HAK-İŞ 'Kadın Dostu İş Yerlerini Belgelendirme Programı' Konuşması

30.11.2016

Değerli hanımefendiler, beyefendiler,

HAK-İŞ ailesinin kıymetli mensupları;

Sizleri en kalbi duygularla selamlıyor, bu anlamlı buluşmanın hayırlara vesile olmasını diliyorum.

Sözlerimin başında, dün gece Adana Aladağ'da meydana gelen üzücü olayda hayatını kaybeden evlatlarımıza Allah'tan rahmet niyaz ediyorum. Ailelerine başsağlığı ve sabırlar diliyorum. Yaralı evlatlarımıza acil şifalar temenni ediyorum. İçimiz yandı. Derin bir üzüntü duyduk. Allah bir daha böyle facialar yaşatmasın.

Değerli Misafirler;

İş dünyasında kadın dostu bir kampanyada yer almaktan büyük bir memnuniyet duyuyorum. 7 Mart'ta Cumhurbaşkanımızla katıldığımız Dünya Kadınlar Günü programında başlatılan bu çalışma, bugün anlamlı bir sonuca ulaşmıştır. Gayretleri nedeniyle HAK-İŞ'i gönülden kutluyorum.

Kadınların, aklı, zekası, şahsiyeti ve değerleriyle üretim hayatında yer alması, adalet ve hakkaniyetin gereğidir. Bu hakkaniyeti gözeten şirket ve kuruluşları tebrik ediyorum. İş yerlerinde kadın varlığını destekleyen ve cinsiyet adaletini gözeten uygulamaların artmasını diliyorum.

Yüce Allah, kadını ve erkeği birbirinin velisi kılmıştır. Bizlere düşen, bu hakikati, toplumsal hayata yansıtmaktır. Kadın varlığı, adaletin hassas terazisidir. Şayet biz, toplumda kadına hak ettiği yeri verirsek, adaleti de tesis etmiş, yaratılıştan gelen hakları gözetmiş oluruz ki, bu da insaniyetin gereğidir. Toplumsal huzurun zeminidir.

Ne yazık ki, kadınların metalaştırıldığı, emeklerinin sömürüldüğü, haklarının elinden alındığı bir dünyada yaşıyoruz. Özellikle sanayi devriminden sonra kadınların yükünün arttığını hepimiz biliyoruz. Gerek aile içinde aldığı sorumluluklar, gerekse çalışma hayatının getirdiği yükler, kadınların işini zorlaştırmıştır. Kadınlar, eşit şartlarda olmadıkları halde, çalıştıkları işlerde rekabet etmeye mecbur kalmıştır. Bizler kadınlarımızın, eğitimlerine ve yeteneklerine uygun iş alanlarında yer almasını önemsiyor ve bunun yolunu açmaya çalışıyoruz.

Gençlik yıllarımdan bu yana içinde bulunduğum sivil toplum çalışmalarında, kadınlarımızla birlikte bunun mücadelesini verdik. Siyasette, akademide, iş dünyasında ve diğer alanlarda kadın varlığını hep destekledik. Çünkü kadın ruhunun sosyal hayata dokunmasını gerekli gördük.

Ne yazık ki, yakın tarihimiz içinde, kadınları kılık ve kıyafetleri nedeniyle ayrıştıran uygulamalar oldu. Aynı eğitim seviyesine sahip nice başarılı kadın, sırf başörtülü olduğu için hemcinslerinden ayrı muameleye tabi tutuldu. Haklardan mahrum edildi. Genç kızlarımızın okuma hakkı ellerinden alındı. Bunlar Türkiye'deki kadın hakları mücadelesini sekteye uğratan uygulamalar olmuştur. Neyse ki, o günler geride kaldı.

Devletimizin ve sivil toplum kuruluşlarımızın çabasıyla, bugün pek çok alanda dünden daha iyi bir durumdayız. Son 14 yılda kadınlarımız her alanda önemli kazanımlar elde etti. Devletimiz, Medeni Kanun'un yanı sıra İş, Ceza ve Gelir Vergisi Kanunlarında, kadınların hakkını koruyan özel düzenlemeler yaptı. Özellikle 'eşit işe eşit ücret politikası', son yıllarda siyasetin kadınlara en büyük hak iadesi olmuştur.

İş dünyasında kadınların istihdam oranı, son 14 yılda % 20'lerden %30'lara yükselmiştir. Keza, 2003'te 114 bin olan kadın yönetici sayısı, 2016'da %82'lik bir artışla 208 bine çıkmıştır. Öte yandan, kamu kurumlarında istihdam edilen kadın oranı %37'leri bulmuştur. Elbette hedefimiz bu rakamları daha çok artırmaktır.

Türkiye, uluslararası alanda da kadın haklarının takipçisidir. Geçtiğimiz yıl, dönem başkanlığını yaptığımız G-20 bünyesinde ilk kez, Türkiye'nin girişimleri ile kurulan Kadın-20, bunun en güzel örneğidir. Bu oluşum kapsamında Türkiye, dünya liderlerinin bulunduğu toplantılarda küresel hedefler ortaya koymuştur. 2025'e kadar, kadınların işgücüne katılımını %20 oranında artırmak, bunlardan birisidir.

Öte yandan, İslam İşbirliği Teşkilatı bünyesinde, geçtiğimiz aylarda İstanbul'da yapılan 13. İslam Zirvesi'nde, Müslüman dünyadaki kadın sorunlarının ele alınacağı bir Kadın Konseyi'nin temelleri atılmıştır.

HAK-İŞ gibi kurumlarımızın yaptığı faaliyetler de, ülkemizdeki toplumsal farkındalığı artıracaktır. Adalet ve emeğe saygı üzerine kurulu sendikal çalışmalar, ülkemizin sadece maddi refahını değil, manevi gelişimini de güçlendirecektir.

Emeğe saygı, alın terine hürmet, parçası olduğumuz medeniyetin temel değerleridir. Yusuf Has Hâcib, 'Alın teri ile ıslanan toprak, kurumaz.' diyor. Toprağımızın bereketi, insan emeğine ve alınterine duyduğumuz saygıya bağlıdır. Dünyada kurulan ilk kadın örgütü olan Bacıyan-ı Rum, işte bu ilkelerle yoğurulmuş Ahilik ruhunun, kadına bakan yönünü temsil etmektedir. Kadını, adalet paydasında erkekle eşitleyen bu ruh, Anadolu kadınına büyük değer vermiştir. Bizler de tarihimize bakarak ve ondan ilham alarak, geleceği inşa etmek durumundayız.

Türkiye olarak, kadınıyla erkeğiyle, dayanışma içinde, daha çok üretmeye, ülkemizin potansiyelini açığa çıkarmaya mecburuz. Çünkü bu ülke, mazlumların umududur. Biz güçlü olduğumuz sürece, onların da yaralarını sarabilir, dertlerine deva olabiliriz. Bugün 3 milyon mülteciyi misafir edebiliyorsak; bu, ülkemizin sahip olduğu güç sebebiyledir. Engin gönüllü insanları vesilesiyledir. Allah ülkemizi veren el olmanın gururu ve şuuru ile yaşatmaya daim kılsın!

Değerli misafirler;

Dünyada insani yaşam şartlarının tesisi, kadınların da gerçek anlamda haklarını almasıyla mümkün olur. Bu noktada kadınların hak mücadelesini aynı zamanda bir insanlık mücadelesi olarak görüyoruz. Aynı şekilde kadın mücadelesi de, yalnızca bir cinsiyet mücadelesi değildir. İnsanı insan yapan tüm değerlerin gözetilmesidir.

Dünyada gerçek anlamda bir kadın savunuculuğu olsaydı, Suriyeli kadınlar bugün kendi sıcak yuvalarında olmaz mıydı? Kendi sokaklarında yürüyüp, kendi şehirlerinde dolaşmaz mıydı? Fakat ne yazık ki, milyonlarca insanın yerinden yurdundan edildiği Suriye İç Savaşı'nda en büyük zorluğu kadınlar ve çocuklar çekiyor. Çocuk ve kadın hakları savunucuları ne yazık ki hiç seslerini çıkarmıyor. İşte bu nedenle kendimizi önce, insanlığın savunucusu olarak görmek durumundayız. Bu temel üzerinde de, kadınların varlığını güçlendirecek adımlar atmalıyız.

Kadınlar, Allah'ın muhteşem vasıflarla donattığı varlıklardır. Anne olma sorumluluğu, bunların başında gelir. İşte bu noktada kadınlarımızın bu özel sorumluluklarını gözetecek çalışma şartlarının tesisi için daha çok gayret sarf etmeliyiz. Hükümetimiz geçtiğimiz yıl bu konuda önemli bir düzenleme yaptı. Doğum sonrası izinler yanında, iş yerlerinde kreşlerin yaygınlaştırılması gibi kayda değer adımlar attı. Umuyorum ki, bu düzenlemelerin devamı gelecektir.

Sözlerime son vermeden önce, iş dünyasında kadınlara adil bir alan açan şirketleri ve kuruluşları tekrar tebrik ediyorum. Kadın duyarlılığının, sezgi gücünün, kurumlarına güç katacağına inanıyorum. Onların bu örnekliğinin yaygınlaşmasını temenni ediyorum. Tüm HAK-İŞ yöneticilerine girişimleri nedeniyle şükranlarımı sunuyor, hepinizi saygı ve sevgiyle selamlıyorum.