‘Bu Toprağın Kadınları Milli Tarım Ruhu ile Buluşuyor’ Programında Yaptıkları Konuşma

08.03.2017

Değerli hanımefendiler, beyefendiler,

Kıymetli kardeşlerim,

Toprağımızın emektarı çiftçi kadınlarımız;

Hepinizi en kalbi duygularla selamlıyorum. Gıda Tarım ve Hayvancılık Bakanlığımızı, geleceğimizin teminatı olan Milli Tarım Projesi nedeniyle tebrik ediyorum. Milli Tarım ruhunu, böylesine anlamlı bir günde kadınlarımızla buluşturuyor olmanız, ayrıca çok değerlidir.

Tüm kadınlarımızın da, 8 Mart Dünya Kadınlar Günü’nü kutluyorum. Böyle günlerin, karşı karşıya kaldığımız sorunların konuşulmasına, yeni hedefler konarak, yol haritalarının çizilmesine vesile olduğuna inanıyorum. Umarım ki, bugün, mağdur ve mazlum coğrafyalar başta olmak üzere, dünyanın tüm kadınlarına huzur, başarı ve mutluluk getirir.

Üç kıtanın kesişme noktasında, Allah’ın yeryüzüne hediye ettiği nice güzelliği kapsayan bir coğrafyada yaşıyoruz. Medeniyetlerin kök saldığı bu topraklar, belki de dünyanın en kıymetlilerindendir. Bu coğrafyanın kıymetini bilmek, hakkını vermek, hepimiz için sorumluluktur. Bunu da ancak, milli politikalarla gerçekleştirebiliriz. Kültürde, sanatta, mimaride olduğu gibi, tarımda da Anadolu coğrafyasının ayrıcalıklarına göre bir politika geliştirmeliyiz.

Toprağımızın bir karışının dahi ziyan edilmemesi gerekir. Toprak, çocuğumuzun rızkı, şehidimizin örtüsüdür. Toprak, insanlığın mayası, sadık yârimizdir. Toprak, cömertliktir; bir verir, bin alırsın. Toprak, vatandır, medeniyettir. Toprak, nihayetinde döneceğimiz yerdir. Hulasa, hayatla ölüm arasındaki her şeydir. Toprak aynı zamanda suyun yatağıdır. Toprağını ve suyunu iyi kullanan ülkeler, geleceğin de sahibidir. Bu nedenle, milli tarım projesi, geleceğin projesidir.

İthalata dayalı tarım ve hayvancılık anlayışının ortadan kaldırılması, arazi bölünmelerinin önlenmesi, hangi ürünün en iyi nerede yetişeceğinin tespiti ile, havza bazlı üretimin gerçekleştirilmesi temel hedeflerdir. Aynı zamanda çiftçimizin belini büken gübre ve mazot desteği, bir başka boyutudur. Hulasa, milli tarım politikasının özü, dört bir yanı cennet olan ülkemizin hakkını vermektir. Rabbimize şükrümüzü ancak böyle ifa edebiliriz.

Kıymetli kardeşlerim;

Milli tarım projesinin bir başka önemli ayağı, eğitimdir. Çünkü toprağa sadece tohum değil, bilgi, birikim ve bilinç de ekeriz. Aldığımız ürün de ona göre olur. Bu noktada kadınlarımızın rolü son derece önemlidir. Eğitimli kadın toplumun ışığıdır. Bir kadının eğitimi, ailenin, yani toplumun eğitimi demektir.

Tarımda da, kadın girişimciliğinin güçlendirilmesini son derece önemli buluyorum. Bacılarımın bilinci, toprağımızı güçlendirecektir inşallah. Anaların sevgi dolu yüreği, toprağın verimini artıracak, bereketlendirecektir.

Toprak emek ister, sabır ister, beceri ister. Teşviklerin artırılmasıyla, inşallah çiftçilerimizin durumu iyileşecek, tarımda dışa bağımlılık azalacak, özü burada olan meyve ve sebze çeşitlerimiz artacaktır. Aynı şekilde güçlü besicilik, et ithalatını da ortadan kaldıracaktır.

Bu coğrafyanın bereketini yeteri kadar değerlendiremezsek, bu bir kaynak israfı olur, hem insanlığın geleceğini tehdit olur, hem de nimete küfran olur. Anadolu’nun dört bir tarafından gelen kardeşlerim çok iyi bilirler ki, bu topraklar aynı zamanda hastalıklarımızın şifasıdır.

Dünya, tıbbi bitkilerin değerini anlamış, bu alana büyük yatırımlar yapmaktadır. Üstelik Türkiye’deki bitki zenginliğini de farkederek, şifa kaynaklarımızı ithal etme çabası içindedir. Bize düşen, bu topraklarda yetişen endemik bitki zenginliğine sahip çıkmak, onu nasıl kullanacağımızı öğrenmektir. Bu açıdan ülkemiz benzeri olmayan bir cennettir. Zaten böyle bir cennet olduğu için, medeniyetlerin beşiği olmuştur. Bu tarihsel bilincin farkına varmalıyız.

Kardeşlerim;

Bu konu benim çok yaralı olduğum bir konudur. Tıbbın babası Hipokrat’tan, İslam Medeniyeti’nin parlak ismi İbn-i Sina’ya kadar tüm tıp alimleri, bitkilerle tedavi metodlarını, kuşaktan kuşağa aktarmıştır. Modern tıp da, bugün bu gerçeği kabul etmektedir. Fakat bu işi merdiven altından çıkarıp, bilimsel bir zemine kavuşturmamız gerekiyor.

Anadolu’nun başka coğrafyalarla mukayese edilemeyecek bitki zenginliğini, hem şifa, hem de bir ekonomik değer olarak kullanmalıyız. Çiftçi kardeşlerimin, bitkilerin toplanması, kurutulması ve saklanmasını doğru usullerle yapması, bu işin ilk adımıdır. Sonrası, işin ehli olan hekimlerimize, bilim insanlarımıza aittir. Tabiat, bize bir şifa kaynağı sunarken, ona ilgisiz kalmak büyük ihanettir. Milli tarım politikasının bu konuda da, yeni bir sayfa açacağına inanıyorum.

Değerli hanımefendiler, beyefendiler;

Medeniyeti toprağa borçluyuz dedik. Fakat büyük bir tezat içinde, medeniyet adına toprakla bağımızı kopardık. Sanayi devriminden bu yana insan, çevreye zarar veren, tabiata hükmetme cüreti gösteren bir varlık haline geldi. Oysa bizim medeniyetimizde insan, tabiatın efendisi olmak yerine, onunla uyum içinde yaşamayı önceleyen bir ahlaka sahiptir.

Bu ahlaka dönme yolunda hepimiz gayret göstermeliyiz. Bu noktada evlat yetiştiren kadınlarımıza büyük sorumluluklar düşüyor. Toprağımızı bilinçle ekerken, çocuklarımızın dimağlarını da bu bilinçle inşa etmeliyiz.

Ben kadınlarımıza güveniyor, onların ferasetine ve basiretine, yol göstericiliğine ama en önemlisi kocaman yüreklerine inanıyorum. Ülkemiz için, onların neler yapabildiklerini, 15 Temmuz darbe girişimi sırasında net biçimde gördük. Demirden tankların karşısına, çelik gibi güçlü iradeleri ile çıkıp, cesaret dolu yürekleriyle karşı durdular. Allah hepsinden razı olsun.

Bu dua ile, milli tarım politikamızın amacına ulaşmasını can-ı gönülden diliyor, Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanımız başta olmak üzere, bu vizyona emek veren herkesi tebrik ediyorum.

Çiftçi kadınlarımızın bu topraklara, bu vatana göstereceği vefaya kalpten inanıyorum. Hepsine başarılar diliyor, alınterleri, emekleri makbul olsun diyorum. Tüm katılımcıları selamlıyor, Allah’a emanet ediyorum.