“En Büyük Hırsızlık, İnsanların Dinini, İnancını, İhlasını ve Ümidini Çalmaktır”

03.08.2016
“En Büyük Hırsızlık, İnsanların Dinini, İnancını, İhlasını ve Ümidini Çalmaktır”

Diyanet İşleri Başkanlığı Din İşleri Yüksek Kurulu tarafından düzenlenen Olağanüstü Din Şurası’nda konuşan Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Şayet 17-25 Aralık sonrasında aldığımız önlemler olmasaydı, özellikle yargıda aldığımız önlemler olmasaydı bu darbe girişimi muhtemelen, sadece silahlı kuvvetler içindeki bir grup silahlı teröristin değil; polisiyle, yargısıyla, bürokrasinin diğer unsurlarının katılımıyla çok daha büyük bir tehdit olarak karşımıza çıkacaktı” dedi.

Fetullahçı Terör Örgütü'nün (FETÖ) darbe girişiminin ardından, olağanüstü olarak toplanan ve iki gün sürecek olan şuranın açılışında, Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanı İsmail Kahraman, Başbakan Yardımcısı Numan Kurtulmuş, din âlimleri, İlahiyat Fakültelerinden çok sayıda öğretim üyesi ve davetliler hazır bulundu. Bilkent Otel’de gerçekleştirilen şurada Cumhurbaşkanı Erdoğan, şura üyelerine ve katılımcılara hitaben bir konuşma yaptı.


Şura üyelerini ve davetlileri selamlayıp Olağanüstü Din Şurası’nın hayırlara vesile olmasını dileyerek konuşmasına başlayan Cumhurbaşkanı Erdoğan, şurayı düzenleyen Diyanet İşleri Başkanlığı’na şuraya görüşleri, değerlendirmeleri ve teklifleriyle katkıda bulunacak olan tüm âlimlere ve uzmanlara teşekkür etti.

“15 TEMMUZ DARBE GİRİŞİMİ, TÜRKİYE’NİN SON 3 YILDIR YAŞADIĞI SÜRECİN EN KANLI BOYUTUNU TEŞKİL ETMEKTEDİR”

Türkiye’nin son 3 yıldır çok önemli gelişmelere sahne olduğuna ve 15 Temmuz gecesi yaşanan silahlı darbe girişiminin, bu sürecin en kanlı, en cüretli boyutunu teşkil ettiğine dikkat çeken Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Devlet ve millet olarak, bekamızı yakından ilgilendiren bu gelişmelerin odağında yer alan terör örgütünün özelliği, kendisini dini bir yapı, dini bir cemaat, dini bir hizmet kuruluşu olarak gösteriyor olmasıdır. Esasen, bu hain yapının 40 yıldır toplumumuz içinde kanserli bir hücre gibi, bulaşıcı bir virüs gibi yaşayabilmesi ve sürekli büyümesi, işte bu dini değerleri öne çıkartan kimliği sayesinde mümkün olmuştur” diye konuştu.

Kendisine kimi dostlarının, ‘Efendim bunlar silahlı bir örgüt değil’ dediklerini, kendisinin de ‘Bakın yanlış bir tespitin içerisindesiniz. Bunlar silahı vakti saati geldiğinde en iyi kullanabilecek bir örgüttür’ dediğini aktaran Cumhurbaşkanı Erdoğan, “O dostlar, ‘Nasıl olur’ dediklerinde de ‘Bunlar silahlı Kuvvetlerimizin içerisinde örgütlenmiş ve vakti saati geldiğinde oradaki silahları bu millete doğrultabilecek bir karakterde olan bir örgüttür’ derdim. İnanmazlardı, inanmıyorlardı. Tabii bunları kalkıp açık açık meydanlarda da söyleyebilecek noktada değildik. Sadece bunlar özel toplantılarımızda yaptığımız görüşmelerdi. Şimdi bu ortaya çıkınca o dostlar şimdi gelip haklıymışsın demeye başladılar” şeklinde konuştu.

“BU YAPININ SİNSİ HESAPLARIN ALETİ, ARACI, ÖRTÜSÜ OLDUĞUNU UZUN SÜRE GÖREMEDİK”

Milletin, meşrebi ne olursa olsun, ‘Allah ve Peygamber’ diyen, hayır-hasenat için çalışan, en azından böyle görünen herkesi, her grubu olduğu gibi, bu yapıya da hüsnü niyetle yaklaşıp mensuplarını koruyup desteklediğini ifade eden Cumhurbaşkanı Erdoğan, şunları söyledi: “Tek parti döneminden itibaren uzun süre, fevkalade yanlış bir şekilde, ‘irtica paranoyasıyla’ ve devlet imkânlarıyla dini cemaatlerin üzerine gidildiği dönemlerde, her grup gibi, bu yapı da milletimizin kolları, kanatları altında varlığını sürdürmüştür. Rahmetli Özal, Demirel, Ecevit, hatta biz de, farklı görüşlerden siyasetçiler ve devlet adamları da bu yapıya iyi niyetle destek olduk. Açık konuşuyorum: Şahsen ben de, katılmadığım pek çok yönleri olmasına rağmen, asgari müştereklerde buluşabildiğimiz zannıyla, her kesim gibi, bunlara yardımcı oldum. Şerif Mardin’in çevre olarak ifade ettiği, daha önce dışlanmış, ötekileştirilmiş tüm kesimleri merkeze taşıma çabamızdan, bu kesimin de istifade etmesini sağladım. Yapının başında yer alan kişi ve kadro konusundaki tüm tereddütlerimize rağmen, yurt içinde ve yurt dışında yürütüyor göründükleri yaygın eğitim, yardım, dayanışma faaliyetlerinin hatırına, bunlara müsamaha gösterdik. Hatta ‘Allah dedikleri için müsamaha gösterdik, dedik ki ‘bir ortak yanımız vardır.’ Ama inanın bana, aynı menzile giden farklı yollardan biri olarak gördüğümüz bu yapının, aslında bambaşka niyetlerin, sinsi hesapların aleti, aracı, örtüsü olduğunu uzun süre görmedik, göremedik.”

2010 yılından itibaren, özellikle de 2012 yılından sonra bu yapıyla ilgili rezerv koyduklarını ve bu dönemde Türk Silahlı Kuvvetleri kadrolarına yönelik operasyonlar ve davalarla ilgili de ciddi şüphelerinin olduğunu ve bu şüphesini yetkililerle paylaştığını açıklayan Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Çok yakından tanıdığım, uzun yıllar birlikte çalıştığım bazı komutanlara yöneltilen suçlamaların ve tutuklamaların gerekçeleri beni ikna etmiyordu. Aynı şekilde, kamuda ve özel sektörde, yapıya mensup kişilerin giriştikleri güç temerküzünden, kendilerinden olmayanlara hayat hakkı tanımayan tavırlarından ciddi olarak rahatsızlık duyuyordum. Fakat o sıralarda meseleyi kendi arkadaşlarımıza dahi anlatmakta güçlük çekiyordum” dedi.

“ARTIK ŞÜPHE DÖNEMİ BİTTİ MÜCADELE DÖNEMİ BAŞLADI”

2013 yılında yaşanan 17-25 Aralık darbe girişiminin, bu hain örgütün gerçek yüzünü ilk defa tüm çıplaklığıyla ortaya koyan bir hamle olmasına rağmen kimi arkadaşlarının örgütün gerçek yüzünü görmediğine işaret eden Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Hala inanmayanların olduğunu da biliyorum. Hala maalesef bakıyor ama görmüyor olanların olduğunu da biliyorum. Bu noktadan sonra artık şüphe dönemi bitti mücadele dönemi başladı” açıklamasında bulundu.

“Şayet 17-25 Aralık sonrasında aldığımız önlemler olmasaydı, özellikle yargıda aldığımız önlemler olmasaydı bu darbe girişimi muhtemelen, sadece silahlı kuvvetler içindeki bir grup silahlı teröristin değil; polisiyle, yargısıyla, bürokrasinin diğer unsurlarının katılımıyla çok daha büyük bir tehdit olarak karşımıza çıkacaktı” ifadelerini kullanan Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Her şeye rağmen, bu hain örgütün gerçek yüzünü çok daha önceden ortaya dökememiş olmanın üzüntüsü içindeyim. Bundan dolayı hem Rabbimize, hem de milletimize verecek hesabımız olduğunu biliyorum. Rabbim de, milletim de bizi affetsin” diye ekledi.

Cumhurbaşkanı Erdoğan, 15 Temmuz darbe girişiminin, milletçe maruz kalınan, yakın tarihin en büyük sıkıntıların biri olduğunu belirtti ve “79 milyon hep birlikte, sabırla, cesaretle, metanetle, dirayetle yürüttüğümüz mücadele sayesinde, hamdolsun, bu sıkıntıyı def ettik. Hiç şüphesiz, 15 Temmuz gecesi ne kadar kara başlamışsa, sabahı da o derece aydınlık sonuçlanmıştır. Artık, bir yandan ülkemize ve milletimize yönelen bu hain saldırının müsebbiplerinden hesap sorma, bir yandan da muhasebe yapma zamanıdır” diye konuştu.

“MİLLETİME İNANDIĞIM İÇİN MİLLETİMİ MEYDANLARA, HAVALİMANLARINA DAVET ETTİM”

FETÖ’ye mensup bir akademisyenin, darbe girişimi öncesinde örgüt bünyesindeki bir TV kanalında bir darbe olma durumunda milletin ‘zannedildiğinin aksine korkup sokağa çıkmayacağı’ yönündeki açıklamalarına işaret ederek, “Onlar bu milleti tanımamış, onlar bu milletin ruhuyla özdeş olmamış” diyen Cumhurbaşkanı Erdoğan, şunları aktardı: “Ama ben inanmıştım. Milletime inandığım için de milletimi meydanlara, havalimanlarına davet etmiştim. Fakat Rodos adasına giderek değil, farklı yerlere giderek değil. ‘Sizin içinizde olacağım, ben de geliyorum’ demiştim. Ve elhamdülillah İstanbul Havalimanı’na indiğimizde apronun önüne, havalimanının önüne on binlerce insanın nasıl yığıldığını, üç saat içinde nasıl toplandığını görmüştüm. Bu millet büyük bir millet, bu millet elhamdülillah imanı hakikaten güçlü bir millet. Örneğini görmüyorum ve darbeler tarihi bu milleti farklı yazacak, farklı anlatacak. Çünkü böyle silahlar, F16’lar, F4’ler, tanklar yürüyecek, elinde bayrağıyla ona karşı duracak, başka yerde yok böyle bir millet.”

FETÖ’nün PKK terör örgütü ile özdeşleştirilemeyeceğini, milletin vergileriyle alınan F16’larla, F4’lerle, tanklarla, toplarla, helikopterlerle milletine kurşun ve bomba yağdıran FETÖ’nün daha tehlikeli olduğunu kaydeden Cumhurbaşkanı Erdoğan, Fethullahçı terör örgütünün, PYD ve PKK ile beraber olduklarına geçmiş seçim dönemlerinde şahit olduklarını söyledi ve “Sırtlarını bize dönerek onların seçim karargâhlarında onlarla beraber olduklarını zaten görüyorduk, biliyorduk, tanıyoruz bunları. Nerede, kiminle, nasıl hareket edecekleri belliydi. Çok yüzlüydüler” eleştirilerine yer verdi.

“PENSİLVANYA’DAKİ ŞARLATANA KULAK VERMEYE DEVAM EDENLER, BAŞINA GELECEKLERİ KABUL ETMİŞ SAYILACAK”

Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Bu yapının mensuplarının 17-25 Aralık’ta yaşanan hukuk ve emniyet skandallarına, aradan geçen zaman içinde ortaya dökülen haksızlıklara, adaletsizliklere, şantajlara, binbir çeşit rezalete, 15 Temmuz’da şahit oldukları vahşete rağmen orada kalmaya devam etmelerinin artık hiçbir izahı, hiçbir mazereti kalmamıştır” açıklamasını yaptı ve bu saatten sonra, Pensilvanya’daki terörist başının hezeyanlarına kulak vermeye devam eden herkesin, başına gelecekleri peşinen kabul etmiş sayılacağını dile getirdi.

Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Tabii, bu yapının en önemli özelliği ‘tedbir’ ve ‘takiyye’ adı altında ikiyüzlülüğü, yalanı, riyayı, sürekli maskeyle dolaşmayı, ruhsuzluğu mensuplarının karakteri haline dönüştürmüş olmasıdır. Af edersiniz, yüzlerine tükürseniz “yağmur yağdı” diyen, en kutsallarına dahi sövseniz sukut eden, kendi aile mahremiyetlerine dahi saygısı olmayan bu insanların sapkın davaları dinleri haline dönüşmüştür” şeklinde konuştu.

“BUNDAN SONRASI MÜCADELE VE HESAP SORMA DÖNEMİDİR”

Bir ihanet şebekesinin dini motifleri kullanıyor olmasının, onu aklayıp masum göstermeye yeterli olmayacağını vurgulayan Cumhurbaşkanı Erdoğan, sözlerini şöyle sürdürdü: “Dünyadaki tüm sapkınlar kendi inançlarında samimidir. Fetullahçı Terör Örgütü mensuplarının, bu yapıya bağlılıklarında samimi olmaları, kendilerine söylenen her şeyi sorgulamaksızın kabul etmeleri, onların haklılığını değil, itikadi olarak yanlış yolda olduklarını gösterir. Kur’an-ı Kerim’de onlarca defa aklımızı kullanmamız emrediliyor. ‘Hiç akletmez misiniz, düşünmez misiniz’ denerek bize emrediliyor. Aklını ve iradesini Allah’a değil, bir faniye, üstelik de Amerika’da yaşayan bir faniye ipotek eden kişi, dönüp kendini sorgulamıyorsa, artık onun için yapacak bir şey kalmamıştır. Mademki sevdiklerimizle haşrolunacağız, öyleyse, herkes kendi yolunda gitmekte serbesttir. Biz, ikaz görevimizi yıllardır yerine getirdik. ‘Tabanı ibadet, ortası ticaret, tavanı ihanet’ diye de bunu tanımladık, tarif ettik. Bundan sonra artık ‘tabanı ibadet’ derken bile çekinmeye başlıyorum, niye? Çünkü o görevi yerine getirmekte bile hala endişe edenler var. Niye? Çünkü aklını, vicdanını, her şeyini böyle bir şarlatana ipotek etmiş insandan kusura bakmasınlar, az önce söylediğim Rabbimizin ‘Akletmez misiniz, düşünmez misiniz’ hükmü gereğince artık orada da ben soru işaretiyle, şüpheyle bakıyorum. Bundan sonra her anlamda mücadele dönemidir. Her anlamda hesap sorma dönemidir.”

“MÜMİN BİR SOKULDUĞU DELİKTEN BİR DAHA SOKULMAZ”

Örgütün yapısının mayasında ikiyüzlülük olduğu için, pişman olduklarını söyleyenler konusunda ciddi tereddütlerinin de olduğunu ekleyen Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Gerçekten pişman mı oldular? İntikamcı bir düşünceyle söylemiyorum, gerçekten pişman mı oldular? Yoksa içinde bulundukları ihanet şebekesinin alametifarikası haline dönüşen riyakârlık içindeler mi, anlamakta zorlanıyoruz. Elbette aslolan beyandır diyeceğiz; ama hiç kusura bakmasınlar, bu tür kişilere karşı gardımızı da sonuna kadar indirmeyeceğiz. Çünkü mümin bir sokulduğu delikten bir daha sokulmaz” açıklamasında bulundu.

En büyük hırsızlığın, insanların dinini, inancını, ihlasını ve ümidi çalmak olduğunun altını çizerek, “Fetullahcı Terör Örgütü, tarihin en büyük hırsızlık şebekesi olarak, on binlerce insanın geçmişini ve geleceğini çalmıştır” tespitinde bulunan Cumhurbaşkanı Erdoğan, konuşmasında şu değerlendirmelere yer verdi: “Tarihte, bu tarz pek çok örgüt var olmuştur. İsmailiye mezhebinden çıkan ve Hasan Sabbah’ın kurucusu olduğu Haşhaşiler, ki bunu uzun yıllar hep ifade ettim, bunun en çarpıcı örneklerinden biridir. Haşhaşiler, tıpkı Fetullahçı Terör Örgütü mensuplarının büyük bölümü gibi, iyi eğitimli, kariyer sahibi, uzun yıllar kendilerini gizlemeyi bilen, liderlerine mutlak itaati esas alan kişilerden oluşuyordu. Haşhaşiler böyleydi. Bu durum, aynı kişilerin, zamanı geldiğinde, liderlerinden emir aldıklarında, birer suikastçiye, birer katile, birer canlı bombaya dönüşmesine engel değildi. Şimdi birileri, FETÖ mensupları için de benzer şeyler söylüyorlar. Evet, bunların faili meçhul infazları var, bakın bunların hepsi çıkıyor ortaya. Vatandaşına F16’larla bomba yağdıran, F4’lerle bomba yağdıranlardan, bir insanın ölümünden tüm insanlığın ölümü murat edildiğine göre bizim inancımızda, başka bir şey beklenebilir mi?”

“HATALARIMIZI DÜZELTECEK BİR SÜRECİ HEP BİRLİKTE BAŞLATMALIYIZ”

“Bu yapının kan kokan, kin kokan, nefret kokan, vahşet kokan yüzünü görmezden gelip hala eğitim-öğretim diyenin, yardım diyenin, okul diyenin, hizmet diyenin ya idraki çalışmıyor, gözü görmüyordur ya da kalben bunların safındadır” diyen Cumhurbaşkanı Erdoğan, konuşmasında 17-25 Aralık sonrasında, pek çok FETÖ mensupları tarafından da sıkça kullanılan ‘gayretullaha dokunmak’ ifadesine ilişkin de değerlendirmelerde bulundu. 17-25 Aralık sonrasında kendisine gelenlerin de sıkça bunu söylediğini aktaran Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Asıl 15 Temmuz’da 238 masumu katleden, 2197 masumu yaralayan bu katillere hala masumiyet atfetmek gayretullaha dokunur. Asıl bunca insanın zihnini ve kalbini karartmak, bunca insanı mankurtlaştırmak gayretullaha dokunur. Zalime merhamet etmek, mazluma zulümdür; bunu böyle bilmek durumundayız” diye ekledi.

Cumhurbaşkanı Erdoğan, Türkiye’nin yaşadığı bu tecrübeden yola çıkarak her alanda olduğu gibi dini hayat, dini müesseseler konusunda da kendini sorgulamaya, kendine çekidüzen vermeye ihtiyacı olduğuna dikkat çekti ve konuşmasına şöyle devam etti: “Öyleyse bu musibet bizim için bir fırsat olmuştur. 1400 yıllık birikimi en güzel şekilde değerlendirerek bünyemizi baştan sona kontrolden geçirecek, eksiklerimizi tamamlayacak, hatalarımızı düzeltecek bir süreci hep birlikte başlatmalıyız. Bunu şimdi yapmazsak, yarın benzer başka sapkınlıklarla uğraşmaya devam ederiz. 15 Temmuz gecesi o yükselen salaları duyunca, gözünü kırpmadan tankların, helikopterlerin, uçakların üzerine giden milletimize bunu borçluyuz. Bu millet ne şanlı bir millet. Ülkemizin maddi ve manevi tüm birimlerine sahip çıkarak, fitne ve fesat odağı haline dönüşme emaresi gösteren dini, etnik, ideolojik her türlü tehdide karşı tevhit ve vahdet sancağı altında birleşmek mecburiyetindeyiz, bunu başarmamız lazım.”

“BATI, BU SÜREÇ İÇERİSİNDE DARBECİLERİN YANINDA YER ALDI”

Cumhurbaşkanı Erdoğan, Batı’nın bu süreç içerisinde, darbeye karşı koyan bu ülkenin yönetiminin yanında değil, darbecilerin yanında yer aldığını hatırlatarak, bugün hayatta olmayan bir büyüğünün kendisine, “’Onların uçakları, tankları, topları varsa be kuzum, bizim de Allah’ımız var’ dediğini aktardı ve ekledi: “Evet, bizim de Allah’ımız var. Şüphesiz ki bizim de tankımız-topumuz var. Silahlı Kuvvetleri’mizin içerisinde bu alçaklar olduğu gibi bunların karşısında dimdik duran, haysiyetli, vatansever, milliyetperver komutanlarımız, subaylarımız, askerimiz de var; bunun da böyle bilinmesini özellikle istiyorum. Onlar da zaten bu mücadelede onlara karşı koymanın en güzel sınavını verdiler.”

Konuşmasının sonunda, şûrada emeği geçenlere teşekkür ederek, şûranın; tüm bu meselelerin konuşulup üzerinde düşünüleceği ve müzakere edileceği bir platform olacağına inandığını söyleyen Cumhurbaşkanı Erdoğan, şehitlere Allah’tan rahmet, ailelerine sabır, gazilere şifa temennisinde bulundu.

Tüm Haberler