Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü Büyükelçi İbrahim Kalın’ın Basın Açıklaması

26.03.2015

Gündemimiz ile ilgili birkaç konuyu sizinle paylaşmak istiyorum. Öncelikle biliyorsunuz, yakın zamanda Sayın Cumhurbaşkanımızın bir dizi gezisi oldu; Suudi Arabistan ve Ukrayna başta olmak üzere, sorular olursa onunla ilgili gündemi değerlendiririz, beraber aynı şekilde TANAP Temel Atma Töreni yapılmıştı, önemli bir enerji projesi olarak.

Gündemimizdeki bir diğer önemli konu, Çanakkale 23-24 Nisan Yüzüncü Yıl etkinlikleri ile ilgili çalışmalarımız da yoğun bir şekilde devam ediyor. Şu ana kadar teyit eden ülke sayısı 40’a yaklaşmış durumda. Bu konudaki hazırlıklarımız da tam hız devam ediyor. İnşallah 23 Nisan’da İstanbul’da başlayıp, 24 Nisan’da Çanakkale’de devam edecek şekilde çok kapsamlı uluslararası yüksek katılımlı bir toplantı ve anma etkinliği gerçekleştirilecek.

Cumhurbaşkanımızın özellikle bu hafta tekrar gündemine yoğun bir şekilde aldığı kadına yönelik şiddetin önlenmesi konusu vardı. Bildiğiniz gibi 8 Mart Dünya Kadınlar Günü’nde Sayın Cumhurbaşkanımızın katılımıyla bir program yapılmış, burada bir spot film tanıtılmış ve Zat-ı Devletleri orada bir açıklama yaparak, kadına yönelik şiddeti önlemek için bu konunun bizzat takipçisi olacağını ifade etmişti. Bununla ilgili program da yoğun bir şekilde devam ediyor. Bu çerçevede Salı günü bildiğiniz gibi Beştepe Sofrası’nda da konunun hem kamudan, hem sivil toplumdan, akademi dünyasından uzmanlarıyla bir toplantı yapıldı. Sayın Cumhurbaşkanımızın, “Kadına şiddet insanlığa ihanettir” sloganıyla formüle ettiği bu çalışma bundan sonra da Cumhurbaşkanlığımız bünyesinde ilgili bakanlık ve kurumlarla koordinasyon içerisinde yürütülecek.

Bir diğer konumuz, yine son günlerde kamuoyunun gündemine de gelen çözüm süreci konusuydu. Daha önce de ifade ettiğimiz gibi Sayın Cumhurbaşkanımızın da müteaddit kereler hem Başbakanlığı, hem Cumhurbaşkanlığı döneminde de ifade ettiği gibi, çözüm sürecinin mimarı Sayın Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan’ındır, bu sürecin banisidir, takipçisidir. Kendisi belki de siyasi kariyerinin en büyük risklerinden birisini alarak bu süreci başlatmış ve hamdolsun bugün bu iş silah bırakma noktasına kadar gelmiştir.

Yıllardır ülkemizin kanayan bir yarası olan bu meselenin artık silahsızlanma noktasına gelmesi ve silahların bırakılarak çözüm sürecinin tamamlanması en büyük hedefimizdir. Cumhurbaşkanımız da hem devletin başı olarak, hem de kendi siyasi iradesiyle bu sürecin sonuna kadar arkasındadır. Hatırlarsanız gerek Başbakanlığı döneminde, gerekse Cumhurbaşkanlığı kampanyası süresince çözüm süreci Cumhurbaşkanımızın birinci gündem maddelerinden birisi idi. Bundan sonra da bu sürecin başarıya ulaşması yine onun ortaya koyduğu irade sayesinde devletin başı olarak sağlayacağı koordinasyon ile mümkün olacaktır.

Bu noktada son günlerde zaman zaman adeta Sayın Cumhurbaşkanımızı çözüm sürecinin karşısındaymış gibi göstermeye çalışanların çabalarının beyhude bir çaba olduğunun altını burada tekrar çizmek isterim.

Şu aşamada da en önemli konu; artık silahların tamamen susması, yani terör örgütünün silah bırakmasıdır. Bunu sağladığımız noktada da, tam da Sayın Cumhurbaşkanımızın dediği şey; çözüm süreci artık amacına ulaşmış olacaktır. Bu yüzden kendisinin daha önce ifade ettiği gibi, hatırlarsanız bu üç aşamalı bir süreç olarak bugüne geldi. Demokratik açılım, Türkiye Cumhuriyeti’nin bütün vatandaşlarının anayasal haklarının eşit bir şekilde kullanılması esası üzerine kurulu bir açılımdı. Bunun sağlanması neticesinde milli birlik ve kardeşlik projesi ya da aşaması takip etmişti. Bu aşamada da Türkiye’nin bütün vatandaşlarının etnik, dini, kültürel, tarihi farklılıklarını bir kenara bırakarak, birlik içinde yaşamaları hedefi ortaya kondu. Ve son olarak da çözüm süreci aşamasında da artık bu iş bir hal yoluna konulmak suretiyle silahsızlanma aşamasına gelmek suretiyle son aşamaya bir anlamda ulaşmış bulunuyoruz.

Sayın Cumhurbaşkanımız, bütün zorluklara rağmen bu süreci en başından beri yürüten siyasi aktör olarak, bugün de Cumhurbaşkanı ve devletin başı olarak, çözüm sürecinin arkasındadır ve arkasında olmaya da devam edecektir.

Başkanlık sistemi ve diğer konular da var. Ama isterseniz ben burada durup sizin sorularınıza alayım. Birkaç soruyu almak suretiyle de toplantımızı toparlayalım. Çünkü devam eden yoğun bir mesaimiz var, arada çıkıp geldim, onu da takip edelim. Öğleden sonra da biliyorsunuz bir misafirimiz var. Buyurun.

Soru- Yemen’deki gelişmeler malumunuz, Dışişleri Bakanlığı da bugün bu konuyla ilgili bir açıklama yaparak operasyona Türkiye’nin de destek verdiğini söyledi. Sorum şu yönde: Acaba Suudi Arabistan’dan Türkiye’ye operasyona doğrudan katılımına, askeri olarak sahada yer almasına ilişkin bir talep gelmiş midir? İkincisi; İran’dan bir açıklama geldi bu konuyla ilgili, aslına bakarsanız oldukça sertti Suudi Arabistan’a yönelik. Sayın Cumhurbaşkanının önümüzdeki günlerde İran’a bir ziyareti olması bekleniyordu. Bu ziyaretin programında herhangi bir değişiklik var mıdır?  Teşekkür ederim.

Cevap- Sondan başlayayım. Sayın Cumhurbaşkanımızın Nisan ayının ilk haftasında İran’a yapacağı seyahatte herhangi bir değişiklik söz konusu değildir. Tam tersine bu gelişmeler bu ziyareti daha da önemli kılmıştır. Biz İranlı muhataplarımızla Suriye, Irak ve benzeri konuları ve şimdi tabii ki Yemen’i sıcak bir konu olarak her zaman konuştuk, bundan sonra da konuşmaya devam edeceğiz. Suudi Arabistan tarafı bu operasyonla ilgili bizim tarafımıza, Türkiye Cumhuriyeti yetkililerine bilgi vermiştir, Sayın Cumhurbaşkanımız da bu konuda bilgilendirilmiştir. Kendisi dün akşam itibariyle hatta bu konuyu bizzat takip etmeye başlamıştır. Dışişleri Bakanlığımızın yaptığı açıklamada dikkat çeken bir husus, biliyorsunuz işin bu noktaya gelmesindeki hatalara da atıfta bulunuyoruz, orada o açıklamada. Keşke süreç bu noktaya gelmeseydi ve bu askeri müdahale bir zaruret haline dönüşmeseydi. Fakat Yemen’de bir müddettir devam eden bu iç gerilim ve gerginlikler neticesinde maalesef Yemen’in seçilmiş meşru Cumhurbaşkanı ülkenin Başkentini terk etmek, Aden’e sığınmak zorunda kaldı. Bu da yetmedi, Husiler ve onların destekçileri biliyorsunuz Aden’i de ele geçirmek üzereyken Cumhurbaşkanı Hadi’nin yaptığı çağrı üzerine Suudi Arabistan Körfez İşbirliği Konseyi’nden aldığı bir kararla bir ortak operasyon, başka ülkelerin de katılımı var, Fas gibi, Sudan gibi, Pakistan gibi, onların da katılımıyla bu operasyon bu sabah itibariyle gerçekleşti. Bizim tabii ki temennimiz, Yemen’deki bu gerginliklerin siyasi diyalog yoluyla çözülmesidir. Ve umarız en kısa sürede siyasi diyalog yolu açılır, taraflar bir masa etrafında toplanarak bir çatışmaya, savaşa mahal vermeden bu sorunu diyalog ve müzakere yoluyla çözebilirler, bölgemizde yeteri kadar kan akıyor. Bunun biz Yemen veya bir başka ülkede tekrarlanmasını asla arzu etmeyiz.

Soru- Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç’la, Ankara Büyükşehir Belediye Başkanı Melih Gökçek’in hafta başında birbirlerine yönelik açıklamaları malumunuz. Bu konuda Sayın Cumhurbaşkanının iki isimle bir teması söz konusu oldu mu, ya da bu konuyla ilgili herhangi bir temas başka biriyle söz konusu mudur, siz nasıl değerlendiriyorsunuz yaşananları?

Cevap- Hayır, Sayın Cumhurbaşkanımızın bu konuyla ilgili bir trafiği, teması olmamıştır. Zaten konuyla ilgili Sayın Başbakanımız gerekli açıklamaları yaptığı için doğrudan Cumhurbaşkanlığı makamını da ilgilendiren bir konu değildir.

Soru- Son zamanlar izleme heyetiyle ilgili bazı tartışmalar da var. Özellikle bu konuyla ilgili Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç’ın da Cumhurbaşkanını bilgilendireceğini, Başbakan ve çözüm sürecini yürüten heyetin bilgilendireceğini söylemişti. Sayın Cumhurbaşkanı bilgilendirildi mi, böyle bir görüşme gerçekleşti mi ya da ne zaman gerçekleşecek gerçekleşmediyse. İzleme heyetiyle ilgili son durum nedir, Cumhurbaşkanının tavrında bir değişiklik var mıdır?

Cevap- Arkadaşlar, çözüm sürecinde en önemli husus, en aciliyet arz eden husus, şu anda silahsızlanma aşamasının tamamlanmasıdır. Sayın Cumhurbaşkanımız da daha önce ifade ettiği gibi, buna benzer çağrılar geçmişte de yapılmış idi. Fakat aslolan şimdi uygulamanın nasıl olacağını görmektir. Uygulama noktasında netice alınır, tam bir silahsızlanma ortamına geçilirse, zaten süreç amacına ulaşmış demektir. Şu anda bizim de, Hükümetin de, bütün sürecin aktörlerinin en önemli önceli de budur. Bilgilendirme konusunda, elbette gerek Sayın Başbakanımız, gerekse diğer arkadaşlarımız Cumhurbaşkanımızı elbette bilgilendirmektedir. Burada zaten Cumhurbaşkanımızın Başbakanımızla yürüttüğü normal bir görüşme trafiği vardır, ama bunun dışında ihtiyaca binaen kendileri yine bir araya gelebilirler, bu konuları görüşebilirler. Bizzat Sayın Başbakanımızın bu konuda Cumhurbaşkanımızı bilgilendirdiğini biliyoruz. Dolayısıyla sürecin bundan sonraki aşamalarıyla ilgili de bu mekanizma etkin bir şekilde kullanılmaya devam edilecektir.

Soru- Efendim, Sayın Cumhurbaşkanının Bakanlar Kurulu’na başkanlık edeceği bir diğer toplantının tarihi belli mi acaba? Bir de; Sayın Cumhurbaşkanımızın önümüzdeki dönem ziyaretlerine ilişkin bilgi verebilir misiniz? Önümüzdeki dönem için bir Amerika ziyareti planlaması yapılıyor mu?

Cevap- Bakanlar Kurulu’nun yeniden Cumhurbaşkanımızın başkanlığında toplanmasıyla ilgili henüz kesinleşmiş, tespit edilmiş bir tarih yok, olduğu zaman zaten bunu kamuoyuyla paylaşacağız. Ama bu da zaten belli bir sisteme artık oturdu, diyebiliriz. Önümüzdeki dönemde Sayın Cumhurbaşkanımızın yapacağı seyahatlerle ilgili Basın Başdanışmanlığımız size zaten zamanı geldiğinde bilgilendirme yapıyor, yapacak. Ama tabii ki önümüzdeki haftalarda Sayın Cumhurbaşkanımızın bir dizi yurt dışı seyahati olacak, ayrıca yurt içi il ziyaretleri de olacak. Hemen evvel emirde üç AB ülkesini kapsayan bir ziyaretimiz önümüzdeki hafta olacak, bu vesileyle ben AB gündeminin de Sayın Cumhurbaşkanımızın, yoğun bir şekilde devam ettiğini ifade etmek isterim. Bildiğiniz gibi geçen hafta Avrupa Parlamentosu Dış İlişkiler Komisyonu Başkanı ve heyetini kabul etmiştik, yakında AP’nin Başkanı kabul edeceğiz, AB ülkelerine yapacağımız ziyaretler de Brüksel de dahi olmak üzere ki şu anda planlanıyor, AB gündemini sıcak tutma noktasında Sayın Cumhurbaşkanımızın programını ifade ediyor. Amerika’yla ilgili şu anda hemen bugün planlanan bir seyahat söz konusu değil. Fakat Sayın Cumhurbaşkanımız bildiğiniz gibi Kasım ayında Antalya’da yapılacak G-20 Liderler Zirvesinin ev sahibidir, o zirveye de Başkanlık edecektir ve programlar elverdiği ölçüde G-20 zirvesi öncesinde de G-20 ülkelerini ziyaret etmeye planlamaktadır, nitekim bu çerçevede birkaç ülkeyi de şu ana kadar ziyaret ettik, maksimum sayıda bu ülkeleri ziyaret etmeyi planlıyoruz. Bu vesileyle G-20 hazırlıklarının da yoğun bir şeklide devam ettiğini ifade etmek isterim, gerek içerik, gerek katılımcılar noktasında hazırlıklar büyük oranda tamamlanmış durumda ve o zirveye de 15-16 Kasım’da Sayın Cumhurbaşkanımız Başkanlık edecektir.

Soru- Efendim, İran ziyaretinin özellikle Yemen’deki gelişmeler sonra daha da önem kazandığını söylediniz. Yemen’deki gelişmelerin arkasında İran destekli bir yapı var. Türkiye’nin İran’a bu konuyla ilgili vereceği mesaj ne olacaktır, biraz daha onu açar mısınız?

Cevap- Baştan beri arkadaşlar, biliyorsunuz biz mezhep temelli yaklaşımların bölgede gerginlik yaratmasına her zaman karşı olduk. İran bizim önemli bir komşumuzdur, güçlü bir ticaret ortağımızdır, uzun sınırımızın olduğu bir ülkedir, biz İran’la bu konuları hep her zaman açık, net bir şekilde konuştuk, konuşmaya devam ediyoruz gerek Suriye konusunda, gerek Irak konusunda, gerekse diğer alanlarda. Burada bu tür gerginlikleri milimize etmeye yönelik sorumluluk herkesin üzerindedir ve bütün bölgedeki ülkeler ve aktörler bu sorumlulukla hareket etmek durumundadırlar. Biz, gerek Orta Doğu, gerek daha geniş manada İslam dünyasına yönelik bakışımızda ve politikalarımızda hiçbir zaman mezhep eksenli bakmadık. Zaman zaman bize karşı, Sayın Cumhurbaşkanımıza karşı birtakım haksız temelsiz ithamların yapıldığını, işte Sünni grupları tercih ettiğini, savunduğu gibi iddialar ortaya atıldı, ama bunun tersini ispat edecek size onlarca örnek verebilirim. Örneğin, İran nükleer müzakereleri daha bu noktaya gelmeden önce hatırlarsanız 2010’da Türkiye, Brezilya ve İran Tahran deklarasyonu yapmak suretiyle nükleer müzakerelerde çok önemli bir kapı açmışlardı. Fakat maalesef o zaman ilgili yönetimler, ülkelerin yönetimleri bunu dikkate almadıkları için biz yaklaşık 4 yıl, 5 yıl kaybettik ve bakın bugün İran ile Batı arasında, P5+1 arasında yürüyen nükleer müzakereler yine aynı noktaya geldi, aslında 2010 yılında bizim önerdiğimiz ana çerçeveye geri geldiler, çok farklı bir çerçeve yok, üç aşağı beş yukarı, aynı iz üzerinde devam ediyor. O zaman bu hayata geçirilseydi bu kadar vakit kaybı olmayacaktı. Bunu dememin sebebi şu: Hatırlarsanız o zaman bu teklifi yaptığı için Türkiye İran yanlısı olmakla. Batıdan uzaklaşma, NATO müttefiki olmanın sorumluluklarını yerine getirmemekle itham edildi. Halbuki geldiğimiz noktada şimdi P5+1 bu müzakereleri aynen daha önce bizim çizdiğimiz çerçevede yürütüyor, ama kimse onlara işte İran yanlısı vesaire olmak gibi bir ithamda bulunmuyor. Bunun gibi birçok örnek verebiliriz. Bizim bakış açımızda böyle bir Sünnici, Şiici mezhep bakış açısı hiçbir zaman olmadı, elbette bu görüşlerimizi bu ziyaretimizde de gerek Suriye, gerek Irak, gerekse de Yemen bağlamında İranlı muhataplarımızla paylaşacağız.

Soru- Birincisi çözüm sürecine ilişkin. Son dönemde Genelkurmay’ın bir açıklaması oldu, Mardin Mazıdağı’nda bir operasyon yapıldı, dün de Dağlıca’da bir PKK gayet tahkim edilmiş bir şekilde saldırdı. Çözüm sürecini nasıl etkileyecek, ne düşünüyorsunuz? İkicisi; önümüzdeki seçimlerde Sayın Cumhurbaşkanının kurucu olduğu partisinin propaganda programında başkanlık yer alacak mı?

Cevap- Genelkurmay Başkanlığımız bu gelişmelerle ilgili açıklama yaptı biliyorsunuz, bunlar kamu düzeninin ve güvenliğin gerektirdiği operasyonlardır arkadaşlar. Daha önce de müteaddit kereler ifade ettiğimiz gibi çözüm süreci devam ediyor diye kamu düzeninden asla taviz verilmeyecektir. Bunun acısı sonuçlarını biz geçtiğimiz Ekim ayında gördük, daha farklı şekillerde de yaşadık. Sayın Cumhurbaşkanımızın ve Hükümetin bu konudaki kararlılığı çok nettir. Burada biz güvenlik ile demokrasiyi, güvenlik ile özgürlükler arasındaki dengeyi en azami şekilde muhafaza etmenin gayreti içerisindeyiz. Ama demokrasi, özgürlük ya da çözüm süreci adına birileri güvenlik zaafı yaratmaya çalışır, bunu suiistimal etmeye, istismar etmeye çalışırsa burada devlet kamu düzenini kurmak için gerekli adımları atar. Umarız bu tür olaylar tekrar edilmez. Bu tür saldırıları yapan gruplar kimlerse ne saiklerle yapıyorlarsa bunlardan derhal vazgeçerler. Başkanlık sistemiyle ilgili Sayın Cumhurbaşkanımız bu konuyu biliyorsunuz Cumhurbaşkanlığı kampanya sürecinde de dile getirdi, şu anda da yoğun bir şekilde dile getiriyor. Kurucusu olduğu Adalet ve Kalkınma Partisi 2015, 7 Haziran seçimleri beyannamesine başkanlık sistemini alıp-almayacağını Sayın Başbakanımız beyannameyi ve kampanyayı açıkladığı zaman hep birlikte öğreneceğiz. Onlardan duymak daha isabetli olur diye düşünüyorum.

Soru- Sayın Cumhurbaşkanımız dün akşam bir mahkûmu affetti. Bu mahkûmun suçu neydi, bununla ilgili biz detaylı bilgiye ulaşamadık. İkincisi; Sayın Cumhurbaşkanı adli tıptan hastanede tedavi göremez raporu alan bütün mahkûmları, yani prensipte bütün mahkûmları bundan sonra serbest bırakacak mı?

Cevap- Şimdi bu biliyorsunuz Cumhurbaşkanının tasarrufunda olan, kendisine Anayasa’nın verdiğinin bir haktır, ölümcül noktada olan mahkûmların affedilmesi konusu. Burada birtakım genel prensipler olmakla beraber her bir olayı, her bir vakıayı ayrı ayrı değerlendiririz. Dün affedilen kişiyle ilgili de biliyorsunuz artık dördüncü kademe kanser hastası olan bir mahkûmdan bahsediyoruz. Çok zor bir durum tabii hem kendisi, hem ailesi için. Artık bu noktada mahkûmiyeti şu sebeptendi, işlediği suç buydu; bu değildir belirleyici olan, tıbbi durumudur, insani durumudur. Sayın Cumhurbaşkanımız da bu mülahazalarla affetmeyi uygun görmüştür. Bundan sonra da benzer vakalar geldiği zaman, dediğim gibi her biri spesifik kendi hususi şartları dikkate alınarak değerlendirilecektir.

Soru- Siz cevap verdiniz, Sayın Başbakandan duymak daha isabetli olur dediniz, ama başkanlık sisteminin beyannamede yer alıp almaması Sayın Cumhurbaşkanıyla Sayın Başbakan arasında bir problem olabilir mi size göre?

Cevap- Hayır, arkadaşlar, bakın bu tartışma artık Türkiye’nin gündemine oturan bir tartışmadır. Yani Türkiye daha iyi nasıl yönetilir? Yeni Türkiye hedeflerine, 2023 vizyonuna ulaşmak için hangi yönetim modeliyle hareket etmeliyiz sorusu artık Türkiye’nin gündemine oturmuştur. Çok farklı mecralarda tartışılmaktadır; siyaset tartışmaktadır, akademi tartışmaktadır, toplum tartışmaktadır, meslek grupları tartışmaktadır, seçimlerden sonra da bu tartışma devam edecektir. Seçim sonuçlarından bağımsız olarak da bu konu gündemimizde olmaya devam edecektir. Ben daha önce de ifade ettiğim gibi bir basın toplantımda, bu Türkiye’deki demokratik gelişme ve Türkiye’nin 2023 hedeflerine ulaşması açısından son derece sağlıklı ve gerekli bir tartışmadır. Bu konuda biz Cumhurbaşkanlığı olarak çalışmalarımızı devam ettiriyoruz. Zira kamuoyunda birtakım kafa karışıklıklarının, müphemliklerin, bazen de çok bilinçli saptırmaların olduğunu görüyoruz. İşte başkanlık sistemi olursa mutlaka federal yapı gerekir, bu Türkiye’yi böler gibi temelsiz itirazlar, başkanlık sistemi olursa tek adam yönetimi olur, buradan bir diktatörlük çıkar gibi yine temelsiz birtakım son derece spekülatif değerlendirmeler yapılıyor. Aslında bunların cevapları akademik literatürde de verilmiştir, örnekleri tarafından da yaşanan örneklerden hareketle verilmiştir; Amerika’dan Meksika’ya, Fransa’ya ve diğer modellerine baktığınızda. Bu tartışmayı daha da zenginleştirerek, derinleştirerek devam ettirmemiz de fayda olduğu kanaatindeyiz. Teşekkür ederim.