“65 Yıl Önce Yokluk İçinde Toprağa Dikilen Fidan, Bugün Koca Bir Çınara Dönüştü”

30.04.2016
“65 Yıl Önce Yokluk İçinde Toprağa Dikilen Fidan, Bugün Koca Bir Çınara Dönüştü”

İlim Yayma Cemiyeti’nin 65. kuruluş yıl dönümü programına katılan Cumhurbaşkanı Erdoğan, cemiyetin 151 şube, 129 öğrenci yurdu ve 20 bin öğrencisiyle ülkenin tamamına hizmet verdiğini belirterek, “Sizler, bu ülkenin hayat damarlarının kurutulmaya çalışıldığı bir dönemde millete güç ve kuvvet verdiniz. İlim Yayma Cemiyeti'nin tarihi, bu aziz milletin öz evlatlarının hikâyesidir. Şayet bugün, bir dönem öz yurdunda parya muamelesi görenler, özgür, başı dik ve vakur bir şekilde her alanda 'Biz de varız' diyebiliyorsa, bu başarıda sizlerin çok büyük katkısı var” dedi.


Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, İlim Yayma Cemiyeti’nin, kuruluşunun 65. yıl dönümü etkinlikleri kapsamında düzenlediği programa katıldı. Haliç Kongre Merkezi’nde gerçekleştirilen programda Cumhurbaşkanı Erdoğan bir konuşma yaptı.


“ALLAH, MİRAÇ GECESİ’NİN YÜZÜ SUYU HÜRMETİNE MÜSLÜMANLARIN YAR VE YARDIMCISI OLSUN”

Konuşmasının başında, önümüzdeki salı gününü çarşamba gününe bağlayan gece idrak edilecek Miraç Kandili’ni kutlayarak, “Allah, Miraç Gecesi’nin yüzü suyu hürmetine, Suriye başta olmak üzere, dünyanın dört bir yanında zulüm gören, acı içinde, güvensizlik içinde hayatlarını sürdüren Müslümanların yar ve yardımcısı olsun” temennisinde bulunan Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Bu kutlu gecenin, İslam âleminin birliğine, beraberliğine, kurtuluşuna vesile olmasını temenni ediyorum” dedi.

Kuruluş yıl dönümü vesilesiyle düzenlenen programda İlim Yayma Cemiyeti mensuplarıyla beraber olmaktan duyduğu memnuniyeti dile getiren Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Bundan 65 yıl önce, 1951’de, ‘milletçe mesut olmanın imkânlarını oluşturmak için’, İlim Yayma Cemiyeti’ni kuran 68 hayırsever ağabeyimizi şükranla, yâd ediyorum” diye konuştu.

“SİZLER, ÇALIŞMALARINIZLA MİLLETİMİZİN UMUDU OLDUNUZ”

İlim Yayma Cemiyeti’nin kurulmasına vesile olan Adnan Menderes ve yol arkadaşlarını, Türkiye’de ilk imam hatip okullarını kuran Celalettin Ökten’i, ilmi toplumsal ve akademik çalışmaları ile bilinen Prof. Dr. Sabahattin Zaim’i anan Cumhurbaşkanı Erdoğan, şöyle konuştu: “Millî bilinci ve şuuru yükseltmek, irfanı yaygınlaştırmak, hayrı tesis etmek için ter döken, mesai harcayan tüm kardeşlerime, İlim Yayma Cemiyeti’nin bütün mensuplarına, başta Yusuf Tülün kardeşim olmak üzere yönetimin tüm kademelerinde olan kardeşlerime şükranlarımı sunuyorum. Allah’a hamdolsun, tam 65 yıldır, büyük bir özveriyle, gayretle Hak için, adalet için, ilim ve irfan için emek veriyor, mücadele ediyorsunuz. Evet, bundan 65 yıl önce, kısıtlı imkânlarla, yokluk ve yoksulluk içinde, ama halis niyetlerle, dualarla toprağa dikilen fidan, bugün koca bir çınara dönüştü. Ülke genelindeki 151 şubesi, 129 öğrenci yurdu ve 20 bin öğrencisi ile Cemiyet, bugün 78 milyonun tamamına hizmet ediyor. Sizler bu çalışmalarınızla milletimizin umudu oldunuz. Sizler, bu ülkenin hayat damarlarının kurutulmaya çalışıldığı bir dönemde millete güç ve kuvvet verdiniz. İlim Yayma Cemiyeti'nin tarihi, bu aziz milletin öz evlatlarının hikâyesidir. Şayet bugün, bir dönem öz yurdunda parya muamelesi görenler, özgür, başı dik ve vakur bir şekilde her alanda 'Biz de varız' diyebiliyorsa, bu başarıda sizlerin çok büyük katkısı var”

“İLİM YAYMA CEMİYETİ TÜRKİYE'DEKİ SİVİL TOPLUM KURULUŞLARININ ANASIDIR”

Cemiyet’in ‘Türkiye’deki sivil toplum kuruluşlarının anası’ olduğunu söyleyen Cumhurbaşkanı Erdoğan, devamında şunları ekledi: “Bu ülkede sivil toplum olarak ilk öğrenci yurdu inşası, burs, iftar gibi faaliyetleri başlatan vakıf, sizlersiniz. Sizler, Türkiye’de ilk kez ‘Kendi okulunu kendin yap’ sloganıyla, tüm milletimizi seferber ederek, 100’ün üzerinde İmam Hatip Okulunu inşa ettirdiniz. Şüphesiz 65 yıl önce Cemiyeti kuranlar, ‘bismillah’ diyerek bu adımı atarken sadece Türkiye’yi düşünmediler. Onların tasavvurları, hedefleri çok daha genişti, çok daha büyüktü. ‘Hayrun nas men yenfeûn nas’ (İnsanların en hayırlısı, insanlara faydalı olandır) düsturunu şiar edinerek adımlarını attılar. Tüm bunları da zorluklara, sıkıntılara, ülkemizin üzerinden silindir gibi geçen olağanüstü dönemlere rağmen yaptılar. Biz, hiçbir zaman kendi çocuklarının rızkından, zamanından kısarak, bu kutlu çatı altında hizmet etmiş gönül erlerinin hakkını ödeyemeyiz. Yurtlarda, imam hatip okullarında, evlerde geleceğimizin teminatı olacak şuurlu bir gençlik yetiştirmek için ‘fisebilillah’ gayret gösteren vakıf insanlarını, o gizli kahramanları asla unutamayız. Bugün bu dava bu aşamaya gelmişse, o meçhul kahramanların fedakârlıkları neticesindedir.”

“MİLLETİ, TARİHİNDEN UTANIR HALE GETİRMEYİ HEDEFLEMİŞLER”

Dün kendisinin de katıldığı etkinlikte Kutü’l Amare Zaferi’nin 100’üncü yıl dönümünün şanına ve anlamına yaraşır bir şekilde kutlandığını ifade eden Cumhurbaşkanı Erdoğan, Kutü’l Amare Zaferi ile ilgili şu değerlendirmelerde bulundu: “Yıllarca bizlere unutturulmaya, hafızalarımızdan tamamen silinmeye çalışılan bu zafer, aynı zamanda ülkemizdeki çarpık tarih anlayışını da gözler önüne sermektedir. Bu zaferin, ders kitaplarında kuru birkaç kelimeyle geçiştirilmeye çalışıldığını üzüntüyle ve ibretle görüyoruz.  Hâlbuki tarih, bir milletin sadece hafızası değildir. Tarih aynı zamanda bir milletin geleceğine ışık tutan, ilham veren, yol gösteren kayıtlardır. Biz, tarihimizden sadece ibret almayız, aynı zamanda kuvvet de alırız, kuvvet; bu bizim için çok önemli. Bu sebeple,  bir millet eğer tarih sahnesinden silinmek, müstemleke haline getirilmek isteniyorsa, öncelikle yapılması gereken şey, o milleti tarihsiz hale getirmektir, bugüne kadar yapılan da budur. ‘Demek ki yalnız Türkleri değil, onların tarihini de yenmek lazım’  anlayışıyla hareket edenler, bu milleti tarihinden koparmak, hatta tarihinden utanır hale getirmeyi hedeflemişlerdir. Kutü’l Amare Zaferi’mizin onca ihtişamına, onca ehemmiyetine rağmen bu milletin kitaplarından, evlatlarımızın zihninden kazınmasının sebebi, işte budur. Atiyi karanlık görerek azmi bırakmak, alçak bir ölüm varsa işte ancak budur.”

KUTÜ’L AMARE ZAFERİ

Buna karşılık yenilen tarafın, yaşanan hezimetin ve sonuçlarının gayet iyi farkında olduğunu, kaybedeceklerini anladıklarında Kut şehrindeki İngiliz askerlerin salıverilmesi karşılığında Halil Paşa’ya 1 milyon pound değerinde altın teklif ettiklerini hatırlatan Cumhurbaşkanı Erdoğan, bunda başarılı olamayınca, bu sefer zaferi itibarsızlaştırmaya, adeta kendileri kazanmış gibi yansıtmaya çalıştıklarını aktardı.

Cumhurbaşkanı Erdoğan sözlerini şöyle sürdürdü: “1 Temmuz 1916 yılında Daily Mail gazetesinin ilk sayfasında basılan ve General Townshend’i yanında bir Osmanlı subayıyla otomobil üzerinde gösteren fotoğrafın altında şu ifadeler yer almıştır: ‘Kut Kahramanı İstanbul’da.’ Hâlbuki General, İstanbul’da esir olarak bulunuyor, Osmanlı’nın nezaketi sebebiyle kendisine ihtimam gösteriliyordu. Ancak bu fotoğraf bile o zamanki yönetimi rahatsız etmiştir. Bu fotoğrafın, ‘temiz dövüşen Türk’ algısını pekiştireceğini, Türkleri sempatik göstereceğini düşünen İngiliz Dışişleri Bakanı Sykes, bunun önüne geçmek ister. Türklerle ilgili şu şekilde tezvirat yapılmasını ister, bunun talimatını verir: ‘Türkler Ermenileri katletti’, ‘Lübnan Hıristiyanları İtilaf güçlerine sempati duydukları için kasten açlığa mahkûm ettiler’, ‘Bize karşı sempati duyan Türkleri ve Arapları asıyor ya da vuruyorlar’, ‘Mısır ve Hindistan’da zorbalık ve suikast hareketlerine giriştiler.’ İşte bu tür yalanlarla, iftiralarla, büyük bir kara propaganda başlattılar. Sonraki yıllarda da, basında bu minvalde haberlere sıkça rastlanıyordu.”

Bu tür tezviratların, dün olduğu gibi bugün de Batı basınında sıkça görüldüğüne dikkat çeken Cumhurbaşkanı Erdoğan, bölgeyi kendi çıkarları için dizayn etmek isteyenlerin, o dönemde basın yayın kuruluşlarını nasıl bir silah gibi kullandıysa, 100 yıl sonra aynısını bugün de yaptıklarını vurguladı.

“BASIN YAYIN ÖZGÜRLÜĞÜ ÜZERİNDEN, ÜLKEMİZİ KARALAMAK İÇİN HER TÜRLÜ ÇABAYI GÖSTERDİLER”

Cumhurbaşkanı Erdoğan,  Suriye ve Irak konusunda, Güneydoğu Anadolu’daki olaylar hususunda aynı yaklaşımın ürünü olan haberlere, manşetlere, sosyal medya kampanyalarına her gün şahit olunduğuna işaret ederek, şunları söyledi: “Biliyorsunuz 3 yıl önce, Gezi olayları sırasında, yaşanan hadiseleri sanki ülkede bir iç savaş yaşanıyormuş gibi gösteren, bu yönde yayın yapan Batılı medya kuruluşları ülkemize kamp kurmuşlardı. Sonra manşetlerini, sayfalarını, sütunlarını ‘Türkiye teröre destek veriyor’ kara propagandasına hasrettiler. Bu arada basın yayın özgürlüğü üzerinden ülkemizi karalamak için her türlü çabayı gösterdiler.”

“PARALEL YAPININ İNLERİNE GİRECEĞİZ DEDİK, GİRDİK”

Şu anda paralel devlet yapılanması mensuplarının da bunu yaptığına; Türkiye’de başarılı olamayınca Batının değişik ülkelerinde yapının medya unsurlarının Türkiye aleyhinde kampanyalar sürdürüp iftira kampanyaları yürüttüğünü hatırlattı ve şu açıklamalarda bulundu: “Yalanın envai çeşidi şu anda onlarda var. Çünkü onlar da takiyeci ve bunu da başarıyla yürütüyorlar. İşte bakın şu anda çok ciddi bir kısmı cezaevlerinde, bir kısmı kaçtı gitti. Dedik ya, inlerine gireceğiz; girdik, giriyoruz. Söylüyorum; bu ten bu canda oldukça, bu ümmete ihanet eden kim olursa olsun bunların üzerine sonuna kadar gideceğiz. O kadar enteresan ki Amerika’da bir enstitüde konferans vereceğim. Konferans vereceğim enstitünün önüne geldik, baktık karşıda PKK bayrakları, bir tarafta ASALA, bir de baktık ki bir tarafta da paralel devlet yapılanması. Bunlar ne zamandan beri böyle dost oldular, ne zamandan beri bunlar bu kadar ahbaptılar? Tabii o çok iyi bir fotoğraf karesiydi. Niye? Hâlâ gaflet içerisinde olan o samimi kardeşlerimiz, hani tabanı ibadet diyoruz ya, o tabanı ibadette kalan kardeşlerimiz temenni ederim ki bu işten kurtulurlar. Çünkü tabanı ibadet, ortası ticaret, tavan ihanet; bunların yapısı bu.”

“BU MİLLET KENDİ GÖBEĞİNİ KENDİSİ KESECEKTİR, BUNUN BAŞKA ÇARESİ YOK”

Batılı medya kuruluşlarının; adi suçlardan, terör suçlarından, ajanlıktan hüküm giymiş, tutuklanmış kişileri, ‘gazeteciler hapse atılıyor’ diye dünya kamuoyuna yutturmaya çalıştığını söyleyen Cumhurbaşkanı Erdoğan, konuşmasının devamında şu eleştirilere yer verdi: “Peki, siz Suriye rejiminin katlettiği onlarca gazetecinin hiç haber olduğunu duydunuz mu? Gazze’de öldürülen gazeteciler için herhangi bir kampanya yürütüldüğünü gördünüz mü? Kendi ülkelerinde gizli bilgileri ifşa ettikleri için ofisleri basılanlara dair raporlar yayınlandığını, dünyanın ayağa kaldırıldığını hiç işittiniz mi? Terör konusunda da aynı çifte standarda, aynı ikircikli tavra şahit oluyoruz. Bakın biz PYD terör örgütüdür diyoruz, YPG terör örgütüdür diyoruz; çok enteresan, Amerika’da Savunma Bakanı ayrı şey söylüyor, öbür tarafta Sözcü ayrı şey söylüyor. Diyor ki; biz YPG’yi, PYD’yi terör örgütü olarak kabul etmiyoruz. Bu nasıl bir şeydir? Kendileriyle konuştuğumuzda bize artık farklı konuşuyorlar, ama bakıyorsunuz ki sırtımızı dönüyorsunuz bunlar farklı şeyler söylüyorlar. Öyleyse bu millet kendi göbeğini kendisi kesecektir, bunun başka çaresi yok.”

Türkiye’de herhangi bir terör eylemi olunca geniş bir biçimde konuyu işleyerek, ekranlarda saatlerce yayınlayanların, benzer hadiseler kendi ülkelerinde yaşanınca ‘sorumluluklarını ve etik değerlerini’ hatırladıklarını dile getiren Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Terör örgütleri arasında, acılar arasında, maktuller ve katiller arasında ayrım yapan bir zihniyetle terörle mücadele yapılmaz. Bunun adı gazetecilik değil, ikiyüzlülüktür; terör örgütlerine payandalık yapmaktır” eleştirisinde bulundu.

“BÖLÜCÜ TERÖR ÖRGÜTÜ VE PARALEL YAPI MENSUPLARI AYNI SAFTA”

Türkiye’deki bazı kesimlerin de aynı kini, aynı nefreti, aynı düşmanlığı kendi devletlerine, kendi milletlerine karşı sergilediklerini, üzüntüyle gördüklerini kaydeden Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Bölücü terör örgütünün mensupları ve destekçileri, hem ülke içinde, hem de dışarıda, Türkiye’nin aleyhine ne varsa, hepsinde en başta yer alıyorlar. Şimdi aynı safa, paralel devlet yapılanması dediğimiz ihanet şebekesinin mensupları da geçmiş durumda. Bu yapı, dünyanın hangi ülkesinde etkinliği varsa, orada tüm imkânlarını, tüm gücünü, tüm elemanlarını ülkemizin ve milletimizin aleyhine olan işler için seferber etmiş bulunuyor. Gittiğimiz ülkelerde, bu acı gerçeği bizzat gördüm. Böyle bir parayı bunlar bu ülkelere nasıl aktarırlar, böyle bir parayı bunlar nereden buldular, nasıl buldular? Onun için çok çalışacağız, yanlışımızı telafi etmek durumundayız. Bölücü örgütün paçavralarını taşıyanlar, ermeni örgütlerinin yandaşları ve paralel yapının elemanları, yan yana, omuz omuza, kol kola ülkemizin aleyhine slogan atıyorlar, gösteri yapıyorlar. Hatta fırsat bulduklarında işi saldırganlığa kadar vardırıyorlar” şeklinde konuştu.

Bu yüzden her fırsatta ‘yerli’ ve ‘millî’ vurgusu yaptığını söyleyen Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Şayet yerli değilseniz, şayet millî bir duruşunuz yoksa, paralel yapı gibi ruhunuzu ve bedeninizi başkalarının emrine vermişseniz, sizi kendi ülkeniz aleyhine de bağırtılar, kendi ülkenize karşı silah da çektirirler” dedi.

“TERÖR ÖRGÜTÜNÜN İÇİNDE BARINANA TERÖRİST DENİR”

Adana’daki MİT tırları meselesinde, paralel yapı elemanlarının, kendi ülkelerine silah çektirme ihanetini sergilediklerine vurgu yapan Cumhurbaşkanı Erdoğan, şu açıklamaları yaptı: “Onların iddia ettiklerinin aksine, şayet Türkiye bir hukuk devleti olmasaydı, bu ihanetin cezası çok başka olurdu. Türkiye, onlara rağmen bir hukuk devleti olarak kalmayı başardığı için, şu anda hesabı mahkeme önünde veriyorlar. Bu sıradan bir mesele değildir. Ülkemizin tarihindeki en açık, en aleni, en cüretkâr ihanet teşebbüslerinden birini gerçekleştirenlerin, bu devlete ve bu millete yapamayacakları kötülük yoktur, kim olursa olsun. Bunun içinde yargı yer aldı mı? Aldı. Bunun içinde ne yazık ki güvenlik güçlerimiz yer aldı mı? Aldı. Bunun içinde medya yer aldı mı? Aldı. Bunları yaşadık. Peki, bunların takipçisi olmayacak mıyız? Rabbim onların kirli hesaplarını altüst etmiş, bu ihaneti yapanları kendi kazdıkları kuyuya düşürmüştür. Türkiye’yi ‘terör örgütlerine yardım eden bir ülke’ gibi göstermeye çalışanlar, bugün kendileri terör örgütü olarak tescillenmişlerdir. Paralel ihanet şebekesinin ülkemize verdiği zarar çok büyüktür. Türkiye’nin, bilhassa son çeyrek asrının en parlak beyinleri, bu örgüt tarafından adeta iğfal edilmiş, şahsiyetsiz, kişiliksiz, riyakâr robotlar haline dönüştürülmüştür. Ortaya çıkan bunca ihanet belgesine rağmen hâlâ bu yapının içinde kalmakta ısrar edenler, hiç kusura bakmasınlar, başlarına gelecekleri kabul ediyor demektir. Terör örgütünün içinde barınana terörist denir. Ne dedik? Dedik ki, legal görünüm altında illegal yapılanma içerisinde olanlar ki şimdi onu daha da değiştireceğiz, o da şu: İllegal terör yapılanması veya illegal terör örgütü diyecek ve bu şekilde de üzerlerine gideceğiz.”

“EVLATLARIMIZIN ŞER ŞEBEKELERİNİN PENÇESİNE DÜŞMESİNİ ÖNLEMELİYİZ”

Katılımcılara hitaben, “Türkiye’nin bir daha böyle bir musibete maruz kalmaması için en büyük görev sizlere düşüyor” diyen Cumhurbaşkanı Erdoğan, yapılandan daha fazlasının yapılması gerektiğini söyleyerek, “Paralel yapıya kaptırılan her bir masum evladımızın vebali bizlerin üzerindedir. Biz daha fazla çalışarak, daha fazla hizmet gerçekleştirerek, daha fazla imkân oluşturarak, evlatlarımızın bu tür şer şebekelerinin pençesine düşmesinin önüne geçmek mecburiyetindeyiz” diye ekledi.

Her şehirde üniversite kurmuş olmalarının önemli olduğunu; ancak üniversitelere gelen öğrencilerle ne kadar yakından ilgilenilebildiği, onlara neler verilebildiğinin daha önemli olduğunu belirten Cumhurbaşkanı Erdoğan,  “İnancını, tarihini, kültürünü, medeniyetini bilen evlatlarımızdan oluşan Asım’ın Nesli’ni yetiştiremezsek, yaptığımız onca yolun, onca konutun, onca hastanenin, onca hizmetin ne anlamı var ki? Her şey insan için, şüphesiz ki her şey sizler, bizler için, her şey insanla kaim. Eğer biz evlatlarımıza doğruyla yanlışın, iyiyle kötünün, çirkinle güzelin, Hakla batılın farkını öğretemiyorsak, iman ve amel bakımından onları olgunlaştıramıyorsak, neyin mücadelesini veriyoruz ki?” ifadelerini kullandı.

“BUNLARA KALSAYDIK; BUGÜN DEĞİL CUMHURBAŞKANI, MUHTAR BİLE OLMAZDIK”

Cumhurbaşkanı Erdoğan şunları kaydetti: “Birileri sizleri karalamak, çalışmalarınızı gölgelemek, pak sicilinize kara çalmak için elbette elinden geleni arkasına koymayacaktır. İnanın bana, bu yazılanların, çizilenlerin, söylenenlerin zerre kadar önemi yoktur, at bir kenara bas üstüne. Unutmayın, ‘kaderin üstünde bir kader vardır’; olay bu kadar. Şayet biz bunlara kalsaydık, bugün değil Cumhurbaşkanı, muhtar bile olmazdık. Şimdi, her ay yüzlerce, binlerce muhtarımızı Cumhurbaşkanlığı Külliyemizde ağırlıyor, onlarla birlikte bize bu sözü söyleyenlere hak ettikleri dersi veriyoruz. Hamdolsun, geçen hafta itibariyle şu ana kadar Cumhurbaşkanlığı Külliyesi’nde 10 bin muhtarımızı ağırladık. 52 bin muhtarımız var, inşallah hepsini de orada ağırlayacağız. Çünkü asıl olan milletin gönlüne girip giremediğinizdir. Köşe yazarı yazmış, yazmamış; ne yazarsan yaz hiç önemli değil. İngiliz şöyle yazmış, Alman böyle yazmış, Amerikalı şöyle yazmış; ne yazarsanız yazın, halk ne diyor, Hakk ne diyor, aslolan budur. Kardeşlerim, biz görevimizi yapmaya devam edeceğiz. Milletin gönlüne girmişseniz, yanlışlar düzeltilir, noksanlar tamamlanır, menzile adım adım yaklaşılır. Ama orada tutunamamışsanız, dünya kadar imkânınız olsa da beyhude. Yıkılıp gitmeye, unutulmaya mahkûmsunuz demektir.”

İlim Yayma Cemiyeti’nin ve aynı amaç doğrultusunda faaliyet gösteren diğer teşekküllerin, milletimizin gönlünün başköşesinde yerleri olduğunu söyleyen Cumhurbaşkanı Erdoğan, konuşmasını cemiyetin kuruluşunun 65. Yıl dönümünün hayırlı olmasını dileyerek ve bu çatı altında emek verenlere teşekkür ederek tamamladı.

Tüm Haberler