Meclis-İ Nisa Programı Konuşması

01.12.2016

Değerli Hanımefendiler, beyefendiler,

Konya'nın güzel insanları;

Hepinizi en kalbi duygularla selamlıyorum. Aklımızı hikmet, kalbimizi sevgi, yüreğimizi şefkatle tanıştıran Hazret-i Mevlana'yı hürmetle yâd ediyorum.

İslam'da Kadın temalı böylesine anlamlı bir meclisi topladığı için Meram Belediye Başkanı'na şükranlarımı sunuyorum. Bir kadın başkan olarak böyle bir programa öncülük etmesi takdire şayandır. Sayılarının artmasını diliyorum.

Yurtdışından gelen misafirlerimizi de muhabbetle selamlıyorum. Mevlana'nın yurduna hoş geldiniz.

Konya, sevgi, şefkat ve irfanın ana vatanıdır. Tıpkı Yunus Emre ve Hacı Bayram-ı Veli gibi, Mevlana Hazretleri de Anadolu'yu hakikat, muhabbet ve irfanla yoğurmuştur. Onun hikmet dolu sözleri asırlardır yolumuzu aydınlatmaktadır.

Değerli Misafirler;

Cenab-ı Allah, insanı kadın ve erkek ayırt etmeksizin yeryüzünün halifesi kılmıştır. Ali İmran Suresi'nde, Allah, 'Ben erkek olsun, kadın olsun, sizden hiçbir çalışanın amelini zayi etmeyeceğim. Sizler birbirinizdensiniz'  buyurur. Dinimiz, kadın ve erkeği bir bütünün iki yarısı saymıştır. 'Sizin hanımlarınız üzerinde hakkınız olduğu gibi, hanımlarınızın da sizin üzerinde hakkı vardır' prensibi, İslam'da kadın ve erkeği birbirine karşı sorumlu kılmıştır. Bu ilke, o dönemin şartlarında bir devrimdir. Zira o yıllarda kadının ruhunun olup olmadığı tartışılmış, cahiliye döneminin haksız uygulamaları kadınları aşağılamıştır. Buna karşılık İslam, kadına sosyal hayatta statü kazandırıp, aktif roller vermiştir.

Büyük Halife Hz. Ömer, İslam'ın gelişinden sonra kadınların kazandıkları hakları şu cümle ile ifade etmiştir. 'Allah'a yemin ederim ki, biz Cahiliye döneminde kadınlara önem vermezdik. Nihayet Allah onlar hakkında vahiy indirdi ve onlara paylarına düşeni verdi.' Hal böyleyken, modern dünyada din, kadın hakları ihlalinin sebebi, sorumlusu olarak görülmektedir. Hatta İslam, en çok kadın hakları gibi konular üzerinden saldırıya uğramıştır.

Zaman içinde örf, adet ve geleneklerle bu algı beslenmiş ve ne yazık ki Müslümanlar Kur'an'ın öngördüğü seviyenin gerisine düşmüştür. Elbette bu süreçte Müslüman dünyanın maruz kaldığı dış etkiler büyük önem taşımaktadır. Oryantalist bakış açısı Müslüman kadını sevimsiz kalıplara hapsetmiştir. Fakat buna karşılık İslam dünyası da kendini ifade etmek noktasında aciz kalmıştır.

Bugün İslam dünyasının kadın hakları açısından çok parlak olduğu söylenemez. Kadınların eğitim durumu ne yazık ki birçok İslam ülkesinde oldukça geri durumdadır. Savaşlar ve zulümler, kadınları, gündelik sorunları üzerinde düşünmekten dahi alıkoymaktadır. Bu noktada, Müslüman idarecilere büyük görevler düşmektedir.

İlk emri 'oku' olan bir kitabın rehberliğinde, kız çocuklarının eğitimi, bir sorun olmaktan çıkmalıdır. Ancak bu gayretle İslam dünyası kendini yenileyebilir. Yerleşik algılarla mücadele edebilir. Bizler de bu nedenle, eğitim konusunu birinci meselemiz olarak konumlandırdık. Himayemde gerçekleşen çeşitli kampanyalarda kızlarımız için eğitimin temel şart olduğunu sıklıkla vurguladık. Çok şükür ki, kız çocuklarının okullaşma oranı son 14 yılda büyük oranda arttı.

Kıymetli Katılımcılar;

Şunu hiç unutmayalım. Kendini tanımlamayan, tanımlanmaya mahkumdur. Bu nedenle Müslüman kadının kendi gücünü, kendi iradesini ortaya koyması gerekir. Şahsiyeti, aklı, zekası, sezgi gücü, merhameti, şefkati ve diğer vasıflarıyla varlık göstermesi gerekir. Bizler de kendi ülkemizde bu iradeyi tecelli ettirmeliyiz.

Parçası olduğumuz harekette kadınlarımız önemli hizmetler ifa etmiştir. Gerek sivil toplum faaliyetleri ile, gerekse siyasi alanda kadın hareketi, toplumsal dönüşümün motoru olmuştur. Mevlana Hazretleri, 'Daima hizmet ve gayret içinde ol! Çünkü hayatın gerçek lezzeti, hiç bezginliği olmayan bir yorgunluktadır' diyor. Bizim de daha yapacak çok işimiz var. Hiç bezginliğe kapılmadan bu ülke için çalışmak durumundayız.

15 Temmuz sonrası sorumluluğumuz daha da artmıştır. Şehitlerimizin emanetini en iyi şekilde geleceğe taşımak zorundayız. 15 Temmuz'da tankların karşısına dikilen kadınlarımızın cesaretli duruşunu hayatın her alanına yaymak durumundayız. Şu anda Türkiye'de kadınların güçlendirilmesi konusunda önemli bir seferberlik var. Siyasi irade, hükümetimiz, sivil toplum kuruluşlarımız, iş dünyası çeşitli kampanyalarla sürece katkı veriyorlar. Kadınların siyasette, akademide, iş dünyasında hak ettikleri yeri alması noktasında büyük bir farkındalık var. Elbette bunu yaparken, kadınlarımızın aile içinde üstlendikleri sorumlulukların da hakkını layıkıyla vermesi beklenir. Bu konuda da, kadınlarımızın hayatını kolaylaştıracak düzenlemeler yapılıyor.

Geçtiğimiz yıl dönem başkanlığını yaptığımız G-20 Toplantılarında ilk kez Türkiye'nin teklifi ile Kadın-20 girişimi kurulmuştur. Bu kapsamda 2025 yılına kadar, kadınların iş gücüne katılım oranını %20 oranında artırma hedefi konmuştur. Öte yandan İslam İşbirliği Teşkilatı bünyesinde, yine Türkiye'nin girişimi ile Kadın Konseyi'nin temelleri atılmıştır.

Bütün bu ulusal ve uluslararası çabaların içini doldurmak biraz da biz kadınların görevidir. Dayanışma ve işbirliği içinde eğitimi temel almak kaydıyla, Türkiye'nin güçlenmesine omuz vermek durumundayız. Yaptığımız iş ne olursa olsun, alanın en iyisi olmayı hedeflemeliyiz. Unutmayalım, Türkiye güçlü olursa, İslam dünyası da güçlü olur.

Bugün ne yazık ki, Mevlana'nın hayat verdiği sevgi medeniyeti, korkuyla özdeşleşmiş durumda. İslamofobi, dünyada Müslümanlara dair algıyı belirleyen temel bir kavram haline geldi. DAEŞ, Boko Haram gibi örgütler, Müslümanların medeniyet iddialarına zarar veren faaliyetler içindedir. Bu algılarla mücadele etmek, doğru Müslüman temsilleri ortaya koymak durumundayız. Ve en önemlisi birlik olmalıyız.

Kadını ötekileştiren söylemlere karşı yeni bir söylem, kadınların doğuştan sahip oldukları hakları elinden alan uygulamalara karşı yeni bir eylem planı gerekmektedir. İnanıyorum ki, ortak akılla bunu gerçekleştirecek, Mevlana'nın diyarı Konya'da bunun temellerini atacağız. O'nun dediği gibi tek başımıza bir zerreyiz ancak herkesle birleştik mi ummanız ya da madeniz.

Sözlerimi, Mevlana Hazretleri'nin bizleri birliğe davet eden şu güzel şiiriyle bitirmek istiyorum: “Yetmiş iki millet, sırrı bizden dinler, "ney"e benzeriz
İki yüz mezhep ehliyle, biz aynı perdedeyiz
Hacetler kıblesiyim, gönüller Kâbe'siyim ben.
Cuma mescidi değil, İnsanlık mescidiyim ben
Bir canım ben, lâkin yüz bin bedenim
Canım canına karıştı, artık ben senim
Ne varsa cancağızım seni inciten
İncitir beni de bil ki derinden…”

Allah muhabbetimizi, birliğimizi daim eylesin! Hepinizi sevgi ve saygıyla selamlıyorum.