“Milleti Oluşturan Bireylerin Manevi Donanımı Ne Kadar Güçlü ise Devletin Geleceği de O Kadar Parlak Olur”

19.08.2015
“Milleti Oluşturan Bireylerin Manevi Donanımı Ne Kadar Güçlü ise Devletin Geleceği de O Kadar Parlak Olur”

Diyanet İşleri Başkanı Görmez ve il müftüleri ile Cumhurbaşkanlığı Külliyesi’nde bir araya gelen Cumhurbaşkanı Erdoğan, bugün karşı karşıya kaldığımız sorunların çözümünde manevi gelişime daha fazla önem verilmesi gerektiğine işaret ederek, müftülere hitaben, “Batının içine düştüğü toplumsal çözülmeden ve İslam âleminin derin krizlerinden ülkemizi ve milletimizi koruyabilmemiz için sizlerden çok daha fazla gayret bekliyorum” dedi.

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Diyanet İşleri Başkanı Mehmet Görmez ve il müftüleri ile Cumhurbaşkanlığı Külliyesi’nde bir araya geldi. Misafirlerini akşam yemeğinde ağırlayan Cumhurbaşkanı Erdoğan yemekten sonra bir konuşma yaptı.


Konuşmasına misafirleri selamlayarak ve “Milletin evine, Cumhurbaşkanlığı Külliyesi’ne hoş geldiniz” sözleri ile başlayan Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Biz, her dönemde ilme, âlime, gönül insanlarına değer veren, onları tüm makamların üstünde gören bir geleneğin temsilcileriyiz” dedi.

Gönül dünyamızı âriflerin, âbitlerin ve zahitler aydınlattığını, fikir dünyamızı da âlimlerin ve münevverler zenginleştirdiğini vurgulayan Cumhurbaşkanı Erdoğan, dinleyicilere hitaben, “Sizleri, işte bu geleneğin günümüzdeki temsilcileri olarak görüyorum” diye konuştu.

“MİLLETİMİZİN BUGÜN KARŞI KARŞIYA OLDUĞU SORUNLARIN ÇÖZÜMÜ, MANEVİ GELİŞİME ÖNEM VERİLMESİNDEN GEÇİYOR”

Ülkemizin ve milletimizin bugün karşı karşıya bulunduğu sorunların çözümünün, diğer hususlarla birlikte, hatta onlardan daha önce ve önemli olarak, manevi gelişime önem verilmesinden geçtiğine değinen Cumhurbaşkanı Erdoğan, şöyle dedi: “Milletimizin irşadı, hak yola, doğru yola çağrılması, bilgilendirilmesi, eğitim ve ibadet ihtiyaçlarının karşılanması konusunda en büyük sorumluluk sizlere düşüyor. Her birinizin bu konuda üzerine düşen görevin önemine müdrik olduğuna inanıyorum. Bugüne kadar yaptığınız hizmetler için de sizlere teşekkür ediyorum.”

“MANEVİ ÖNDERLERİN KURTULUŞ SAVAŞINDA ÇOK BÜYÜK ROLÜ VE KATKISI VARDIR”

Devletleri ve milletleri sadece askeri başarıların ayakta tutmayacağını belirten Cumhurbaşkanı Erdoğan, milleti oluşturan bireylerin manevi donanımları ne kadar güçlü, istikametleri ne derece doğru olursa, devletlerin geleceklerinin de o kadar parlak olacağını söyledi. Kurtuluş Savaşı’nı yöneten ilk Meclisin, din adamlarıyla askerlerin ve milletin her kesiminden insanın aynı safta buluştuğu bir törenle açıldığını hatırlatan Cumhurbaşkanı Erdoğan,  sözlerine şu cümlelerle devam etti: “Hacı Bayram Camiinde kılınan Cuma Namazının ardından Ulus’a hareket eden bu heyet dualarla, salâvatlarla, hatmi şeriflerle Millet Meclisi’nin açılışını yapmıştı. Meclis çalışmalarında da benzer bir manzara söz konusuydu. Bu milletin manevi önderleri olan din adamlarının tıpkı Çanakkale’de ve diğer cephelerdeki mücadelelerde olduğu gibi Kurtuluş Savaşında da çok büyük rolü ve çok ciddi katkısı vardır.”

“BİR DÖNEM MİLLETİN MANEVİ YÖNÜ İHMAL EDİLDİ”

Daha sonraki dönemde milletin bu yönünün bir kenara bırakılıp ihmal edildiğini, dini kurumlar ve dini yapılarla birlikte din adamlarının da tek parti döneminin baskısından olumsuz etkilendiğine dikkat çeken Cumhurbaşkanı Erdoğan, şunları kaydetti: “Öyle ki ülkemizin bir döneminde din adamlarına sadece ölü yıkayıcı gözüyle bakıldı. İmam hatipte öğrenci olduğumuz dönemleri hatırlıyorum, hocalarımız bize; ‘Buraya gelip de ölü mü yıkayacaksınız?’ diyorlardı. Hamdolsun o tuzağa düşmedik, o oyuna gelmedik, yürüdük yürüdük, Mevlam bizlere buraları tahsis etti, buralarla görevlendirdi.”

“NİTELİKLİ GENÇLERİMİZİN YETİŞMESİ LAZIM”

Televizyonlarda, filmlerde, dizilerde din adamlarına sürekli kötü imajlar yüklenerek toplumda onlarla ilgili olumsuz bir algı oluşturulmaya, yerleştirilmeye çalışıldığını ve bunun hala devam ettiğine dikkat çeken Cumhurbaşkanı Erdoğan, şu açıklamalara yer verdi: “Tek parti dönemindeki ilk dini kurumların kuruluş gayesi, milletin irşadı değil cenaze namazını kıldıracak din görevlisi ihtiyacını karşılamaktır. Hatta o dönemin lideri konumunda olan şahıs, ‘Ölü yıkayıcısı kursları açmanızı istiyorum’ diye talimatı verdi. Ama milletimiz bu kurumları öyle bir sahiplendi ki kısa sürede ortaya kadim medeniyetimizin yeniden yükselişinin müjdecileri olan imam hatip okulları ve ilahiyat fakülteleri çıktı. Hamdolsun o sıkıntılı günler geride kaldı. Yeterli mi? Bana göre yeterli değil, şimdi bundan sonra bizim nitelik üzerinde çok büyük gayretler sarf etmemiz lazım. Yani imam hatip nesli daha nitelikli olması lazım, ilahiyat fakültelerinden çok daha nitelikli gençlerimizin yetişmesi lazım. Ve onlar yetiştikten sonra gittikleri hangi merci olursa olsun o mercilerde ilmiyle, ameliyle, yaşamıyla hakikaten o topluma örnek olması lazım. İşte burada devletin en üst makamında müftülerimizi ağırlıyor, onlarla hasbihal ediyor, karşılıklı bir fikir teatisinde bulunuyoruz.”

Türkiye’nin bu yeni döneminde din adamlarının da sorumluluk alanının genişlediğini belirten Cumhurbaşkanı Erdoğan, müftülere hitaben, “Batının içine düştüğü toplumsal çözülmeden ve İslam âleminin derin krizlerinden ülkemizi, milletimizi koruyabilmemiz için sizlerden çok daha fazla gayret bekliyorum” şeklinde konuştu.

“MANEVİ HAYAT DAMARLARIMIZIN TIKANMASI VEYA KİRLETİLMESİ BİZİM İÇİN EN BÜYÜK TEHLİKE”

Cumhurbaşkanı Erdoğan, İslam dünyasının bir kriz içinde olduğunu, bu noktada özellikle Türkiye’nin üzerinde çok ama çok önemli bir sorumluluk olduğunu ifade ederek konuşmasını şöyle sürdürdü: “Bakınız İslam dünyasının dışında nüfusun çoğalmasına baktığınız zaman, bakıyorsunuz iki katı bile zor yakalamışlar. Ama İslam dünyasında neredeyse 1’e 5, 1’e 6 bir nüfus artışı söz konusu. Peki, eksiğimiz nerede? Eksiğimiz, aramızdaki birlik, beraberlik, muhabbet; bunda ciddi sıkıntımız var. Tabii bu nereden başlıyor diye bunu incelediğimizde, bakıyorsunuz ki İslam dünyasının ilim erbabı kendi arasında ilmi meselelerimizde bir birliği, vahdeti yakalayamıyor, çok ciddi kopuşlar var. İşte bu fikri kısırlıktan kurtulmamız gerekiyor. Manevi hayat damarlarımızın tıkanması veya kirletilmesi bizim için en büyük tehlike. Merhamet, adeta İslam âleminden çekilmiştir. Kardeşin kardeşe kinle, nefretle, düşmanlıkla baktığı günlerden geçiyoruz. ‘Müslümanım’ diyen çok rahat öldürüyor başka bir Müslümanı. ‘Allahu ekber’ diyerek ‘Allahu ekber’ diyeni öldürüyor. Kelime-i şahadet getirerek öldürüyor. O bakımdan ilim, İslam dünyasından kaçmış, yerini cehalete ve şiddete bırakmıştır. Biz cehaleti okuma-yazma bilmemek gibi tanımlarsak en büyük cehaleti yaşamış oluruz, cehalet Hakk’ı bulamamak…”

“MÜSLÜMANLAR; MEZHEPÇİLİĞİN, KAVMİYETÇİLİĞİN VE MADDİYATÇILIĞIN AĞINA DÜŞTÜ”

Kur’an ve sünnetin rehberliğinden uzaklaşan Müslümanların; mezhepçiliğin, kavmiyetçiliğin, maddiyatçılığın ağına düştüğünü vurgulayan Cumhurbaşkanı Erdoğan, Yunus Emre’nin, ‘Taş gönülde ne biter / Dilinde ağu tüter / Nice yumuşak söylese / Sözü savaşa benzer’ dizelerini alıntılayarak şunları söyledi: “Evet, taş gönüllerden zehirler saçılmaktadır. Hâlbuki kalbinde imanı olan, Allah ve Peygamber sevgisi olan hiç kimse Müslüman kardeşine kin duymamalı, nefretle bakmamalı, hele onun canına ve malına asla kast etmemeli. Çünkü Müslüman, elinden, dilinden emin olunan kimsedir, öyle olmak mecburiyetindedir. Müslüman’ın dili yumuşak, sözleri kadife gibi tatlı olmalı.” Zaman zaman kendisinin de sert olabildiğini ifade eden Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Tabii ciğerler parçalanınca o hale getiriyorlar” dedi ve ekledi: “Yüzlerin yöneldiği Kâbe’den, yani Allah’ın evinden gönüllerini uzaklaştıranlar, kendilerine farklı kıbleler bulmuşlardır. Çeşit çeşit fitneler Müslümanları adeta kör etmiş, İslam alemini esir almıştır. Evinden gönüllerini uzaklaştıranlar, kendilerine farklı kıbleler bulmuşlardır.”

Bu kaos içinde bir huzur ve güven adası durumunda bulunsa da, Türkiye’nin de yaşanan olumsuzluklardan etkilendiğini aktaran Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Böyle bir ortamda İslam’ın gerçek mesajını mesai arkadaşlarınızla birlikte sizler ifade etmek, kalplere nakşetmek durumundasınız. Geçmişte medeniyetimizi besleyen Yunus’ların, Hacı Bayram’ların, Mevlana’ların sayesinde bu topraklarda Müslümanlar ve her kavimden, her inançtan insanlar asırlarca huzur içinde yaşamıştır. İşte bunu sağlayan anlayışı yeniden İslam âleminin tümüne teşmil etmeli, Müslümanları huzura, sükûna kavuşturmalıyız” ifadelerini kullandı.

“İSLAM’IN HALKIMIZA TAM MANASIYLA ANLATILMASI LAZIM”

Bu noktada özellikle Doğu ve Güneydoğu’da görev yapan din görevlilerine çok büyük bir sorumluluk düştüğüne dikkat çeken Cumhurbaşkanı Erdoğan, Türkiye’de 85 bin caminin, Kur’an kursu öğreticileri ile birlikte 125 bin din görevlisinin olduğunu, bunun da bir imkân ve güç olduğunu vurgulayarak, şu açıklamalarda bulundu: “Bunun özellikle ülkemizde İslam’ın anlaşılmasına doğru çok daha hareketli bir gücü devşirmesi lazım diye düşünüyorum. Günde beş vakit sadece namazla başlayıp biten bir mesainin, ben inanıyorum ki camideki imamlarımızın ve siz değerli müftülerimizin de yeterli bulmadığınızı düşünüyorum. İslam’ın halkımıza tam manasıyla anlatılması lazım.”

“ESKİDEN CAMİ HOCASINA BÜYÜK GÜVEN DUYULURDU; BUNU YENİDEN KAZANMAMIZ LAZIM”

Eskiden mahalle hayatında caminin hocasına büyük bir güven duyulduğunu, onlara evlerin kapılarının güvenle açıldığını hatırlatan Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Bunu bizim yeniden kazanmamız lazım” dedi ve şunları ekledi: “Ama şimdi bakıyorsunuz camimizden silahlar çıkıyor, bu hale geldik. Camilerimiz elden gidiyor, bu hale geldik. Ve bu konuda bizim yapmamız gereken çalışma öyle zannediyorum ki bugüne kadar olan süreçten çok daha farklıdır. Ben bu Ankara’daki bir araya gelişinizden sonraki sürecin farklı olacağına inanıyorum. İl müftüleri olarak ilçelerdeki müftü kardeşlerimle bir araya gelmek suretiyle tüm imam kardeşlerimizle illerinizde bir araya gelmek suretiyle yeni bir dinamizmin, yeni bir heyecanın illerimizde doğmasına inşallah bu buluşmanız vesile olur diye düşünüyorum.”

“KADİM MEDENİYET DEĞERLERİMİZ, DAEŞ ZİHNİYETİNİN DE, MEZHEPÇİLİK BELASININ DA PANZEHİRİDİR”

Cumhurbaşkanı Erdoğan, kadim medeniyet değerlerimizin, DAEŞ zihniyetinin de, mezhepçilik belasının da, kavmiyetçilik tehlikesinin de panzehiri olduğunun altını çizerek, “Biz ‘fitne, öldürmekten beterdir’ anlayışıyla bu yöndeki her türlü gayretin önünü peşinen kesen bir kültüre sahibiz. Dinimiz düşünmeyi, üretmeyi, farklı fikirleri teşvik etmiş, daima gelişmenin, yeniliğin öncüsü olmuştur. Böyle bir yaklaşım hiç kimsenin kendi içtihadını, kendi görüşünü, kendi yorumunu mutlak hakikat sayıp diğerlerine dayatmasına asla müsaade etmez” dedi.

“MÜSLÜMANI MÜSLÜMANA KIRDIRMA PROJESİ TÜM ACIMASIZLIĞIYLA YÜRÜYOR”

Bugün yaşanan sıkıntıların en büyük sebebini, bu anlayışın kaybedilmiş olmasına bağlayan Cumhurbaşkanı Erdoğan konuşmasında şe değerlendirmelere yer verdi: “İslam âlemi birliğe, beraberliğe, kardeşliğe hiç olmadığı kadar ihtiyaç duyduğu bu dönemde sürekli yeni çatışmalara, kardeş kavgalarına, parçalanmalara sahne oluyor. İşte bugün 8 şehidimiz daha var. Sömürgecilerin 1,5 asırdır altını sürekli alevlendirerek kaynattıkları fitne kazanı her gün yeni canlar alarak, yeni ocaklar söndürerek fokurdamaya devam ediyor. Müslümanı Müslümana kırdırma projesi tüm canlılığıyla, tüm acımasızlığıyla yürüyor. Bu ortamda bize düşen; Müslümanları uyarmaya, onlara Hakk’ı ve hakikati anlatmaya kesintisiz şekilde devam etmektir. Üzerimizdeki sorumluluk çok büyük. Şunu bilin ki İslam aleminin gözü Türkiye’nin üzerindedir. Nereye gidiyorsam İslam dünyasında, hep gördüğüm budur. Ve bizlere ağlayarak yükledikleri yük çok ama çok fazla. Müslümanların umudu, unutmayın Türkiye’dir, sizlersiniz. Bunun için öncelikle bizim kendimize çeki düzen vermemiz gerekiyor. Cehalete, provokasyonlara, yanlış din anlayışlarına karşı ilmi, vicdani, en önemlisi de irfanı devreye sokmalıyız. Sözlerimiz ve istikametimiz dosdoğru olmalı ki İslam dünyasına içinde bulunduğu bu çıkmazdan kurtulma konusunda katkıda bulunabilmenin rehberi olalım.”

“BU ÇALIŞMALAR, DÜNYADAKİ DİĞER MÜSLÜMAN ÂLİMLERLE BİRLİKTE YÜRÜTÜLMELİ”

Bu çalışmaların, dünyadaki diğer Müslüman âlimlerle, birlikte yürütülmesi gerektiğini ifade eden Cumhurbaşkanı Erdoğan, her ülkedeki din adamlarının temel kaynaklar etrafında birleşerek kendi toplumlarını aydınlatmaları için elden gelenin yapılması gerektiğini söyledi. Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Diyanet İşleri Başkanlığımız, adeta bu işin dünyada merkezi konumuna gelmelidir” diyerek bu anlamda dünyada da bir beklenti olduğunu gözlemlediğini ifade etti.

“Hiç şüphesiz din Allah’ındır. İslam’ın koruyucusu da Rabbimizdir” diyen Cumhurbaşkanı Erdoğan, konuşmasını şöyle tamamladı: “Bizler müktesebatımızla, istikametimizle, gayretimizle, ona layık olmaya çalışmakla mükellefiz. İnşallah emeklerimiz zayi olmayacaktır, bundan şüphem yok. Bu düşüncelerle her birinize, sizin nezdinizde ülkemizdeki tüm din görevlisi kardeşlerime hizmetleriniz için şükranlarımı sunuyorum. Bir kez daha sizleri sevgiyle, saygıyla selamlıyor, hepinizi Allah’a emanet ediyorum. Ve inşallah bu dönüş illerimizde yeni bir heyecanın, yeni bir aşkın oluşumuna vesile olur diyorum. Allah yar ve yardımcımız olsun.”

Tüm Haberler