Yabancı Misyon Şefleri Eşlerine Verdikleri Yemek Konuşması

16.12.2015

Değerli Hanımefendiler,

Kıymetli Beyefendi,

Hepinizi sevgi ve saygı ile selamlıyorum. Sizleri Cumhurbaşkanlığı Külliyesi’nde misafir etmekten büyük memnuniyet duyuyorum. Hepiniz hoşgeldiniz!

Bir ülkede büyükelçiniz varsa, o ülke ile sağlıklı diplomatik ilişkileriniz var demektir. Büyükelçiler, ülkelerinin onurunu temsil eden, değerlerini taşıyan emanetçilerdir. Kıymetli eşleri ise, her zaman dostluk ve barışın halkaları olarak kabul edilir. İki ülke arasındaki ilişkilerin gelişmesine en az büyükelçilerimiz kadar emek verirler. Fahri hizmetlerde bulunurlar. Sizlerin varlığı, kadın duyarlılığının ve farkındalığının diplomatik ilişkilere sağladığı önemli bir katkıdır.

Köklü tarihî geleneğimiz bize, elçilerin her zaman misafirlerimiz olduğunu söyler. Uluslararası ilişkiler tarihimiz buna göre şekillenmiştir. Kendinizi evinizde hissetmeniz en büyük mutluluğumuzdur.

Şu anda üzerinde bulunduğumuz coğrafya, dünya barışının en kolay mayalanacağı topraklardır. Çünkü medeniyetin kökleri buradadır.

Dünyanın bilinen en eski yerleşim yeri olan 12 bin yıllık Göbeklitepe, hemen birkaç yüz kilometre güney doğumuzda yer alır. Keza, İstanbul Sultanahmet’teki eski dünyanın merkezi kabul edilen Roma döneminden kalma Milion Taşı, birkaç yüz kilometre kuzey batımızdadır. İkisi arasında kalan Anadolu, bize çok katmanlı bir medeniyet tecrübesi bırakmıştır. Kardeşlik ise, bu tecrübeden kalan en büyük mirastır.

Arşivlerimiz en az 30 ülkenin tarihini aydınlatacak tarihî belgelerle doludur. Bu belgelerin tozunu silkelediğinizde bir arada yaşamanın şifreleri ortaya dökülür.

Böyle bir coğrafyadan ‘medeniyetler çatışması’ fikri değil, diyalog çıkar. Zaten aslolan medeniyetlerin birbiriyle ilişki kurmasıdır. Her ne kadar savaş çığırtkanları bu doğal dengeyi bozmaya çalışsa da, medeniyetler diyalog kurdukça kendini yeniler. Bize göre medeniyet, insanın yücelmesini merkeze alan bir yolculuk halidir. Ne zaman insanî olgunluğa erişirsek, o zaman medenî olduğumuzu hissederiz. Dolayısıyla medeniyet, bir akıl ve gönül işidir. Sadece akla ve maddi göstergelere endekslenmiş bir ilerleme fikri bize uygun değildir.

Bugün medenî bir dünyada yaşadığımızı iddia etsek de, ne yazık ki bu iddiayı geçersiz kılan manzaralar görüyoruz. Korkarım, 2015 yılı, insanlık olarak medeniyet iddiamızın yerle bir olduğu bir zaman dilimi olarak tarihe geçecektir.

Hangi medeniyet anlayışı savaştan kaçan çocukları denizin azgın dalgalarına teslim edebilir? Hangi medeniyet anlayışı çaresiz insanlara tel duvarlar örebilir?

Avrupa’ya ulaşmaya çalışan Aylan Kurdî bebeğin, kıyılarımıza vuran cesedi eminim hepinizin hafızasındadır. O fotoğraf karesi, uluslararası camia için büyük bir utançtır. Medeniyet iddiasının iflas ettiğinin resmidir.

Kendimize şunu sormamız gerekiyor; insanlığın bittiği noktada artık neyi arıyoruz? Hangi medeniyetten, hangi ilerlemeden sözediyoruz?

Mülteciler meselesi, şu anda dünyanın karşı karşıya kaldığı en ciddi sorundur. II. Dünya Savaşı’ndan sonra yaşanan en büyük insanî krizdir.

Türkiye bu anlamda üzerine düşeni yaptı. Din, dil, ırk ayrımı yapmadan 2.5 milyon Suriyeli ve Iraklı kardeşimize topraklarını açtı. Gönül ister ki, onları evlerindeki kadar rahat ettirelim. Fakat bu konuda bir ülkenin tek başına yapacakları sınırlıdır. Bu büyük yük, ancak herkes omuz verirse taşınabilir. Batı’nın, özellikle Avrupa’nın bu kriz karşısında daha insanî ve vicdanî bir tutum sergilemesi hepimizin beklentisidir.

Aslında bugün temel sorunumuzun ne kürt, ne arap, ne mülteci sorunu olduğunu düşünüyorum. Bugün büyük bir insanlık sorunu ile karşı karşıyayız. Bu sorunu çözecek tek şey, insanî vasıflarla ziynetlenebilmektir. İnsanî diplomasi, uluslararası ilişkilerin anahtarı olmalıdır. Zira, sevgisiz bir diplomasi anlayışı, bizi ikiyüzlü ilişkilerin ortasında bırakır.

Değerli Misafirler,

Her geçen gün gerilimi artan, mekanikleşen dünyada kadınlara önemli vazifeler düştüğü kanaatindeyim. Barışın, adaletin, kardeşlik duygularının küreselleşmesine kadınların çok daha fazla katkı sağlayacağını düşünüyorum.

Hatırlayacağınız üzere Türkiye, geçtiğimiz ay gerçekleştirilen G-20 Liderler Zirvesi’ne ev sahipliği yaptı. Dönem başkanı olarak bir yıl boyunca çok çeşitli alanlarda faaliyetler yürüttük. Bu faaliyetlerden birisi de, Türkiye’nin öncülüğünde ilk defa bu yıl oluşturulan Kadın-20 girişim grubuydu. Bu girişimin büyük bir kazanım olduğunu düşünüyorum. Kadınların karar alma mekanizmalarında daha çok yer alması, siyasetten ekonomiye tüm alanlarda fark yaratacak bir gelişmedir.

Kadın-20 toplantılarında sık sık altını çizdiğimiz bir mesele vardı; ilerlemenin temel ölçüsü sadece ekonomik veriler olmamalıdır. İnsanı merkeze almayan bir ilerleme anlayışı, içi boş bir söylemden ibarettir.

Kıymetli dostlarım,

İnsanî ve vicdanî diplomasi konusunda ülkemle gurur duyduğumu söylememe lütfen izin verin. Türkiye son 13 yıldır çok yönlü bir dışişleri politikası yürütüyor. Doğuyu ihmal etmeden batıya yönünü çeviren bu diplomasi anlayışının temel pusulası, insanî ve vicdanî ilkelerdir. Türkiye olarak, din, dil, ırk ayrımı yapmadan dünyanın her neresinde bir dert varsa oraya el uzatıyoruz.

Ülkemiz uluslararası raporlara göre insanî yardım konusunda dünyanın en cömert ülkesidir. Gayri safi milli hasıla’ya göre Türkiye birinci sıradadır. Biz, başka coğrafyalarda çıkar değil, dostluk ararız. 2015’in ilk aylarında Etiyopya, Cibuti ve Somali’ye yaptığımız ziyaretin ardından çok güzel bir adım attık. Afrikalı kadınların el ürünlerinin Türkiye’de pazarlanabileceği bir Afrika Pazarı girişimi başlattık. İnşallah Mayıs ayında Ankara’da bu pazarı açacak, kadın el emeğinin değerlendirildiği bir gönül köprüsü kurmuş olacağız.

Türkiye karşılıksız iyiliği kurumsallaştırmış bir ülkedir. TİKA başta olmak üzere, sivil toplum kuruluşlarımız, iyiliği küresel bir harekete dönüştürme çabasındadır. Balkanlardan Türk Cumhuriyetleri’ne, Kafkasya’dan Afrika’ya mesleki eğitimi yaygınlaştıran, çocukların ihtiyaçlarını gözeten iyilik elçilerimiz var. Bu konuda First Lady’lerle de işbirlikleri yapıyoruz. Türkiye’nin destek olabileceği alanlarda bize iletilen projelere elimizden gelen desteği veriyor, karşılığında dostluk kazanıyoruz.

Değerli misafirler,

Eğitim yeni bir dünya inşa etmenin yegane yoludur. Küresel barışı ancak eğitim yoluyla inşa edebiliriz. Bu bağlamda eğitim alanında da karşılıklı köprüler kurmalıyız. Türkiye’de pekçok üniversite artık uluslararası niteliğe sahip. 50 binden fazla yabancı yükseköğretim öğrencisi ülkemizde eğitim görüyor. Bu onlar için meslekî ve akademik bir tecrübe olduğu kadar tarihî ve kültürel bir deneyimdir. Dünyanın en eski medeniyet tecrübesinden elde edebilecekleri çok büyük kazanımlar olduğunu düşünüyorum. Sizlerin de bu konuda gönül elçiliği yapmanızı isterim. Ülkenizin gençlerine bir ‘Türkiye tecrübesi’ yaşamayı tavsiye edebilir, bu konuda ülkemiz makamlarıyla işbirliği yaparak onlara yol açabilirsiniz.

Sözlerime son verirken, çok önemli bir konunun altını çizmek istiyorum. Dünya son yıllarda çok talihsiz bir kavramla tanıştı; İslamofobya… Bir barış dininin korku, şiddet ve terör kelimeleriyle yanyana anılması, bütün dinlere karşı işlenen bir suçtur. Hz. İsa’nın, Hz. Musa’nın mirasına da ihanettir. İslam’ın adının terör ve şiddetle birlikte kullanılması, bir müslüman olarak beni fazlasıyla yaralıyor. Dinin adını kullanarak kendi dünyevî emellerini gerçekleştirmek isteyenlerin bizim safımızda yeri yoktur. Gerçek bir müslümanın terör düşüncesiyle alakası olamaz.

Elbette burada, Müslümanların kendi aleyhlerindeki bu algıyla mücadele etmesi gerekir. Fakat aynı şekilde Batının da İslamofobya’yı bir endüstriye, bir ideolojiye dönüştürme gayretkeşliğinden acilen uzaklaşması icap eder. Birkaç şuursuz yüzünden dünyadaki bir buçuk milyar müslümanı zan altında bırakmanın hiçbir medeniyet anlayışında yeri yoktur.

Değerli Büyükelçi eşleri,

Birileri savaşı başlatıyorsa, biz de barışı başlatabiliriz. Belki kötülükleri tamamen bitiremeyiz ama iyilikleri çoğaltabiliriz. Bu gönül sofrasının buna vesile olacağına inanıyorum. Birbirinin değerlerine saygı duyan bir medeniyet anlayışının yaygınlaşması için elimizden gelen işbirliğini yapalım, diyalogumuzu artıralım. Mevlana’nın dediği gibi ‘Aynı dili konuşanlar değil, aynı duyguları paylaşanlar anlaşabilir.’

Davetime icabet ettiğiniz için hepinize ayrı ayrı teşekkür ediyorum. Eşiğinde bulunduğumuz 2016 yılının insanlığımız ve ülkelerimiz için huzur ve mutluluk getirmesini diliyorum. Hepinizi içten sevgi ve saygı ile selamlıyorum.