Büyükelçi Eşlerine Verdikleri Yemek Konuşması

13.01.2016

Değerli Hanımefendiler,

Çok Kıymetli Kardeşlerim,

Her birinizi en kalbi duygularla, sevgi ve saygıyla selamlıyorum.

Yeni yılın ilk günlerinde bu güzel toplantı vesilesiyle, sizlere hitap etmekten büyük memnuniyet duyduğumu ifade etmek istiyorum.

Sözlerime bu ortamı çok iyi tanımladığını düşündüğüm, Hz. Mevlana’nın meşhur pergel metaforundan ilham alarak başlayacağım.

Biliyorsunuz Hz. Mevlana, pergelin bir ayağını belli bir noktada sabitleyip, diğer hareketli ayağı ile âlemi dolaşmaktan söz ediyor. Sizler de sabit ayağı ülkemizde olan, hareketli ayağı ile tüm dünyaya uzanan bir teşkilatın mensuplarısınız. Kültürümüzden, geleneğimizden, tarihimizden aldığınız gücü yerkürenin farklı köşelerine taşıyor, ülkemizin temsiline katkıda bulunuyorsunuz.

Kiminiz şehitlerimizin de olduğu coğrafyalarda, kiminiz soydaşlarımızın yaşadığı topraklarda, kiminiz ise hiç tanımadığımız bilmediğimiz memleketlerde ülkemizin bayrağını taşıyorsunuz.

Biliyor ve övünüyoruz ki, kamu görevlilerimiz tek başlarına değil, eşleriyle ve aileleriyle hep birlikte vazife alıyorlar.

Yoğun çalışan büyükelçilerimizin aile içindeki boşluğunu doldurmak yanında, eşler olarak kendi projelerinizle, kendi birikiminizle Türkiye’nin temsiline katkı sağladığınızı biliyor ve görüyorum. Bu gayretleriniz için sizleri yürekten tebrik ediyorum.

Aramızda Türkiye’yi temsil misyonunu, eşlerinin yüküne omuz vererek taşıyanlar olduğu gibi, bizatihi devletimizi temsil eden güçlü kadınlarımız da var; kadın büyükelçilerimiz de burada. Uluslararası ilişkiler alanında, kadınlarımızın büyükelçiliğe kadar yükselmiş olması hepimizi gururlandırıyor. Türkiye’nin menfaatleri için attığınız her adımda biz de sizlerin arkasındayız.

Aynı şekilde burada, yurtdışına yönelik faaliyet gösteren kamu kurum ve kuruluşlarımızdan gelen kadın temsilciler var. Çalıştığınız kurumlara mesleki tecrübeleriniz yanında, kadınlığın zarafetini duyarlılığını taşıdığınızı biliyorum. Ve sizleri de kutluyorum.

Değerli Kardeşlerim,

Mesafelerin kısaldığı, coğrafi sınırların eski önemini kaybettiği, uzakların yakın olduğu bir dünyada uluslararası ilişkilerin mahiyeti de değişti. Devletler artık sadece askeri ve ekonomik güçleri üzerinden değil ‘yumuşak güç’ dediğimiz farklı unsurlar üzerinden kendilerini ifade ediyorlar. Gerek üzerinde yaşadığımız bu toprakların zengin tarihi birikimi, gerekse bu coğrafyada kök salan Mevlana, Yunus Emre ve Hacı Bektaş-ı Veli gibi büyük şahsiyetlerin miras bıraktığı prensipler, Türkiye’nin yumuşak güç kaynaklarını oluşturuyor. Bu önemli güç kaynakları, evrensel değerlerin üzerine kendi parlak ışıklarını düşürebilirler. Fakat bu sizlerin çaba ve enerjisine muhtaç.

Sizler, dışişlerine mensup kadınlar olarak, Türkiye’nin yumuşak gücünü uluslararası alanda aktif hale getirebilirsiniz. Hiç sömürge olmamış bir coğrafyanın özgüveni ile demokrasiyi Müslüman kimliği ile buluşturabilen bir ülkenin fertleri olarak milli değerlerimizi, küresel eğilimlerle buluşturabilirsiniz. Bulunduğunuz ülkelerde iş kadınları ile kültür-sanat muhitleri ile yakın irtibatlar kurup, onların dikkatini Türkiye’ye çekebilir, aynı şekilde Türkiye’nin girişimci ruhlarını dünyaya açma noktasında birer vasıta olabilirsiniz. Hızla gelişen sinemamızı, emsalsiz klasik sanatlarımızı  uluslararası mecralara taşıyabilirsiniz.

Göstereceğiniz bu gayretler, bütün kazanımlarına rağmen yurtdışında yaşamanın zorluğunu, vatandan uzak kalmanın hasretini de belki bir ölçüde hafifletebilir.

Kıymetli Hanımefendiler,

Türkiye on yıl öncesi ile kıyaslanamayacak bir ülke artık. Ülkemizin özgün bir başarı hikâyesi var. Gerek demokratikleşme yolunda, gerekse temel hak ve özgürlükler alanında büyük adımlar atmış bir Türkiye var artık. Toplumun bütün kesimlerini, ayrım yapmaksızın temsil etme gayretinde olan cesur ve özgüvenli bir irade işbaşında.

Son 12 yılda Türkiye, dünyanın sayılı ekonomileri arasına girdi. Yardım alan değil, yardım yapan ülke konumuna yükseldi. Türkiye’nin bu özgün hikâyesine kulak kabartan, onu merak eden çok sayıda çevre var yurtdışında. Ama aynı şekilde bu gelişmelerden rahatsız olanlar ve bu ilerlemeleri olumsuz algı operasyonlarıyla gölgelemek isteyenler de var.

Kültürel ve ekonomik sömürü düzeninin, Türkiye üzerinde kurmak istediği hâkimiyete geçit vermeyen bu güzel gelişmeler, ne acıdır ki içimizden bazıları tarafından da baltalanmaya çalışıldı. Biliyorsunuz, geride bıraktığımız 2014 yılı boyunca, kendi çıkarları uğruna ülkemizin mahremiyetini, uluslararası güç odaklarına açan bir yapı ile uğraşmak zorunda kaldık. Neyse ki başarılı olamadılar, amaçlarına ulaşamadılar.

Sevgili Kardeşlerim,

İnsanlık tarihi boyunca adaletten yana olmak, vicdanın sesi olmak hiçbir zaman kolay olmadı. Hâkim düzenlere karşı mücadele etmek, bir takım bedeller ödemeyi gerektirdi. Fakat çok şükür ki Türkiye aleyhindeki bütün kampanyalara rağmen, bizler hep haklılığımızdan aldığımız cesaretle, içeride ve dışarıda, insan ve vicdan odaklı bir düzenin savunucusu olduk. Din, dil ve ırk ayrımı yapmaksızın mazlumun, zulme uğrayanın yanında yer aldık. Hiçbir zaman prensiplerden taviz vermedik, konjonktüre teslim olmadık.

Kırılmaya çalışılan gücümüzü sabra, erdeme ve hakikate dayanarak, ayakta tutmaya çalıştık. Ve bu süreçte gücümüzü daha da perçinledik. Çünkü doğrunun bizatihi kendisinin güç olduğuna inanıyoruz.

Hakikatin, bütün algıların üzerinde olduğunu da biliyoruz.

Şimdi hepimiz için bu hakikati ortaya çıkarmanın, Türkiye’nin haklı mücadelesini  her yerde anlatmanın, yabancı basının her gün meseleleri çarpıtarak çizdiği olumsuz Türkiye tablosunu ters-yüz etmenin zamanı. İnanıyorum ki sizler de, bulunduğunuz ülkelerde devletimizin âli menfaatleri doğrultusunda hareket edecek adalet, eşitlik ve saygınlık üzerine kurulu dış politikamızın sesleri olacaksınız. Doğuya sırtımızı dönmeden batıya yöneldiğimiz ve insanlık tarihinin bütün birikiminden istifade etmeye odaklandığımız bu dış politika zincirinin halkalarını oluşturacaksınız.

Ortadoğu’da Müslüman coğrafyanın dünyaya ne yazık ki çok da iç açıcı manzaralar sunmadığı bir süreçten geçiyoruz. Avrupa’da ise, esasen kendi ürettikleri ve besledikleri bir yaklaşım olan islamofobya tehlikeli bir tırmanış içinde.

Popülizm peşindeki Avrupalı siyasetçiler, islamofobyayı tahrik ederek, bu tür eğilimleri destekleyerek, aslında kendi değerlerini kendi geleceklerini tehlikeye atıyorlar.

İşte böyle bir dönemde bizlere çok büyük görevler düşüyor. Türkiye’nin her alandaki özgün tecrübesini tüm dünyaya en güzel şekilde sunmak durumundayız.

Bu çerçeve içinde, umuyorum ki sizler, dünyada mazlumların sesine kulak verecek, tüm dünya halklarıyla menfaatler üstü değerlerde buluşarak, yeni işbirlikleri inşa edecek gönüller kazanacaksınız.

Kadınların taşıdığı hassasiyetlerin, merhamet duygusunun ve fedakârlık potansiyelinin, dünyada pek çok soruna çare olabileceğine gönülden inanıyorum. Kadın farkındalığının, uluslararası diplomasi alanında da çok güzel meyveler vereceğini biliyorum.

Bu bağlamda, Türkiye’de Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığımızın öncülüğünde, 2012 yılından beri valilerimizin eşleri ile gerçekleştirdiğimiz, ‘gönül elçileri’ projesinin uluslararası ayağını oluşturabilme arzumu, burada sizlerle paylaşmak istiyorum. Himaye etmekten büyük memnuniyet duyduğum ‘gönül elçileri’ projesinin gönüllülük ruhu, şayet uluslararası alana da taşınabilirse bugün burada yakaladığımız sinerji kalıcı hale gelebilir. Tıpkı kendi şehirlerinin değişimine yön veren vali eşlerimiz gibi  sizler de yaşadığınız ülkelerin ışığını Türkiye’ye taşıyabilir, özellikle kadınlarımıza yeni ufuklar açacak konularda ‘gönül elçileri’ olabilirsiniz.

Dışişleri Bakanlığımızın öncülüğünde gerçekleştirilecek böyle bir çaba inanıyorum ki, tüm kadınlarımız için de umut kaynağı olacaktır. Arkadaşlarımız bu konuda sizinle temasa geçerek, yapılabilecek çalışmalar konusunda sizleri ayrıntılı olarak bilgilendireceklerdir.

Sözlerime son vermeden önce, bu buluşma vesilesiyle görevleri başında iken yurtdışında vefat eden büyükelçilerimizi, görev şehitlerimizi ve onların yol arkadaşlarını rahmetle anıyorum.

Bunların içinde, ikinci dünya savaşı döneminde görev yaptığı Rodos’ta, Osmanlı kimliğine sahip birçok Yahudi’nin toplama kamplarına gönderilmesine engel olan Selahattin Ülkümen Beyefendi’yi ve eşi Mihrinnisa Hanımefendi’yi özellikle anmak istiyorum.

Başkonsolosumuz Selahattin Ülkümen’in vicdanı, ahlakı ve tarihi sorumluluğu gereği yaptığı bu büyük insanlık jestine, konsolosluk binası bombalanarak karşılık verilmişti. Bu bombardımanda başkonsolosumuz Selahattin Bey’in eşi Mihrinnisa Hanım şehit olmuştu.

Türkiye o yıllardan beri din, dil, ırk ayrımı gözetmeksizin mazlumlara sahip çıkma ahlakını, politikasını, bugün de güçlenerek devam ettirmektedir. Ve sizlerde bu politikanın yurt dışında bayraktarlığını yapan, bu uğurda görev şehitleri de vermiş çok güzide bir topluluğun mensuplarısınız. Bu ülkenin, sizlerin fedakâr çabalarına, çalışkanlığına ve değerli fikirlerine ihtiyacı olduğunu bir kere daha tekrarlamak istiyorum.

Yaptığınız ve yapacağınız tüm çalışmalardan dolayı sizleri şimdiden tebrik ediyor, 2015 yılının ülkemiz milletimiz ve tüm insanlık için huzur, barış ve istikrar getirmesini diliyorum.

Sizlerden de, görev yaptığınız ülkelere döndüğünüzde fiziken olmasa da, kalben hep birlikte olduğumuzu hatırlamanızı diliyorum.

Katılımınızdan dolayı hepinize ayrı ayrı teşekkür ederken, sizleri sevgi ve saygıyla selamlıyorum.