3. Uluslararası Teknoloji Bağımlılığı Kongresi Konuşması

03.05.2016

Değerli Hanımefendiler, Beyefendiler,

Kıymetli Katılımcılar;

Hepinizi sevgi ve saygıyla selamlıyorum. Üçüncü Uluslararası Teknoloji Bağımlılığı Kongresi’nin hayırlara vesile olmasını diliyorum.

Böylesine önemli bir konuda, bu geniş katılımlı kongreyi düzenlediği için, YEŞİLAY’a takdir ve teşekkürlerimi sunuyorum. YEŞİLAY, son yıllarda tütün başta olmak üzere bağımlılıklar konusunda çok önemli çalışmalar yaptı. Türkiye’yi, Dünya Sağlık Örgütü nezdinde ‘örnek ülke’ konumuna yükselten kayda değer bir başarıya katkı sağladı.

Sivil toplum kuruluşu kimliği ile halkı bilinçlendiren etkili çalışmaları nedeniyle tüm emektarlarını tebrik ediyorum. Teknoloji bağımlılığı alanında da sürdürülebilir çalışmalar yapacağına gönülden inanıyorum.

Teknoloji, hayatımızın her alanına giren ve gündelik yaşamımızı düzenleyen bir unsur haline geldi. Özellikle iletişim ve bilgi edinme alanında alışkanlıklarımızı değiştirdi. Eskiden bir bilgiye ihtiyacımız olduğunda ansiklopediye bakar, sözlük açardık. İletişimi yüz yüze veya mektuplar vasıtasıyla yapardık. Artık mektup yerine e-posta veya anlık mesajlar yazıyoruz. Bir bilgiye ihtiyacımız olduğunda internette arama yapıyoruz. Çocuklarımız, topaç çevirmek, saklambaç oynamak gibi geleneksel oyunlar yerine dijital oyunları tercih ediyor. Yeri geliyor alışverişimizi internetten yapıyor, banka işlemlerimizi ekran başından hallediyoruz. Teknolojinin en önemli getirilerinden birisi, bize zaman kazandırıyor olması. Ta ki, bağımlılığa dönüşüp, zamanımızı çalar hale gelene kadar!

Ne yazık ki, son yıllarda teknolojinin bir fırsat olmaktan çıkıp, bağımlılık yaparak tehdide dönüştüğünü görüyoruz. İnternet, cep telefonu, akıllı telefon uygulamaları ve dijital oyunlar hayatımızın merkezine yerleşiyor. İnsanlar teknoloji olmadan yaşamını sürdüremez hale geliyor. Bilinçle kullanılmadığında, ruhsal, fiziksel, zihinsel birçok olumsuz sonuçlar doğuruyor. Teknoloji, sosyal ortamlarda dahi, insan ilişkilerinin önüne geçiyor. Bu, insanî ilişkileri yıprattığı gibi, her açıdan sağlıksız nesiller yetişmesine neden oluyor. Uzun süre internet başında oturmak, uykudan, spordan ve hareketli yaşamdan feragat etmeyi gerektiriyor.

Teknolojik aletlerin uzun süreli kullanımı sağlığımızı yakından etkiliyor. Etrafımızı çepeçevre kuşatan sinyallerin, beyin hücrelerinde hasarlar oluşturduğunu biliyoruz. Fakat boyutlarının henüz yeterince farkında değiliz. Aslında büyük bir biyolojik deneyin parçası olduğumuz söylenebilir. Yoğun radyasyona maruz kalıyor, manyetik dalgalar arasında bir ömür geçiriyoruz.

Bu noktada, ölçülü bir teknoloji kullanımı son derece önemlidir. Etkilerini ileride göreceğimiz teknolojik gelişmeler karşısında temkinli ve tedbirli olmak durumundayız. Özellikle çocuklarımızı bu etkilerden olabildiğince korumalıyız.

Teknolojinin hızı ile gerçek hayatın hızı arasındaki fark, çocuklarda sabırsızlık, empati yapamama, hoşgörüsüzlük gibi davranışlara sebep oluyor. Gerçek hayata adapte olamama sorunları ortaya çıkıyor.

Teknoloji üzerinden kurulan sanal ilişkiler, aileleri yıkılışa kadar götüren nice problem karşımıza çıkarıyor. Yalan yanlış bilgiler, dedikodular, zihnimizde yük haline geliyor. Uzmanlar, dikkat dağınıklığı gibi sorunların bu gereksiz bilgi yığınından kaynaklandığını söylüyorlar.

Teknoloji sayesinde artık her türlü bilgi elimizin altında. Hemen her yerde, dünyadaki gelişmelerden anında haberdar oluyoruz. İnternet, radyo ve televizyon bizi istemediğimiz kadar bilgiyle muhatap kılıyor. Fakat ne yazık ki bu, toplumsal duyarlılığımızın arttığı anlamına gelmiyor. Dünyanın sorun ve acıları karşısında yeterince sorumluluk göstermiyoruz. Mülteciler sorunu, bunun en çarpıcı örneğidir. Çocukların Akdeniz sahillerinde ölümü haberi, çoğu vicdana, akla ve kalbe uğramadan, istatistik verisi olarak kaldı. Oysa bilmek sorumluluk ister. Dünyanın acıları karşısında aksiyon almayı gerektirir. Bilgi ve haber yığınları arasında kalmak, vicdanlarımızı köreltmemelidir. Duygularımız saflığını koruyabilmelidir.

Ülkemizde 2015 itibarıyla, 10 hanenin 7’sinde internet erişim imkanı olduğu, hanelerin yaklaşık %97’sinde cep telefonu bulunduğu biliniyor. Çocuklar, ortalama 10 yaşında cep telefonu kullanmaya başlıyor. Her 10 çocuktan 9’u her gün televizyon izliyor. (TÜİK verileri)

Değerli Katılımcılar;

İnsan, alışkanlıklarının çocuğudur. Uzmanlara göre, günlük insan davranışlarının %40’dan fazlası alışkanlıklardan oluşuyor. Bu nedenle, anne-baba ya da öğretmen olarak çocuklarımıza doğru teknoloji kullanım alışkanlığı kazandırmak durumundayız. Sınırlı, sorumlu, yasal ve bilinçli kullanıldığı takdirde, teknoloji insanoğlu için çok önemli bir imkândır. Yeter ki, bir amaç çerçevesinde kullanılsın.

Sanal ortamın tuzaklarına karşı çocuklarımızı korumalı, rol model anne ve babalar olmalıyız. Teknolojiyi hayatımızdan tümüyle çıkarmak yerine, ölçülü kullanmayı öğrenmeli ve öğretmeliyiz. Aksi halde hafızası teknolojiye bağlanmış nesiller yetişecek. Çocuklarımız, gerçek toplumsal yapılar yerine siber alemin bireyleri haline gelecek. Makinalaşan dünya, insanımızı duygudan yoksun mekanik varlıklara dönüştürecek. Duygudan beslenen sanat, insan ruhunu yücelten bir alan olmaktan çıkacak, etkisini kaybedecektir.

Nitelikli insanın temel göstergesi, vaktini nasıl kullandığı ile yakından ilgilidir. Ne yazık ki, insanımız zamanının büyük bir bölümünü teknolojik aletler başında öldürüyor. Zamanı öldüren, hayatı da öldürür. Teknoloji başında geçirdiğimiz zamanı çok daha verimli kullanmak, kitaba hayatımızda yer açmak durumundayız. Okur-yazar bir toplum olmanın kriteri sadece alfabeyi bilmek değildir. Kitap okuma oranları, okur-yazarlığımızın niteliğini belirler. Ne yazık ki, ülkemizde bu oran istediğimiz seviyede değil. İnsanımız sürekli ekran karşısında olmayı, kitap okumaya, nitelikli vakit geçirmeye tercih ediyor.

Bu noktada ebeveynlere büyük sorumluluklar düşüyor. Teknoloji bağımlılığı konusunda gerekli tedbirleri almazsak, kayıp nesiller vereceğiz. Milli Eğitim Bakanlığımız bağımlılıklarla mücadele konusunda eğitim çalışmaları yapıyor. Sağlık Bakanlığımız bağımlılıkları bir sağlık sorunu olarak ele alıyor, tedavi merkezleri açıyor. Gönül ister ki, bunlara ihtiyacımız olmasın. Teknoloji kullanım bilincini, aileler bir ‘irade eylem planı’ olarak hayatlarına hakim kılsın. Umuyorum ki, Teknoloji Bağımlılığı Kongresi bu noktada bir farkındalık sağlamaya vesile olur.

Sözlerime son verirken, tüm dünyada sağlam iradeli nesiller yetiştirecek bir bilinç devrimi yapabilmeyi diliyorum. Çocuklarımıza insan merkezli bir dünya inşa edebilmeyi umuyorum. Üçüncü Uluslararası Teknoloji Bağımlılığı Kongresi’nin başarılı geçmesini ve hayırlara vesile olmasını diliyorum. Katkı veren herkese kalbi şükranlarımı sunuyor, hepinizi muhabbetle selamlıyorum.