüşme heyetleri oluşturdu, ikinci tur öncesinde bunlar görüşecek. Bunun süreci uzatacağını düşünüyor musunuz?

Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü Kalın: Şimdi tabiikoalisyon görüşmelerinin içeriğiyle, istikametiyle ilgili bir değerlendirme yapmam doğru olmaz, yani kim kimle yapacak, nasıl olacak vesaire. Burada özellikle Sayın Cumhurbaşkanımızın anayasal yetkileri çerçevesinde yaptığı görevlendirmeyle yürüyen bir süreç var, kendisi de bunu baştan beri zaten bildiğiniz gibi ifade etti. Bu görevlendirmeyi yaptıktan sonra şu anda 45 günlük süreç başlamış oldu. Bu müzakereler tamamlandıktan sonra eğer bir hükümet kurulma ihtimali ortaya çıkarsa bu elbette Sayın Cumhurbaşkanımıza arz edilecek ve o çerçevede de bir değerlendirmemiz o zaman olacaktır. Biz tabii hayırlı olmasını diliyoruz. Sayın Cumhurbaşkanımızın görevi vermeden önce de yaptığı bütün çağrılar burada bütün partilerin ve liderlerin üzerine düşen sorumluluğu yerine getirmeleri yönünde bir çağrıdır, bu çağrıyı biz de tekrar ediyoruz, bunun altını ısrarla çiziyoruz ki Türkiye’de herhangi bir Hükümet boşluğu olmasın. Gerek iç kamuoyu açısından, gerek yabancı yatırımcılar açısından, gerek bölgedeki gelişmeler açısından bu sürecin bir an önce tamamlanıp hayırlısıyla bir netice alınması, koalisyon hükümetiyse koalisyon hükümeti, olmuyorsa bir tekrar seçim yapmak suretiyle bu sürecin tamamlanması esastır. Sayın Cumhurbaşkanımız da bayram sonrasında da bu süreci takip edecektir.

Soru: Sayın Cumhurbaşkanı’nın Kasım ayında G-20 liderlerine önemli bir zirvede ev sahipliği yapması bekleniyor. Bunun için teyitler geldi mi, ulaştı mı acaba size? Bir de Sayın Cumhurbaşkanı seçim sonrasında yaptığı ilk konuşmada G-20 Zirvesiyle olası bir erken seçimin denk gelmesine ilişkin bir endişesi vardı, bu endişe zirve çalışmalarını etkiler mi?

Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü Kalın: G-20 ile ilgili teyitler tabii ki geldi, bütün G-20 liderleri katılıyorlar G-20 Zirvesine, Kasım ayında Antalya’da yapılacak bu zirveye. Türkiye’nin iç siyasi gündemiyle doğrudan ilgili değil, yani seçim süreci olsa bile, bir erken ya da tekrar seçim olsa bile G-20 Zirvesi ilan edildiği tarihte yapılacak. Sayın Cumhurbaşkanımız da imkânölçüsünde G-20 Zirvesi öncesi G-20 ülkelerini ziyaret ederek ülkelerin görüşlerini, katkılarını almaya da devam edecek ki bu çerçevede bu ayın sonunda bir Çin ziyaretimiz de olacak. Orada da ikili konuların yanı sıra aynı zamanda bu G-20 konusunu da ele alacağız. Yani G-20 ile ilgili hazırlıklarımız hem lojistik anlamında, hem katılım, hem de içerik anlamında aynen planlandığı gibi devam ediyor, orada herhangi bir gecikme, erteleme ya da tarih değiştirme söz konusu değil. Teşekkür ederiz arkadaşlar.”