Uluslararası - Disiplinlerarası Kadın Araştırmaları Kongresi Konuşması

11.12.2015

Saygıdeğer Hanımefendiler, Beyefendiler,

Hepinizi saygı ve sevgiyle selamlıyorum. Uluslararası - Disiplinlerarası Kadın Araştırmaları Kongresi’nin hayırlara vesile olmasını diliyorum. Yurtdışından gelen misafirlerimize ülkemize hoş geldiniz diyorum.

Umuyorum ki bu kongre, kadın konulu çalışmalar için yeni başlangıçlara vesile olur. Ülkemizde ve dünyada yaşanan kadın sorunlarına yeni reçeteler sunar. İkincisi düzenlenen bu kongre aynı zamanda, sivil toplum ve üniversite işbirliği konusunda diğer kurumlarımıza örneklik teşkil edecek güzel bir girişimdir. Sayılarının artmasını diliyorum.

Değerli Dostlar,

Hepinizin bildiği gibi kadın ve erkek, bir bütünün iki yarısıdır. Dünyayı birlikte mamur eder. Tarihimiz bunun örnekleriyle doludur. Büyük Selçuklu Devleti’nin efsanevi lideri Sultan Melikşah kadar onun eşi Terken Hatun da tarihte anılmaya değerdir. Osmanlı Devleti’nin kurucuları Ertuğrul, Osman ve Orhan Gazi kadar Hayme Hatun, Bala Hatun ve Nilüfer Hatun da unutulmazdır. Keza, Muhteşem Süleyman kadar Valide Hafsa Sultan da hafızamızda yer etmiştir. Kurtuluş Savaşı, erkek cengaverler kadar cesur kadın kahramanların da destanıdır.

Medeniyetimizin inşasında kadın ve erkek ortak bir rol oynamıştır. Devlet yönetiminden eğitime, kültürden sosyal hayata kadın her alanda erkeğin yanı başında yer almıştır. Yeri gelmiş, zor koşullarda çift sürmüş, tarlasını ekmiş, yeri gelmiş cephenin ihtiyaçları için askerî malzeme taşımıştır. Çünkü kadın olmadan erkeği anlamak, erkek olmadan kadını bilmek mümkün değildir. 

Daha da ötesi, bizim medeniyetimizde aslolan insandır. Mevlana, ‘her insan hayra açılan bir sonsuzluk kapısıdır’ der. Kadın erkek ayrımı yapmadan şehirlerin, ülkelerin imarından önce gönüllerin imarını gerekli görür. İnsan merkezli bu bakış açısı, aynı zamanda hayatı bir bütün olarak değerlendirir. Kadınsız yönetim, kadınsız siyaset, kadınsız sanat bütün toplum için eksikliktir. Ama daha da önemlisi adaletsizlik ve haksızlıktır.

Fakat ne yazık ki tarih tümüyle masum değildir. Doğudan batıya kadın ayrımcılığının aşikar olduğu nice örnek vardır. Dünyanın pek çok köşesinde kurşunlar, bombalar, kitle imha silahları, çocuklarının üzerine şefkatle kapanan kadınlara isabet etmiştir. Savaşlar önce kadınları ve masumları vurmuştur. Üstelik sadece savaşlar değil, insanlık için ilerleme kabul edilen devrimler dahi kadınlara yeni yükler getirmiştir. Sözgelimi Sanayi Devrimi, kadının işini zorlaştırmıştır. Kadın hem içeride hem dışarıda ağır sorumluluklar yüklenmiştir. Benzer şekilde, artan nüfusa oranla azalan istihdam alanı önce kadını etkilemiştir. Hulasa, dünyanın son iki yüzyılı insanı ama daha çok kadını mağdur etmiştir.

Fakat aynı zamanda, aydınlık bir gelecek inşa etmek yine kadınların sorumluluğundadır. Kültürümüzde kadının güçlü, geleneksel rolü bugün bizlere çok önemli bir bakış açısı sunmaktadır. Kadın ve erkek arasında bozulan dengenin onarılmasında Türk kültür ve geleneğindeki örnekler bizlere ışık tutacaktır. Bu çerçevede, Kadın Araştırmaları Kongresi’nin hayati bir öneme sahip olduğunu düşünüyorum. Bu tür girişimler sayesinde kadının dünyayı inşa etmedeki yerine dair yeni bakış açıları geliştirebiliriz. Bir takım klişeleri ortadan kaldırabilir, ezberleri bozabiliriz. Daha da önemlisi oryantalist yaklaşımları analiz edebilir, ‘doğulu kadına’, ‘Müslüman kadına’ atfedilen haksız nitelemelerle mücadele edebiliriz.  Zira batı, doğu hakkındaki en keskin tanımlamalarını kadın üzerinden yapmış, doğu zihniyetini hak etmediği sıfatlarla yaftalamıştır. Sözgelimi İslam’ın kadına bakışını kendine göre yorumlayarak çarpıtmıştır. Oysa İslam sözlerimin başında ifade ettiğim gibi, kadını ve erkeği bir bütünün parçaları olarak görür.

Kıymetli Hanımefendiler,

Bugün gerek duyarlılıklar, gerekse çözüm ve politika üretme noktasında geçmişe göre çok daha iyi bir noktadayız. Geçmişte kadınlarımız bir sorunla karşılaştıklarında içlerine kapanıyor, umutlarını ve yaşama tutunma azimlerini kaybediyorlardı. Fakat şimdi kadınlarımız sorunları aşmanın, karanlığa bir mum yakmanın mücadelesini veriyorlar.

Sadece Türkiye özelinde değil, küresel anlamda da kadın dayanışması önem kazanmıştır. Bugün aramızda farklı ülkelerden gelen çok değerli kadınlar var. Dayanışma içinde hareket etmek bugün her zamankinden daha fazla önem taşıyor. Kadının ve kadın emeğinin istismarı konusunda birlikte mücadele vermek durumundayız. Fakat bu mücadeleyi verirken, kadın ve erkek fıtratlarını göz önünde bulundurmalı, adalet ilkesini hep devrede tutmalıyız. Toplumsal cinsiyet adaleti ilkesini kadın-erkek eşitliğinin temel ölçüsü yapmak durumundayız.

Dünya bir inkılap bekliyor! Ben bu inkılapta kadınlara büyük roller düştüğüne inanıyorum. Medyada, akademide, bürokraside, siyasette, sanatta, iş dünyasında kadın etkinliğini artırmak durumundayız. Dikkatinizi çekerim, kadın sayısından söz etmiyorum. Sayıyla birlikte ihtiyacımız olan şey etkinliktir. Varlık gösterebilmektir. Çok şükür Türkiye’de bu konuda dikkati çeken bir değişim yaşanıyor. Oranlarla sözü uzatmak istemem. Fakat siyasette kadın sayısı on yıl öncesine kadar çok ileri bir seviyededir. Akademideki kadın oranı dünya ortalamasının hayli üzerindedir. Türkiye’de kadın öğretim eleman oranı yaklaşık %43’tür. Fakat az önce vurguladığım gibi sayı yetmez, etkinlik alanını artırmak gerekir. Akademideki bu kadın varlığını yönetim mekanizmalarına taşımak durumundayız.

İnanıyorum ki, bugün burada yaptığınız gibi kadın araştırmalarının kapsamını genişletmek bu süreçleri hızlandıracaktır. Disiplinlerarası yaklaşımlarla bütüncül bir bakış açısı yakalamak gerekir. Böylece kadınların siyasi, sosyal ve ekonomik hayata, bilim ve sanat faaliyetlerine aktif bir şekilde katılmaları mümkün olabilecektir. Bir toplumun temel gelişmişlik göstergesi, her bireyin zihinsel faaliyetleri ve yeteneklerini kullanmalarına fırsat verilmesidir.

Bugün dünyanın en ihtiyaç duyduğu şey, ırkçılığa, cinsiyet ayrımcılığına, hoşgörüsüzlüğe ve önyargılara karşı hoşgörüyü, birbirine saygıyı ve bir arada yaşama kültürünü öne çıkarmaktır. Tüm dünya bir arada yaşamanın yollarını ararken, ilk yapılacak iş kadın ve erkek arasında adalet ve hakkaniyet üzere bir düzenin kurmaktır. Bunu yapabiliyorsak zaten bir arada yaşamayı da öğrenmişiz demektir.

Bu duygu ve düşüncelerle sözlerime son verirken, sizlerle bir arada bulunmaktan duyduğum memnuniyeti ifade etmek istiyorum. Kadın ve Demokrasi Derneği, KADEM’i ve Sakarya Üniversitesi Kadın Araştırmaları Merkezi’ni işbirlikleri ve gayretleri nedeniyle kutluyorum. Kadın Araştırmaları Kongresi’nin hayırlı neticeler vermesini diliyorum. Hepinizi en kalbi duygularla selamlıyorum.