Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü Büyükelçi İbrahim Kalın’ın Basın Toplantısı’nda Yaptığı Açıklama

06.04.2015

Basın toplantımıza hoş geldiniz.

Bildiğiniz gibi geçen hafta Sayın Cumhurbaşkanımızın bir yurt dışı seyahati olmuştu. Üç ülkeyi kapsaya bu ziyareti, Slovenya, Slovakya ve Romanya’yı ziyaret ettik. İkili ilişkilerimiz konusunda görüşmeler yapıldı, anlaşmalar imzalandı. Türkiye’nin AB üyeliği süreci ayrıca Ukrayna ve Orta Doğu’da yaşanan gelişmelerle ilgili de siyasi istişarelerde bulunuldu.

Bildiğiniz gibi yarın Sayın Cumhurbaşkanımızın bir İran seyahati olacak, Yüksek Düzeyli Stratejik Konsey Toplantısı’nın ikincisini yapmak üzere İran Cumhurbaşkanı Sayın Ruhani’nin davetine icabeten yarın Sayın Cumhurbaşkanımız refakatinde bakanlarla beraber İran’a bir ziyareti olacak. Kendisine aynı zamanda ilgili bürokratlar eşlik edecekler. Basın mensubu arkadaşlarımız da ziyareti izlemek için bizimle beraber olacaklar. İran’daki temaslarımızda öncelikle Yüksek Düzeyli Stratejik Konsey Toplantısı’nı Cumhurbaşkanı Sayın Ruhani ile gerçekleştirdikten sonra, öğleden sonra da İran’ın Dinî Rehberi Sayın Hamaney ile bir görüşmesi olacak Sayın Cumhurbaşkanımızın. Burada yine ikili ilişkilerimiz, siyasi istişareler, ekonomik ve ticari ilişkiler ele alındıktan sonra bununla ilgili de bir dizi anlaşmamız olacak.

Ayrıca, tabii bölgedeki gelişmeleri de İranlı muhataplarımızla değerlendirme imkânımız olacak. Başta Suriye, Irak, Yemen olmak üzere Orta Doğu genelinde yaşanan hadiseleri de ele alacağız.

Özellikle Yemen bağlamında bildiğiniz gibi bu süreci biz de yakından takip ediyoruz, Suudi Arabistan’ın öncülüğünde başlatılan hava operasyonun 12. gününe girdik. Burada yaşanan krizin siyasi diyalog ve müzakere yoluyla çözülmesi için bizim de girişimlerimiz yoğun bir şekilde devam ediyor, gerek Sayın Cumhurbaşkanımızın, gerek Başbakanımızın, gerek Dışişleri Bakanımızın bu konudaki temasları bundan sonra da hız kazanarak, devam edecek. Yemen’de bizim önceliğimiz, bu krizin bir an önce müzakere masası etrafında bütün tarafların toplanması suretiyle çözüme kavuşturulmasıdır.

Bir diğer önemli konu tabii İran ziyaretimizle ilgili, geçen hafta P5+1 ülkeleriyle İran arasında yapılan nükleer anlaşma, daha doğrusu çerçeve anlaşmanın ilan edilmiş olmasıdır. Bu anlaşma çerçevesi esas alınmak suretiyle 30 Haziran tarihine kadar da konunun teknik detayları uzmanlar tarafından kaleme alınacak ve nihai anlaşma bütün detaylarıyla o zaman ortaya çıkacak. Dolayısıyla, önümüzdeki birkaç ay da nükleer müzakerelerle ilgili sürecin tamamlanması açısından önem arz ediyor.

Bu P5+1 ile İran arasında yapılan anlaşma bizim için memnuniyet verici bir gelişmedir. Zira, biz Türkiye olarak nükleer müzakerelerin diyalog ve barışçıl yöntemlerle çözülmesi konusunda baştan beri tavrımızı net bir şekilde zaten ortaya koymuş idik. Hatta hatırlarsanız, 2010 yılında Brezilya-Türkiye-İran’ın ortak girişimiyle bir Tahran Deklarasyonu yapılmış ve İran nükleer programıyla ilgili bir deklarasyon o zaman bütün dünyaya duyurulmuş idi. O zamanki bulunduğumuz nokta ile bugünün gelinen noktanın bir bütünlük ve süreklilik arz ediyor olması da bizim için elbette sevindirici bir durumdur.

Maalesef bildiğiniz gibi, o zaman yapılan Tahran deklarasyonu P5 ülkeleri tarafından önemli bir fırsat olmasına rağmen değerlendirilememiş ve arada çok büyük bir zaman kaybı yaşanmıştı. Biz buna rağmen bu nükleer müzakerelere destek olmaya, yapıcı katkı vermeye devam ettik, 2013-2014 yıllarında da İstanbul’da biliyorsunuz bu müzakerelerin birkaç tanesine Türkiye ev sahipliği yaptı. Gelinen nokta bizim için de memnuniyet vericidir. Zira biz Türkiye olarak, bölgedeki bütün ülkelerin nükleer silahlardan arındırılması konusunda ortak bir politikaya sahibiz, nükleer silahların yayılması, çeşitlendirilmesi bölge ve dünya barışı için bir tehdittir. Bunun önlenmesi yolunda atılan her adım bizim için olumlu bir gelişmedir. Tabii bu konunun detaylarını da İranlı muhataplarımızla yarın değerlendirme imkânımız olacak.

Bir diğer konu, gene ben birkaç basın toplantımda da ifade etmiştim, 23-24 Nisan tarihlerinde yapılacak Çanakkale kutlamaları ile ilgili hazırlıklarımız da yoğun bir şekilde devam ediyor. Şu anda katılımını teyit eden ülke sayısı 60’ı geçmiş durumda, ayrıca birçok uluslararası örgüt temsilcisi, uluslararası basın ve diğer önde gelen şahsiyetler de bu törenlerde hazır olacaklar, 23 Nisan’da İstanbul’da öğleden sonra büyük bir toplantıyla başlayıp 24 Nisan’da da Çanakkale’de devam edecek. Sayın Cumhurbaşkanımız bu iki günlük 100. yıl törenlerine Başkanlık edecek ve dünyanın pek çok bölgesinden gelen devlet, hükümet başkanlarına ev sahipliği yapacak. Bununla ilgili sizi bilgilendirmeye de bundan sonra da devam edeceğiz.

Ben bu birkaç konuyu sizinle paylaşmış olayım, sorularınız varsa onlarla devam edelim.

Buyurun.

Soru- Benim iki sorum olacak; Birincisi şu: P5+1 sonucu ambargoların kalkması söz konusu İran’a yönelik. Bu kapsamda Türkiye’nin bir ticari çıkarı olacak mı veya gelişmeleri ne yönde bekliyorsunuz.

İkincisi; Sayın Cumhurbaşkanının İran ziyareti ilk başta 2 gün olarak planlanmıştı, ama bir güne düşürüldü. Son dönemde İran’daki tepkilerden mi kaynaklıyor, yoksa özel bir nedeni mi var?

Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü Kalın- İkinci sorudan başlayayım. Ziyaret baştan beri günü 1 günlük planmış idi, fakat gidişimizin belki 1 gün önce olması söz konusu olabilirdi, fakat Sayın Cumhurbaşkanımızın bugün de devam eden Ankara’daki yoğun mesaisinden dolayı, program da buna müsait olduğu için, yani bir güne sığdırma imkanımız olduğu için bunu günübirlik yapma kararı aldık. Daha önce de biliyorsunuz bu tür günübirlik ziyaretlerimiz pek çok ülkeye oldu, hatırlarsanız en son Ukrayna’ya yaptığımız ziyaret de günübirlik bir ziyaretti. Dolayısıyla, bu planlama tamamen bizim program akışımızla ilgili bir konudur.

P5+1 ve İran arasında yapılan anlaşma sonrasında yaptırımların kaldırılmasıyla ilgili şüphesiz yeni bir fırsat penceresi ortaya çıkmış bulunmaktadır, hem İran için, hem bölge ülkeleri için, hem de bizim için. Zira bizim İran’la hem önemli bir sınırımız var, hem de önemli bir ticaret hacmimiz var. Bildiğiniz gibi enerji ihtiyacımızın kayda değer bir kısmını İran’dan temin ediyoruz, bunun yanında karşılıklı ticari ilişkilerimiz var, taşımacılık var, mal alıp mal satıyoruz, birçok yönüyle yaptırımların hafifletilmesi şüphesiz bize de olumlu yansıyacaktır, diye biz ümit ediyoruz.

Fakat burada bildiğiniz gibi iki tür ya da iki kategoride yaptırımlar var. Öncelikle bu anlaşma bütün detaylarıyla tamamlanıp, uygulamaya geçtikten sonra nükleer programla ilgili ambargolar kaldırılacak ki aslında ekonomik olarak bizi doğrudan ilgilendiren kısmı da burasıdır. Bu bizim için memnuniyet verici bir durumdur ihracatçımız için, yatırımcımız için, iş adamlarımız için, bunu da tabii ki bir fırsata dönüştürmeyi biz arzu ediyoruz. O en zor zamanlarda bile, 2010-2011 ambargo ve yaptırımların uygulandığı dönemlerde bile Türkiye İran’la ilişkilerini hep belli bir vasatta tutmayı hedefledi.

Bunun bizim gerek bizim ekonomimiz, gerek İran’la ilişkilerimiz açısından bir öncelik olduğunu o zaman da ifade ettik. Fakat maalesef o zaman da hatırlarsanız birileri çıkıp Türkiye’yi haksız bir şekilde işte İran yanlısı olmakla, ambargoyu delmekle ve benzeri şeylerle itham ettiler. Ama bugün bakın bütün dünya, P5+1 ve İran örneğinde Türkiye’nin durduğu noktaya gelmiş oldu. Biz İran’ın bölgede sorumluluk sahibi bir komşu olarak, bir aktör olarak bölgesel güvenlik ve siyaset yapısı içerisine entegre edilmesini, İran’la iyi ilişkiler geliştirilmesini hep savunduk, bunu ikili ilişkilerimiz açısından da, bölge dengeleri açısından da stratejik bir önemde gördük. Dönem dönem Batıyla yaşanan veya bölgede Yemen olayında olduğu gibi yaşanan gerilimlerin de müzakere ve diyalog yoluyla çözülmesi için çabalarımız hep devam etti, bundan sonra da devam edecek.

Soru- Ben yine İran programınızla ilgili bir soru sormak istiyorum. Yarın imzalanacak anlaşmalardan bahsetmiştiniz, biraz daha detay verebilir misiniz? Ayrıca, verilecek siyasi mesajlara ilişkin, özellikle de Yemen konusunda biraz background bilgi verirseniz sevinirim.

Bir ikincisi, İranlı milletvekillerin Ruhani’ye gönderdikleri mektuba ilişkin değerlendirme yapabilir misiniz?

Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü Kalın- Şu anda anlaşmalarla ilgili teknik müzakereler devam ediyor, ağırlıklı olarak enerji, ekonomi ve gümrük konularıyla ilgili anlaşmalarımız, sağlıkla ilgili ayrıca anlaşmalarımız olacak, bununla ilgili bakanlarımız da bizimle gelecekler. O tam nihai olarak ortaya çıktığında zaten sizinle yarın onlar paylaşılacaktır.

Bugün basına da yansıdı, bazı İranlı milletvekillerinin Sayın Ruhani’ye yazdığı mektupla ilgili olarak. Bizim bu konuda verdiğimiz mesajlar çok nettir, Sayın Cumhurbaşkanımızın Yemen krizi bağlamında söylediği sözler bölge barışına ve istikrarına yapılmış çok önemli bir çağrıdır. Burada bu tür milletvekilleri siyasi popülizm yapmak yerine, kendi Hükümetlerinin bölgede daha yapıcı, etkin, barışa, istikrara katkı sunan politikalar izlemesi konusunda belli bir hassasiyet göstermesi gerekir.

Bakın, Irak olayları, Suriye olayları, bütün bunlar yaşanırken biz hep aynı tezi savunduk, aynı noktada durduk. O da, bölgede hiçbir çatışma, bir mezhep savaşının gerekçesi olmamalıdır, hiçbir çıkar çatışması farklı devletler arasında, farklı ülkeler arasında bölge halklarını karşı karşıya getirecek bir bahane asla olmamalıdır. Fakat maalesef bizim bu uyarılarımıza rağmen, gerek Suriye’de, gerek Irak’ta, gerek başka Sünnilerin ve Şiilerin birarada yaşadığı ülkelerde bu gerilimler yaşanmaya devam ediyor, bazen bunlar hakikaten tahammül edilemez çatışmalara dönüşüyor, onlarca, yüzlerce masum insan hayatını kaybediyor; buna hiç kimsenin hakkı yok.

Yemen’de yaşanan olaylar da dahil olmak üzere, biz bütün bölge ülkeleri olarak, Türkiye, İran, Suudi Arabistan, Körfez ülkeleri, Pakistan, bütün bölge ülkeleri böyle bir mezhep çatışmasının önüne geçmek için el birliğiyle çalışmak durumundayız. Bu konuda herkes üzerine düşen sorumluluğu yerine getirmek zorunda. Burada şu ülke Sünnicilik yapıyor, bu ülke Şiicilik yapıyor tarzı mülahazaları bir kenara bırakarak, barışı temin edecek, gerilimleri asgari düzeye çekecek politikaları geliştirmek, o sorumlulukla hareket etmek durumundayız. Bizim bütün muhataplarımıza, ortaklarımıza bölgede verdiğimiz mesaj bu çerçevedir. Nitekim yarın da Sayın Cumhurbaşkanımız muhataplarına bu konuyu, bu çerçevede elbette aktaracak, onların görüşlerini de alacaktır. Irak’ta, Suriye’de, Yemen’de yaşanan hadiseler herhalde hiç kimsenin tasvip ettiği olaylar değildir.

Bakın, Suriye’de yaşanan olaylar 5. yılına girmek üzere, 300 binden fazla insan hayatını kaybetti ve maalesef bu savaş hala çok kanlı ve gaddar bir şekilde devam ediyor.

Aynı şekilde Irak’ta bu gerilimler yüzünden Irak’ın ve Şii ve Sünni nüfusları adeta zaman zaman karşı karşıya geliyor. Bunları önlemek için biz sorumluluk sahibi muhataplarımızla her zaman her türlü işbirliğine hazırız, bunu Iraklı muhataplarımızla da, bunu bölgedeki diğer muhataplarımızla da her zaman paylaştık, paylaşmaya da devam edeceğiz. Bu çatışmaların önlenmesi için herkes sorumluluk sahibi olarak hareket etmek durumundadır.

Daha spesifik olarak Yemen konusunda da Sayın Cumhurbaşkanımızın buradan yaptığı çağrıyı biz bölge ülkeleriyle paylaşmaya devam edeceğiz. Yani Yemen’deki sıcak çatışmanın müzakere ve siyasi diyalog yoluyla çözülmesi için bütün tarafları bir masa etrafında toplamak için gayretlerimiz devam ediyor. Umarız kısa bir zamanda bu yönde bir netice alma imkanımız olur ve oradaki çatışmalar bir an önce durur. Burada ifade ettiğim gibi bütün ülkelere, İran dahil olmak üzere, büyük bir sorumluluk düşmektedir ve bu sorumlulukla hareket edebilirsek umarız bu çatışmaları engelleme imkanımız da olacaktır.

Soru- Efendim, Sayın Cumhurbaşkanı 3 ülkeye ziyaretinden önce basın toplantısında AK Parti’nin seçim beyannamesini gördüğünü ifade etmişti…

Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü Kalın- Yok, düzeltelim, seçim beyannamesini değil başkanlık sistemiyle ilgili olan kısmını Sayın Başbakanımızla müzakere ettiğini söyledi, onu düzeltelim.

Soru- Tamam. Bunun ardından bazı iddialar da ortaya çıktı; Cumhurbaşkanının hafta sonunda kapandığını ve AK Parti adaylarıyla ilgili çalışma yaptığı yönünde. Sayın Cumhurbaşkanı adaylarla ilgili böyle bir çalışma yapıyor mu, yapacak mı?

Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü Kalın- Şimdi hafta sonu ben Sayın Cumhurbaşkanımızla Cumartesi tam gün beraberdim, kapanıp böyle bir liste çalışması yaptığını görmedim, bugün de burada zaten biliyorsunuz.

Beyannameyi gördü-görmedi meselesi, Sayın Cumhurbaşkanımızın başkanlık sistemiyle ilgili yaptığı bir yorumdan hareketle çıkartıldı. O konuda baştan beri Sayın Cumhurbaşkanımız bunu net, açık bir şekilde ifade etti. Yani Türkiye’yi 2023 hedeflerine taşıyacak yönetim şeklinin başkanlık sistemi olduğunu ve bunun için de bütün siyasi partilere, siyasi taraflara, Meclis’e, sivil toplum kuruluşlarına, üniversitelere, iş dünyasına, meslek kuruluşlarına bir çağrı yaptığını zaten biliyoruz. Bu noktada iktidar partisinin de bu çağrıya olumlu cevap vermiş olması, elbette bizim için sevindirici bir durumdur. Elbette Adalet ve Kalkınma Partisi’yle Sayın Cumhurbaşkanımızın ayrıca özel bir ilişkisi olmak durumundadır, o Partinin kurucusudur, 12 yıl o Partinin Genel Başkanlığını, liderliğini ve Başbakanlığını yapmıştır. Fakat şu anda Cumhurbaşkanı sıfatıyla başkanlık sistemiyle ilgili çağrısını Türkiye’deki bütün siyasi paydaşlara yapmıştır, sadece bir gruba, bir partiye değil. Ümit ederiz ki diğer partiler de bu konuda görüşlerini açık, net bir şekilde ifade ederler. Başkanlık sistemiyle ilgili önerileri varsa bunları kamuoyuyla paylaşırlar, bizimle paylaşırlar ve bu tartışmayı daha sağlıklı, daha içerikli bir şekilde götürme imkanımız olur.

Soru- Sayın Cumhurbaşkanı böyle bir çalışmanın içinde olacak mı?..

Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü Kalın- Listelerle ilgili kendisinin tabii ki gündeminde şu anda böyle bir, bugünkü programı da dâhil olmak üzere böyle bir liste çalışması söz konusu değil. Fakat tabii ki seçim sürecini Sayın Cumhurbaşkanımız çok yakından takip edecektir, bundan sonra da. Zira 7 Haziran seçimleri sadece siyasi partileri değil Türkiye’nin tamamını, Türkiye’nin geleceğini ilgilendiren bir seçimdir. Ondan sonrasıyla ilgili bizim atacağımız stratejik adımlar, Türkiye’nin 2023 hedeflerine ulaşması yolunda atacağı stratejik adımlar şüphesiz bizim açımızdan da, Cumhurbaşkanlığı makamı açısından da, toplumun bütün kesimleri açısından da büyük bir önem arz etmektedir, dolayısıyla seçim sürecini de elbette yakından takip edecektir.

Soru- İki sorum olacak; Birinci sorum, az önce Yemen’deki sorunun çözümü için herkesin bir masa etrafında toplanması kapsamındaki çabalarımız devam ediyor ve en kısa sürede sonuç almaya çalışıyoruz dediniz. Birincisi; Türkiye bu konuda bir arabuluculuk mu yapmaktadır, çünkü uluslararası toplum tarafından bir süreden bu yana dillendiriliyordu ve herhangi bir doğrulama gelmemişti.

İkinci konu; bir süreden beri kamuoyunda Cumhurbaşkanlığına ek bütçe örtülü ödenek diye tartışılıyor. Bu konuyla ilgili tartışmalar var, bunu nasıl değerlendirirsiniz?

Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü Kalın- Şu aşamada Yemen’le ilgili siyasi istişarelerimiz devam ediyor muhataplarımızla, bölge ülkeleriyle. Bir fikir olgunlaştığı zaman bu daha formel bir şekilde umarız masaya getirilir ve hayata geçirilme imkanı olur.

İkinci sorunuzla ilgili olarak da; bir ek bütçe değil, bir örtülü ödenek konusu biliyorsunuz gündeme gelmişti, Meclis’ten de geçtiğimiz hafta geçti.

Değerli Arkadaşlar, bakınız devletin başında olan, devletin yönetiminde bizzat bulunan, Başkumandan sıfatıyla halkın seçtiği bir Cumhurbaşkanının kendine ait bir bütçesinin olmasından daha doğal bir şey olamaz. Aslında bugüne kadar böyle bir bütçenin olmaması bir eksikliktir. Belki farkı şudur: Cumhurbaşkanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan en baştan beri farklı bir cumhurbaşkanı olacağını, koşturan, terleyen, milletin sorunlarıyla birebir ilgilenen bir cumhurbaşkanı olacağını açık-net bir şekilde ifade etmiştir.

Görevlerini yerine getirirken gerek yurt içi, gerek yurt dışı programlarında milletimiz ve devletimiz adına yaptığı temaslarda bu görevini ifa edecek enstrümanlara sahip olmasından daha doğal bir şey olamaz.

Bununla ilgili zaten bu ödeneğin ya da örtülü denen ödeneğin nasıl kullanılacağı, ne şekilde kullanılacağıyla ilgili zaten kanunların belirlediği bir çerçeve vardır. Bu kanunlara örtülü denince böyle bir gizem havası ona sanki bürünüyor. Bu elbette kanunlar çerçevesinde, Anayasa’nın da Cumhurbaşkanımıza verdiği yetki çerçevesinde kullanacağı, yapacağı bir tasarruftur. Zaten kanun Meclis’ten geçmiştir. Dolayısıyla dünyanın her yerinde devlet başkanları, cumhurbaşkanları, başbakanlar örtülü ödeneği nasıl kullanıyorlarsa, devlet yönetimiyle ilgili olarak Sayın Cumhurbaşkanımız da aynı yönde tasarruflarda bulunacaktır.

Soru- Az önce, birkaç dakika önce belki de yaklaşık Twitter, Facebook ve YouTube erişim engeli geldiği belirtiliyor, özellikle İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı’ndan geldiği, Savcı Mehmet Selim Kiraz’ın şehit edilmesiyle ilgili olarak. Hem bu konuda neler söyleyeceksiniz, hem de bu İstanbul Adliyesi’nde yaşanan olayın ardından özel güvenliklerin kaldırılması, avukatların aranması gibi konularda yeni düzenleme geleceğini Sayın Başbakan da açıkladı. Bu konuyla ilgili bugün özellikle Sayın Cumhurbaşkanı ve Sayın Başbakan’ın bir görüşme yapması söz konusu mu? Görüştüler mi ya da görüşecekler mi?

Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü Kalın- Ben de buraya gelmeden birkaç dakika önce haberdar oldum Savcılıktan gelen bu talepten. Ama şu anda bir erişim engellemesi henüz söz konusu değil; savcılığın böyle bir talebi gelmiş. Konuyu da biliyorsunuz arkadaşlar, şehit edilen savcımızın o görüntülerinin yayınlanması, sosyal medya mecralarında yayınlanmasıyla ilgili bir konudur.

Bu konuyla ilgili geçen hafta bildiğiniz gibi çok acı bir olay yaşadık, ama sonrasında yaşananlar en az olayın kendisi kadar üzüntü vericiydi. Yani basın sorumluluğuyla hareket etmesi gereken birtakım medya gruplarının bu fotoğrafları adeta terör örgütünün propagandasını yapar gibi yayınlamış olması, hatta gelen onca uyarıdan, onca itirazdan sonra bu eylemine devam etmiş olması kabul edilebilir bir şey değildir.

Dünyanın hiçbir yerinde, hiçbir ülkesinde böyle bir özgürlük yok. Ve o fotoğraflar biliyorsunuz yurt dışındaki birçok basın kuruluşu tarafından da kullanılmadı. Çünkü ortada bir kere adli bir durum var, ikincisi çok insani bir durum var. O zaman da defalarca ifade edildiği gibi, kendinizi bir an için şehit edilen Savcımızın ailesinin, çocuklarının yerine koyun, o fotoğrafı paylaşarak elinize ne geçecekti? Ve bu konuda yapılan itirazlar son derece haklıdır, Cumhurbaşkanımız gerekli uyarıları yapmıştır, Başbakanımız gerekli uyarıları yapmıştır ve bunun takibi de yapılacaktır. Ve anladığım kadarıyla Savcılıktan gelen talep; bu görüntünün hiçbir mecrada ana akım veya sosyal medya mecrasında, elektronik medyada vesaire kullanılmamasıyla ilgili bir taleptir. Bakın bu bir ihtiyacın doğurduğu bir zarurettir. Eğer bu konuda bizim basın kuruluşlarımız üzerine düşen sorumluluğu yerine getirseydi ve o fotoğraf karesi defalarca paylaşılmasaydı, bu konu şu anda bizim gündemimizde olmayacaktı. Ve biz millet olarak, Türk basını olarak çok daha başarılı bir sınav verecektik. Ama maalesef şimdi sanki bunlar hiç yaşanmamış gibi bu tür talepleri tekrar bir işte özgürlükler mi kısıtlanıyor, vesaire gibi bir bağlamda ele alma gayreti görülüyor, bu kabul edilebilir bir şey değil.

Bununla bağlantılı olarak Sayın Cumhurbaşkanımızın yaptığı bir çağrı oldu. Özel güvenlik birimlerinin Türkiye’de bir sistem olarak yeniden değerlendirilmesiyle ilgili.

Çağlayan Adliyesi’nde yaşanan olayı hepimiz izledik. Ve orada nasıl bir güvenlik zaafı olduğunu da maalesef hepimiz müşahede ettik. Bugün de bununla ilgili olarak, gerek İçişleri Bakanlığımız, gerek Adalet Bakanlığımız, gerek Başbakanlık konuyla ilgili araştırmalarını, incelemelerini devam ettiriyor, yürüyen bir soruşturma var. Ve bu çerçevede elbette birtakım yeni güvenlik tedbirlerinin alınması artık kaçınılmazdır. Allah korusun biz bir başka savcımızın böyle hunharca katledilmesini mi bekleyeceğiz? Elbette bununla ilgili birtakım tedbirler alınmak durumundadır. Burada Sayın Cumhurbaşkanımız yaptığı çağrıda, özel güvenlik birimlerinin özellikle kritik önemde, stratejik önemde olan kamu binalarının; adliyeler gibi, hastaneler gibi, bakanlıklar gibi korunmasıyla ilgili, oralarda güvenlik hizmeti vermesiyle ilgili bir çağrı yapmıştır. Bu dolayısıyla tahdit edilmiş, sınırlandırılmış bir değerlendirmedir. Bununla ilgili Hükümetimizin de elbette değerlendirmeleri olacak ve güvenliği artırmaya yönelik tedbirler mutlaka alınacaktır.

Soru- Bir görüşme olacak mı?

Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü Kalın- Olabilir, Cumhurbaşkanı ve Başbakanımız elbette her zaman görüşebilir, yarınki İran seyahatimiz öncesi bu bekleyen diğer konularla ilgili olarak hafta ortası ve sonrasında da yoğun bir trafiğimiz olacak, elbette bir görüşmeleri olabilir. Olması halinde de bu konuyu değerlendireceklerdir.

Soru- Efendim, Fenerbahçe kafilesine yönelik saldırıya ilişkin size ulaşan bilgiler var mı, bizimle paylaşabilir misiniz?

İkinci sorum da, Cumhurbaşkanlığı’nın yeniden yapılandırılmasıyla ilgili düzenleme yapılmıştı ve birkaç başkanlığa da atama yapılmıştı. Yeni atamalar var mı? Özellikle Sayın Cumhurbaşkanının titizlikle takip ettiği…

Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü Kalın- Birçok konu var titizlikle takip ettiği. Paralel yapıyla mücadele diyeceksiniz.

Soru- Evet efendim, onunla ilgili bir atama oldu mu?

Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü Kalın- Peki. Öncelikle Cumartesi akşamı Fenerbahçe Futbol Kulübüne karşı yapılan bu saldırıyı en şiddetli bir şekilde biz tekrar kınıyoruz. Bu sadece Fenerbahçe camiasına değil Türk futboluna yapılmış menfur bir saldırıdır. Bu tür saldırıların tekrar etmesi için gerekli tedbirler en üst düzeyde ve en kapsamlı şekilde alınacaktır.

Bildiğiniz gibi, Rize Başsavcılığı bununla ilgili bir soruşturma başlattı ve konuyla ilgili olarak İçişleri Bakanlığımız, Adalet Bakanlığımız ve Gençlik ve Spor Bakanlığımız Futbol Federasyonu’yla beraber koordinasyon halinde bu çalışmayı yürütüyorlar, çünkü artık bu aynı zamanda adli bir soruşturmanın konusu olmuştur.

Toplumsal yansımaları itibarıyla da elbette burada herkesin, ki bunu gördük, bütün kulüpler, bütün taraftar kesimleri, STK’lar, basın kuruluşlarımız, siyasilerimiz tek vücut halinde bu saldırıyı kınamışlardır. Bundan sonra bu tür olayların yaşanmaması için de gerekli tedbirler alınacaktır. Şu an itibarıyla Gençlik ve Spor Bakanımız da Federasyon yetkileriyle bir toplantı halindeler, ilerleyen saatlerde konuyla ilgili onların da bazı açıklamaları olacak, yani maçların ertelenmesi, ertelenmemesi, ligle ilgili yapılacak birtakım düzenlemeler, onların neticelerini aldıktan sonra hep beraber değerlendirme imkanımız olacak.

İkinci sorunuzla ilgili olarak, Cumhurbaşkanlığı bünyesinde yapılan teşkilatla ilgili çalışmalar artık kemale ulaştı ve başkanlıklarımız oluşturuldu, onların altındaki ilgili birimlerimiz oluşturuldu ve bir-iki başkanlık hariç hemen hemen hepsiyle ilgili atamalarımız yapıldı.

Tabii paralel yapıyla mücadele konusu artık sadece Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’ın bir meselesi değil, baştan beri hiçbir zaman olmadı, bu ulusal güvenliğimizi tehdit eden, toplumun bütün kesimleri için tehdit oluşturan bir konudur ve bu konu devletin en üst makamlarında, Millî Güvenlik Kurulu’ndan Bakanlar Kurulu’na kadar her kademede etraflı bir şekilde ele alınmış ve belli bir çerçeveye oturtulmak suretiyle bu mücadele şu anda da yürütülmektedir. Bildiğiniz gibi, birkaç dava, soruşturma eşzamanlı olarak, şu anda da devam ediyor, yurt dışına kaçanlar getiriliyor. Bununla ilgili hukukun kuralları çerçevesinde sabırla, ama büyük bir titizlikle ve itinayla bu çalışma, bu mücadele bundan sonra da kararlılıkla devam edecektir.

Soru- Efendim, paralel yapıyla mücadele demişken, Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu kırmızı kitaptaki güncellemelerin hazır olduğunu, taslağın hazır olduğunu söylemişti. Paralel yapı kırmızı kitaba girdikten sonra mücadele nasıl işleyecek, somut olarak bundan sonra nasıl devam edecek?

Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü Kalın- Şimdi arkadaşlar, bildiğiniz gibi Millî Güvenlik Siyaset Belgesi ya da sizin tabirinizle kırmızı kitap, zaten her ülkede, ülkemizde de belli periyotlarla güncellenir, ortaya çıkan yeni tehdit algılamaları, yeni meydan okumalar karşısında belli periyotlarla güncellenir. Bununla ilgili bütün kurumlarımızdan, Silahlı Kuvvetlerimizden İçişleri Bakanlığımıza, Adalet Bakanlığımızdan Ulaştırma, Haberleşme Bakanlığımıza, bütün ilgili bakanlıkların verileriyle ortak bir siyaset belgesi ortaya konur.

Bu güncellemenin zamanı zaten gelmişti, bu da bu yıl içerisinde yapılacak. Bu çalışmayı sadece paralel yapıyla mücadeleye indirgemek yanlış olur, o ulusal tehdit oluşturan unsurlardan bir tanesi, en önemlilerinden birisi olarak elbette bu değerlendirme kapsamında ele alınacaktır. Bugüne kadar da biliyorsunuz bu konuyla ilgili Millî Güvenlik Kurulu’nda bu konu ele alınmış ve gerekli tavsiyeler Hükümete yapılmıştır, Hükümetimiz de bu konuda gerekli adımları atmaktadır.

Nitekim bu çerçevede bugüne kadar gördüğümüz somut gelişmeler de bu girişimlerin neticesinde ortaya çıkmıştır. Demin ifade ettiğim gibi devam eden en az 3-4 tane biliyorsunuz dava var, bunlar en sonuna kadar takip edilecek ve devletin içinde bu tür yapılanların bir daha gerçekleşmesi için gerekli bütün adli, idari tedbirler alınacaktır. Bu, Türkiye’nin şeffaf, hesap verebilir, aydınlık bir geleceğe kavuşması için Türkiye Cumhuriyeti’nin bütün vatandaşlarının menfaatine olan bir mücadeledir; bunun altını özellikle çizmek isterim.