'Uluslararası Gebelik, Doğum ve Lohusalık Kongresi' Konuşması

02.12.2016

Değerli Hanımefendiler, Beyefendiler,

Kıymetli Bilim İnsanları;

Sizleri en kalbi duygularla selamlıyor, bu önemli kongrenin hayırlara vesile olmasını diliyorum. Yurtdışından gelen çok değerli bilim insanlarına hoş geldiniz diyorum.

Yeryüzünde, binbir çeşit kültürel gelenek ve yaşam biçimi mevcut. Fakat insanlığın tek bir ortak deneyimi var; doğum ve ölüm… Bu iki hadise, hepimizin ortak kaderi... Doğum, kadınların yaşadığı en önemli bedensel ve ruhsal tecrübedir. Bu yönüyle, her aşaması büyük hassasiyet gerektirir. Bu önemli meseleyi, disiplinler arası bir yaklaşımla ele alan Koru Hastaneleri ve Yüksek İhtisas Üniversitesi yetkililerini, gönülden tebrik ediyorum. Pek çok konuda doğallıktan uzaklaştığımız bir çağda, doğum gibi, yaşamın en önemli hadisesini bütüncül bir açıdan gündeme taşıyorsunuz. Bu tür çabaların artmasını diliyorum.

Hepimizin bildiği üzere, yaşam yolculuğu anne karnında başlıyor. Mükemmel bir tasarıma sahip insan bedeni burada şekilleniyor. Bu süreç aslında son derece olağanüstü ve gizemli bir yolculuk… Bilimsel gelişmeler sayesinde, bu yolculuğun bilinmeyenlerini öğreniyor, gözlemliyoruz.

Doğum süreci, anne ile bebek arasında sevgi bağının kurulduğu çok özel bir zaman dilimidir. Bu özel zamanın olabildiğince doğal ve fıtri şekilde gelişmesi önemlidir. Uzmanlar, doğal doğum sırasında anne-bebek arasında bağ oluşturan bir hormonun, doğum sonrasında annenin süt üretiminde gerekli olan bir başka hormonu tetiklediğini söylüyor. Yine, bebeğin doğmak için zorlu bir yolculuk yaptığı sırada, akciğer gelişimini tamamladığı ifade ediliyor.

Hal böyleyken, son yıllarda sezaryen ile doğum, ne yazık ki tüm dünyada alarm verici boyutlara ulaşmıştır. Ülkemiz de malesef, dünyada en çok sezaryen yapılan ülkeler arasında yer alıyor. Sezaryen, gerçek sebeplerle ve doğru zamanda yapıldığında elbette hayat kurtarıcı bir fonksiyon üstlenebilir. Fakat ne yazık ki, artık bir kurtarma ameliyatı olmaktan çıkıp, tercih edilebilir bir doğum şekli halini almıştır.

Yapılan tüm bilimsel çalışmalar, normal doğumun daha sağlıklı olduğunu gösteriyor. Sizler, konunun uzmanları olarak, sezaryenın bir talep konusu değil, ancak zorunluluk gereği olabileceğini topluma birinci ağızdan anlatmalısınız. Halkımızın siz, bilim insanlarının rehberliğine ihtiyacı var. Doğal yöntemleri kadınlarımızın gündemine taşıyarak, onları cesaretlendirmelisiniz. Suda doğum, akupunktur, nefes egzersizleri gibi doğumu kolaylaştıran tamamlayıcı uygulamaları daha çok gündeme getirmelisiniz.

2008 yılından beri, ülkemizde sezaryen doğum oranlarının takibi konusunda bir farkındalık çalışması başlatıldı. Sağlık Bakanlığımız, bu konuda çalışmalarını artırdı. Dünya Sağlık Örgütü'nün önerdiği ve olması gereken sezaryen oranı % 15'dir. Ülkemizde %50'lere yaklaşan yüksek sezaryen oranının, bu seviyelere çekilmesi büyük önem taşımaktadır.

Öte yandan, doğal doğum konusunda kadınlarımızın zihnindeki korkuların giderilmesi gerekir. Zorunlu bir tıbbi gerekçe olmadığı sürece normal doğumun teşviki konusunda kamu, üniversite ve özel sağlık kuruluşlarının işbirliği son derece önemlidir.

Doğum sırasında kadınlarımızın en büyük ihtiyacı, sevgi ve güvendir. Hastanelerimiz ile birlikte hekim, ebe ve hemşirelerimizin işbirliği ile sağlanacak güvenli ortam, sağlıklı anne-bebek ilişkisinin de zeminini oluşturur. Ebelerimizin tecrübe ve bilgi birikiminden, modern sağlık çalışmaları içinde istifade edilmelidir.

Hamilelik dönemi, doğum anı ve sonraki zamanlarda anne-çocuk arasındaki ilişki, tüm hayata yön verecek kritik zamanlardır. İnsandaki sevme kapasitesinin, doğal doğumda salgılanan hormonlarla güçlendiği bilinmektedir. Bebek dostu uygulamalar, ten tene temas, anne-çocuk arasındaki psikolojik bağın oluşumunda son derece önemlidir. Burada kazanılan güven duygusu, bebeğin kişilik gelişimi ve hayat boyu insanlarla ilişki ve uyumunda etkili olmaktadır. İşte tüm bunları sağlayacak şey, doğum konusunda kadınlarımızın bilinci ve alacakları eğitimlerdir.

Hastaneleriniz bünyesinde verilen 'doğuma hazırlık, lohusa ve yenidoğan beslenmesi' gibi kurslar, kadınlarımız adına sevindirici girişimlerdir. Bedenini iyi tanıyan kadın, doğumu daha güvenli bir ortamda yapacak, doğum sonrası bakım konusunda daha bilinçli olacaktır.

Değerli Katılımcılar;

Yeni doğan bir bebeğin ilk ihtiyacı, kuşkusuz annesinin sıcaklığı ve kokusudur. Çocukta güven duygusu tam da bu emzirme sürecinde gelişir. Yeni dünyaya gelmiş bir bebeği, anne sütü ile beslemek, yeni anne olmuş bir kadının ilk refleksidir. Malum olduğu üzere, bebek için ihtiyaç olan tüm sıvı, enerji ve besin öğeleri, sindirimi de kolay olan mucizevi anne sütünün içindedir.

2013 Türkiye Nüfus ve Sağlık Araştırması Raporu'na göre, Türkiye'de ilk 6 ayda emzirme oranları, % 31 seviyesindedir. Bu oranı artırmak gerekir. Kaldı ki bugün, gıdaların yapısının değiştiği, çevrenin böylesine kirlendiği bir zamanda, bağışıklık sistemi güçlü, sağlıklı nesiller yetiştirmenin yegâne yolu, anne sütünden geçmektedir. Kuşkusuz kadınlarımızın bebeklerini ideal sürelerde emzirebilmesinin önündeki en büyük engel, çalışma şartlarıdır.

Bir yanda kadınlarımızın her alanda etkin olmasını beklerken, diğer yanda onları özel yaşam ile çalışma hayatı arasında tercihe zorlamayacak şartlar tesis etmeliyiz. Devletimiz geçtiğimiz yıl, bu alanda çok önemli bir çalışma yaptı. Doğum izni, esnek çalışma saatleri, kreş imkanları gibi düzenlemeler, kadınlarımızı bir nebze olsun rahatlattı. Dileriz ki, bu şartlar tüm iş alanlarında layıkıyla uygulanabilsin.

Kıymetli Hanımefendiler, Beyefendiler;

Endüstriyel çağın, doğum gibi doğal bir konuyu dahi, kendi şartlarına mahkum ettiği bir dünyada, doğala dönmek hepimiz için kurtuluş yoludur. Bu noktada Sayın Michel Odent’e özel olarak teşekkür etmek istiyorum. Sezaryenin bu derece yaygınlaştığı bir zamanda, doğal doğum konusundaki, çok değerli fikirlerini, tüm dünyaya yayan çabaları nedeniyle kendisine şükran borcumuz var. Doğum ortamının, medeniyeti şekillendirmesi fikri, üzerinde çokça düşünmemiz gereken bir konudur.

Doğum anı, kadınlara gerçek bir bilgelik sunar. Kadınlar bu sürece tüm boyutlarıyla şahit olarak, yaratılıştaki mucizeyi de yakından tecrübe ederler. Bir insan dünyaya getirmenin sorumluluğunu üstlenirler. Hep birlikte kadınlarımızı tıbbi bir engel olmadığı müddetçe doğal doğuma teşvik edelim.

Dünyanın çok zor zamanlardan geçtiği böylesi özel bir dönemde, Allah bizlere hayırlı nesiller nasip eylesin. Türk Halk Ozanı Neşet Ertaş'ın dediği gibi 'insan doğanın yine insan olarak öldüğü' bir dünya bahşetsin.

Gebelik, Doğum ve Lohusalık Kongresi'nin başarılı geçmesini temenni ediyor, hepinizi sevgi ve saygıyla selamlıyorum.