Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü Büyükelçi İbrahim Kalın’ın Basın Toplantısı’nda Yaptığı Açıklama

18.05.2015

Öncelikle geçtiğimiz 10 gün içerisinde hız kazanan Kıbrıs müzakereleriyle ilgili birkaç değerlendirmeyi sizinle paylaşmak istiyorum.

Bildiğiniz gibi Kıbrıs’ta yapılan Cumhurbaşkanlığı seçimleri sonucunda seçilen Sayın Akıncı, Kıbrıs müzakerelerinin yeniden başlaması için mevkidaşı Anastasiadis’le bir resmi, bir gayri resmi olmak üzere iki görüşme yaptı. Biz de hem garantör ülke olarak, hem de Kıbrıs’la çok özel ilişkileri olan bir ülke olarak Kıbrıs Türk halkının yanında 2015 yılının bir çözüm yılı olması için gerekli adımları atmaya devam ediyoruz. Bizim için 2015 yılının bir çözüm, barış, uzlaşı yılı olması büyük önem arz ediyor. Zira Kıbrıs’ta müzakereler ilelebet ucu açık bir şekilde elbette devam edemez. Fakat müzakerelerde sadece Türk tarafının değil Rum tarafının da samimi bir gayret içinde olması gerekir. Şu ana kadar yapılan görüşmelerde ortaya çıkan olumlu iklimi destekliyoruz ve bundan sonra da hem Kıbrıs Türk halkının yanında olmayı, hem de çözüm sürecini, Kıbrıs’taki barış sürecini desteklemeye devam edeceğimizi bir kez daha ifade etmek isterim.

Bir diğer önemli yine dış politika konusu, evvelsi gün Mısır’da verilen idam kararları. Bununla ilgili Sayın Cumhurbaşkanımızın da yaptığı açıklamaları biliyorsunuz. Burada bunun altını bir kez daha çizme ihtiyacı hissediyorum. Mısır’da 106 kişiye verilen idam cezası, adaletin infazından başka bir şey değildir: Darbe rejiminden sonra ortaya çıkan insan hakları ihlallerinin geldiği yeni noktayı göstermesi açısından da ibret verici bir tablodur. Dün darbeye karşı çıkmayanlar, bugün bu idam cezaları konusunda sessizdir. Bu kararlar sadece adaletin infazı değildir, aynı zamanda bunlara karşı sessiz kalmak, sesini yükseltmemek ya da çok cılız cevaplar vermek de, aslında aklın ve vicdanın sükûtundan başka bir şey değildir.

Bugün Mısır’daki darbeye ve idam kararlarına sessiz kalanlar, yarın muhtemelen işlerine geldiği yerlerde başka darbelere de sessiz kalacaklar, başka idam cezalarına da sessiz kalacaklardır. Bu tablo karşısında birilerinin hala çıkıp demokrasi, insan hakları, çoğulculuk, demokratik katılım, temsil gibi kavramlardan bahsetmesi artık anlamsız, beyhude bir söylem haline gelmiştir.

Tabii bu noktada geçmişte darbecilere destek verenlerin, darbecilerin ve onlara destek verenlerin akıbeti de bellidir. Türkiye bu konuda son derece net bir tavır almıştır, bu tavrımızı farklı platformlarda ifade etmeye, dünya kamuoyunu bu noktada sesini yükseltmeye davet ediyoruz, bu yöndeki çabalarımız da devam edecek.

Tabii burada özellikle kararla ilgili de çok ilginç, nasıl bir hukuk katliamının yapıldığını göstermesi açısından bazı verilerin de akılda tutulması gerekiyor. Bu hakkında idam cezası verilen 106 kişinin birkaçının zaten ölmüş olduğu, birkaçının olaylar sırasında zaten hapiste olduğu, hatta İsrail hapishanelerinde olduğu gibi gerçekler asla küçümsenmemeli, bu yaşanan hukuk fecaatinin boyutlarını göstermesi açısından üzerimiz de durmamız gereken bir konudur. Özellikle batı demokrasilerinin Mısır darbesi ve bu idam cezaları konusunda dünden beri takip ettiğimiz son derece cılız, adeta öznesi olmayan açıklamaları da esefle karşıladığımızı ifade etmek isteriz. Dünyanın her yerinde, her konuda demokrasi havariliği yapan ülkelerin Mısır’daki bu hukuk katliamı ve demokrasi fecaati karşısında sesiz kalması kabul edilebilir bir durum elbette değildir.

Zira buradaki darbeye ve darbe sonrasında yaşanan hukuksuzluklara sessiz kalmak demek, bundan sonra da dünyanın hiçbir yerinde demokratik seçimle işbaşına gelen yönetimlerin hiçbir garantisi olmadığı, o yönetimlere oy veren seçmenlerin oylarının hiçbir anlamının, değerinin olmadığı manasına gelir ki, böyle bir dünyada sizin ilkeli, gerçekçi bir dış politika izlemeniz de asla mümkün değildir. Sayın Cumhurbaşkanımızın da ifade ettiği gibi, o idam cezaları aslında sandığa giden Mısır halkına verilmiş bir idam cezasıdır.

Biz buradan tekrar öncelikle Mısır yönetimine bu cezaları derhal bozması çağrısında bulunuyoruz, uluslararası kurum ve kuruluşlara bu yönde seslerini daha gür bir şekilde çıkartarak Mısır’daki darbe yönetimi üzerine baskı kurmalarını ve bu cezaların kaldırılmasını, bozulmasını talep ediyoruz.

Myanmar’la ilgili de bir konuyu sizinle gene dış politika bağlamında paylaşmak istiyorum.

Bildiğiniz gibi, 2012 yılından beri Myanmar’da Arakan Müslümanları olarak da bilinen Rohingyalarla ilgili bir insani dram yaşanıyor. Bu konuda Türkiye’nin 2012 yılından beri pek çok girişimi oldu, insani yardımları ulaştırma noktasında gerek Myanmar yetkilileriyle, gerek Birleşmiş Milletler ile gerekse diğer uluslararası örgütlerle, yardım ve insani kuruluşlarla yoğun bir trafiğimiz oldu, bu şu anda da devam ediyor. Fakat, maalesef gerek Myanmar yönetiminin çıkardığı zorluklar, gerekse bölgedeki bu dağınık yapıdan dolayı insani yardımların ulaştırılması çalışmaları da arzu ettiğimiz etkinlikte devam ediyor.

Son olarak denizin ortasında botlarda haftalardır aç, susuz kalan insanların görüntülerinin vicdanları nasıl yaraladığını hep birlikte gördük. Hemen Avrupa’nın yanı başında, Akdeniz’de yaşanan hadisenin bir benzeri maalesef Asya’da açık denizlerde yaşanıyor. Elbette Türkiye’nin buna sessiz kalması düşünülemez. Bu noktada biz Uluslararası Göç Örgütü, Birleşmiş Milletler ve diğer kurumlarla beraber Rohingyalara insani yardımların ulaştırılması için çalışmalarımızı yürütüyoruz. 2012 yılından bu güne kadar da Türkiye, TİKA, Türk Kızılay’ı ve AFAD aracılığıyla Rohingyalılara ulaştırılmak üzere 5 milyon dolarlık bir insani yardımı bölgeye ulaştırmış idi. Bu noktada da kanalların açılması halinde biz bu insani yardımlarımızı devam ettireceğimizi burada bir kez daha ifade etmek istiyorum.” dedi.

Soru: Mısır’daki gelişmeleri aktarırken dünya kamuoyuna da seslendiğinizi belirttiniz. Bu kapsamda Türkiye’nin uluslararası kuruluşlar nezdinde bir girişimi söz konusu mu? Özellikle Sayın Cumhurbaşkanı’nın Suudi mevkidaşı ve Suudi Arabistanlı yetkililerle bu konuyu görüşmesi söz konusu mu, Türkiye nasıl bir adım atacak?

Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü Kalın: Bu konuyla ilgili Suudi Arabistan başta olmak üzere Katar ve diğer Körfez ülkeleriyle istişarelerimiz devam ediyor. Uluslararası girişim anlamında da şu anda mevcut mekanizmaları gözden geçiriyoruz. BM İnsan Hakları Komisyonu başta olmak üzere konuyla ilgili mekanizmaları harekete geçirmek için gerekli girişimleri yakın bir zamanda başlatmayı planlıyoruz. Zira bu konuda sadece Türkiye’nin, Mısır’ın ya da bölgedeki birkaç ülkenin konusu değildir, artık küresel nitelik arz eden bir konudur. Çünkü hem bu idam cezaları, hem de bunların bir şekilde infaz edilmesi sadece Mısır’ı değil bütün Ortadoğu’yu kaosa sürükleyecek bir gelişme olacaktır. Zaten insanların vicdanında açık ve net bir şekilde mahkûm ettiği bu kararların uluslararası kurum ve kuruluşlar nezdinde de açıkça mahkûm edilmesi, reddedilmesi büyük önem taşıyor.

Soru: Sayın Kalın, efendim bu HDP’nin Adana ve Mersin il başkanlıklarına yönelik saldırıları nasıl yorumluyorsunuz?

Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü Kalın: Bu sabah Adana HDP İl Başkanlığı ve Mersin’de İlçe Başkanlığına yapılan bu saldırıları en şiddetli bir şekilde kınıyoruz. Türkiye’de herhangi bir siyasi partiye yapılan saldırı bütün siyasi partilere yapılmıştır. Türkiye özgür, demokratik bir ülkedir. Şurada seçimlere birkaç hafta kalmışken bu tür provokatif eylemlerin, saldırıların yapılması asla kabul edilemez. Bununla ilgili yetkililer şu anda alandalar, Emniyet müdürlerimiz, Emniyet Genel Müdürlüğümüz, İçişleri Bakanlığımız olaya şu anda vaziyet etmektedirler. Olayın aydınlatılması için bütün imkânlar seferber edilmiş durumda. Tabii olay aydınlatıldıktan, bütün detaylar ortaya çıktıktan sonra yeni bir değerlendirme mutlaka yapacağız. Burada hangi taraftan gelirse gelsin, ne şekilde olursa olsun, bu tür saldırıları asla kabul etmediğimizi ifade etmek isterim.

Sayın Cumhurbaşkanımızın kendisinin de sık sık ifade ettiği gibi; seçime giderken vatandaşlarımızın temel demokratik hakkı olan oylarını güvenli bir ortamda kullanmaları bu seçimin selameti, ülkemizin geleceği için büyük önem arz ediyor. Bu noktada tekrar burada bütün siyasi partilerin azami gayreti göstermesi önem arz etmektedir. Aynı şekilde seçime katılım oranları ya da düzeyi noktasında da gene bu demokratik hakkın etkin bir şekilde kullanılması 7 Haziran seçimleri için önem arz ediyor. Böyle bir tedhiş ortamı, korku ortamını ortaya çıkartabilecek eylemlere asla izin verilmeyeceğini, devletin güvenlik birimlerinin de bu konuyla ilgili her türlü tedbiri almakta olduğunu tekrar ifade etmek isterim.

Soru: Deminki soruya ilaveten sormak istiyorum; yapılan açıklamalarda da, HDP’li yetkililerin yaptığı bazı sıcak açıklamalarda olayın sorumlusu olarak Sayın Cumhurbaşkanını, Hükümeti gösterdiği belli oluyor. Buna ilişkin bir yorumunuz olur mu?

Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü Kalın: Yani söz ola beri gele. Şimdi defalarca seçim güvenliğiyle ilgili açıklama yapmış, vatandaşların seçime katılması için her tür tedbiri almış, çağrıyı yapmış bir Cumhurbaşkanı’na, bir Hükümete kalkıp böyle bir suçlamada bulunursanız, burada sizin samimiyetiniz sorgulanır hale gelir, başka art niyetler aranır. Bu tür açıklamalar, bir kere hele olayın şu harareti içerisinde hiçbir şeye katkı vermez. Bugüne kadar Sayın Cumhurbaşkanımız, Genel Başkan ve Başbakan olarak 10’un üzerinde seçime katılmış, seçim tecrübesini yaşamış bir insandır. Bu zorlukları gayet iyi bilir. Aynı şekilde Hükümetimiz de seçim güvenliği konusunda her noktada, Türkiye’nin her noktasında gerekli tedbirleri almıştır, almaya devam etmektedir. Şimdi bütün bunları bir kenara bırakarak henüz daha mahiyetini bile bilmediğimiz, detaylarına henüz hakim olmadığımız, aydınlatılmamış bir olayla ilgili kalkıp Sayın Cumhurbaşkanımıza, Sayın Başbakanımıza, Hükümete yönelik bu tür ithamlar kabul edilebilir değildir. Bu arkadaşlarımız bunun üzerinden siyaset yapmak yerine bir kere öncelikle olayın aydınlatılması için verilerin gelmesini bekletsinler,  ondan sonra aklıselim ile değerlendirdikten sonra bir açıklama yapacaklarsa o zaman yapsınlar.

Soru: İki sorum olacak müsaadenizle.  Bir; geçtiğimiz günlerde Türkiye’nin hava sahasını ihlal ettiği gerekçesiyle Suriye’ye ait bir hava aracı vuruldu. Farklı açıklamalar geldi helikopter olduğu İHA olduğu yönünde. Bu konuda size gelen açıklamalar nelerdir, öncelikle bunu sormak istiyorum. Bir de, farklı bir konuyla alakalı olarak; geçtiğimiz günlerde Genelkurmay Başkanı Orgeneral Necdet Özel bir rapor aldı. Ancak rapor almasına rağmen bazı iddialar ortaya atıldı. Bu iddialardan biri de Genelkurmay Başkanı’nın işte bazı baskılara maruz kaldığı gerekçisiyle rapor aldığı, hatta görevine dönmeyeceği şeklinde bir iddia var, bu iddialara yanıtınız nedir?

Soru: "Türkiye'nin hava sahasını ihlal ettiği gerekçesiyle Suriye'ye ait hava aracının vurulması konusunda bir değerlendirme..?

Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü Kalın: Öncelikle bu düşürülen Suriye hava aracıyla ilgili bildiğiniz gibi 16 Mayıs günü Hava Kuvvetleri Komutanlığı ve Türk Silahlı Kuvvetleri’nin yaptığı bir açıklama var. Yani o açıklamayı tekrar burada sizinle paylaşmak istiyorum. Çünkü bu çok açık, net konuyu ortaya koyuyor zaten. 16 Mayıs 2015 tarihinde saat 14:04’te Suriye’ye ait bir hava aracının Kuyubaşı istikametinde Türk hava sahasını ihlal ettiği tespit edilmiştir. Olay üzerine hava muharebe devriye icra etmekte olan 2 adet F-16 uçağımız bölgeye yönlendirilmiş ve söz konusu hava aracına müdahale edilerek hava aracı etkisiz hale getirilmiştir. Araç, Suriye topraklarına düşmüştür. Şimdi burada önemli olan bu ihlale verilen cevabın net ve zamanında olmuş olmasıdır. Burada Türk Silahlı Kuvvetleri kendisine verilen yetki çerçevesinde görevini ifa etmiş ve bir tehdit bertaraf edilmiştir. Suriye tarafına düşen bu araçla ilgili detaylar elbette speküle edilebilir. Ama özellikle Suriye rejim kaynaklı birtakım spekülasyonların, hatta propaganda amaçlı yapılan açıklamaların hiçbir kıymeti yoktur. Bunları bir kenara elimizin tersiyle itmemiz gerekir.

Genelkurmay Başkanımız Sayın Özel’in rapor almasıyla ilgili olarak, yani gene Türkiye senaryo yazımı konusunda çok zengin bir ülke. Şimdi herkesin önünde açık-net bir şekilde yaşanan bir hadise. Ameliyat geçiren bir Genelkurmay Başkanımızın rapor almasından daha doğal ne olabilir? Herhalde o da bir insandır. Yani Genelkurmay başkanları hasta olmaz mı, onlar ameliyat olmaz mı, rapor almaz mı? Şimdi böyle bir konu üzerinden bu tür spekülasyonların yapılması, yok üzerinde baskı vardı, görevine geri dönmeyecekti falan filan gibi birkaç gün sonra rapor süresi bitip Sayın Genelkurmay Başkanımız görevine başladığı zaman bu iddiaları ortaya atan kişiler ne diyecekler? Hatırlarsanız bir hafta, 10 gün kadar önceydi zannediyorum; Türkiye 2 gün içerisinde Suriye’ye girecek diye de açıklamalar yapıldı. 2 gün geçti, 6 gün geçti, 10 gün geçti, ne oldu? Yani bu iddialar da maalesef gene böyle sadece gündemi, zihinleri karıştırmak için ortaya atılan birtakım temelsiz iddialar. Genelkurmay Başkanımız rapor süresi tamamlandığında sağlığına tam olarak kavuşmuş olarak tekrar görevine dönecektir. Şu anda da zaten raporlu olarak görevinin başındadır.

Soru- Bazı basın organlarında, 'Yüzde 52 oy alan Mursi idama mahkûm oldu' haberleri vardı. Bu noktada Sayın Cumhurbaşkanı bunu yargıya taşımayı düşünüyor musunuz?

Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü Kalın: Şimdi Mısır’da verilen idam cezalarından sonra atılan o manşetin neyi ima ettiğini herhalde herkes gayet iyi anladı. Buna verilen tepkiler de bir kere bu manşetin ve haberi veriş şeklinin kamuoyu vicdanında nasıl mahkûm edildiğini de çok açık bir şekilde gösterdi. Hamdolsun ki Türkiye kamuoyunun bu konuda vicdanı ve aklı son derece berrak ve o tepkiyi spontane bir şekilde adeta kendiliğinden çok farklı kesimlerin vermiş olması da bir gerçeğin altını çiziyor. Bu manşeti atanlar birtakım imalarda bulunabilirler. Bu grupların geçmişte darbeler karşısında ne tür tavırlar takındığını biz de gayet iyi biliyoruz. Türkiye bunları unutmadı. Daha 10 yıl önce, 15 yıl önce, 20 önce bu grubun, onların sözcülerinin darbeler konusunda gerek Türkiye’de, gerek dünyada ne tür tavırlar içerisinde olduğunu biz gayet iyi biliyoruz. Bu hiçbir zaman kimsenin dikkatinden kaçmış da değil. Daha sonra yapılan düzeltmeler vesaire de devirdikleri çamı ortadan kaldırmaz.

Soru: İzninizle iki sorum var.  Birincisi; Yemen’le ilgili. Yemen’de Aden Körfezi’nde sular bayağı ısınıyordu. Dünden beri İran kuvvetlerini gönderiyor, hatta  Ama Suudi Arabistan liderliğindeki geminin Aden Körfezi’ne girmesini engellemeye çalışıyor silah taşıyor diye. Dolayısıyla orada iyice artık işler karışıyor. Türkiye bu konuda herhangi bir arabuluculuk yapmayı düşünüyor mu; bir. İkincisi; Mısır, Sisi rejimi Türkiye’ye karşı birtakım adımlar atmaya devam ediyor. Bugün sabah artık Türkiye’ye gelecek Mısırlılara yeni bir kısıtlama getirmişti. 18-40 yaş arasındaki bayanlar bile Türkiye’ye gitmek istiyorlarsa soruşturmadan geçmeleri gerekir diye bir karar çıkmış. Türkiye acaba bir misillemede bulunacak mı, karşılık verecek mi?

Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü Kalın: İkinci sorunuzdan başlayayım. Bizim Mısır halkına zarar verecek hiçbir eylem içerisinde bulunmamız asla söz konusu değildir. Bizim sorunumuz Mısır halkıyla değil oradaki darbe yönetimiyledir. Bu hukuk ihlalini yapan rejimledir. Sisi’nin gücü yetiyorsa Mısır’ı bütün dünyaya kapatsın. Ona yasak, bunu tahdit, buna soruşturmayla eğer bir ülkeyi yöneteceğini zannediyorsa Mısır’ı bütün dünyaya kapatsın. Ondan sonra bakalım Mısır’ı bir arada tutma imkânı söz konusu olur mu? Bizim böyle bir misilleme yapma gibi bir şeyimiz yok. Türkiye’nin kapıları Mısır’ın bütün vatandaşlarına açıktır, istedikleri zaman bu ülkeye gelirler, kendilerine ehlen ve sehlen deriz.

Yemen’le ilgili olarak da, bizim daha önce de bu konuda bildiğiniz gibi bir Körfez trafiğimiz oldu; hem İran’la, hem Suudi Arabistan’la ve Katar’la ve diğer Körfez ülkeleriyle. Bize bu konuda bir teklif gelirse elbette biz bununla ilgili gerekli girişimleri yaparız. Ama süreci çok yakından takip ettiğimizi, Körfez ülkeleriyle temaslarımızı sürdürdüğümüzü ifade etmek isterim. Şu anda bildiğiniz gibi bir ateşkes var insani yardımların ulaştırılmasıyla ilgili. Evet, yani bugün itibariyle sonlandırıldı. Ama insani yardımların ulaştırılması için en azından bir nefes alma imkânıydı bu. Tabii burada bölgede gerginliği arttıracak bu tür gemilerin gönderilmesi veya izinsiz birtakım eylemlerin yapılması sadece bu bölgedeki gerginliği daha da arttırır. Bu konuda bütün tarafların bir kere dikkatli hareket etmesi gerekiyor. Biz Yemen krizinin çözümü için geniş tabanlı, çok taraflı bir müzakere sürecinin başlaması çağrısında daha önce de bulunmuştuk. Burada İran, Suudi Arabistan ve diğer Körfez ülkeleri elbette aklıselim ile hareket edip bütün tarafları bir masa etrafında toplama gayreti içerisinde olmalılar. Bölgede yeteri kadar kriz var, yeteri kadar kan akıyor, buna bir de yenilerin eklenmesine izin vermemeliyiz. Evet, son soruyu da alalım.

Soru: Bazı basın yayın organlarında seçimlere hile karıştırılacağı yönünde iddialar, haberler var. Bu tür manuplatif haberleri nasıl değerlendiriyorsunuz?

Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü Kalın: Sizin de dediğiniz gibi bu tür manipülatif haberlerle vakit geçirecek değiliz. Bunlar şimdiden bir algı operasyonu olarak seçimin sonucu şöyle olursa ya da böyle olursa, bakın biz demiştik demeye dönük temelsiz, beyhude adımlar; bunları hiç ciddiye almaya bile gerek yok.

Ben toparlarken arkadaşlar, bugün biraz önce Sayın Cumhurbaşkanımızın bu konuyla ilgili bir yazılı mesajı da yayınlandı. Kırım Tatar Türklerinin sürgününün 71. yıldönümünü bu vesileyle burada ben de anmak istiyorum. Bildiğiniz gibi 71 yıl önce 18 Mayıs 1944 günü Kırım’daki Kırım Tatar Türkleri ansızın bir sabah hiçbir uyarı yapılmadan, hiçbir hazırlık süresi kendilerine tanınmadan evlerinden-yurtlarından sürgüne gönderildiler. Ve sürgüne gönderilen insanların yarıdan fazlası bu süreçte hayatını kaybetti, bir o kadarı dünyanın dört bir tarafına dağılmak zorunda kaldılar. Bu süre zarfında yaşanan acıları biz asla unutmadık. Bu karar tarihe utanç verici kara bir leke olarak geçmiştir. Bunun altını bugün bir kez daha çizmek istiyorum. Dün olduğu gibi bugün de Türkiye Kırım Tatarlarının özgür, demokratik, müreffeh bir ortamda yaşaması için yanlarında olmaya devam edecektir.

Soru: Efendim, doğru anlamak bakımından soruyorum; Sayın Genelkurmay Başkanı raporlu halde görevinin başında mı?

Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü Kalın: Raporlu olduğu için elbette vekâlet verdi. Ama kastedilen manada görevinden ayrıldı falan gibi bir şey söz konusu değil. Ama elbette yani biliyorsunuz o yapı içerisinde vekâlet veriyor rapor aldığı zaman.