Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü Sayın İbrahim Kalın'ın Cumhurbaşkanlığı Kabinesi Toplantısı Sonrası Yaptığı Açıklama

24.12.2018

“Bugün Sayın Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan’ın Başkanlığında 8. Kabine Toplantımızı gerçekleştirmiş bulunuyoruz. Bugünkü toplantıda öncelikle Sayın Cumhurbaşkanımızın bir takdim konuşmaları vardı. Kendileri bu takdim konuşmasında bakanlarımızın ilgili konularda icraatlarının takibiyle ilgili hem gerekli hatırlatmaları yapmışlardır, hem de bu konuları, projeleri bizzat takip edeceğini bir defa daha kayda geçirmiştir.

Tabii genel manada güvenlik noktasında Türkiye’nin her cephede güvenliğini sağlamasıyla ilgili çalışmalar ilgili birimlerimiz tarafından sürdürülmektedir. İç ve dış güvenliğin sağlanması amacıyla İçişleri Bakanlığımız, Dışişleri Bakanlığımız, Milli İstihbarat Teşkilatımız, Milli Savunma Bakanlığımız, Silahlı Kuvvetlerimiz her an teyakkuz halinde, Türk milletinden aldıkları güçle, Türk Devletinin kendilerine sağladıkları imkânlarla çalışmalarını özverili bir şekilde devam ettirmektedirler.

Suriye’de özellikle son dönemde yaşanan gelişmeler çerçevesinde de bildiğiniz gibi sınır hattında önemli hareketlilikler olmaktadır. Fakat Sayın Cumhurbaşkanımızın müteaddit kereler ifade ettiği gibi, bugünkü takdim konuşmasında da vurguladığı gibi, biz hem sahada, hem masada olmaya devam edeceğiz. Aslında Türk dış politikasının ve güvenlik siyasetinin en temel ilkesinin bu olduğunu da ifade edebiliriz.

Eş zamanlı olarak sahada olmaya devam edeceğiz, bunu Suriye örneğinde gösterdik, Zeytin Dalı Harekatında, Fırat Kalkanı Harekatında, Cerablus’ta, Afrin’de, İdlib’de, diğer bütün alanlarda gösterdik, bunun masadaki neticelerini de almaya başladık. Dolayısıyla bu özellikle Amerika Birleşik Devletleri’nin Suriye’den çekilmesi kararının oluşma sürecinde de Sayın Cumhurbaşkanımızın gösterdiği liderliğin, izlediği diplomasinin çok belirleyici bir rolü olduğunu herkes ifade etmekte, teslim etmektedir; bunu biz de özellikle vurgulamak isteriz.

Zira 14 Aralık günü yapılan telefon görüşmesi bütün bu sürecin seyrini değiştiren önemli bir karara vesile olmuştur ve daha sonra bildiğiniz gibi 18 Aralık tarihinde de Amerika Birleşik Devletleri’nin yaptığı resmi açıklamalar çerçevesinde de Suriye’den bir çekilme süreci başlamış bulunmaktadır. Tabii bu, sahadaki birçok dengenin yeniden değerlendirilmesini, yeni unsurların müzakeresinin yapılmasını da zorunlu kılmaktadır. Şu anda bu yöndeki çalışmalarımız da yoğun bir şekilde devam ediyor. Nitekim bu çerçevede Sayın Cumhurbaşkanımızın dün akşam Amerikan Başkanı Sayın Trump’la yaptığı telefon görüşmesinde de bu konular etraflı bir şekilde ele alınmıştır.

Özellikle DEAŞ’la mücadelede herhangi bir zafiyetin, sektenin, yavaşlamanın olmayacağının altını bir kez daha çizmek isteriz. Bazı çevrelerde Amerika Birleşik Devletleri’nin Suriye’den çekilmesiyle DEAŞ’ın kendine yeni bir hayat alanı bulacağı yönünde spekülasyonların yapıldığını sık sık görüyoruz. Biz DEAŞ’la Mücadele Uluslararası Koalisyonunun bir üyesi olarak böyle bir şeye ne Suriye sahasında, ne Irak sahasında, ne Türkiye topraklarında, ne de bir başka yerde müsaade etmeyeceğimizi tekrar ifade etmek isteriz. Bu terör örgütüyle bugüne kadar en yoğun ve kararlı mücadeleyi veren ülkenin Türkiye olduğunun da altını bir kez daha çizmek isteriz.

Bildiğiniz gibi özellikle Fırat Kalkanı Harekâtında hemen sınırımızda bulunan 3 binden fazla DEAŞ’lı, Türk Silahlı Kuvvetleri tarafından Fırat Kalkanı Harekatı çerçevesinde etkisiz hale getirilmişti ve hamdolsun o günden bugüne kadar da Cerablus, El Bab hattında tek bir DEAŞ unsuru dahi bulunmamaktadır. Aynı şekilde Afrin bölgesinde de DEAŞ unsurlarına hiçbir şekilde rastlanılmamaktadır. Bu da Türkiye’nin izlediği politikanın ve uygulamadığı stratejinin somut bir göstergesidir.

Dolayısıyla bundan sonra Münbiç’te, Rakka’da, Deyrizor’da ve başka yerlerde DEAŞ’la mücadele söz konusu olduğunda Türkiye aynı kararlılığı bundan sonra da gösterecektir. Nitekim içeride ve dışarıda zaman zaman yapılan operasyonlarda bunun somut adımlarla da örneklendiğini görüyoruz.

Nitekim bugün bir eylem hazırlığında olan bir hücrenin çökertilmesi bunun önemli örneklerinden bir tanesi. Heyet-u Tahriru Şam Grubuna ait olduğu tespit edilen, hatta daha önce Reina saldırısını yapan kişiyle de iltisaklı olduğu tespit edilen bir hücrenin bildiğiniz gibi eyleme geçmeden önce çökertilmesi başarıyla temin edildi. Bundan dolayı da biz güvenlik güçlerimizi tebrik ediyoruz. Ama bu sadece muhtemel bu tür saldırılara karşı değil, ön alıcı bir şekilde her alanda, her mevzide bu mücadelemiz elbette devam edecektir.

Aynı şekilde Türkiye, PKK terörüyle, PYD-YPG terörüyle de kararlı bir şekilde mücadele etmeye elbette devam edecektir. Suriye’de, Irak’ta ve başka bölgelerde bu terör örgütleri unsurlarının nefes almaması, hayat alanı bulmaması için çalışmalarımız kararlı ve koordinasyon içerisinde aynen devam edecektir.

Bildiğiniz gibi Suriye bağlamında özellikle Türkiye, aynı anda hem Cenevre, hem de Astana sürecinin birer üyesi olarak Suriye krizinin diplomatik yollarla çözümü için de yoğun bir çaba sarf etmektedir. Yine burada Sayın Cumhurbaşkanımızın liderliğiyle hız kazanan Astana sürecinin önemli neticelerinden bir tanesi de, bildiğiniz gibi geçen hafta açıklanan anayasa komisyonunun kurulması olmuştur.

Burada 27 Ekim tarihinde İstanbul’da yapılan 4’lü Zirvede alınan önemli kararlardan bir tanesi de bildiğiniz gibi, yılsonundan önce anayasa komisyonunun kurulması idi ve bu geçen hafta itibariyle temin edilmiş oldu. Dolayısıyla o zirvenin somut neticelerinden bir tanesini de burada gördük. Dolayısıyla bu, Suriye kriziyle ilgili siyasi diplomatik süreçlerin hızlandırılmasına çok ciddi katkı sağlayacaktır. Arkadaşlarımız bununla ilgili detaylı teknik çalışmaları da bundan sonra yürütecekler.

Aynı şekilde İdlib sahasında da bildiğiniz gibi İdlib ateşkesinin kalıcı hale gelmesi için de attığımız adımlar semeresini vermeye başladı. Şu anda İdlib’de de görece bir sakinliğin olduğunu ifade edebiliriz.

Bununla birlikte, rejimin sık sık ihlaller yaptığını, hatta son dönemde ihlal sayısının 600’ü aştığını da kayda geçirmek isteriz. Bu tür provokatif eylemlerle İdlib anlaşmasını ihlal eden rejimin amacının ne olduğu bellidir. Ama ne Türkiye, ne de bölgedeki diğer yerel unsurların bu provokasyonlara gelmesi elbette söz konusu değil. Fakat biz İdlib ateşkes mutabakatı çerçevesinde üzerimize düşen görevleri yerine getirmeye devam edeceğiz. Bildiğiniz gibi İdlib bölgesinde 12 askeri gözlem noktamız bulunmaktadır, İdlib anlaşması çerçevesinde de buradaki askeri mevcudiyetimizi tahkim etmeye devam ediyoruz, oradaki askerlerimiz de kalmaya tabii ki devam edecekler. Böylece yerel unsurlarla birlikte İdlib civarında güvenliği ve istikrarı sağlayacaklar, bu çalışmalarına da aralıksız bir şekilde bundan sonra da devam edecekler.

Sayın Cumhurbaşkanımızın Kabine Toplantısında gündeme getirdiği bir diğer önemli husus da, yaklaşmakta olan mahalli seçimler çerçevesinde iki hususun açıklığa kavuşturulması.

Birincisi; seçim güvenliğiyle ilgili o sürece giderken, daha vaktimiz var ama, herhangi bir tereddüde, herhangi bir boşluğa mahal vermeyecek şekilde gerekli bütün tedbirlerin alınması, bununla ilgili özellikle İçişleri Bakanlığımız başta olmak üzere çalışmalarını yoğunlaştırarak devam edecekler.

İkincisi de; ekonomik istikrar ve güven ortamını teminat altına alan adımların bundan sonra da atılmaya devam edileceği konusu. Burada da bildiğiniz gibi son dönemde ekonomi birimlerimizin aldığı kararlar çerçevesinde güven ve istikrarın güçlü bir şekilde yeniden kazanıldığını, piyasalarda belli bir sakinleşmenin ve tekrar olumlu manada bir hareketliliğin başladığını görüyoruz.

Bunlar son derece memnuniyet verici gelişmeler. Zaman zaman ‘Türk ekonomisi çöküyor, uçurama doğru gidiyor’ tarzında yapılan spekülatif haberlerin de bir karşılığının olmadığı, nesnel gerçeklere dayanmadığı bu şekilde bir kez daha teyit edilmiş oldu. Bu da memnuniyet verici bir gelişme. Tabii ki bundan sonra da 2018’i kapatır 2019’u karşılarken aynı kararlılıkla bu ekonomi politikalarını sürdürmeye devam edeceğiz.

Burada güvenliğimizle ilgili iki hususa daha kısaca temas edip ondan sonra sizin sorularınıza geçmek istiyorum. Bildiğiniz gibi Doğu Akdeniz sürekli hareket halinde olan bir bölge. Doğu Akdeniz’de, yani Kıbrıs’ın kuzeyinde ve güneyinde, doğusunda ve batısında biz hukuk dışı, uluslararası hukuktan kaynaklanan haklarımızı ihlal eden fiili durumların yaratılmasına bugüne kadar hiçbir zaman müsaade etmedik, bundan sonra da etmeyeceğiz. Bunu ilgili bütün taraflara buradan bir kez daha duyurmak isteriz.

Bizim amacımız, Doğu Akdeniz’i bir barış denizi haline getirmek. Oradan çıkan, çıkacak olan doğal kaynakları hem Kuzey, hem Güney Kıbrıslıların, ayrıca bu bölgeye komşu olan ülkelerin, Mısır’dan Lübnan’a, Türkiye’ye kadar adil bir şekilde paylaşımının sağlanması ve bu kaynakların bir çatışma ve gerilim unsuru değil, tam tersine bir paylaşım ve zenginlik unsuru haline gelmesini sağlamaktır. Bizim perspektifimiz, Doğu Akdeniz’de bu tür gerilimlerin yaşanmamasıdır. Fakat bizim hukukumuzu ihlal eden, fiili durum yaratmayı amaçlayan adımlar atıldığı zaman da elbette bunlara tepkisiz kalmamız söz konusu olamaz.

Türkiye olarak biz orada gene uluslararası hukuktan müktesep haklarımızın ışığında doğalgaz, petrol arama çalışmalarına elbette devam edeceğiz, sondaj çalışmalarına elbette devam edeceğiz, Kıbrıs Türkünün hakkını, hukukunu da her platformda savunmaya devam edeceğiz; bunun da altını özellikle çizmek isterim.

Son olarak da, bildiğiniz gibi son günlerde İsrail Başkanı Netanyahu’nun Sayın Cumhurbaşkanımıza dönük birtakım ifadelerinin olduğunu gördük, bunların bir kısmına dün cevap verdik; ama burada bu konuyu bir kez daha tavzih etmek ve tarihe şahitlik anlamında bazı hususları kayda geçirmek isterim.

Kendi ülkesinde yolsuzluk suçlamalarıyla bunalmış olan İsrail Başbakanı Netanyahu’nun Cumhurbaşkanımıza saldırması, Türk Silahlı Kuvvetlerine dil uzatmaya kalkması belki anlaşılır bir durumdur, dikkati dağıtmak, gündemi başka yönlere çekmek, kendi iç sıkıntılarından ve belalardan kurtulmak için böyle bir yola başvurmak belki onun için bir geçici yol olabilir.

Ama tarihin açık ve net bir şekilde kaydettiği gerçek şudur: Netanyahu’nun Başkanlığı döneminde 3 binden fazla Filistinli insan hayatını kaybetmiştir ve bunların 700’den fazlasını çocuklar ve kadınlar oluşturmaktadır, öncelikle Netanyahu bunun hesabını vermelidir.

Netanyahu’nun gizli bir PKK sempatizanlığı mı var? Ne zaman Türkiye terör örgütlerine karşı bir operasyon yapsa Suriye’de, Irak’ta, ses bir bakıyorsunuz İsrail’den, İsrail Başbakanının ofisinden geliyor. Onları rahatsız eden, bu terör eylemlerine karşı bizim yaptığımız meşru müdafaa harekatları mıdır? Acaba PKK terör örgütüyle İsrail Hükümetinin, Başbakanının başka birtakım ilişkileri mi vardır? Bunların aydınlatılması için soruların tabii ki onlara sorulması gerekir. Ama Türkiye terörle mücadelede en kararlı bir şekilde mücadelesini sürdürecektir, bunun için ne İsrail’den, ne bir başka ülkeden zaten izin alması, onay alması diye bir şey söz konusu değil.

Cumhurbaşkanımızla ilgili kullandığı ifadelere gelince, modern siyasi tarihe geçmiş bir lider olarak Cumhurbaşkanımızın adalet konusunda, mazlumlara sahip çıkma konusunda, mağdurların yardımına koşma konusundaki sicili hamdolsun ortadadır, bunu dünyada yüz milyonlarca insan takdirle izlemektedir.

Dünyanın neresinde olursa olsun, Afrika’sından Latin Amerika’sına mağdur, mazlum bir insan başını kaldırdığında Türkiye’ye bakmakta, Türkiye’de liderimiz Sayın Recep Tayyip Erdoğan’a bakmaktadır. Acaba kaç kişi İsrail siyasetinde böyle bir makama mazhar olabilir? Netanyahu böyle bir şeyi acaba hayal bile edebilir mi? Öncelikle bunları kendilerine sorması gerekiyor.

Tabii içeride yaşadıkları bu sıkıntılar çerçevesinde işte bugün bildiğiniz gibi bir erken seçim kararı da aldılar. İsrail halkının takdirdir, tabii ki göreceğiz bu seçim sürecinin nasıl şekilleneceğini. Ama Türkiye Cumhuriyeti olarak, Türkiye Cumhuriyeti’nin Cumhurbaşkanı olarak, Türk Silahlı Kuvvetleri olarak anlımız ak bir şekilde biz terörün her türüne karşı mücadeleyi bundan sonra da kararlı bir şekilde yürüteceğimizi ifade etmek isterim.

Soru: ABD Suriye’den çekme kararı aldı, bölge hareketlendi. İlk operasyon Münbiç’e mi olacak? Fırat’ın doğusu gündemdeydi, ama Münbiç noktası şu anda önem kazanmışa benziyor. Bir de, Münbiç’te ABD askerleriyle ortak devriye faaliyetleri devam ediyordu; bu devriye faaliyetleri ABD’nin askerlerini çekmesinden sonra bitti diyebilir miyiz?

Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü Kalın: Şimdi bu kararla birlikte tabii biliyorsunuz sahada birçok unsur yeniden değerlendirilmek durumunda, dinamik bir süreç var. Bu hafta bir Amerikan askeri heyeti Türkiye’ye gelecek ve Türk mevkidaşlarıyla konunun koordinasyonunu konuşacaklar. Çünkü son iki telefon görüşmesinde Cumhurbaşkanımızın ve Sayın Trump’ın üzerinde mutabık kaldığı konu, bu koordinasyonun çok hızlı bir şekilde başlatılması yönünde. Nitekim benim de John Bolton’la yaptığım telefon görüşmelerinde, ki biz 3-4 görüşme yaptık bu süreç içerisinde, bunun altını çizdik. Ve önümüzde bir takvim var şimdi, tarihler kesinleştikçe sizlerle bunları paylaşacağız.

Şimdi askeri koordinasyon, yani çekile planının koordinasyonu yapılırken tabii sahada bir boşluk olmaması için de Sayın Cumhurbaşkanımız gerekli talimatları Milli Savunma Bakanlığımıza, Silahlı Kuvvetlerimize, Milli İstihbarat Teşkilatımıza vermiş durumdadır, arkadaşlarımız da bu çalışmalarını şu anda yürütüyorlar.

Münbiç’le ilgili üzerinde mutabık kalınan bir yol haritası biliyorsunuz vardı, gecikmeli de olsa bu hayata geçmeye başlamıştı, bunun dışında buna mugayir bir durum henüz söz konusu değil. Ama tabii Amerikalıların bu çekilme planı çerçevesinde bunun nasıl şekilleneceğini de bu hafta yapılacak koordinasyon toplantılarında ilgili makamlarımız ele alacaklar.

Ama burada ben tekrar bir hususun altına çizmek isterim. Bazıları ‘Amerika’nın çekilmesiyle işte DEAŞ’a gün doğdu, burada bir boşluk oluşacak, Amerikan müttefiklerini açıkta bıraktı’ ya da avami tabirle ‘sattı’ gibi yorumların yapıldığı görüyoruz. Ben tekrar şunu ifade etmek istiyorum: DEAŞ’la mücadelede herhangi bir geri adım, zafiyet, duraklama, yavaşlama asla söz konusu değildir. Biz nasıl daha önceki DEAŞ unsurlarıyla farklı yerlerde mücadele ettiysek, bundan sonra da aynı kararlılıkla bu mücadeleyi sürdüreceğiz.

Burada tabii ki koalisyonun bir parçası, koalisyonun desteğiyle ve yerel unsurları da devreye katarak bu çalışmalar yürütülecek. Yani gerek yerel güçler, gerek Hür Suriye Ordusu, gerek koalisyonun sağlayacağı diğer desteklerle bu mücadele devam edecek. Bu koordinasyonu yaparken tabii ki Rusya Federasyonu’yla da yakın bir çalışma takvimi içerisine gireceğiz. Zaten Astana süreci bağlamında bildiğiniz gibi bu çalışmalar devam ediyordu, fakat şimdi ortaya çıkan bu yeni dinamikler ışığında Rusya Federasyonu’yla bir koordinasyon çalışması da başlatılacak. Devam edenlere ilave olarak söylüyorum, yani Fırat’ın doğusunda, dolayısıyla burada herhangi bir boşluğun söz konusu olmaması için biz gerekli bütün adımları atacağız. Ve göreceksiniz orada Türkiye Cumhuriyeti üzerine düşen sorumluluğu yerine getirdiği gibi, yerel halkın güvenliğini sağlamak için de gerekli adımları atacak.

Nitekim bugün Sayın Cumhurbaşkanımız da söyledi, yani biz oraya PKK, PYD, YPG gibi terör örgütlerinin, DEAŞ gibi terör örgütlerinin zulmüne karşı Kürt’üyle, Türk’üyle, Türkmen’iyle, Arap’ıyla, Sünni’siyle, Müslüman’ıyla, Hıristiyan’ıyla bütün Suriyelilere özgürlük götürmek, onların güvenliğini sağlamak için gidiyoruz.

Şimdi dolayısıyla burada zaman zaman ‘Türkiye gelecek, Suriye Kürtlerine savaş açacak’ gibi birtakım propagandist ifadelerin kullanıldığını görüyoruz. Tam tersine, biz terör örgütü PKK’yla Kürtleri birbirinden net bir şekilde ayrıştırıyoruz. Kürtlerin bir terör örgütüyle birlikte anılmasını Kürt halkına bir saygısızlık olarak addederiz. Milyonlarca Kürt vatandaşımız bu ülkede barış içinde yaşamaktadır, hukukun kuralları içerisinde eşit vatandaş olarak hayatlarını sürdürmektedir, Parlamentoda temsil edilmektedir, dilini konuşmaktadır.

Bizim yaklaşımımız, özellikle Sayın Cumhurbaşkanımızın Kürt vatandaşlarımıza ve bölge Kürtlerine dönük politikasını bir defa daha hatırlamakta fayda var. Bunu biliyorsunuz 2010-2011 yıllarında, yani Suriye savaşı başlamadan hemen önce Sayın Cumhurbaşkanımızın Esed’le konuştuğu konulardan bir tanesi de, Suriye Kürtlerinin temel hak ve hukuklarının tanınması idi.

Daha dünya Suriye Kürtlerinin varlığından haberdar olmadan, daha kimse Kobani kelimesini daha duymadan, YPG, PYD gibi terör örgütleri henüz palazlanmadan çok önce, DEAŞ gibi terör örgütleri Suriye’ye girmeden çok önce, Cumhurbaşkanımız Suriye Kürtlerine kimlik kartlarının verilmesi, seyahat etmelerine izin verilmesi, oradaki Kürt bölgelerindeki ekonomik durumun iyileştirilmesi gibi konularda Şam Yönetimi nezdinde girişimlerde bulunmuş bir liderdir.

Bizim aynı şekilde Irak Kürtleriyle ilişkilerimiz de ortadadır. Dolayısıyla buradan ‘Suriye Kürtleri Türkiye’nin hışmına uğrayacak, yalnız kaldılar, Türk Ordusu gelecek orayı yakacak, yıkacak’ gibi aslı-astarı olmayan, gerçeklerle uzaktan-yakından ilgisi olmayan propagandaya lütfen kimse itibar etmesin. Tam tersine, Afrin’de olduğu gibi, Cerablus ve bölgedeki diğer Kürtlerin de bulunduğu küçük yerleşim birimlerinde olduğu gibi, biz Suriye Kürtlerine teröre bulaşmadıkları müddetçe kardeşlerimiz gözüyle bakıyoruz, bütün bölge Kürtlerine yaklaşım tartımız budur, bunda da herhangi bir değişiklik söz konusu olmayacaktır.

Soru: Siz Türk askerinin İdlib’deki varlığına ilişkin açıklamalarda bulundunuz ama, bugün Rusya Dışişleri Bakanı Lavrov’ın bir açıklaması var, ‘Türk askerlerinin İdlib’deki varlığı hususunda Suriye Hükümetiyle mutabakat sağlandı’ diye. Bu konuda değerlendirmeniz olur mu acaba?

Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü Kalın: Biz bu mutabakatı biliyorsunuz İdlib Anlaşması çerçevesinde daha önce zaten Rusya ve İran’la yapmış idik, yani 3 garantör ülke olarak bu mutabakat zaten sağlanmıştı. Şimdi onlar Suriye rejimiyle yürüttükleri o müzakerenin tamamlandığını ilan etmiş oluyorlar, bizim askerlerimiz zaten oradalar. Dediğim gibi 12 askeri gözlem noktası orada, askerlerimizin her türlü ihtiyaçları karşılanıyor, ihtiyaca göre sayı, lojistik, destek anlamında takviyeleri, tahkimatları yapılıyor.

Şu ana kadar zaten hamdolsun bir saldırı, bir sıkıntı söz konusu olmadı, bunun aynen böyle devam etmesi için de biz her tür tedbiri almış durumdayız. Zaten rejimin böyle bir şeye cesaret yahut tevessül etmesi söz konusu bile olamaz, yani bizim askerimize dönük herhangi bir saldırıda, operasyonda bulunması halinde dünyayı onların başlarına dar ederiz, bunu da bildikleri için, ayrıca İdlib Anlaşması çerçevesinde de böyle bir şeyin söz konusu olmayacağını bir defa daha kayda geçirmek isterim.

Soru: Ocak 2019’da YSK üyelerinden YSK Başkanının ve 5 üyenin görev süresi doluyor. AK Parti bu konuda torba yasada bir teklif verdi görev sürelerinin bir yıl uzatılmasıyla ilgili. Muhalefetten bu tepki gördü, eleştiriler yükseldi, ‘manidar’ denildi. Bununla ilgili bir değerlendirmeniz olacak mı? Bir de, ‘Seçim Kanununa aykırı’ tartışması var bir yandan da. Yani ‘Seçim Kanununda yapılanlar gibi üyelerle ilgili de yapılacak, atılacak adımlar ancak bir yıl sonra uygulanabilir’ tartışması var. Bununla ilgili değerlendirmeniz nedir?

Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü Kalın: Şimdi öncelikle bu konu Meclis’in takdirinde olan bir konu, ama sorduğunuz için cevap vereyim. Arkadaşlar bununla ilgili bir gerekçe de hazırlamışlar. Bildiğimiz gibi anayasanın 79’uncu maddesinde amir bir hüküm var, ‘seçimlerin düzen içinde yapılması ya da yönetilmesi’ diye ifade ediliyor. Buna göre, seçimlere az bir süre kala, 1 ay, 2 ay, 3 ay gibi bir süre kala böyle bir değişikliğin seçimlerin düzenli bir şekilde, güven içinde yapılmasına olumsuz etki yapma ihtimaline binaen YSK üyelerinin süresinin uzatılması öngörülebiliyor. Meclise bir teklif olarak bu getiriliyor, Mecliste kabul edilmesi halinde de uygulanabiliyor.

Geçmişte bunun örnekleri de var, yanlış hatırlamıyorsam 99-2000 seçimlerinde benzer uygulamalar yapılmış, hatta o zaman yanlış hatırlamıyorsam -belki bakılabilir- CHP’nin de içinde olduğu partilerin teklifiyle bu tür uzatmalar yapılmış. Yani bunu seçimlere gölge düşürecek, seçimlerle ilgili şüphe yaratacak bir konu gibi takdim etmek gerçekten doğru değil, doğru bir yaklaşım olmaz. Ama dediğim gibi, nihai takdir Meclis’indir, zannediyorum komisyona sunuldu, Meclis’in vereceği karar çerçevesinde de biz de o süreci takip edeceğiz.

Soru: 14 Aralık’ta yapılan telefon görüşmesiyle sürecin değiştiğini söylediniz. Dün bu görüşmenin sonrasında yapılan bilgilendirmede de ‘otorite boşluğu olmaması için bundan sonraki süreçte koordineli olunacak’ dendi. 14 Aralık’ta yapılan telefon görüşmesine dair bazı bilgiler kamuoyuyla paylaşılmıştı, siz de vardınız. Bizimle paylaşacağınız bir başlık çıkar mı oradan? Diğer taraftan da, ‘ABD askeri heyeti gelecek’ dediniz; bu koordine sadece askeri anlamda mı olacak Amerika Birleşik Devletleri-Türkiye arasında?

Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü Kalın: İkinci sorunuzdan başlayayım. Koordinasyon sadece tabi askeri birimlerle sınırlı değil, dışişleri var, istihbarat var, bizim mevkidaşlarımızla yapacağımız koordinasyon toplantıları var; ama şu anda ilk planlanan askerler arasında yapılacak bir koordinasyon. Çünkü çekilme süreci artık başlıyor, bunu koordine etmek için nereden ne şekilde çıkacaklarıyla ilgili tabii detay çalışmaların yapılması önem arz ediyor.

Burada bir hususun altını da çizmek isterim; bu çekilme devam ederken, ki bu bizim desteklediğimiz bir siyasi karardır Sayın Trump’ın aldığı, bunun modalitesinin nasıl olacağı, geride ne bırakılacağı, verilen silahların ne yapılacağı, toplanıp-toplanmayacağı gibi konulara da bu müzakerelerin birer konusu olacaktır, dolayısıyla bunlar çok önem arz ediyor.

Yani hem şu andaki mevcut durumun netleşmesi açısından, hem de önümüzdeki orta vadede atılacak adımların tavzih edilmesi açısından ehemmiyet kesp etmiş konular bunlar. Dolayısıyla askerler konuşurken, biliyorsunuz 8 Ocak’ta Washington’da gene bir koordinasyon toplantısı olacak, belki o tarihte Washington’dan buraya misafirlerimiz gelecek gene aynı koordinasyon çerçevesinde, önümüzdeki haftalarda bir yoğun trafik göreceğiz hepimiz bununla ilgili.

14 Aralık’taki telefon görüşmesi tabii tarihi bir görüşmeydi, öyle söyleyeyim. Sayın Cumhurbaşkanımızın birçok kere söylediği hususun artık burada bir siyasi direktif ya da talimat haline gelmiş olması o görüşmede son derece önemliydi. Çünkü Sayın Cumhurbaşkanımız şunu açık ve net bir şekilde; ‘DEAŞ’ı yenmek, bu bölgeden temizlemek için Türkiye ve Amerika olarak bizim PYD, YPG terör örgütüne ihtiyacımız yok, biz bunu Türkiye ve Amerika olarak yapabiliriz, bölgeyi istikrara kavuşturabiliriz. Böylece hem Suriye’nin toprak bütünlüğü noktasında önemli bir adım atarız, hem de ikili ilişkilerimizde bir sorun haline gelen bu PYD, YPG, PKK meselesini de çözmüş oluruz.’

Bu teklif yeni değil, daha önce de yapıldı, Sayın Cumhurbaşkanımız bunu kamuoyu önünde de birçok defa ifade etti, ama ilk defa bu görüşme bunun karşılık bulduğunu bir talimata dönüştürüldüğünü gördük. Bu tabii takip eden günlerde de bizim takip ettiğimiz bir konu olarak biraz daha olgunlaştı ve en son geçtiğimiz Çarşamba günü de bildiğiniz gibi -18 Aralık’tı galiba- gün boyu bizim görüşmelerimizle devam etti.

Mevkidaşlarımızla, benim Bolton’la, James Jeffrey’le yaptığımız görüşmelerde bize çekilme kararının verildiğini, sistemin harekete geçirildiğini bildirdiler, ardından da zaten akşam vakti bildiğiniz gibi açıklamalar geldi. Dolayısıyla bu mekanizmanın şimdi çalışmaya başlamış olması, elbette 14 Aralık’taki telefon görüşmesinde Sayın Cumhurbaşkanımızın ikna edici argümanlarla Sayın Trump’ı bu karara sevk etmesinin bir neticesi. Şimdi tabii bundan sonra da yoğun bir şekilde biz Suriye, terörle mücadele, Irak, çekilme ve diğer bütün konuları koordinasyon halinde çalışmaya devam edeceğiz.

Soru: Herkesin merak ettiği bir konu var, tek tip askerlik. Bugün Milli Savunma Bakanı Hulusi Akar bu konuda Sayın Cumhurbaşkanı Erdoğan’a bir sunum yaptı mı? Bu konuyla ilgili çalışmalarda hangi noktadayız, ne zaman açıklanacak tek tip askerlik? Askerlik kısalacak mı? Herkesin merak ettiği soru bu. Çalışmalarda hangi noktadayız?

Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü Kalın: Bugün bununla ilgili bir sunum yapılmadı. Fakat Milli Savunma Bakanımızla görüştüm gelmeden önce, kendileri bütün ilgili kurumlarımızla en iyi modeli inşa etmek için çalışmalarını yoğun bir şekilde sürdürüyorlar. Bana da çok fazla tüyo vermedi, açıkçası ben de çok kurcalamadım. Çalışma zaten tamamlandığında Cumhurbaşkanımıza arz edilecek ve ben eminim bütün ilgili birimler bu konuyu ciddi bir şekilde ele aldıkları için, etraflı bir şekilde müzakere ettikleri için, en uygun, en optimal askerlik modelini mutlaka üreteceklerdir, onu da beraber takip edeceğiz.  

Soru: Patriotların Türkiye’ye satışı konusunda Amerika’dan olumlu yönde haberler gelmeye başladı, Senato’dan buna yönelik kararlar çıkıyor.

Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü Kalın: Senatodan değil, Savunma Bakanlığı’nın bir tavsiye bilgilendirmesi…

Soru: Suriye’nin S-400 alımını bu konuda etkileyecek bir durum var mıdır ya da Amerika Birleşik Devletleri’nden ‘Ya patriot, ya S-400 olacak’ gibi bir baskı söz konusudur mudur?

Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü Kalın: Bu bildiğiniz gibi süreci de bir netleştirmek açısından, çünkü bizim basında çıktı, ama biraz tam arka planıyla anlatılamadı zannediyorum. Aslında konu çok açık ve basit, Amerikan Savunma Bakanlığı’nın Türkiye’ye patriotların satılabileceğine dair bir notifikasyonu, bir tavsiye kararı da denebilir buna ya da bilgilendirme de denebilir, kongreye iletildi.

Bu, şu anlama geliyor: Yönetim patriotların, yani Amerikan yönetimi Beyaz Saray, patriotların Türkiye’ye satılmasıyla ilgili sürecini başlamasının önünde bir engel olmadığını ifade ediyor. Fakat belli bir miktarın üzerindeki bütün silah satışları Amerika’da Kongre onayına tabidir, bu da büyük bir proje olduğu için bunun da Kongre’ye onay için gitmesi gerekiyor.

Şu anda tabi biz hep biliyorsunuz şunu söyledik: Patriotların alınmasında biz kapıları kapatmış değiliz, Türkiye olarak biz bunu değerlendirebiliriz. Gelecek teklifin mahiyeti ve muhtevası önemli, yani ortak üretim, fiyat, kredi, teknoloji transferi gibi başlıklar var, teslim süresi de var orada unsurlardan bir tanesi olarak, bu 4-5 tane unsur etrafında yapılacak değerlendirmeler önemli, gelecek teklif önemli.

S-400’lerle ilgili biliyorsunuz Türkiye en iyi teklifi Rusya’dan aldığı için bu yola başvurdu. Daha önce de ifade ettik, eğer Amerikan tarafından patriotlarla ilgili böyle bir teklif gelirse Türkiye’yi tatmin edecek, bu şartları yerine getirecek bir teklif oluşturulursa Türkiye elbette buna olumlu bakacaktır. Ama en azından Amerikan yönetiminin, Trump yönetiminin bu konuyla ilgili olumlu bir kanaatinin kayda geçirmesi açısından bu karar tabii ki önemli.

Fakat dediğim gibi teklif geldikten ve biz oturup anlaşmaya varmamız halinde bu karar gene Kongreye gidecek, yani bu satışın gene bir Kongre ayağı olacak. Bu, S-400 sürecini hiçbir şekilde etkilemez, S-400’lerle ilgili süreç daha önce de ifade ettiğim gibi tamamlandı, 2019’un sonlarına doğru, Ekim gibi bekleniyor, ilk bataryaların Türkiye’ye teslimi gerçekleşecek.

Dolayısıyla biz bunları birbirinin alternatifi olarak görmüyoruz, bunlar paralel olarak yürüyebilecek süreçlerdir. Türkiye büyük bir ülke, Türkiye’nin sınırları son derece büyük, yani sadece S-400’lerle yetinmek durumunda değiliz, güvenlik ihtiyaçlarımız açısından biz patriotları da alıp kullanabiliriz. Dolayısıyla bunlar birbirinin alternatifi değil, iki paralel süreç olarak bunlar yürüyecektir.

Soru: Önümüzdeki süreçte yoğun günlerin bizi beklediğini söylediniz; ama biz yine yoğun bir trafiği zaten gözlemledik, ABD Başkanı Trump’la Başkan Erdoğan’ın o telefon diplomasisi oldukça yoğundu. Önümüzdeki günlerde bir yüz-yüze görüşme planlanıyor mu? Sizin de yoğun bir iletişiminiz var, sizin ya da ABD’li bürokratların bu askeri düzeyin dışında bir yüz yüze görüşme gündemde olacak mı? Bir de, askeri toplantının tarihi netleşti mi? Bu hafta dediniz ama, hangi gün gelecekleri net midir?

Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü Kalın: Tabii yüz yüze görüşmeler de olacak. Mesela 8 Ocak’ta bizden bir heyet gidecek, Dışişleri Bakan Yardımcımızın başkanlığında Washington’da bir toplantı yapılacak, oradan buraya ziyaretler olacak.

Sayın Trump’la Sayın Cumhurbaşkanımızın bir yüz yüze görüşmesi hemen bu önümüzdeki birkaç hafta ya da birkaç ay içinde planlanmıyor. Fakat Sayın Cumhurbaşkanımız son telefon görüşmesinde Sayın Trump’ı Türkiye’ye davet ettiler, o da memnuniyetle 2019 yılı içerisinde mutlaka Türkiye’ye bir ziyaret yapacağını ifade etti. Şimdi tabi bunun tarihi üzerinde çalışacağız ve bu ziyaretin 2019 yılı içinde gerçekleşmesi de memnuniyet verici bir gelişme olacaktır.

Ama onun öncesinde bilemiyorum, yani çoklu zirvelerin bir tanesinde veya bir başka vesileyle yüz yüze görüşme olur mu? Şu anda planlanan bir şey yok. Bir de biliyorsunuz bizim önümüzde bir seçim takvimi var Mart ayının sonunda. Dolayısıyla bu süre içerisinde biz daha çok Türkiye merkezli bir program üzerinde çalışıyoruz; ama Türkiye’ye epeyi bir ziyaret olacak önümüzdeki haftalarda, aylarda, Irak’tan, Yunanistan’dan, Hırvatistan’dan, Pakistan’dan devlet başkanı, başbakan vesaire düzeyinde ziyaretler planlanıyor, bekleniyor önümüzdeki haftalarda. Ama Trump’la dediğim gibi böyle bir yüz yüze görüşme çoklu bir şeyde olur ya da Sayın Trump’ın belki Türkiye ziyaretinde gerçekleşebilir.

Soru: 14 Aralık görüşmesini siz de ‘tarihi’ olarak nitelediniz. Bu görüşmede alınan karar sonrası Amerika’daki güvenlik bürokrasisinde de çok ciddi etkileri oldu Brett McGurk  istifa etti, görevden çekileceğini açıkladı. Türkiye’nin tezlerini Amerikan tarafı biliyordu, bunu az önce siz de söylediniz. Bu görüşmede Amerikan Başkanı Trump’ı böyle bir karar almaya iten neden neydi? Görüşmenin sizde kırılma noktası ne oldu?

Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü Kalın: Şimdi Sayın Trump aslında göreve geldiğinden beri Türkiye’yle iyi ilişkiler geliştirmek isteyen bir lider profili çizdi ve bunun için gayret de sarf etti. Fakat bir şekilde Obama döneminden devralınan birtakım politikalar ve bunları oluşturan ekipler eski yaklaşımın devam etmesi için epeyi bir baskı da yaptılar.

Hatırlarsanız, Trump yaklaşık 6-7 ay kadar önce ‘DEAŞ artık yenilmiştir, DEAŞ devri kapanmıştır’ diye bir açıklama yapmış idi. Aslında bu açıklamanın arkasında yatan ya da bir sonraki cümle şuydu: ‘Amerika’nın Suriye’de bulunmasını meşru kılan gerekçe artık ortadan kalkmıştır, dolayısıyla çekilelim.’ Ama hemen o güvenlik bürokrasisi harekete geçerek, ‘Hayır, DEAŞ tehdidi bitmedi, başka unsurlar da var, işte İran’a, Rusya’ya karşı bir güç dengesi olmamamız lazım, Suriye’den çıkarsak buraları tamamen Rusya’ya ve İran’a bırakmış oluruz’ gibi gerekçelerle bildiğiniz gibi o süreci uzattılar.

Bu arada biz tabii DEAŞ’la mücadele konusunda olsun, Suriye’nin ilgili birimlerinde, kısımlarında, Cerablus’ta, Afrin’de, İdlib’de müdahil ya da methaldar olduğumuz yerlerde güvenlik ve istikrarı sağlayabileceğimizi bütün dünyaya gösterdik, Sayın Trump da bunu gördü. Dolayısıyla bu süreçte Türkiye Cumhuriyeti’nin hem askeri, hem de diplomatik kabiliyetleriyle ilgili bir ikna sürecinin de yaşandığını belki söylemek mümkün Amerikan tarafında, yönetim tarafında diyorum.

Dolayısıyla Sayın Trump’ın bu kararında tabii ki Cumhurbaşkanımızın konuyu ısrarla her görüşmede dile getirmesi etkili olmuştur, bu argümanlarını çok açık, net bir şekilde ortaya koyması da son derece etkili olmuştur. Ve bu aslında başta söylediğim Türkiye’nin hem sahada, hem de masada olacağı tezinin, stratejinin en güzel örneklerinden birisin teşkil ediyor. Bu aslında Tayyip Erdoğan siyasetinin, diplomasinin de en önemli ilkelerinden birisi olarak kayda geçirilmesi gereken bir durum, hem sahada olacağız, hem masada olacağız, bu ikisi arasında denge kurduğunuz oranda totalde bir netice alma imkanı ve fırsatınınız olacaktır, burada da böyle bir süreç yaşandı.

Soru: Birkaç gündür Türkiye’nin gündeminde bir başlık daha var, iki sanatçı, Müjdat Gezen ve Metin Akpınar katıldıkları bir televizyon programında söyledikleri sözlerden dolayı haklarında soruşturma başlatıldı, iki isim halkı isyana teşvikten suçlandı ve Cumhurbaşkanına hareketten suçlandı, iki isim de suçlamaları kabul etmedi. Siz programı izlediniz mi, sizin bu konudaki düşünceleriniz nelerdir?

Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü Kalın: Programı sonradan izledim. Söylenen sözlerin kabul edilmesi mümkün değil, bunların eleştiri veya mizah adı altında hoş görülmesi de söz konusu bile değil. Bugün zannediyorum Müjdat Gezen ifadesinde ‘mizah yapıyordum, kimseyi kastetmedim’ gibi bir şey demiş. Eğer maksat bu ise, bu olmuş olsa bile, bu böyle ifade edilmiş.

Kalkıp şimdi ifadeleri okuduğunuz zaman, ‘birini ayağından asarlar, belki mahzenlerde zehirlenerek ölür, belki de başka liderlerin yaşadığı kötü sonları yaşarlar, işte kim Rusya’ya döndüyse iktidardan gitti’ gibi ifadeler... Ve bunlar bakın Türkiye’deki mevcut iktidarı, yönetimi, Cumhurbaşkanımızı eleştiri bağlamında söylenen şeyler. Yani bunlar 1940’lı, 50’li yıllar Türkiye’siyle ilgili bir tarih dersinde söylenmiyor ya da Roma tarihinin bir dönemiyle ilgili söylenmiyor, bugünün Türkiye’siyle ilgili söylenmiş sözler.

Burada da daha Cumhurbaşkanımız buna tepki vermeden önce bildiğiniz gibi savcılık resen bir soruşturma başlattı, bugün ifadeleri alındı. Soruşturmanın gerekçesi de, Cumhurbaşkanına hakaret, darbeye çağrı ve ölüm tehdidi. Bunların her biri hem kişisel, hem kamu, amme davası konusu olabilecek mevzular.

Keşke bu kişiler bizim çocukluğumuzun o masumiyet dönemlerinde izlediğimiz filmlerde hatırladığımız kahramanlar olarak kalsalardı. Keşke bu tür galiz ifadelerle bir Cumhurbaşkanını ‘belki ipte sallandırılır, belki bir mahzende ölür, işte zehirlenir ölür’ gibi galiz, hakikatten uzak, sanatçılıkla da uzaktan-yakından ilgisi olmayan lafları söylemeselerdi.

Burada dediğim gibi bunun mizahla izah edilebilecek bir tarafı söz konusu değil. Yani burada bu tür sözleri sarf eden kişiler sadece Cumhurbaşkanının şahsına hakaret etmiş olmuyorlar, aynı zamanda ona oy veren, destek veren, gönül veren milyonlarca insanın hür iradesine de saygısızlık ediyorlar. Dahası, buradaki bazı ifadeler Türkiye Cumhuriyeti’nin demokratik yapısını, hukuk devleti ilkesini de yok sayan, ayaklar altına alan bir yaklaşımı ifade ediyor. Tabii şu anda bu bir hukuki süreç, göreceğiz nasıl şekilleneceğini. Bugün ifadeleri alındı, adli kontrolle salıverildiler, savcılığın mütalaası çerçevesinde biz de süreci takip edeceğiz.

Soru: İzninizle iki sorum olacak. Birincisi, konuşmanızın başında ‘yeni dinamikler çerçevesinde Rusya’yla da bir koordinasyon başlatılacak’ dediniz. Biraz daha açabilir misiniz, bu konuyla ilgili olarak bir temas, en azından bir telefon trafiği vesaire oldu mu? Buradan kastınız nedir, yeni koordinasyon nasıl bir koordinasyon olabilir? Bir diğer sorum da, Suriye’den Amerikalı askerlerin çekilmesi süreciyle ilgili ‘askeri heyet gelecek, detaylar orada belirlenecek’ dediniz; ama takvime ilişkin olarak bir öngörü paylaşabilir misiniz? Bu süreç ne zaman tamamlanır? Başlangıç aşaması da dahil olmak üzere takvimsel öngörünüz nedir?

Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü Kalın: Rusya’yla koordinasyon şu anda da yapılıyor, ağırlıklı olarak tabi ki İdlib bölgesi bağlamında. Ama şimdi artık aynı koordinasyon bu yeni gelişmeler ışığında diğer bölgelerle ilgili olarak da çalışılmaya başlanacak. Tabii daha henüz operasyonel detaylar ortaya çıkmış değil, bunlar konuşulacak. Takvim dediğim gibi önümüzdeki gün ve haftalarda şekillenecek; ama ilk temasların kurulduğunu söyleyebilirim, zaten sürekli temas halinde bütün ilgili birimlerimiz, yani Genelkurmay’ımız, İstihbaratımız, Dışişleri Bakanlığımız, bizler, o şey devam edecek.

İkinci sorunuzla ilgili de çekilme takvimini herhalde kastettiniz süre ne olacak diye. İşte Amerikalılar ‘30 ila 60’, ‘60 ila 100’ gün gibi birtakım rakamlar telaffuz ettiler, bunları göreceğiz. Bu biraz da dediğim gibi sahadaki çekilme sürecinin koordinasyonuyla ilgili olacak. O konuda ama dediğim gibi biz Türkiye olarak üzerimize düşen görevi yapacağız, yapmaya devam edeceğiz ki bölgede herhangi bir boşluk olmasın, o bölgeye terör örgütleri gelip girmesin, sivil vatandaşlar herhangi bir zarar görmesinler. Bu hedef çerçevesinde çalışmalarımızı sürdüreceğiz.”