Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü Büyükelçi İbrahim Kalın’ın Basın Toplantısında Yaptığı Açıklama

30.06.2015

Suriye’deki krizin savaşın, barışçıl ve diplomatik yollarla çözülmesi amacıyla yaptığımız girişimler maalesef Esed rejiminin tavrı nedeniyle bugüne kadar başarıya ulaşmadığı gibi yüzbinlerce insanın, BM’nin verdiği rakamlara göre 300 Binin üzerinde insanın ölümüyle, milyonlarca Suriyelinin de göçmen haline gelip ülkelerini terk etmek zorunda kalmasıyla neticelendi.

Tabii son dönemde de sınırımızda yine bir hareketliliğin olduğunu görüyoruz. Daha önce Kobani’ye yapılan saldırı sırasında hatırlarsanız orada Türkiye kapılarını derhal açmış ve orada üç gün gibi kısa bir süre içerisinde yaklaşık 200 bine yakın Kobaniliyi Türkiye’ye almıştık. Dönenler var, kalanlar var; ancak bu insanların önemli bir kısmı hala ülkemizde yaşamaya devam ediyor. Aynı şekilde 2 hafta önce Tel Abyad’da yaşanan hadiseler neticesinde de Türkiye yine açık kapı politikası çerçevesinde çatışmalardan kaçan Arap, Türkmen, Kürt Suriye vatandaşlarını ülkesine kabul etti. Yaklaşık 24 bin Suriyeli ülkemize giriş yaptı. Bunların da bir kısmı hala ülkemizde ağırlanmaya devam ediyor.

Tabii burada yaşanan hadiselere genel perspektiften baktığımız zaman öncelikle bizim sınırımız olmak üzere Suriye’de hiçbir terör örgütünün yer tutmasına bizim olumlu bakmamız mümkün değildir. DEAŞ konusundaki tavrımızın açık ve net olduğunu herkes biliyor zaten. Yaklaşık 3 yıl önce biz DEAŞ’ı zaten terör örgütleri listesine almıştık. DEAŞ’la mücadele konusunda uluslararası koalisyonla da Türkiye yakın bir iş birliği içerisinde çalışmaya devam ediyor. DEAŞ’ın gerek Kobani’de, gerek Tel Abyad’da gerek Suriye’nin başka bölgelerinde, gerek Irak’ta Musul’da Ramadi’de ve gerek başka yerlerde yaptığı terör saldırılarını şiddetli şekilde kınadık, kınamaya da devam ediyoruz. Bu terör örgütünün mutlaka sona erdirilmesi, ortadan kalkması şüphesiz bölge ülkeleri, bölge insanları, bölge istikrarı için büyük önem arz ediyor.

Burada bizim başından beri vurguladığımız bir nokta Esed rejimi var olmaya devam ettiği müddetçe DEAŞ gibi terör örgütleri de Suriye’de kendilerine bir yer bulmaya devam edecekler. Hatta son zamanlarda Esed rejimiyle DEAŞ arasındaki birtakım kirli ilişkilerin, ittifakların da yavaş yavaş ortaya çıkmaya başladığını görüyoruz. Suriye rejimi, terör örgütü olan DEAŞ’ı ılımlı ve uluslararası topluluğun kabul ettiği Suriye muhalefetini ve Hür Suriye Ordusu’nu zayıflatmak, bölmek amacıyla kullanmaktadır. Bunun birçok örneğini biz geçtiğimiz aylar içerisinde gördük.

Fakat aynı zamanda DEAŞ’la mücadele adı altında Suriye’nin kuzeyinde veya başka bölgelerinde birtakım fiili durumlar yaratılması, demografik dengeyle oynanması, insanların adeta zorla göçe mecbur bırakılması şeklindeki hadiseleri de elbette kabul etmemiz mümkün değil.

Bizim baştan beri ifade ettiğimiz bir uçuşa yasak bölge ve bir güvenli bölge oluşturulması konusundaki tavrımız ve kararlılığımız da aynen devam etmektedir. Bu çerçevede aslında son günlerde yaşanan hadiseler de bu konulardaki tutumumuzun, tavrımızın ne kadar haklı olduğunu bir kez daha ortaya koymuş bulunmaktadır.

Bu çerçevede bu konuyu uluslararası kurum ve kuruluşlarla, müttefiklerimizle istişare etmeye, bilgi paylaşımı yapmaya da devam ediyoruz. Bu çerçevede geçtiğimiz kısa süre zarfında Dışişleri Bakanlığımız aracılığıyla başta BM Genel Sekreteri olmak üzere Amerika Birleşik Devletleri, İngiltere, Fransa, Çin, Rusya, Güvenlik Konseyi Dönem Başkanı Malezya, Avrupa Birliği, NATO ve İslam İşbirliği Teşkilatı ile bu konularda istişareler yapılmış, görüşlerimiz kendilerine aktarılmış ve özellikle Suriye sınırında yaşanan hadiselerin sadece Türkiye’nin bir meselesi olmadığı, aslında bütün bölgenin küresel terörizmle mücadele konusunda bir anlamda da bütün dünyanın bir sorunu olduğu ifade edilmiştir. Bu konuyla ilgili belki sorularınız olacaktır, onlara tekrar bilahare dönebiliriz.

İkinci bir konu; özellikle son günlerde tekrar gündemimize gelen Çin Halk Cumhuriyeti’nin Sincan Uygur Özerk Bölgesinde yaşanan birtakım hadiselerle ilgili… Bize ulaşan bilgiler çerçevesinde burada özellikle Ramazan ayı münasebetiyle birtakım kısıtlamalara gidildiği, zorla oruç tutturulmama gibi uygulamaların yapıldığı, oruç tutanların cezalandırıldığı ya da onlara müdahale edildiği şeklinde birtakım haberlerin geldiği malumdur. Bu çerçevede Dışişleri Bakanlığımız, bu sabah itibariyle Çin Halk Cumhuriyeti’nin Ankara’daki büyükelçisini Dışişleri Bakanlığı’na davet ederek bu konudaki endişelerimizi kendilerine iletmiştir. Biz toprak bütünlüğüne, istikrarına, huzur ve güvenliğine önem atfettiğimiz ve iyi ilişkiler geliştirdiğimiz Çin Halk Cumhuriyeti’nden gelen bu tür haberler konusunda endişeli olduğumuzu bir defa daha ifade etmek istiyoruz. Bu çerçevede Çinli yetkililerin de gerekli olumlu adımları atacağını ümit ediyor ve bu adımları en kısa sürede de bekliyoruz.

İsterseniz ben dış politikayla ilgili iki konuyu ifade ettikten sonra kısaca Cumhurbaşkanlığı Külliyesi’yle ilgili de birkaç noktayı sizinle paylaşmak istiyorum. Bildiğiniz gibi bu yılın başında Cumhurbaşkanlığı Külliyesi’ne Cumhurbaşkanlığı Makamı taşındı ve çalışmalarını Ocak ayından itibaren bu külliyede yürütmektedir. Bu süre zarfında burada bildiğiniz gibi onlarca devlet töreni, merasim, kutlama, ödül törenleri, resepsiyonlar, iftarlar, yemekler, kabuller yapıldı. Bu süre zarfında da tam sayıyı bilmiyorum; ama binlerce vatandaşımız, devlet büyüğümüz, akademisyenimiz, sporcumuz, sanatçımız, gazetecimiz, araştırmacılarımız, muhtarlarımız, vatandaşlarımız Cumhurbaşkanlığı Külliyesi’ni çeşitli vesilelerle ziyaret ettiler. Burası milletin evi olarak kuruldu ve fonksiyonunu da bu çerçevede devam ettiriyor.

Şimdi bu bağlamda bildiğiniz gibi dün bir Cumhurbaşkanlığı’nın içini sanal olarak gezmeyle ilgili internet sayfamızda bir uygulama başlatıldı. Bu, yeni birimleriyle daha da geliştirilerek her gün kullanıcıların hizmetine sunulacak. Dün de olağanüstü bir ilgiyle karşılaştık. Dünyanın her tarafından insanlar gelip sanal olarak Cumhurbaşkanlığı Külliyesi’ni, toplantı salonlarını, çalışma odalarını gezdiler. Bunlar umarım birkaç aydır özellikle burayla ilgili yaratılmak istenen birtakım mitolojik hikâyelerin gerçek olmadığını ortaya koyma noktasında yardımcı olacaktır. Burada bulunan odaların ne amaçla kullanıldığı, burada ne tür çalışmaların yapıldığı, devlet işleri, kültürel faaliyetler ve kabullerle ilgili ne tür faaliyetlerin yürütüldüğü ilgili de yeni bir bilgi kaynağı sağlamış olacaktır sizlere.

Bir diğer önemli adımımız; inşallah bu Cuma günü Cumhurbaşkanlığı Külliyesi’nin içinde bulunan caminin açılışı olacaktır. Bu cami de yine halkımıza açık, herkesin istediği zaman gelip ziyaret edebileceği, ibadet edebileceği bir yer olacaktır. Sayın Cumhurbaşkanımızın katılımıyla bu Cuma inşallah buranın açılışını da gerçekleştireceğiz.

Önümüzdeki birkaç aylık süre içerisinde de caminin hemen yanında bulunan çok amaçlı toplantı salonları tamamlanarak, ardından da kongre merkezimiz tamamlanmak suretiyle bu iki toplantı merkezimiz yine kamunun hizmetine sunulacaktır. Bu çok amaçlı salonlarımız ve kongre merkezimiz devletin diğer kurumları, bakanlıklar, STK’lar, üniversiteler, araştırma kurumları, vatandaşlar tarafından da kullanılabilecektir. Böylece Cumhurbaşkanlığı Külliyesi bu birimlerini de tamamlamak suretiyle milletimizin hizmetinde olmaya devam edecektir.

Son olarak da, bildiğiniz gibi bir Cumhurbaşkanlığı Kütüphanesi projesi var, bunun da şu anda fizibilite çalışmaları devam etmekte. Onun da önümüzdeki yakın vade içerisinde inşallah çalışmalarını başlatıp bu kütüphaneyi de önce Ankara’ya, ama daha sonra bütün ülkemize, hatta bütün bölgemize hizmet edecek şekilde hazır hale getireceğiz. Şu an itibariyle hedeflenen, 5 milyon kitaplık bir kütüphane olması. Ama elektronik e-book database’yle olsun, matbu kitaplarıyla olsun, inşallah amacımız bu sayıyı daha da artırmak ve araştırmacıların hizmetine açmak olacaktır.

Bu çerçevede de Cumhurbaşkanlığı Külliyesi’yle ilgili zaman zaman gündeme getirilen iler tutar tarafı olmayan asılsız, temelsiz iddiaların ne kadar boş olduğunu da bu süre içerisinde göreceğiz. Zaten şu ana kadar ortaya atılan iddiaların hiçbirinin gerçek olmadığı, bu iddiaları ortaya atan kişilerin niyetlerinin ne olduğu da açık bir şekilde ortaya kondu. Kendileri zor duruma düştüler, kendileri kamuoyunda mahcup oldular. Umarız bundan sonra bu tür çocukça açıklamalarla, iddialarla ortaya çıkıp kendilerini kamuoyunun önünde, milletimizin önünde daha fazla mahcup etmezler. Milletin evi olarak, devletin başındaki Cumhurbaşkanın makamı olarak inşa edilen bir Cumhurbaşkanlığı Külliyesi inşallah milletimize güzel bir eser olarak hizmet etmeye bundan sonra da devam edecektir.

İsterseniz, ben burada durayım ve sizin sorularınızla devam edelim.

Soru: Sayın Cumhurbaşkanı, “Meclis Başkanı seçilmeden hükümeti kurma görevi verme gibi bir niyetim yok” açıklaması yapmıştı. Şimdi bu süreç başladı, yarın bir aksilik olmadığı takdirde Meclis Başkanı seçilmiş olacak. Ancak Meclis Başkanı seçildikten sonra Başkanlık Divanı’nın da oluşturulma süreci var. Hükümeti kurma görevi vermesi noktasında Sayın Cumhurbaşkanı için, Meclis Başkanı’nın seçilmiş olması yeterli mi olacak, yoksa Başkanlık Divanı’nın oluşmasını mı bekleyecek? Hükümeti kurma, görevi verme süreci nasıl işleyecek?

Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü Kalın: Teşekkür ediyorum, bu soruyu sorduğunuz için de ayrıca teşekkür ediyorum. Çünkü basında da bu konuda birtakım yine spekülasyonlar yapıldı, yine aslı astarı olmadığı da ortaya çıktı. Bu konuda hakikaten arkadaşlar, insan bazen bu tür haberlerin nasıl yapıldığını çok merak ediyor. Cumhurbaşkanlığı kaynaklarına sorulmadan, tamamen spekülasyonlara dayalı, duyumlara dayalı, belki de yönlendirme amaçlı, bilemiyoruz kimse için niyet okuması gibi bir şey yapmak istemem, bu tür haberler yapılınca gerçekten üzülüyoruz. Ama bu haberlerin doğru olmadığı ortaya çıkınca gazeteci arkadaşlar da herhalde mahcup oluyorlardır.

Sayın Cumhurbaşkanımızın Meclis Başkanı seçilmeden önce hükümeti kurma görevini vermek gibi bir niyeti olmadığını kendisi de bizzat açıkladı. Şu anda zaten Meclis Başkanlığı süreci devam ediyor. Bugün ve yarın bu süreç devam edecek, ondan sonra Meclis Divan Başkanlığı kurulacak ve bu önümüzdeki süreç içerisinde uygun bir günde Cumhurbaşkanımız hükümeti kurma görevini Meclis’te en fazla sandalye sayısı olan parti genel başkanına, resmi kayıtlarda ‘bir milletvekili’ olarak geçiyor biliyorsunuz, bu görevi verecek. Kendisinin de ifade ettiği gibi, burada Anayasanın çizdiği çerçevede bütün süreçler takip edilecek ve ondan sonra tabii ki artık top siyasi partilerin sahasında olacak. İlerleyen günlerde o koalisyon görüşmelerinin nasıl ilerleyeceğini hep beraber göreceğiz. Cumhurbaşkanımızın hükümeti kurma yetkisini verdikten sonra, Cumhurbaşkanı olarak süreci izlemesi ve Anayasa’nın kendisine verdiği yetkiler çerçevesinde bu 45 günlük süreci yönetmesi söz konusu olacak.

Soru: Yanlış anlaşılmaması için, ‘uygun bir sürede’ dediniz, bütün süreç takip edildikten sonra, yani Başkanlık Divanı’nın oluşmasını bekledikten sonra mı, böyle mi anlayalım?

Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü Kalın: Onu birkaç gün içerisinde görürüz.

Soru: Tüm seçeneklerin masada olduğu konuşuluyor, gelinen noktada dün de Milli Güvenlik Toplantısı vardı, sınır ötesi bir operasyon ne kadar olası, öncelikli bunu sormak istiyorum?  İkinci sorum, Türkiye’nin güvenli bölge talebi ile ilgili. Konuyu zaten siz de dile getirdiniz, bu konuyla ilgili diplomatik girişimler yapıldığını da biliyoruz. Dün ABD Dışişleri Sözcüsünden bir açıklama geldi; ‘bu konuyla ilgili bizim pozisyonumuzda bir değişiklik yok, çok ciddi zorluklar çıkabilir’ şeklinde. Tüm bunlara rağmen Türkiye bu konuda tek taraflı bir adım atar mı?

Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü Kalın: Suriye konusunda biz baştan beri uluslararası toplumla ve koalisyonla beraber hareket edeceğimizi, tek taraflı bir eylemin içinde olmayacağımızı ifade ettik. Güvenli bölge, uçuşa yasak bölge ve diğer konularla ilgili olarak da şu ana kadarki bütün girişimlerimiz hep bu ilkeden hareketle yapılmıştır. Bu çerçevede son dönemde yaşanan gelişmeler elbette bizim sınırımızı artık güvenlik noktasında ciddi manada zorlamaya başlamış bulunmaktadır. Bu konuda biz uluslararası temaslarımızı, girişimlerimizi yoğun bir şekilde devam ettireceğiz. Fakat aynı zamanda sınır güvenliğimizi sağlamak amacıyla elbette kendi sınırımızda almamız gereken ne tür tedbirler varsa bunlar, en ince ayrıntısına kadar detaylandırıp ihtimaliyet hesapları yapılmak suretiyle alınacaktır.

Şimdi bu çerçevede zaman zaman yapılan bazı açıklamalar oluyor. Mesela son 1-2 hafta içinde Tel Abyad’daki özellikle Kobani’deki saldırılarla ilgili olarak Türkiye’yi DEAŞ’la aynı çerçevede göstermeye çalışan birtakım girişimler oldu. Burada bunun altını bir defa daha çizmek istiyorum. Bakın, Türkiye’nin DEAŞ terör örgütüyle ya da benzer bir terör örgütüyle bu manada hiçbir ilişkisi yoktur, olmamıştır, bundan sonra da olmayacaktır. Burada bizim sınırımızı güvence altına almak için aldığımız tedbirleri işte Türkiye savaşa giriyor, Türkiye ateşe atılıyor gibi başlıklarla yorumlamak da çok sağlıklı değil. Bir ülkenin kendi sınırlarını güvenlik altına alması, bununla ilgili tedbirler alması onun en asli görevidir, bunu yapmadığınız zaman siz aslında görevinizi yerine getirmemiş olursunuz. Dolayısıyla bizim sınır boyu yapacağımız bu güvenlik tedbirleri, alacağımız güvenlik tedbirleri, tamamen bizim kendi vatandaşlarımızı ve sınır güvenliğimizi sağlayamaya yöneliktir. Fakat geldiğimiz noktada uluslararası toplumun bu konudaki duyarsızlığı, öngörüsüzlüğü de maalesef Suriye savaşının dördüncü yılında çok daha vahim bir istikamette ilerlemesine de neden olmaya devam ediyor. Bu konuda biz tabii ki gerekli uyarıları diplomatik kanallardan muhataplarımızla yapmaya ve görüşlerimizi paylaşmaya da devam edeceğiz.

Soru: Suriye tarafında Kilis’in tam karşısında Azez kasabasında El Nusra hakim, bölgeyi o kontrol ediyor. Amerikan Merkez Kuvvetleri Komutanlığı’nın o bölgeyi son 1 ayda 11 kere havadan vurduğu bilgisi var kendi internet sitesinde. Bu konuda acaba Türkiye’ye bir bilgi verildi mi?

Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü Kalın: Bu konuda askeri makamlar kendi aralarında bir istişare ve eşgüdüm içerisinde bilgi paylaşımı yapmaktadırlar.

Soru: Biliyorsunuz PYD Lideri Salih Müslim’den bazı açıklamalar geldi Türkiye ile temas kurmak istedikleri yönünde. Bölgede bir koridor çalışması olduğunu Türkiye her fırsatta dile getiriyor ve çok ciddi tepki gösteriyor. Acaba PYD ile resmi ya da gayri resmi yollardan herhangi bir temas oldu mu, herhangi bir uyarı yapıldı mı örgüte?

Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü Kalın: Şu aşamada PYD ile veya onun temsilcileriyle yapılmış resmi bir temasımız söz konusu değil. Fakat Salih Müslim’in son günlerde işte Kobani’ye giren DEAŞ’çılar Türkiye’den geldi mealindeki açıklamalar ki orada da büyük tutarsızlıklar var, bir gün bir şey söylüyorlar, ertesi gün başka bir şey söylüyorlar, kendileri bir şey söylüyor, başka sözcüleri başka bir şey söylüyor, orada da bir kargaşa olduğu anlaşılıyor. Ama o tür imalar bile bir kere kabul edilemez iddialardır, suçlamalardır, bunları kesin bir şeklide ret ediyoruz.

Türkiye’ye yönelik bu tür işte Kürtlerin kazanımlarından dolayı Türkiye’ye buradan memnun değil tarzı yorumların hiçbir gerçekliği yoktur. Kobani’de demin de ifade ettiğim gibi olaylar gerçekleştiği zaman 3 gün içerisinde 190 küsur bin Kobaniliyi bu ülkeye alan, bu ülkede misafir eden gene Türkiye Cumhuriyeti’dir. Biz bölgede bir insan mazlum, mağdur durumuna düşmüşse, onun dinine, etnisitesine, kökenine, diline bakmayız, bunu defalarca ispat etmiştir Türkiye, Birinci Körfez Savaşında, Halepçe olaylarında Irak’tan gelen Kürtlere kapılarını açmıştır 600-700 bin, rivayete göre 1 milyona yakın o zamanlar. Son Suriye olaylarında aynı şekilde hiçbir ayrım yapmadan, Kürt olsun, Arap olsun, Türkmen olsun, Hristiyan olsun, Ezidi olsun herkese kapılarını açmıştır. Irak’tan aynı şekilde Şengal ve bölgesi saldırıya uğradığı zaman Türkiye gene bu insanlara kapılarını açmıştır, hiçbir zaman böyle bir ayrım söz konusu değildir. Burada zaman zaman, işte Kürtlere yardım yapılıyor Türkmenlere yapılmıyor ya da Türkmenlere yardım ediyorsunuz Kürtlere kapıları kapatıyorsunuz gibi gene asılsız, tamamen ideolojik amaçlı birtakım iddiaların ortaya atıldığını görüyoruz, bunların hakikatle hiçbir bağı, bağlantısı yoktur arkadaşlar. Dedim gibi kamplara bakın, hangi insanların Türkiye’de misafir edildiğini, hangi şartlarda ülkemize kabul edildiğine bakın, bunlara bu tür sorular sorulmaz, mağdur ve mazlum olan insanlara bu ülkenin kapıları açıktır, açık olmaya da devam edecektir.

Fakat burada Türkiye’yi itham altında, şüphe altında ya da şaibe altında bırakmayı amaçlamayan bu tür açıklamaları, kampanyaları, sosyal medyada yürütülen birtakım kampanyaları da şiddetle kınadığımızı ifade etmek isteriz. Bu kampanyaları yürütenler ateşle oynadıklarının farkında olmalılar. Burada Türkiye’ye karşı bir grubu, bir etnik grubu kışkırtarak Türkiye’deki barış ve huzuru bozmaya çalışanlar nasıl bir oyunun içinde olduklarını görmek zorundadırlar. Burada Türkiye’yi itham ederek, Suriye’de fiili durumlar yaratarak ne Suriye’ye, ne bahsedilen o hatta barış ve istikrarın gelmesi mümkün değildir arkadaşlar. Aynı şekilde terör örgütünün Kandil’den yaptığı birtakım açıklamalar, bir takım suçlamalar, hatta tehditler, bunları da hiçbir şekilde ciddiye almadığımızı ifade etmek isteriz. Terör örgütünün oradaki fiili durumu sahipleniyor olması bile, aslında yaşanan hadiselerle ilgili çok önemli ipuçları vermektedir.

Bu konuda tekrar Türkiye’nin tarafsız ve net tavrının altını bir kez daha çizmek isterim. Suriye’den ya da Irak’tan gelen insanlar, Kürt olsun, Arap olsun, Türkmen olsun, Hristiyan olsun, Ezidi olsun, Süryani olsun, onlar bizim misafirlerimizdir, burada bir siyasi mülahaza söz konusu olmaz. Biz baştan beri bu hadiselerin yaşanmaması için Suriye’de bu kadar büyük emek ve çaba sarf ettik. Ama bize teşekkür etmesi gerekenlerin dönüp Türkiye’yi terörist olmakla, teröristlerle işbirliği yapmakla, terörist Erdoğan gibi sosyal medyadan kampanyalar yürütmekle bir yere varacaklarını zannediyorlarsa, büyük bir hezimet ve yanılgı içinde olduklarını da bilmeleri gerekir.

Soru: Sınır güvenliği için bazı tedbirlerin alınması gerekebileceğini ifade ettiniz. Bugün bazı muhalefet partilerinin ve hukukçuların da dile getirdikleri bazı iddialar var, Türkiye’nin tek taraflı bir adım atması halinde işgalci konumuna girebileceği yönünde. Böyle bir durum söz konusu olursa nasıl bir hukuki zemin ya da yasal dayanak gösterilecek uluslararası topluma acaba?

Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü Kalın: Türkiye kendi sınır güvenliğini sağlamak için her tür hukuki zemine sahiptir. Bu konuda bizim uluslararası hukuk noktasında herhangi bir eksiğimiz, sıkıntımız söz konusu değildir. Bu adımlar atıldığı zaman, sınır güvenliğimizi sağlamak amacıyla bu tedbirler alındığı zaman, bu her zaman hukuk kuralları içinde yapılmıştır, bundan sonra da uluslararası hukukun bize sağladığı haklar ve imkânlar çerçevesinde yapılmaya devam edecektir.

Soru: Tek taraflı bölgeden bahsediliyor, özellikle bu tampon bölge konusunda Güney Lübnan modeli olabileceği belirtiliyor. Böyle bir düşünce var mı Türkiye’de, Ankara’da?

Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü Kalın: Yok, bunlar spekülasyon arkadaşlar. Biz baştan beri de hatırlarsanız hiçbir zaman tampon bölge demedik, çünkü onun statüsü farklı, yapısı farklı, uluslararası hukuktaki karşılığı farklı. Biz bir güvenli bölge ve uçuşa yasak bölge oluşturulması gerektiğini söyledik. Bu hem bizim kendi sınır güvenliğimiz, hem Suriyeli mültecilerin orada ağırlanması, hem de Hür Suriye Ordusu ve ılımlı muhalif gurupların eğitilmesi, donatılması faaliyetleri için en uygun zemindir dedik, bu görüşümüzü de ifade etmeye devam ediyoruz. Aslında dediğim gibi son yaşanan hadiseler de bizim bu tezimizin ne kadar doğru olduğunu gösteriyor. Müttefiklerimizle bu konuları tabi ki en ince detaylarına kadar konuşmaya devam ediyoruz, bu konuda mesafe almak için de olumlu bir zeminin olduğunu ifade edebilirim.

Soru: Dünkü MGK açıklamasına yansıyan bir ifadeyle ilgili bir soru sormak istiyorum. ‘Paralel’ olarak nitelenen yapıyla ilgili ‘Güncellenen milli güvenlik siyaset belgesinin Bakanlar Kurulu tarafından benimsenmesinin Türkiye’nin huzur ve refahına katkı sağlayacağı ifade edilmiştir’ gibi bir ifade yer aldı. Acaba Bakanlar Kurulu’nda bu güncellenen milli güvenlik siyaset belgesi benimsendi mi, yoksa ileride benimsenmesine yönelik bir tavsiye kararı niteliğinde miydi bu?

Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü Kalın: Tabii MGK’nın kararları biliyorsunuz tavsiye niteliğinde. Bakanlar Kurulu tarafından kabul ediliyor ve uygulanıyor. Bunun tabi özellikle altının çizilmesinin temel sebebi, milli siyaset güvenlik belgesi bir ülkenin tehdit algılarını ve buna karşı geliştireceği tedbirleri belirleyen en üst siyasi metindir. Ve bu metin çerçevesinde de Türkiye kendi vatandaşlarının, sınırlarının güvenliğini sağlamak için gerekli tedbirleri alır, gerekli adımları atar. Özellikle vatandaşlarımızın huzur ve güvenliği vurgusu buna matuftur. Burada bir bütün olarak tabi ki bu siyaset belgesini değerlendirmek gerekir, iç tehditler, dış tehditler, terörizm, kaçakçılık, uyuşturucu, her tür tehdit unsuru bu siyaset güvenlik belgesinin mülahazaları içerisindedir. O manada elbette vatandaşlarımızın güven ve huzuruna katkı verecek çok önemli bir metindir ve o anlamda da gerekli adımlar zaten Bakanlar Kurulu tarafından atıldı, atılmaya da devam edecek.

Soru: Suriye rejiminin DEAŞ’ı kullandığını söylediniz. Aradaki iş birliğine ilişkin sizin elinizde herhangi bir belge, somut kanıt var mıdır?

Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü Kalın: Bu konuda basına da yansıyan epeyi şeyler oldu, gerek uluslararası basında, gerekse Türk basınında, yani bunu farklı kaynaklardan teyit etmek mümkün. Baştan beri Suriye rejimi DEAŞ’ı Hür Suriye Ordusunu ve diğer muhalif grupları bölmek, zayıflatmak, parçalamak, yeri geldiğinde fiilen vurmak amacıyla kullandı, kullanmaya da devam ediyor. DEAŞ’ın Rakka’dan Cerablus’a kadar, hatta Irak sınırına kadar o bölgede nasıl alan hakimiyeti sağladığına bakarsanız, bunu çok net bir şekilde görürsünüz.

Soru: Eski AB Bakanlarından Egemen Bağış’ın Cumhurbaşkanlığı’na danışman olarak atanacağı yönünde haberler var; bu haberler doğru mudur? Bir de, Cumhurbaşkanlığı’nda eski siyasilerden danışman olarak görev alan kişiler var mı?

Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü Kalın: Egemen Bağış Beyle ilgili bu haberler doğru değil, böyle bir atama söz konusu değil. Diğer konuyla ilgili olarak da, kendisine başdanışman atamak Sayın Cumhurbaşkanımızın takdirindedir, ama şu an itibarıyla yapılmış herhangi bir atama söz konusu değil. Fakat Sayın Cumhurbaşkanımızın takdiriyle bu önümüzdeki günlerde yapılabilecek bir tasarruftur.

Soru: Suriye bir taraftan kaynarken, Türkiye’nin bir diğer komşusu Yunanistan da ekonomik krizle mücadele ediyor. Sayın Cumhurbaşkanın da bir dönem bu yönde bir açıklaması vardı. Acaba Türkiye’nin Yunanistan’a, krizdeki komşumuza bir ekonomik desteği olabilir mi ya da bu yönde bir talep geldi mi?

Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü Kalın: Dün Dışişleri Bakanımız Sayın Mevlüt Çavuşoğlu muhatabıyla, mevkidaşıyla bir görüşme yaptı ve tabi ki Yunanistan’daki son gelişmeleri de değerlendirdiler o görüşmede. Bizim üzerimize düşen bir şey olursa biz Yunanistan’ın iyi bir komşusu olarak Yunanistan halkına her tür yardımı yapmaya hazır olduğumuzu ifade ettik. Fakat bu, borç verilmesi, kredi açılması vesaire konularıyla ilgili bize ulaşan bir talep söz konusu değil. Fakat tekrar altını çizmek isterim, Yunanistan’ın geçirdiği bu zor dönemde, Türkiye Yunanistan’a her tür yardımı yapmak için hazırdır, imkanlar ölçüsünde elbette komşumuzun ekonomik ve siyasi istikrarının sağlanması bizim için büyük önem arz etmektedir. Yunanistan’la iyi komşuluk ilişkilerimiz var, ikili ilişkilerimizin yanında Yunanistan-Kıbrıs meselesinde de yürütülen olumlu bir süreç var. Orada da biliyorsunuz son haftalarda olumlu güzel gelişmeler oluyor. Tüm bunlarla beraber düşündüğümüzde, biz Yunanistan’ın istikrarı, huzuru ve barışı için üzerimize düşen bir şey olursa bunu yapmaya hazır olduğumuzu ifade ettik. Umarım Yunan halkı da bu sıkıntılı günlerden en kısa sürede kurtulur.”