Filistin Devlet Başkanı Abbas ile Düzenledikleri Ortak Basın Toplantısında Yaptıkları Açıklama

12.01.2015

Filistin Devlet Başkanı Abbas ile Düzenledikleri Ortak Basın Toplantısında Yaptıkları Açıklama

Değerli basın Mensupları,

Kıymetli Misafirler, Hanımefendiler, Beyefendiler,

Hepinizi sevgiyle, saygıyla selamlıyorum. Filistin Devlet Başkanı Aziz Kardeşim,  Mahmud Abbas’ı bir kez daha ülkemizde misafir etmekten duyduğum memnuniyeti özellikle ifade etmem gerekir.

Değerli Kardeşim Abbas’a ve değerli heyetine bir kez daha ikinci evlerine, Türkiye’ye hoş geldiniz diyorum. Bölgemizin ve bilhassa da Filistin’in kritik bir süreçten geçtiği önemli gelişmelerin yaşandığı bir dönemde bu ziyaretin ülkemiz ve ülkelerimiz için hayırlara vesile olmasını Allah’tan temenni ediyorum.

Bugün Sayın Devlet Başkanı ile gerek ikili görüşmemizde, gerekse heyetler arası görüşmelerimizde Filistin – Türkiye ilişkilerini, bölgedeki gelişmeleri, özellikle son olarak Fransa’da ki gelişmeyi, bunları değerlendirme imkânımız oldu. Ve tabi ki İsrail işgalinin ve saldırgan politikalarının sona erdirilmesi, bölgede adil, kalıcı ve kapsamlı bir barışın sağlanması konusunda da görüş alışverişinde bulunduk. Egemen ve bağımsız bir Filistin Devleti’nin kurulması, Birlik Hükümeti’nin desteklenmesi, Filistinli kardeşlerimizin maruz kaldıkları mağduriyetlerin giderilmesi ve Gazze’nin yeniden imarı noktasında neler yapılabileceğini, ne gibi adımlar atılabileceğini de istişare ettik.

Değerli Basın Mensupları,

Ortadoğu’da ki sorunların temelini oluşturan Filistin meselesi bugün insanlığın vicdanında kanayan bir yaradır. Bölgede kalıcı barışın tesisiyle ilgili olarak, 1967 sınırları bu işin olmazsa olmazıdır ve tabi ki bu aynı zamanda başkenti Doğu Kudüs olan bağımsız bir Filistin devletini bu vesileyle konuşuyoruz. Durum böyleyken maalesef İsrail’in barışa hazır olmadığını, barışı isteyen tarafta yer almadığını görüyoruz. İsrail, bağımsız bir Filistin Devleti’ni istemediği gibi, böyle bir devleti ne yazık ki kendi varlığına da tehdit olarak görüyor.

Filistinlilerin on yıllardır kendi vatanlarında her türlü insanlık dışı muameleye maruz kalmaları ve devletsiz bırakılmaları asla kabul edilemez. Bu tarihi adaletsizlik giderilmediği sürece Filistin meselesine adil, kalıcı ve kapsamlı bir çözüm bulunması da mümkün değildir. Bu doğrultuda Türkiye şimdiye kadar çok ciddi çabalar sarf etti, bundan sonra da yine Filistinli kardeşlerinin yanında olmaya devam edecektir.

Değerli Basın Mensupları,

Uluslararası toplum İsrail’in bölgedeki uzlaşmaz ve kışkırtıcı girişimlerine karşı artık daha kararlı bir tutum sergilemeye başladı. Bunlar şu anda olumlu gelişmeler, Harp Zamanlarında Sivillerin Korunmasına Dair 4. Cenevre Sözleşmesi, Taraf Devletler Konferansı on üç yıl aradan sonra toplanarak, İsrail’in sivillere yönelik ihlallerini kayda geçirdi. İsveç’in Filistin Devletini tanımasıyla Filistin’i tanıyan ülke sayısı 135’e yükseldi. Ayrıca çeşitli Avrupa ülkeleri parlamentoları Filistin Devletinin tanınması yönünde teşvik edici kararlar aldı. Avrupa Parlamentosu Genel Kurulu da bu doğrultuda bir kararı kabul etti, bütün bu müspet gelişmeleri memnuniyetle karşılıyoruz.

İsrail’in uluslararası toplumun kendisine verdiği bu mesajı doğru okuması gerektiğine de inanıyoruz. Bu vesileyle bir hususu ifade etmeden geçemeyeceğim. Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi diğer birçok kritik konuda olduğu gibi İsrail’in bölgede gerilimi artıran şımarıklıkları karşısında üstüne düşen vazifeyi yerine getirmekten imtina ettiğini görüyoruz. Nitekim Filistin’in, İsrail işgalinin 2017 yılının sonunda sona erdirilmesini ve iki devlet temelinde bir çözüme ulaşılmasını içeren tasarısı Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’nde kabul edilmedi. Bu ret kararıyla maalesef Filistin meselesinin çözümü ve bölgede kalıcı barışın sağlanması hususunda çok önemli bir fırsat kaçırılmış oldu. Bu gelişmeden derin hayal kırıklığı duyduğumuzu da burada belirtmek isterim. Bu kararla bir kez daha Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’nin reforme edilmesi konusundaki ısrarlı tavrımızın ne kadar haklı olduğu da görülmüş oldu.

Hani diyorum ya, ‘Dünya beşten büyüktür’, işte bunun altında yatan gerçek budur ve dünya beşten büyüktür derken dünyayı kalkıp da beş tane daimi üyenin içerisinde bir tanesinin iki dudağı arasına mahkûm edemezsiniz ve böylece adil bir dünyayı da asla göremez, asla adil bir dünyanın içerisinde yerinizi alamazsınız. Güvenlik Konseyi’nin bu tepkisizliği karşısında Filistin Devlet Başkanı Değerli Kardeşim Abbas’ın, aralarında Uluslararası Ceza Mahkemesini kuran Roma Statüsü ’nün de bulunduğu pek çok uluslararası anlaşma ve sözleşmeye katılım belgesini de imzalamasını da saygıyla karşılıyoruz.

Bundan sonraki gelişmeleri de yakından izleyecek, inşallah Filistin halkına gerekli desteği vermeyi sürdüreceğiz. Hiç şüphesiz içinde bulunduğumuz hassas süreçte Filistinli kardeşlerimizin yekvücut olması son derece önemlidir. 2 Haziran günü kurulan Filistin Milli Birlik Hükümetiyle iç uzlaşı sürecinde çok önemli başarı elde edildi, bu önemli adımla elde edilen kazanımların korunması ve tahkim edilmesi gerekiyor. Filistinliler arasındaki birlik ve beraberliğin Sayın Abbas’ın liderliği altında daha da sağlamlaşacağına yürekten inanıyorum. Türkiye olarak bu doğrultudaki çabalara her türlü desteği vermeye hazır olduğumuzu da bir kez daha vurgulamak istiyorum. Eğer, burada atılan bu adımdan İsrail yönetimi başta Netanyahu olmak üzere rahatsızsa demek ki bu adım doğru bir adımdır, öyleyse bu adımı tahkim etmek lazım, bunu güçlendirmek lazım.

Değerli Basın Mensupları,

İsrail, son dönemde artan saldırganlığı yanında Harem-i Şerif ve Mescid-i Aksa’nın kutsiyetini ihlal eden eylemleriyle de bölgede gerilimi körüklüyor. Kudüs ve Harem-i Şerif’in korunması yalnız Filistin’in değil, tüm İslam âleminin ortak vazifesidir. Türkiye, İsrail’in bu pervasız ve hukuk tanımaz eylemlerine karşı İslam dünyasının ve uluslararası camianın diğer üyeleriyle birlikte mücadele etmeye devam edecektir.

Gazze başta olmak üzere Filistin’de geçen yıl yaz aylarında yaşanan yıkım ve katliam hafızalarda tazeliğini koruyor. Binlerce masum Filistin vatandaşının hayatını kaybetmesine ve yaralanmasına yol açan saldırılar tarihe kara bir leke olarak geçmiştir. Gazze’de İsrail saldırılarının yol açtığı yıkımın etkileri bugünde devam ediyor. Öncelikli hedefimiz 26 Ağustos 2014 tarihinde sağlanan ateşkesin sürdürülebilir kılınması ve Gazze’nin yeniden inşasıdır.

Kahire’de 12 Ekim günü düzenlenen Donörler Konferansıyla Gazze’nin yeniden imarı çalışmalarına başlanmış oldu. Ancak yaptığımız tahkiklerle şunu görüyoruz, donörler vaat ettikleri imkânları, paraları henüz ne yazık ki vermiyorlar. Öyle ise bu yapılanmanın bu inşanın olması da zorlaşıyor. Uluslararası toplumun, Gazze ve diğer Filistin topraklarındaki kardeşlerimize gerekli yardımları yapmasını bekliyoruz.

Türkiye olarak taahhüt ettiğimiz 200 milyon dolarla üzerimize düşen görevi yerine getiriyoruz. İsrail işgalinin bir an evvel son bulması, başkenti Doğu Kudüs olan 1967 öncesi sınırları içerisinde egemen ve bağımsız bir Filistin Devleti’nin kurulması en büyük temennimizdir. Filistin Devlet Başkanı Abbas ve Filistin halkına yönelik şahsımın ve tüm Türkiye’nin bugüne kadar vermiş olduğu güçlü destek bundan sonra da eksilmeden kararlı bir şekilde devam edecek.

Sözlerime son verirken tekrar Kardeşime ve kıymetli heyetine ülkemize hoş geldiniz diyorum.