Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü Büyükelçi İbrahim Kalın’ın Basın Toplantısı’nda Yaptığı Açıklama

23.02.2015

Basın toplantımıza hoş geldiniz.

Bildiğiniz gibi öncelikle Sayın Cumhurbaşkanımızın 9-12 Şubat tarihlerinde üç Latin Amerika ülkesi, Kolombiya, Küba ve Meksika’ya kapsayan bir ziyareti oldu. Bu ziyaret özellik Latin Amerika ülkeleriyle ilişkilerimizin güçlendirilmesini hedefleyen ziyaretler dizisinin bu yılki ilk halkasını oluşturuyor.

Tıpkı Afrika çalımında olduğu gibi son yıllarda Latin Amerika açılımı da dış politikamızda ivme kazanan konulardan bir tanesi. Son yıllarda Latin Amerika ülkelerindeki hem büyükelçilik sayımız arttı, hem ticaretimiz arttı. Hem de o bölgeyle olan insani trafiğimiz, turizm, kültür ve diğer alanlarda büyük ivme kazandı. Ziyaretler bu yıl da devam edecek, Cumhurbaşkanımız,

aynı zamanda G-20 Dönem Başkanı olması hasebiyle de G-20 üyesi ülkeleri ziyaret etmeye bu çerçevede devam edecek ki, bu ziyaretinde de Meksika bu kapsamda ziyaret ettiğimiz ülkelerden birisiydi.

Bir diğer konu, yine özellikle geçen hafta ülkemizin ve Sayın Cumhurbaşkanımızın gündemini işgal eden konulardan bir tanesiydi, bu da Özgecan Aslan kızımızın hunharca katledilmesi hadisesiydi. Cumhurbaşkanımızın bizzat açıkladığı gibi, kendisi bu konunun bizzat takipçisidir. Bu konuda Hükümetle gerekli görüşmeleri yaptı. Bu tür olaylarda cezaların artırılması ve önleyici tedbirlerin alınması için kapsamlı bir çalışma zaten Hükümetimiz tarafından başlatıldı. Cumhurbaşkanımız da özellikle kadına karşı her tür şiddetin önlenmesi için kanuni çalışmaların yanı sıra toplumsal bilincin ve duyarlılığın artırılması yönünde de çalışmalar yapmaya devam edecek.

Bu konuda bütün toplum kesimlerine, sivil toplum kuruluşlarından basın kuruluşlarına kadar, bütün aktörlere önemli roller düşüyor. Bu sorunu sadece kanuni düzenleme yaparak aşamayacağımız ortada, pek çok uzmanın da ifade ettiği gibi. Bununla ilgili kapsamlı bir toplumsal farkındalık kampanyasının da başlatılması hedefleniyor.

Bu çerçevede Sayın Cumhurbaşkanımız bildiğiniz gibi Özgecan kızımızın ailesiyle de temas kurdular, kızları aileyi ziyaret ettiler, kendileriyle temas halinde. Tabii bu arada devam eden de hukuki bir süreç var, failler bildiğiniz gibi yakalandı, bu hukuki süreci yakından takip ediyoruz. Tabii ki olay bundan sonra artık yargının yetkisindedir. Ama bu tür olayların tekrar yaşanmaması için bu konu üzerine kararlılıkla gitme noktasında tam bir azim ve irade sergilemiş bulunmaktadır, Sayın Cumhurbaşkanımız. Bununla ilgili gerek kanuni çalışmalar, gerekse diğer alanlarda yapılması gereken faaliyetler yakın bir şekilde takip edilecektir.

Bir başka konumuz, özellikle son günlerde tekrar ülkemizin gündemine güçlü bir şekilde giren başkanlık sistemi tartışmaları olmuştur. Biliyorsunuz bu konuda uzun zamandır devam eden çeşitli tartışmalar, akademik çalışmalar, paneller, konferanslar yapılmaktadır. Sayın Cumhurbaşkanımız da bu konuyu çeşitli vesilelerle dile getirmekte. Son olarak geçen hafta Cumhurbaşkanlığı Beştepe Sofrasında Sayın Cumhurbaşkanımız konunun uzmanı, hukukçu, siyaset bilimci, uluslararası ilişkiler ve sosyoloji alanlarından uzmanlarla bu konuyu etraflı bir şekilde ele aldı.

Bu konunun ‘Türkiye en iyi nasıl yönetilir’ sorusu bağlamında etraflı bir şekilde tartışılmasının biz Türkiye’deki siyaset hayatına, Türkiye’nin bundan sonraki gelecekte 2023 hedeflerine ulaşma noktasındaki yönetim modeli arayışlarına önemli katkılar vereceğini düşünüyoruz. Bu noktada yine uzmanların, sivil toplum kuruluşlarının, meslek kuruluşlarının, siyasi figürlerin bu tartışmaya katkı sunması şüphesiz arzu edilen bir durumdur. Bu konuyla ilgili de çalışmalarımız devam edecektir.

Bir diğer önemli konu; tabii özellikle dün Türkiye’nin gündemine yoğun bir şekilde giren Süleyman Şah Türbesi’nin ve Saygı Karakolu’nun tahliyesi konusu idi. Bununla ilgili dün de bildiğiniz gibi gerek Sayın Cumhurbaşkanımızın, gerek Sayın Başbakanımızın yaptığı açıklamalar oldu.

O çerçevede şu noktaların altını ben yine tekrar çizmek isterim; Süleyman Şah Türbesi ve Saygı Karakolu Suriye’de kötüye giden güvenlik şartlarına karşı alınmış bir tedbir olarak, son derece başarılı bir gece operasyonuyla gerçekleştirildi. Burada bu operasyonla Hükümetimiz Süleyman Şah Türbesi’ne ve Saygı Karakolu’na olabilecek muhtemel bir saldırıyı ve askerlerimizin hayatlarının tehlikeye atılması riskini bu operasyonla ortadan kaldırmış bulunmaktadır. Burada bize ait olan uluslararası anlaşmalara bağlı olarak toprak parçasının hukuki statüsünde herhangi bir değişiklik söz konusu değildir.

 Bildiğiniz gibi 1921 yılında yapılan Ankara Anlaşmasıyla bu türbe yeri Türkiye Cumhuriyeti’nin topraklarıdır. Yine bildiğiniz gibi, ama kamuoyunun doğru anlaması açısından bunun altını bir kere daha çizmekte fayda var; bu türbenin yeri daha önce de iki defa değiştirilmiş idi. Dolayısıyla sembolik önemi son derece yüksek olan bu mekanın korunması, ecdat yadigarı olan bu hatıranın yaşatılması ve Türk Bayrağı’nın orada dalgalandırılması için gerekli emniyet tedbirleri alınmış ve nakli kubur yapılmak suretiyle bildiğiniz gibi sandukalar ve oradaki emanetler salimen Türkiye’ye getirilmiştir. En az bunun kadar önemli olan da, orada Saygı Karakolu’nda görev yapan 38 askeri personelimiz yine hamdolsun sağ salim ülkemize getirilmiştir.

Yalnız sadece operasyon sırasında bir kaza sonucu bir askerimiz biliyorsunuz şehit oldu, Başçavuş Halit Avcı. Bu vesileyle ben de buradan tekrar kendisine Allah’tan rahmet, yakınlarına başsağlığı diliyorum. Bu operasyonda bizi üzen tek hadise bu olmuştur. Mevla mekanını cennet eylesin. Bu konuyla ilgili de biliyorsunuz dün gerek Cumhurbaşkanımız, gerek Başbakanımız gerekli açıklamaları yaptılar. Şehidimizin ailesiyle de görüşmeler yaptılar, taziyelerini bizzat ilettiler.

Bundan sonrasıyla ilgili olarak da, tabii Suriye’deki güvenlik durumu alacağı seyre bağlı olarak türbenin yeri, mevkii ve yapılacak türbenin bizzat kendisiyle ilgili çalışmaları yakından birlikte takip etmeye devam edeceğiz.

İsterseniz ben şimdilik bu dört başlıkla iktifa edeyim, sizin sorularınıza geçelim.

Soru- Süleyman Şah Türbesiyle ilgili sorum olacak, operasyonla ilgili olarak. Sayın Başbakan da iki gündür açıklıyor aslında, dün de söyledi, bugün de söyledi; “hiçbir yerden izin ya da destek almadık” dedi bu konuda değerlendirmeniz…?

Cevap - Sayın Başbakanımızın dün açıkladığı gibi operasyonun selameti açısından müttefiklerimize bilgi verilmiş, Suriye rejimine de bir nota iletilmiştir. Fakat bahsettiğiniz diğer örgütlerle herhangi bir temas, koordinasyon, yardımlaşma söz konusu değildir.

 Bu operasyonun kararı tamamen Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin kendi kararıdır ve kendi imkân ve kabiliyetleriyle hayata geçirilmiş bir operasyondur. Bizim gerek Genelkurmay’ımız, gerek İstihbarat Teşkilatı’mız, gerek Dışişleri Bakanlığı’mız, gerekse diğer ilgili birimlerimiz o coğrafyayı gayet iyi bilir. Bu operasyonun gerek hazırlanışı, gerek uygulamasında hiçbir sorun yaşanmadan bu noktaya gelinmiş olması da bu bilgi birikimiyle doğrudan alakalıdır. Dolayısıyla sahada tamamen Türkiye’nin kendi inisiyatifiyle, kendi imkan ve kabiliyetleriyle hayata geçirilmiş bir operasyon söz konusu.

Bizim tabii burada büyük fotoğrafa bakarak, öncelikli hedefimiz, arzumuz Suriye’deki bu çatışmaların bir an önce sona ermesi, Suriye halkının hak ettiği özgürlük, eşitlik, adalet prensiplerine bir an önce kavuşmasıdır. Bu konuda biz kendimize ait bir türbe ve karakolla ilgili bu tedbiri alırken, aynı zamanda bildiğiniz gibi Suriye halkına destek vermeye devam ediyoruz. Suriyeli mültecileri ülkemizde barındırmaya devam ediyoruz. Ama Suriye’deki durumun her gün daha kötüye gittiği aşikâr.

 Bu konuda uluslararası toplum üzerine düşen sorumluluğu daha fazla gecikmeden yerine getirmek durumundadır. Geçenlerde Birleşmiş Milletler’in de hazırladığı gibi, Suriye krizi İkinci Dünya Savaşı’ndan beri yaşanan en büyük insani krizdir. Gözlerimizin önünde ve bizim yanı başımızda yaşanan bu krize artık nitelikli bir müdahale yapılma zamanı çoktan gelmiş bulunmaktadır. Bizim Süleyman Şah’la ilgili aldığımız tedbir, orada yaşanan bu dramın büyük fotoğrafı içerisinde görülmelidir.

Hamdolsun bu operasyonla olası bir saldırı, bir çatışma, hayat kaybı önlenmiştir. Tersinden düşündüğünüz zaman bu tahliye yapılmasaydı ve Allah korusun türbeye ve Saygı Karakolu’na bir saldırı yapılsaydı, askerlerimiz yaralansaydı ya da Allah korusun öldürülseydi, ne kadar çok daha kötü bir tabloyla karşı karşıya kalacağımız ortada olurdu. Bu operasyonla bu ihtimal ortadan kaldırılmış bulunmaktadır.

Soru- Bu operasyonun ardından yapılan yorumlardan bir tanesi de, Türkiye’nin bundan sonraki süreçte özellikle IŞİD’le mücadele konusunda başta koalisyon güçleri olmak üzere yine Amerika’yla daha aktif rol oynayabileceği şeklinde. Bu konuda bir talep ulaştı mı, şayet ulaşırsa Türkiye daha aktif bundan sonraki süreçte rol alması mümkün olur mu?

Cevap - Türkiye IŞİD terörüne karşı baştan beri zaten çok net bir tavır almış bir ülkedir. Bakın bizim 900 küsur kilometrelik Suriye sınırımızda daha IŞİD henüz bu noktaya ulaşmadan Suriye’de ve Irak’ta, biz bu tehlikenin farkında olarak müttefiklerimize, gerek Batıda, gerek Arap dünyasında gerekli uyarıları zaten yapmış idik. Bugüne kadar Türkiye IŞİD’e karşı ya da DAİŞ’e karşı etkin mücadele vermiyor şeklinde birçok propagandanın yapıldığını maalesef üzülerek gördük. Somut olarak yapılanlara baktığınız zaman, Türkiye bugüne kadar DAİŞ terörünün ne Suriye’de, ne Irak’ta ne Türkiye topraklarında bir karşılık bulmaması için en fazla gayret gösteren ülke olmuştur. Sınırımızda 1.7 milyon insanı ülkemize alırken bunların zorluklarını mutlaka akılda tutmak gerekir.

Fakat birkaç noktayı tekrar hatırlamakta fayda var, çünkü çabuk unutuyoruz bunları. Hatırlarsanız, geçen sene Kobani ya da Ayn’ül Arap’a yönelik DAİŞ’in yaptığı saldırının ardından, Ekim ayında Türkiye topraklarını kullandırmak suretiyle Peşmerge’nin oraya geçişin sağlamış ve bundan daha da önemlisi 200 bine yakın Kobaniliyi, Any’ül Arap sakinini ülkemize almak suretiyle orada büyük bir insani dramın yaşanmasını da önlemiştir. Bu 200 bine yakın Kobanili insan şu anda hala ülkemizdedir. Kobani’den DAİŞ büyük oranda tart edilmiş, uzaklaştırılmış durumda, fakat bu insanlar bizim misafirlerimiz olarak tıpkı Suriyeli mülteciler gibi ülkemizde yaşamaya devam ediyor.

İkinci olarak biliyorsunuz Musul Başkonsolosluğu’nda bir hadise yaşadık, orada DAİŞ’in Musul‘u adeta bir istila hareketiyle ele geçirmesi neticesinde 49 konsolosluk mensubumuz rehin alındı, o süreci hep birlikte yaşadık. Ama hamdolsun, orada da çok başarılı bir operasyon yapılmak suretiyle tek bir kişinin burnu kanamadan vatandaşlarımız ve diğer konsolosluk çalışanları sağ salim ülkemize getirildiler.

Burada Türkiye’nin DAİŞ terörizmine karşı mücadele konusundaki kararlılığı en üst makamlar tarafından defalarca ifade edilmiş, bununla ilgili de pek çok tedbir alınmıştır. Özellikle bu yabancı savaşçılar konusu biliyorsunuz pek çok defa gündeme getirildi. Türkiye şu ana kadar bin 400 civarında terörist olma ihtimali olan kişiyi, yabancı savaşçı niteliğindeki insanı sınır dışı etmiş, ülkeye giriş yasağı getirmiş ve gerek Türkiye-Suriye sınırında, gerekse diğer giriş kapılarında güvenlik tedbirlerini artırmıştır. Fakat bizim daha önce de defalarca ifade ettiğimiz gibi, özellikle yabancı savaşçılar konusundaki mücadeleyi Türkiye tek başına veremez, mutlaka bu ülkelerden gelen vatandaşların hükümetleri, devletleri de bu süreçte etkin bir koordinasyon ve dayanışma içerisinde olmak zorundalar. Bu kadar insan Suriye’ye geçerken acaba bu insanlar kendi ülkelerinden ayrıldıkları noktada neden durdurulmuyorlar sorusunu bizim sormamız gerekir.

Bakın bugünlerde de 3 İngiliz kızının, ya da vatandaşının işte Suriye’ye gidip DAİŞ’e katılmak üzere Türkiye’den gittiği falan gibi haberler yayıldı. Biz gene aynı soruyu soruyoruz, eğer bunlarla ilgili elinizde sizin bunların terörist eylemlere katılma ihtimaliyle ilgili bilgi varsa, bir kere öncelikle bu durdurma eylemini sizin kendi sınırınızda, kendi kapılarınızda, ülkenizde yapmanız gerekir. Bunu engellemiyorsanız Türkiye’yle bu bilgileri paylaşırsınız, Türkiye’yle ortaklaşma olarak bunun gereği yapılır. Dolayısıyla, burada tam bir eşgüdüm ve koordinasyona her zamankinden daha fazla ihtiyaç var. DAİŞ terörizminin dünyada ne tür barbarlıklara imza attığını hep beraber izledik, maalesef izlemeye de devam ediyoruz. Buna karşı etkin bir mücadele için Suriye’deki savaşın sona erdirilmesi gerektiğinin altını bir kez daha çizmemiz gerekiyor.

Zira Esad rejimi, çok açık bir şekilde DAİŞ’i Hür Suriye Ordusu’nu zayıflatmak ve bölmek için kullanmaktadır, dolaylı olarak destek vermektedir. Aynı şeklide dünyadaki propaganda savaşını lehine çevirebilmek için de bu örgütün barbarca eylemlerine adeta izin vermektedir. Burada şu soruyu çok açık bir şekilde soralım: Suriye rejimi Hür Suriye Ordusu’nun ve diğer muhalif grupların elinde olan şehir ve kasabaları, köyleri her gün bombalarken, her gün onlarca insanı öldürürken, DAİŞ’in kontrolündeki köylere, kasabalara dönük neden şu ana kadar ciddi bir harekât, saldırı yapmamıştır?

Aynı şekilde DAİŞ bugüne kadar her tür insanı öldürdü, Sünni demedi, Şii demedi, Müslüman demedi, Hıristiyan demedi, Arap demedi, Kürt demedi, Batılı demedi birçok insanı öldürdü, bu kadar operasyon kabiliyeti olan bu örgüt şuna kadar Esad rejimine karşı neden ciddi bir saldırı yapmadı? Bu çatışma neden bu şekilde bir tarafta Esad rejimi ve DAİŞ, öbür tarafta Hür Suriye Ordusu arasında devam etmektedir? Bu soruları da sormak lazım. Netice itibarıyla Türkiye DAİŞ terörüne karşı her zeminde her tür tedbiri almaya bundan sonra da devam edecektir.

Soru- Ben de operasyonla ilgili bir soru sormak istiyorum. Süleyman Şah Türbesi’nin inşa edileceği bölge PYD’ye bağlı YPG güçlerinin kontrolünde. Sayın Cumhurbaşkanı PYD’yi bir terör örgütü olarak nitelemişti. Bu kapsamda Süleyman Şah Türbesi’nin yeni yerinde ve o türbeyi koruyacak askerlere yönelik gelecekte bir güvenlik riski ihtimali görüyor musunuz?

Cevap - Şimdi öncelikle PYD bizim için bir terör örgütüdür. Suriye’deki son derece kırılgan güvenlik yapısı içerisinde şu örgüt şu bölgeye hakim, şu grup şu bölgeye hakim demek bile oldukça zordur, farazi olmaktan öteye geçmez, bunlar her gün değişir, değişebilir, dinamikler çok hızlı bir şekilde değişiyor sahada. Fakat bizim şu anda Suriye Eşme’si olarak belirlediğimiz sınırımıza yakın noktadaki yer Türkiye Cumhuriyeti’nin koruması altındadır. Burada herhangi bir sorun, herhangi bir çatışma ihtimali görmüyoruz. Şu anda burayla ilgili de zemin kazı ve etüt çalışmaları da yapılıyor, bu türbe en kıza zamanda tarihi değerine ve kutsiyetine uygun bir şekilde inşa edilecek ve gene Türk askerleri tarafından korunacak ve Türkiye Bayrağı orada dalgalanmaya devam edecektir.

Soru- Sayın Cumhurbaşkanının Türkiye’ye özgü başkanlık sistemi önerisinin içerisinde güçlü bir Parlamento için seçim sisteminde bir değişiklik öngörüsü de var mı? ya da böyle bir talebi de var mı? Buradan yola çıkarak, denetim yetkisi daha güçlü bir Parlamento için örneğin dar bölge sisteminin olması gerektiğine dair bir düşünce ifadesi var mı?

Cevap - Başkanlık sistemiyle ilgili bildiğiniz gibi dünyada farklı modeller var, bu modeller etrafında da yürütülen farklı çalışmalar var. Objektif bir şekilde baktığınız zaman bütün uzmanların söylediği, kuvvetler ayrılığı prensibinin en güçlü bir şekilde hayata geçirildiği model aslında başkanlık sistemidir.

Şimdi bazen kamuoyundaki tartışmalarda başkanlık sistemi geldiğinde Parlamento olmayacak ya da hiçbir yetkisi olmayacak ya da yetkileri tamamen asgariye indirilecek gibi birtakım mülahazalar, ya da yorumlar yapılıyor, bunların hakikaten gerçeklerle hiçbir ilgisi yok. Örneklerine baktığınız zaman, Amerika’dan Meksika’ya, Brezilya’dan birçok başka başkanlık sisteminin uygulandığı, yarı başkanlık sisteminin uygulandığı Fransa gibi ülkelere baktığınızda parlamentonun son derece güçlü olduğunu ve bu kontrol mekanizması, “check and balance” dediğimiz sistemin işlemesi bakımından son derece sağlıklı bir ilişkinin olduğunu buralarda görüyoruz. Dolayısıyla, başkanlık sistemi parlamentonun, belki bugünkü parlamenter sisteminden daha da güçlü olduğu bir modeli öngörür. Parlamentoya seçilecek vekillerle ilgili olarak yapılacak çalışma tabii ki neticede Parlamento’nun, Meclis’imizin yapacağı çalışmalar neticesinde ortaya çıkacaktır. Bu dar bölge mi olur, daraltılmış bölge mi olur? Temsilin en yüksek olacağı model hangisiyse seçim modeli buna göre mutlaka yapılacaktır, bununla ilgili çalışmalar devam ediyor.

Başkanlık sistemiyle ilgili gene zihinlerde uyandırılan birtakım istifhamlar, sorular var, mesela başkanlık sistemi mutlaka federalizmi gerektirir gibi. Halbuki bununla da doğrudan bir ilgisi yok, illa da bir federal sistem olması gerekmiyor. Federal sistemin olduğu örnekler var Amerika gibi, olmadığı örnekler var Fransa gibi, Meksika gibi, Brezilya gibi birçok ülkede ya da çok gevşek yerel yönetimlerin daha güçlendirildiği, ama adına federalizm demediğimiz modeller de mevcut.

Bunlar, yine tekraren ifade etmek isterim; Türkiye en iyi nasıl yönetilir, 2023 hedeflerine ulaşırken en etkili sistem nasıl inşa edilir sorusuna cevap olarak tartışılacak konular. Ama bununla ilgili zihinlerde uyanan bazı soruları zamanında cevaplamak mutlaka isabetli olur ki, bunlardan bir tanesi de başkanlık sistemi tek adam yönetimidir algısı verilmeye çalışılıyor. Yine örneklere baktığınız zaman bununla uzaktan, yakından ilgisi yoktur, başkanlık sisteminin. Tam tersine başkanlık sisteminde kuvvetler ayrılığı çok net bir şekilde ortaya konduğu için başkanın yetkileri bellidir, parlamentonun yetkileri bellidir, yani yasama ile yürütmenin alanları net bir şekilde ayrılmıştır. Zaten yargıda bütün bunları denetleyen bir merci olarak kendi yerine orada sahiptir.

Soru- Efendim, 24 Nisan’da Çanakkale’de düzenlenecek Çanakkale Savaşı’nın 100. yıl dönümü için düzenlenecek törenler için Cumhurbaşkanlığı davetiyeler göndermişti. Şimdi bu törenlerin eksik katılımdan dolayı iptal edildiğine ilişkin bazı haberler yer aldı; bu doğru mudur?  İkincisi; eğer değilse şu ana kadar kaç ülke katılacağını teyit etmiştir?

Bir de; geçtiğimiz hafta Milli Savunma Bakanlığı Türkiye’nin alacağı uzun menzilli füze ihalesinin, füzelerin NATO sistemine entegre edilmeyeceğini ifade etti ve bu karar, Türkiye’nin bu kararı Türkiye’nin NATO üyeliği içerisinde bağlılığını sorgulanmasına yol açar mı?

Cevap - Çanakkale 23-24 Nisan törenleriyle ilgili bu tamamen asılsın, uydurma bir haberdir, bunun itibar edilecek hiçbir tarafı yok. 23-24 Nisan Çanakkale kutlamalarıyla ilgili hazırlıklarımız yoğun bir şekilde devam ediyor.

 Beklediğimizden çok daha fazla ilgi ve teyit şu ana kadar bize ulaşmış durumda ve teyitler de gelmeye devam ediyor. Yani tek tek isim vermeyeyim, ama yani Avustralya bölgesinden Avrupa’ya, Ortadoğu’dan Afrika’ya, hatta Latin Amerika’ya, Balkanlar’a kadar pek çok coğrafyadan devlet, hükümet başkanı düzeyinde, ayrıca bakanlar ve diğer temsilciler düzeyinde 23-24 Nisan Çanakkale anma törenlerine katılım sağlanacaktır. Ve bu yıl 100. yılı olması münasebetiyle şehitlerimizin, Çanakkale şehitlerimizin tarihi hatırasına layık bir şekilde bu anma törenleri gerçekleştirilecek, bu konuda herhangi bir değişiklik söz konusu değil.

Füze sistemiyle ilgili olarak Sayın Savunma Bakanımızın o konuyla ilgili yaptığı açıklama ihale süresinin bitmesiyle ilgilidir, yoksa henüz şuraya, şu ülkeye verildi, şu teklif kabul edildi şeklinde bir karar verilmiş değil.

Burada yalnız şunun altını çizmek isterim: Bu füze meselesi gündeme geldiğinden beri Türkiye’nin NATO üyeliğini tartışmaya açmaya çalışanlar, aslında Türkiye gibi NATO üyesi, ama kendi bağımsız politikalarını yürüten bir ülkenin bir füze sistemi alırken hangi kriterlerle karar vereceğine dair büyük bir zihin karışıklığı içerisindeler.

Bakın daha önce de Sayın Cumhurbaşkanımız Başbakanken bunu açıkladılar, Sayın Başbakanımız bunu açıkladılar; bu konuda son derece objektif kriterler vardır; bunlar fiyattır, teslim tarihidir, teknoloji transferidir ya da ortak üretimdir. Bu kriterlere kim uyuyorsa, bu kriterler içerisinde Türkiye Cumhuriyeti’nin menfaatlerine en uygun teklif hangisiyle o esas alınır ve o hayata geçirilir. Bu, gelecek füze sisteminin NATO savunma sistemiyle uyumlu olmaması diye bir şey söz konusu olmaz. Biz NATO güvenlik hattının bir üyesi ve en önemli ülkelerinden birisi olarak elbette bu entegrasyonu ve uyumu sağlayacağız. Fakat bunun etrafında yürütülen tartışmalar zaman zaman art niyetli noktalara gidebilmektedir.

 Dediğim gibi bizim kriterlerimiz son derece nettir, objektiftir, bunu ideolojik, siyasi noktalara çekmeye çalışmak, bu tartışmayı verimsiz bir noktaya götürür. Önümüzdeki haftalarda ve aylarda da bu konuda biz tabii ki değişik teklifler değerlendirilecek ve nihai olarak bu karar Savunma Sanayi Müsteşarlığı, Savunma Bakanlığımız ve Başbakanımız tarafından verilip Cumhurbaşkanımızın onayına sunulacaktır.

Soru- Sayın Kalın, sosyal medyada bugün İş Bankası’na dair bazı iddialar yer aldı, Bank Asya’nın ardından İş Bankası’nın hisselerinin de fona devredilebileceği ifade edildi ve bugün bankanın hisselerinde ciddi bir düşüş yaşandı. Cumhurbaşkanlığı’nda bu konuda herhangi bir tasarruf söz konusu olmuş mudur? İlk olarak bunu sormak istiyorum.

İkincisi de, az önce söylediniz üç İngiliz kızdan bahsettiniz, IŞİD’e katılmak üzere Türkiye’ye geldiği iddia edilen. Bu konuda yeni bir bilgi var mı, hala Türkiye’deler mi, Suriye’ye geçtiler mi? Bilgi varsa paylaşırsanız sevinirim.

Cevap - Birinci sorunuzla ilgili bize ulaşan herhangi bir şey yok, bu konuda BDDK’nın ya da TMSF’nin bir tasarrufu olur-olmaz bunu bilemiyorum. Bununla ilgili bize ulaşmış bir bilgi söz konusu değil. Zaman zaman bunların çok altı boş spekülasyon olduğunu görüyoruz. Resmi makamların yaptığı açıklamaları esas almak daha doğru olur, bu konularla ilgili.

Bu üç İngiliz vatandaşıyla ilgili İngiliz makamlarıyla Türk makamları, Emniyet Genel Müdürlüğümüz, İstihbarat Teşkilatımız yoğun bir mesai içerisindeler. Bunlar Türkiye’ye geldilerse, şu anda buralarsa bunların bulunması, önlenmesi ya da motivleri neyse, motivasyonları neyse bunların ortaya çıkartılması konusunda yakın bir çalışma içerisindeler. Umarım en kısa zamanda bahsedilen tehlikeyi ortadan kaldıracak adımları birlikte atma imkanımız olacak.

Soru- Geçtiğimiz hafta Beyaz Saray’ın ev sahipliğinde ‘Şiddet İçeren Aşırılıklarla Mücadele’ başlığında bir zirve düzenlendi, farklı başlıklarla toplantılar yapıldı. Kapanışında Sayın Başkan Obama’nın geniş kapsamlı bir değerlendirmesi oldu. Özellikle muhaliflerin susturulmasının şiddet içeren aşırılıkları körüklediğini söyledi. Siz toplantıda ele alınan konuları, önlemleri, önlem önerilerini ve Sayın Başkan Obama’nın konuşmasını nasıl değerlendiriyorsunuz?

Cevap - Bu toplantıya biliyorsunuz biz de Bakan düzeyinde bir katılım sağladık, Hükümetimiz sağladı. Verimli bir toplantı olduğunu anlıyoruz yapılan değerlendirmelerden. Özellikle Avrupa’dan Ortadoğu’ya doğru yayılan bu aşırı şiddet yanlısı grupların, fikirlerin, örgütlerin önlenmesi, bunların ihata edilmesi ve sonlandırılmasıyla ilgili olarak önemli bir toplantıydı. Burada Sayın Obama’nın verdiği mesajları biz son derece olumlu buluyoruz. Kendisinin özellikle İslam ile İslam’ı tahrif ederek, istismar ederek, kendi aşırı ideolojilerini meşrulaştırmaya çalışan gruplar arasında net bir ayrım yapmış olması şüphesiz takdire değerdir. Biz de bunlara aynen katılıyoruz.

Kendisinin ifade ettiği gibi, bunlar dini lider ya da dini temsilci değil bildiğiniz düpedüz teröristlerdir. Tabii burada toplantıda da ifade edildiği gibi, bu durumu ortaya çıkaran sebepler üzerinde ciddiyetle durmak gerekiyor. Yani Avrupa’da yetişmiş bir genç nasıl olur da böyle fikirlere kapılır, bir terör örgütünün parçası haline gelir, gider dünyanın bir başka coğrafyasında tanımadığı, bilmediği bir ülkede savaşlara katılır, böyle hunharca eylemlerin parçası olur, bunlar üzerinde kafa yormak lazım. Buradaki yabancılaşma, ayrımcılık, acaba ne tür neticeler doğuruyor, bunlar üzerinde kafa yormak gerekiyor.

Aynı şekilde Suriye’de yaşanan savaşın bu durumun ortaya çıkmasındaki rolünü mutlaka değerlendirmek gerekiyor. Irak gibi kamu güvenliğinin sağlanmasında büyük zorluklar yaşayan ülkelerin durumu acaba bu tür terör eylemlerinin ve örgütlerinin yayılmasında ne kadar rol oynuyor,buna bakmak gerekiyor. Aynı şekilde Yemen gibi, Libya gibi, özellikle Libya gibi adeta devletin çöktüğü, devlet düzeninin ortadan kalktığı yerler, acaba bu tür aşırı hareketlerin, grupların neşvünema bulmasına, yayılmasına nasıl zemin hazırlıyor, bunlar üzerinde de kafa yormak gerekiyor.

O yüzden biz bakın Suriye Savaşı başladığından beri bu gelen tehlikeye hep dikkat çektik ve oradaki savaşın sonlandırılmadan, Esad rejimi yönetimden çekilmeden bu sorunların daha da karmaşık ve zorlu hale geleceğini ifade ettik. Maalesef son yaşadığımız bir-iki yıldaki gelişmeler bu öngörülerimizi haklı çıkarttı. Umarız 18 Şubat’ta yapılan bu toplantının ardından alınan kararlar çerçevesinde terörizmle ve aşırı hareketlerle mücadele konusunda entegre, kapsamlı, bütün aktörleri kapsayan bir strateji hayata geçirilir.

Türkiye terörden yıllarca büyük acılar çekmiş, büyük bedeller ödemiş bir ülke olarak dünyanın hiçbir yerinde terör eylemlerini, kim tarafından yapılıyor olursa olsun, ne adına yapılıyor olursa olsun, meşru görmez. Ama bunu demek yeterli değil, bu terörizmi ortaya çıkartan şartları mutlaka ortadan kaldırmak lazım ki biz sadece sineklerle uğraşmayalım, bataklığı kurutmaya çalışalım.

Soru- Yeniden Süleyman Şah Operasyonuna değinmek istiyorum. Bu operasyon sonrası Suriye’den de bazı açıklamalar geldi, bu açıklamalardan biri de; bu saldırı bir savaş nedenidir olarak, Uzlaşı Bakanı böyle bir açıklama yaptı. Siz hem bu açıklamayı nasıl değerlendiriyorsunuz, hem de bundan sonra bölgede Türkiye’nin pozisyonu bu operasyondan sonra nasıl etkilenecek, ne olacak?

Cevap - Öncelikle Suriye rejiminin yaptığı açıklamanın bizim nezdimizde bir karşılığı olmadığını ifade etmek isterim. Meşruiyetini yitirmiş, 300 binden fazla insanın ölümüne sebep olmuş, milyonlarca vatandaşını mülteci haline getirmiş bir rejimin ne bölgede, ne uluslararası hukukta herhangi bir meşruiyeti kalmamıştır. Dolayısıyla yaptıkları bu açıklamanın da ne bizim açımızdan, ne müttefiklerimiz açısından da bir karşılığı söz konusu değildir. Üstelik bu konuyla ilgili olarak dün Sayın Başbakanımızın da açıkladığı gibi, Suriye’ye bir nota verilmiş ve bu operasyon gerçekleştirilmiştir.

Burada bundan sonrasıyla ilgili olarak başta da ifade ettiğim gibi, Suriye’deki muhalefetin güçlendirilmesi, hem hür Suriye Ordusuna, hem de Suriye Ulusal Koalisyonu’’na uluslararası toplumun her açıdan, insani açıdan, siyasi açıdan, lojistik açıdan ve diğer alanlarda destek vermesinin sağlanması en önemli kritik eşiği oluşturmaktadır. Uluslararası topluluk bu konuyla ilgili bugüne kadar üzerine düşen sorumluluğu maalesef tam manasıyla yerine getirmediği için konu bu noktaya gelmiş ve Suriye toprakları adeta bu tür terör örgütlerinin bir militan devşirme alanı haline gelmiştir.

Bizim DAİŞ terörüne karşı tavrımız çok açık ve nettir, devletin bütün kurum ve kuruluşlarıyla bu terör örgütünün gerek eylemlerinin, gerek söylemlerinin, inançlarının, hepsinin tam manasıyla karşısındayız, karşında olmaya da devam edeceğiz. Doğabilecek muhtemel güvenlik risklerine karşı da ilgili birimlerimiz gerek sınır boyumuzda, gerek ülke içinde tedbirleri en üst düzeyde bulunmaktadır.

Soru- Ben de müsaadenizle Süleyman Şah Türbesi’yle ilgili soru sormak isterim. Operasyonun kararı ne zaman verildi? Bu bilgiyi bizimle paylaşabilir misiniz?

İkinci olarak, bu türbenin sınıra yakın bir bölgeye taşınmış olması Sayın Cumhurbaşkanının da gündeme getirdiği güvenli bölgenin bir adımı olacağı iddiaları var. Bunu değerlendirmenizi isterim.

Bir de, Sayın Cumhurbaşkanının türbeye bir ziyareti söz konusu olabilir mi? Bir de, karakolda görev yapan askerleri Sayın Cumhurbaşkanlığı ödüllendirmeyi düşünüyor mu?

Cevap - Şimdi operasyonun karar saatini, gününü sizle tabi ki paylaşamam, bununla ilgili bildiğiniz gibi değerlendirmeler her gün yapılır, anlık yapılır. Konuyla ilgili Cumhurbaşkanımızın sevk ve idaresinde, Başbakanımızın koordinasyonunda, Genelkurmay Başkanlığımızın başkanlığında bu karar verildi, bu operasyon yapıldı. Tabii ki bunun bir arka planı var, yani bu karar Cumartesi öğleden sonra verilmedi, şüphesiz bunun bir arka planı var. Bu bölgedeki dinamik güvenlik unsurlarını analiz etmek suretiyle verilmiş bir karardır ve biz isabetli olduğu konusunda en ufak bir tereddüde sahip değiliz.

Bu yeri ziyaret etmesi gibi Cumhurbaşkanımızın şu aşamada böyle bir planı yok. Zaten Bayrağımız o an dikildi biliyorsunuz, aynı anda iki operasyon yapıldı, yani Bayrak inmeden öbür çekilmiş oldu. Dolayısıyla, şimdi onun etrafı yapılıyor, önce onu bir görelim, bir bitsin, ondan sonra inşallah nasıl, ne şekilde ziyaret ederiz, onu o kazan karar veririz.

Operasyonda görev alan askerlerimizle ilgili olarak, bildiğiniz gibi dün Cumhurbaşkanımız, hem Başbakanımız, hem Genelkurmay Başkanımız, hem de Kara Kuvvetleri Komutamızı aramak suretiyle kendilerini bizzat tebrik etti, bu tebrik aynı zamanda operasyona katılan hem mavi berelilerimiz, hem askerlerimiz, hem diğer uzmanlarımız, hepsi için geçerlidir.

Tabii ki bu vesileyle ben de operasyona katılan bütün askerlerimizi tekrar tebrik etmek istiyorum.